Bazi yaralarin acisi da izi de gecer. Bazilarinin ise acisi gecer izi kalir. Hem acisi hem izi kalan yara var midir?
İlk ikisini tecrube ettimse de üçüncü tür yarayi bilmiyorum, dilerim hic bilmem. Hocam der ki bazi seyleri hakkalyakin bilmesek de olur.
Cehennem gibi seyleri ilmelyakin bilmek yeterlidir.
Bazıları iyi niyetle kalırlar, bazıları iyi niyetle giderler, mesele gitmek ya da kalmakta değildir, mesele iyi niyettir.
İnsan Onun huzuruna sadece kalb-i selimle çıkabilir. Yanlış bile yapsanız, sevgiyle, merhametle, iyi niyetle yaptıysanız kalbiniz selimdir.
Şahidim ki, Allah cömerttir, aldığının mutlaka daha iyisini verir, açtığı yaraya hikmet tohumu yerleştirir. Hikmet yeşerir şifa içindedir.
Ben kaybettiğim, kaybettiğimi sandığım, ama gayb olan herşeyin "ileyhi raciun" sırrı ile bana geri döndürüleceğini biliyorum.
Allah hiç birşeyi boşuna sevdirmez, hiçbirşeyi boşuna istetmez. Özlediğiniz herşey Onun kudret elinde duruyor, hıfzında sizi bekliyor.
Özlediğiniz her şey Ondandır. Yetmez, özlediğiniz her şey aslında Odur.
Çünkü kalp "Ondan" derkenki "dan" kadar ayrılığa bile razı değildir. Kalp Ondan olanı ister ama yetmez Onu da ister.
Allah güzeldir, güzeli sever, tecellileri de güzeldir. Ondan gelen her şey güzeldir. Güzelin ayinesi de güzeldir. İnsan güzeldir.
Güzelliğe mukabele aşktan başka ne ola!
------
Bir milletin tüm fertlerinin say-ü gayretiyle meydana gelmiş bir durumu, başarıyı bir tek ferde mal etmek, o ferd veli de olsa zulümdür.
Başarının sebebi Allahtır ancak vesilesi insanlardır, o da bir kişi değil o işe el ve omuz veren dua ve amin diyen herkestir vesile.
Sebeple vesile arasında ise bir medeniyetle bir başka medeniyet arası kadar fark vardır.
Allah cömerttir, yapar eder, verir, sonra kendi Batın olur bizi Zahir kılar, biz yapmış gibi görünürüz.
Oysa Zahir de Batın da Odur. Biz de bir işi yapınca Batına saklanır ve Zahir'i Allah'a bırakırsak(ki buna takva denir) bize ödül verir.
Kendi yapar, bize orda bulunduk, göründük diye ödül verir, böyle cömertlik Hak'tan gayrı hiç bir halkta görülmüş şey değildir.
Bir gün Efendimiz Allahtan bahs ettiğinde, bir sahabe efendimiz kalkıp şöyle demişler, "BÖYLE RABBE KULLUK EDİLMEZ DE NE YAPILIR?" amenna.
Ya Rabbi "Seni çok seviyorum" desem Vedud sensin, seven de sensin, benim kendime ait bir sevgim bile yok ki sana vereyim.
Bendeki senin ışığının aynaya yansıyıp sana geri dönmesinden ibarettir.
Aynada sevgi dahil hiçbirşey yoktur. Kulluk ise "hiçbirşeyim yok" diye idrakle demekten başka birşey değildir.
Sevdiklerimin hiç birini unutmadım. Benden onları seven Senken ve ben onları Senin birer vechin diye severken, Hafiz Senken nasıl unuturum?
Ben kendimi de sevdiklerimi de Sen'in Mümin ismine emin bir biçimde teslim ettim. Çünkü ne ben ne onlar senden ayrı gayrı değiliz.
Sen Nurunla beni ve onları sar, bizi Nur kıl, nur nura karışırsa, ne azalır, ne çoğalır, nur tektir, hep tek kalır.
Tüm kavuşma/visal arzularının ardında bu tek olma gizlidir. En Nur meded!
Ey Güzeller güzeli vallahi melekler sorduğunda "Allah size ne indirdi? Güzeli diyeceğim, sadece güzeli"
Herkes ayan-ı sabitesinde ne varsa oraya doğru süluk eder, dilerim yolum da sonu da güzele varır. Refik Allah tarik Allah.
------
Suyu şaraba çeviren bir sır vardır. İsevi metinlerde çok geçer. Bu aslında bilgiyi aşka çeviren sırrın ta kendisidir.
Arabi der ki su şeriatın bilgisidir, şarap tarikatın zevki bilgisidir, süt nebevi bilgidir, bal ise vahyin bilgisidir.
Tarikatın bilgisi olan şarap sarhoşluk vermez ama aşk verir.Aşk insanı tüm duyularını açacak her şeyi hassasiyetle hissedecek hale getirir.
Tarikatın bilinen anlamda olması şart değildir, ancak hakikat sevdalısının kendine metot bildiği meşru her yol, yolda iken tarikattır.
Yeter ki niyeti halis, yolu sünnete uygun olsun. Süt şarabın verdiği sarhoşluğu vermez, ama onun gibi bünyeyi sarsmaz da. Şefkatlidir süt.
Şefkatin bilgisini verir sünnet, şefkatli kılar insanı. Doyurur, alemdeki tüm açlığa karşı da doyurma şevki verir. Sünnet seni halife kılar.
