Dünya, İnsan ve Yaşanılan Ruhsal & Fiziksel Süreç

6 views
Skip to first unread message

sirius

unread,
Nov 25, 2010, 6:06:28 AM11/25/10
to Enerji Kardeşliği
Dünya, İnsan ve Yaşanılan Ruhsal & Fiziksel Süreç

Her şey küçük bir atomla başlar aslında. Atomlar birleşir, molekülleri
oluştur, moleküller kompleks bileşikleri, bileşikler küçük
organalleri, organeller hücreleri, hücreler organları organlar
insanları... Bazen de bu kompleks bileşikler inorganik oluşumları
meydana getirir. Öyle ya da böyle her şeyi atomlar oluşturur, atomlar
başlatır çeşitliliği -ki bu yüzden her şey canlıdır. Lakin bunu
hepimiz bilsek de, pek fazla dikkatimizi çekmez günlük hayatta. Belki
de çekmemelidir. Sorun o değil... Sorun bu denli yoğun bir gelişimi ve
bu denli günlük hayattaki basit felsefeleri göremeyişimiz ve fark
edemeyişimiz ve bunu fark edememenin verdiği, karmaşık düşünceler ve
sistemledir.

Birlik bilincinden, sevgiden, saygıdan, muhteşemlikten, öteden,
kuantum sıçramalarından, çekim yasalarından, bilinç-bilinçaltı
çalışmalarından ve envai çeşit çalışmalar ve felsefelerden mutlaka
birkaç tanesine denk gelmişsinizdir. Bu çeşitlilik belki sizi
heyecanlandırmış, belki saçmalık olarak gelmiş belki de "Yine klasik
şeyler!" diye düşündürmüş olabilir. En nihayetinde dünyanın bu
"farklı" (ki farklılık da görecelidir) sürecinde hepimize denk
gelmiştir. Peki bu kavramlar, bu sözcükler ne denli içselleşmiştir
veya ne denli zihnimizde yer etmiştir?

Kuantum sıçrama derken neyin sıçradığından haberdar mıyız veya
koşulsuz sevgideki "koşulsuz" kelimesi de nedir öyle... Peki ya öte
dünyalar, tuhaf felsefeler, birlik bilincinden kasıt? Bunlar üzerinden
elde edilen rantlar ve ya bunlar uğruna parasız ve cefa dolu çekilen
hayatlar... Bu sorunlar neyin göstergesi? Tam bir kaos gibi gözükür
birçoğunun gözüne...

Maalesef, birçoğumuz bunları içselleştiremedik... Bu acı bir itiraftır
aslında. Burada kimseyi yargılamamakla beraber (çünkü yargı toplumun
en büyük sorunudur) birçoğumuz birlik bilinci felsefesini sadece
"biliriz". Bilmesek bunu deneyimlesek, gerçekten o birliği tatsak, şu
an hala düşünceler içerisinde boğuşuyor olmazdık. Bunları
içselleştirebilseydik, başkalarına kanıtlamaya çalışmazdık. Çünkü
başkasına bir şeyi kanıtlama çabası aslında kendine kanıtlama
çabasından başka bir şey değildir. Eğer bunları içselleştirebilseydik,
bunları pazarlayıp rant yapmazdık. Peki, içselleştirmememizin sebebi
nedir?

Spiritüalizm ve diğer tüm felsefeler hepimizin bildiği üzere kişinin
kendini bilmesini ve tekâmülünü amaç edinir. İşte bu tekâmül
yolculuğu, bu kavramların içselleşmesinin yolculuğudur aslında.
Kısacası deneyim olmadan, kitap üzerinden okunan şeyler içselleşmiş
anlamına gelmemektedir. Bu yüzden bazı kavramlar ağza pelesenk olmuş
ve içleri boşalmıştır. Bunu içselleştirme süreci ise "kendini bilme"
sürecindeki; görünmeyenlerin ötesinden, derinlikten, karanlıktan,
aydınlıktan, bilinmezlikten, delirmekten, bilgelikten geçer. Yani
hayatınızın bir döneminde bile delirdiğinizi düşünmediyseniz, bazı
kavramlarınız içselleşmemiştir. Ya da karanlıkta olduğunuzu
hissetmediyseniz, derin buhranlar geçirmediyseniz veyahut aydınlıktan
gözleriniz kamaşmadıysa, bu bilgiler içselleşememiştir. Haliyle bu
içselleştirme sürecinde birçok yoldan, yönden geçeriz ve inanın bu
yolların tam olarak kuralları yoktur. Bazı belli kalıplar gözükür ve
bunlar bize kılavuz olur ama kimse belli kesin kurallardan bahsedemez.
Madem kuralsızlıktan ve özgürlükten bahsediyoruz, neden bu denli
kısıtlamaları görüyoruz diye düşünebiliriz. Niye illaki sevmemiz
gerekiyor, niye illaki olumluya odaklanmamız gerekiyor, niye illa hep
ama hep ulaşılamayacak idealara bel bağlamamız gerekiyor veya niye bu
denli tuhaf çalışmalar mevcut... İşte bu düşünceler ve haklı sorular, bu
özgürlük ve "kuralsızlık kuralı" ile paradoks oluşturur. Kaldı ki,
kuralsızlığın bir kural olması da ayrı paradokstur. Aslında yol çok
basittir, spiritüalizm, felsefeler ve tekâmülün yolu çok basittir.
İşte işin derin kısmı da bu basitlikte yatar. Biz karmaşık şeylerin
derin olduğunu sanırız, ama derin olan basit şeylerdir.

