Hz. Peygamber (s.a.s.), hanımlarının yetişmesine gayret eder, hepsinin
beraber olduğu akşam toplantılarında eğitici sohbetler yaparlardı. Ve
Rasûlullah'ın (s.a.s.)refakatinde bilgilenen hanımlar, bilgi ve
tecrübelerini diğer kadınlara (hatta Hz. Peygamber'in
(s.a.s.)vefatından sonra, kadın-erkek herkese) aktarmaya hazır hale
gelirlerdi. Hz. Peygamber'in (s.a.s.)ev halkı, şehir dahilinde ve
haricindeki kadınları kabul eder, itikadi konularla ilgili Hz.
Peygamber'in (s.a.s.)talimini onlara bildirerek, din eğitimindeki
rollerini yerine getirirlerdi.
Rasûlullah (s.a.s.), ailede gördüğü veya işittiği menfi durumlara her
seferinde müdahale ederdi. Bir seferinde Hz. Âişe, kız kardeşi Esmâ
ile otururken, Rasûlullah (s.a.s.) içeri girer. Esma'nın üzerinde
geniş kollu (yukarı sıyrılıp açılabilen) veya şeffaf sayılabilecek çok
ince bir elbise mevcuttur. Rasûlullah (s.a.s.), Esmâ'yı görür görmez
derhal çıkar. Hz. Âişe, Esmâ'ya: "uzaklaş, Rasûlullah (s.a.s.) sende
hoşlanmadığı bir şey gördü" der. Esma çıkar. Rasûlullah (s.a.s.)
tekrar gelince Hz. Âişe niçin çıktığını sorar. Hz. Peygamber (s.a.s.)
"görmüyor musun durumu, müslüman bir kadının şu kadarı görülebilir"
der ve elleri ile yenlerini tutup, parmaklara kadar kısmını örter,
sonra da elleri ile şakaklarını örter. Sadece yüzünü açık bırakır."
Dikkati çekmesi gereken husus, hoşlanmadığı bu manzara karşısında
bağırıp çağırmamış, öfkelenmemiş, bunu eğitim fırsatı olarak
değerlendirmiştir.
Rasûlullah'ın (s.a.s.) âilesinde çocukların talimi mühim meselelerden
biridir. Doğumla birlikte çocuğun kulaklarına ezanın okunması, talim
işinin ne kadar erken ele alınması gerektiğini sembolize eder. Fiilen
tâlime konuşma yaşında ve Kur'an'ı Kerim'den âyetler ezberletilerek
başlandığını şu rivâyetler haber vermektedir: İbn Şuayb der ki,
"Abdulmuttalib oğullarından bir çocuk konuşmaya başlayınca Hz.
Peygamber (s.a.s.)" el hamdülillahi'llezî lem yettehiz veleden ve lem
yekun lehû şerîkün fi'l mülki" âyetini yedi sefer okutarak tâlim
ederdi.
İlk öğretilecek şeyin Lailahe illallah olmasını da emreden Hz.
Peygamber (s.a.s.), akıl ve muhakemeye müteallik talimin temyiz
yaşından itibaren sistematize edilmesini irşat buyurur. Bundan dolayı
yedi yaşında çocuk namaza alıştırılır, on yaşından itibaren düzenli
kılması beklenir. Aile bu noktada öyle hassas olmalıdır ki, çocuğu
dövmeye mahal kalmayacak şekilde, on yaşına gelinceye dek namaz
eğitimini tamamlamış olmalıdır. Ayrıca çocuğa yazı, yüzme, ata binme
gibi diğer bilgilerin öğretilmesi de Hz. Peygamber'in (s.a.s.)emirleri
arasındadır.
Terbiyesinde olan çocuklara karşı davranışlarını, sevgi ve müsamaha
üzerine bina etmiştir. Hatalarını tashihte de aynı yolda devam etmiş,
azar, tenkit, tahkir, surat ekşitme gibi yollara baş vurmamıştır. Hz.
Enes on yıl boyunca Hz. Peygamber'e (s.a.s.)hizmet ettiğini, hataları,
yanlışları olduğunda bile hiç azar işitmediğini, bir kere olsun "of
be" demediğini, "niçin böyle yaptın, şöyle yapsaydın" şeklinde
eleştirmediğini rivâyeteder.
Abdullah İbn Amir anlatıyor: "Bir gün, Rasûlullah (s.a.s.), evimizde
otururken, annem beni çağırdı ve:"Hele bir gel sana ne vereceğim!"
dedi. Aleyhissalâtu vesselâm anneme: "Çocuğa ne vermek istemiştin?"
diye sordu. "Ona bir hurma vermek istemiştim" deyince, Aleyhissalâtu
vesselâm: "Dikkat et! Eğer ona bir şey vermeyecek olursan üzerine bir
yalan yazılacak!" buyurdular."
Bu hadisin çocuk terbiyesiyle sıkı alâkası vardır. Efendimiz,
terbiyede hiçbir surette yalana yer verilmemesini irşat
buyurmaktadır. Bilhassa ağlayan çocuklara bazen yapılmayacak veya
verilmeyecek şey vaat edilir, yahut da olmayacak şeyle korkutulur.
Bunların hepsi neticede "yalan" olmakta birleşir. Rasûlullah (s.a.s.),
bütün bunların haram olduğunu, çocuk terbiyesinde hiçbir surette
yalana yer verilmemesi gerektiğini ifade buyurmaktadır. Hadis,
çocuğun, böyle basit durumda bile yalandan uzak tutulmasını
vurguladığına göre, ciddi durumlarda yalana yer vermenin nasıl büyük
bir hata ve yanlış olduğunu ifadede beliğ bir örnektir.
Hz. Peygamber (s.a.s.), çocukların cemiyet şartları içerisinde
yetişmesine dikkat ederek, aile dışı temaslara imkânvermiştir.
Çocukların bir kısım hizmetlere koşulması, bayram, düğün, ziyafet,
mescidin cemaati gibi içtimai tezahürlere iştirak ettirilmeleri,
çocukların aile dışı kimselerle karşılaşmasına imkânvermekte, böylece
içtimaileşmeleri gerçekleştirilmektedir. Bunların sünnette örneği
çoktur.