Bal vahyin bilgisidir. En güzeli onu bir parça da olsa bir çanak sütün içine katıp içmektir.
Onu bulan "Ballar balını buldum kovanım yağma olsun" der. Varlığından, benliğinden vazgeçer.
Büyükler bizde varlık/benlik iddiası oldukça elimizde mushaf olsa da Kurana muhatap olamayacağımızı söylerler.
-----
Allahın öyle kulları vardır ki onların sizi sevmesi sizinle ilgilenmesi cennete davet edilmekle eşdeğerdir. Hatta belki daha fazla...
Çünkü Konevinin dediği gibi insanı kamil cennete sığmaz.
Onlar Allahtan gelen sevgiyi ilgiyi şefkati hikmeti bozmadan yansıtan birer ayna olduğundan sizi sevdiklerinde Onun sevgisini hissedersiniz.
Size yaklaşmaları gerektiği kadar yaklaşırlar, uzak durmaları gerektiği kadar uzak dururlar, sizden korkmazlar ve sizi korkutmazlar.
Bilirler aynada tam görüntü için yeterli uzaklık-yakınlık gerek, bilirler aynaya dikkatli bakmak için aynanın tam karşınızda olması,
size tam bakması gerek, bu yüzden size tüm alemmişsiniz gibi yönelirler, sizi korkutmazlar, çünkü korkan bakamaz, bakmayan göremez.
Allah'ın ne güzel kulları vardır. Allah'ın ne güzel vecihleri vardır, Allah ne güzeldir.
Eserin kemali müessirin kemaline, o da Saniin kemaline delildir. Peki eseri kusurlu görüyorsan ne demiş olursun? Sani kusurlu iş yapmıştır.
İnsanı, dünyayı, varlığı, kusurlu görüyorsan, itiraf etsen de etmesen de Sani'i kusurlu görüyorsun demektir. Dikkat, kusur nazarındadır!
Bazen minicik bir beyaz kaç kılı gelir onu hilal sanırsın, bazen bir minik beyaz leke göze gelir, dağı göremezsin.
Kusur vücudi değildir vehmidir.
-----
İnsan birdir ama çoktur. Biz namazda sadece tüm müminler için "İyyakenabudu" demeyiz(nun=biz) bizdeki çok için de deriz.
Çünkü içimizdeki çokluğu birleme talimidir aynı zamanda namaz. İçindeki çokluğu birleyemeyen cemaatte bir birlik kuramaz.
Onun huzuruna toparlanıp çıkmak lazım, peki ama bizim toparlanmaya gücümüz yeter mi? Hayır. Onun huzuruna "beni topla" diye çıkmak lazım.
Güzel şeyler oluyor hayatımda, hayatım, koca hayat nehrinden bir avuç su, güzel şeyler oluyor hayatta, güzel şeyler...
Mesela bir çift güzel göz sıcacık bakıyor, biri sizi "çok özledim kardeşim" diyerek sımsıkı sarıyor, biri derdinizi umursuyor merhem oluyor.
Bir bakıyorsunuz, rahmet, cömertlik, hikmet, sevgi, kerem, evet evet, en çok da kerem tecelli ediyor. Kerem burcunda yaşıyorum bu demler.
Füsus'ta ikramlar, keremin bilgisi Şit peygambere ait olarak anlatılır, o her ismin nasıl ikram ettiğini bilir, her isme keremden bakarmış.
Muhammedi veli hariç herkes keremin bilgisini Şit peygamberin şahsı manevisinden öğrenirmiş, Şit(as) keremin vesilesi, el Kerim ise sebebi
Füsus peygamberleri hikmetlerin kaşları diye anlatır, hikmet bir mücevherdir, kaş ise o mücevheri tutan yüzüğün yuvası.
Hikmetler isimlerdir, Peygamberler ise onların içinde durduğu kendilerinde göründüğü yuvalar.
Şit peygamber keremin yuvasıdır.
Şit Adem'in ilk peygamber oğludur. Asıldan ayrılan ilk ferdir, Filizlenen ilk tohumdur. İlk olanın keremle görünmesi ne ilginç bir iştir.
Bazı insanlar yıllar geçse de aynı çözümsüzlüklerin dertlerin aynı kavramların isimlerin etrafında dönmekten bıkmıyorlar.
Oysa seyr-i süluk denen şey bir yerde çakılı kalarak olmuyor, bu bir esma-i ilahi bile olsa böyle. İsimden isme yürümek gerek.
O zaman sizi sıkan daraltan şeyin varoluş amacınızı eksik bırakmak, yürümeniz gereken yerde durmak, merdivende oturmak olduğunu anlarsınız.
Anlamayana bulunduğu noktayı, sıkıntıyı,sabit sanana, yapacak şey, biraz anlatıp sonra sırtını sıvazlayıp kendi yolunuza devam etmek.
Ben bir vakitler böyle biriyle çok uğraştım, şimdi anlıyorum ki o da benim onu tenkid ettiğim gibi benim takılıp kaldığım bir isimmiş.
Sıratta kancalar vardır der Arabi, kancalar her surette olabilir, severek, kızarak her şekilde takılıp kalmayın o kancalara, dikkat!
Birini kancasından kurtarma çabası güzeldir, ancak o kancasından ayrılmak istemiyorsa yapacak birşey yok, yürümeye devam.
Mona Islam