Üçgen, kare, dörtgen gibi geometrik şekiller çok basittir ama aynı
zamanda evrensel düzlemin sembolik temellerini oluşturur ve bu
basitliğin derinliği akılları zorlar. Ya da "Kendini bil!" Kelimesi
çok basittir ama bu basit kelime altındaki derinlik ve deneyim
anlatılamaz. O yüzdendir ki, bilgelik basitlikte ve yalınlıkta yatar.

Madem yalınlık önemli, öyleyse bu ruhsal âlemdeki kirlilik neden diye
düşünebiliriz. Niye bazı sistemler yozlaşıyor, niye rantlar yapılıyor
niye bin bir türlü enerjiler-çalışmalar çıkıyor? Bir diğer düşünce ise
şu olacaktır; madem bu denli tekamülde artış var, bu denli enerjiler
yükseliyor, bu denli muhteşem enerjiler ve yöntemler çıkıyor, neden
açlık, savaşlar, gerginlikler ve kaos artıyor? Neden işsizlik artıyor,
neden dinler kullanılıyor, neden insanlar bunalıma sürükleniyor, bu
isyanlar neden?

Ben, bu nedenlere ve olanlara olumlu bir gözle bakacağım. Bu zıtlıklar
aslında bütünlüğü oluşturmaktadır. Şifa ile ilgilenenler veya
hastalıkları gözlemleyenler bilir. Bir hastalığın tam olarak
iyileşebilmesi için o hastalığın derinine inmek ve öncelikle o
derindeki kökü, sebebi su üstüne çıkarmak gerekir. Derindeki hastalık
su üstüne çıkmadan, onu iyileştirmek imkânsızdır. En basit örnek
olarak, sürekli baş ağrınızın var olduğunu varsayalım. Eğer siz baş
ağrınızın sebebine inmezseniz ve o sebebi su üstüne çıkartıp
iyileştirmezseniz, sadece ağrı kesicilerle baş ağrısını geçici olarak
durdurursunuz. İşte bunca zamandır Dünya'nın baş ağrısının ağrı
kesicilerle dindirildiğine inanıyorum. Şimdi, tüm ağrı kesiciler geri
çekildi ve hastalık su üstüne çıktı. Dünyanın ve insanlığın
derinindeki tüm "travmalar" ve "kavramlar" (milliyetçilik akımları,
hırslar, ego, savaşlar, ekonomik krizler, gizli oluşumların
kendilerini ortaya çıkarması, cinsel yönelimlerin bu denli basına ve
halka yansıması, açlık, fakirlik, sömürgecilik, gizli bilimler,
ezoterizm, spritüel kavramlar ve çalışmalar) şimdi su üstüne
çıkmaktadır. Haliyle bu zamanda, derinde yürütülen çalışmalar ve
travmaların su üstüne çıkması bir kaos görünümü yaratmaktadır.

Halbuki kaos yoktur. Var olan sadece bu derindeki bilincin ortaya
çıkması ve bunun kaos gibi gözükmesidir. Aslında bu süreç,
şifalanmanın, iyileşmenin, düzenin ve nihai hoşgörünün ayak
sesleridir. Öyleyse artık Dünyadaki bu hızlı sürece isyan etmek
yerine, fark edip çözüm aramak durumundayız. Madem milliyetçilik
akımları bu denli gözümüze sokuluyor ve ortaya çıkıyor, bunları
kahretmek, lanetlemek yerine farkına varıp (çünkü siz farkına varsanız
da varmasınız da bu hep vardı) bunun çözümünü aramak gerekiyor. Madem
bu denli bir sürü spiritüel yol ve enerji ortaya çıktı ve bunlar nefsi
amaçlar için kullanılıyor, öyleyse bunları toptan reddetmek yerine
nefsi amaçlar için kullanılmalarını engelleyip, işimize yarayacak
sistemleri ayıklamamız gerekiyor. Kısacası var olan sürece isyan etmek
ve lanetlemek yerine, gerekli şifanın sağlanması için çözüm bulmak
zorundayız. Artık koltuklarımızda oturup, haberlere anlamsız yorumlar
yapmak veya internet başında "Boş işler bunlar ya!" demek yerine
harekete geçip bir şeyleri değiştirmemiz gerekiyor.

Bu değişimi de, önce kişisel hayatımızda yapmamız ve kendi bilincimizi
çöplük yapmak yerine disiplinli bir kütüphaneye dönüştürmemiz
gerekiyor. Biz değiştiğimizde, çevremizdekiler de değişmeye başlayacak
ve kaos gibi gözüken bu karmaşık süreçte aslında var olan muhteşem
düzeni ortaya çıkarabileceğimize inanıyorum. Benimkisi belki umut ama
Liesherak'ın dediği gibi "Umut olmadan, umut edilen ele geçirilemez!"

Efe Elmas
http://www.indigodergisi.com/60/e-elmas.htm
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages