İnsan daima fakirdir dolayısıyla insan daima ya aşıktır, ya yeistedir.

24 views
Skip to first unread message

Kalemi Nur

unread,
Feb 27, 2012, 12:01:16 PM2/27/12
to
Her ismin bir yatay bir de dikey boyutu vardır. Her ismin bir teşbihi bir de tenzihi boyutu. Her isim bir Hakk'ın zatına bir halka bakar.
Ne büsbütün teşbihe gömülmek, ne de salt tenzihle gitmek Muhammedi yol değildir. Biz her ismi namaz ve zekat gibi iki boyutlu yaşarız.

Mesela Allah'a Adl ismiyle yönelip, zikretmek, sena etmek, tesbih etmek ama halka adaletle davranmamak düşünülemez.
Mesela Allah'a dönüp merhamet istemek ama mahlukata merhamet etmemek olmaz.
Mesela Allah'ı seviyorum deyip mahlukatı sevmemek düşünülemez.

Ama birileri terk deyince, bunu halkı terk, onlardaki tecelliyi terk, onlardan yüz çevirmek olarak anlıyor.

Ayet bize "Şayet senden yüz çevirirlerse Allah bana yeter de" diyor. "Sen insanlardan yüz çevir" demiyor.
Allah ismine zat da tecelliler de dahildir. Zata yöneleceğim diye tecellilerden yüz çevirmek Allah ne demek anlamamaktır.
Kulluk Allah'a yapılır. Zatıyla isimleriyle tecellileriyle, hiçbiri Allah ismi camisinin dışında değildir.

İnsanların çeşitli durumlarda yokluk hissetmesine şaşanlar bu yokluğu mutlak yokluk sandıkları için hayretteler.
Oysa mutlak yokluk yoktur, yok birşey de insanda bir hisse sebep olmaz, ancak insandaki yokluk hissi aslında bir yoksunluk hissidir.
Eskiler ona fakr derlerdi. Biz her bir ismin tecellisinden ne kadar mahrum isek o kadar fakr hissederiz.

Bir ismin tecellisini bulduk ve yitirdikse daha çok yoksunluk(fakr)hissederiz. Dilden de yoksun olunca insanlar buna yokluk diyorlar.


Aslında bir dil düzeltmesi, yokluk(yoksunluk,fakr)hisseden insanı anlamak için yeterlidir.


Yeterlidir çünkü insanın en iyi bildiği, ona en tanıdık duygu fakr duygusudur.

İnsanların aşkla şevkle birşeye yönelmesi(hakikatinde esmaya) o fakrın giderileceği umudundandır.

Konevi der ki aşk fakrdan doğar.

İnsanın fakrının giderileceğine dair umudunu yitirmesi ise bir içe çöküş, bir yeis, bir yoksunluk daha doğurur, reca yoksunluğu.

İnsan daima fakirdir dolayısıyla insan daima ya aşıktır, ya yeistedir.

Aşkı, meyl, muhabbet, şevk, aşk, cezbe vb tüm karşılıklarıyla birlikte düşünmek gerek, fakrın dozuna göre aşkın dozu ayarlanır.

Kendini müstağni görende aşk ne gezer.

Oysa gına Allahın fakr insanın vasfıdır. Onun gınasına erişmek için bir dua, bir yakarış, bir yola düşüştür aşk.

Ne diyordu Nuh: "Rabbi inni mağlubun fentasir" Bu fakrın çağrısıdır. O gelmezse insan hep mağlubdur.

Duanın ilk kısmı "İnni mağlubun" fakra, "fentasir" ise aşka bakar. Aradaki f harfi aşkın fakrı hemen izlediğini gösterir.

O yardımını, aşka mukabelesini, tecellileriyle gösterir.


Tecelli varsa, mukabele vardır, tecelli varsa O gelmiştir.

-----------

Yoksunluk hissine deva zikirdir. İnsan bir ismin tecellisinden mahrum da olsa, onu zikrettikçe çağırır, zikrettikçe umutlanır, bulur da...
Zira zikriniz neyse fikriniz de algıda seçiciliğiniz de o yönde gelişir, aslında o ismin tecellisi vardır da önceden siz görememiştiniz,
bu sebeple kendinizi yoksun sanmıştınız, yokluk hissetmiştiniz, şimdi zikir sizin fikrinizi nazarınızı değiştirdi, artık görebilirsiniz.

Hatta daha çok zikrederseniz belki bir gün görmekle de kalmayıp o isim olursunuz. Hakkalyakin diye buna diyorlar.

İnsan daima yokluk hissi ve varlık hissi arasında salınır.Kendine bakınca fakrı ona yokluğu hissettirir, Ona bakınca aşkı varlığı...

Aşıkların adetidir, onlar sevgili varken var hissederler, yokken yok, bu ötekiyle var olmanın talimidir,Allahla var olduğunu bilsin diye

Bu yüzden bismillahsız iş ebterdir, hükmü yoktur, her iş Onunla vardır, Onsuz ne manası var, ne tadı, ne var...

Bende ne var ki? Onda ise herşey var. Bir b kadar uzağım varlığa, bir b kadar yakın.


Ben demesem b desem varım, b demeyip ben desem yokum.(Bismillahın bsinden söz ediyorum) Tüm amelimiz o b zaten. Gerisi Allah.

Aşık olmayana besmelesiz olmaz derseniz anlamak için uzun uzun düşünür, hayatında bir kez aşık olmuş olana aynını deseniz hemen anlar.

Aşk "Onsuz olmaz" talimidir çünkü...

Aşk seni zelil eder diyorlar, iyi ya, zelil olmak lazım zaten. Kendimizde izzetimiz mi var bizim?İzzet de Onsuz olmaz.

Aşka bir fonksiyon gibi bakın, size ne yaptığına, sizi bir sayı gibi alıp görüntünüzü nasıl değiştirdiğine, içinde çok marifet bulursunuz.

Aşka böyle marifet gözüyle bakanlar, yardan da yaradan da hoşuz demişler işte....

Ona bakmasını bilmeyenler kendi gözlerindeki abes nazarı aşka yamamışlar, abestir, saçmasapandır demişler.

Hep öyle yapmıyor mu nefis, ben göremiyorum yerine dünya perde, ben anlayamıyorum yerine o saçma, yanlış yerden bakıyorum yerine, o yamuk.

Görene var herşey, köre ne...

soru : Ama Şefkat makamı aşktan üstün değilmidir.Aşkta insan karşındakinden birşey beklerken,Şefkat makamında tersine hep vermek istiyor

Bir insan ikisini de üzerinde barındırabilir kanaatimce, aşk hakiki ise şefkati, şefkat hakiki ise aşkı doğurur zaten.

 Fakat takdir edersiniz ki ehli din şefkate değil aşka vurup duruyor, ben de dayak yiyeni müdafa ediyorum bir nevi...


Bir de şunu kaçırmamak lazım, Yakub peygamber Yusuf'un annesine (Liya) uğruna 7+7=14 yıl bedava çalışacak kadar aşıktı.

Kuşkusuz bu aşk, Yusuf'a dönünce şefkat oldu. Yani insan ya onu ya onu seçmek zorunda değil.

Biz mizacımız gereği kıssaların da kendimize dönük tarafını alıyoruz. Şüphesiz isimlerin hiyerarşisi vardır. Rahman ismi üsttedir

Siz oraya vardıysanız oraya kadarki tüm isimleri hakkını vere vere çıktınız demektir. Ben henüz çıkmadım.

Mona Islam







Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages