Oyunla ilgili konuşmak yazmaktan daha faydalı olur tabi ama genel olarak düşüncelerimi söyleyeyim. Sonra yine konuşuruz. Dün de söylediğim gibi, genel intiba olarak benim çok hoşuma gitti. Çok nadiren başıma gelen bir şeydir, oyunu, kendi beklentilerimi unutup, oyunun kurduğu dile kendimi bırakarak izledim. Yani bu aslında bir biçimde, alıştıklarımın dışında şeylerle karşılaştığım anlamına geliyor sanırım. Şunu demek istiyorum: Oyun başladığında, monologlardan oluştuğunu da bildiğim için, karanlık, biraz yapay, çok ikna edici olmayan, bir takım insanların beni çok içine alamadan bir takım şeyler anlatacağı bir oyun izleyeceğim hissine kapıldım. Biraz canım sıkıldı. Ama sonra dağılıverdi bu. Mesela, belki bazılarının bir zaaf olarak değerlendirebileceği bir dağınıklığı vardı oyunun. Ama işte benim ezberimi bozup oyunu dikkatle izlememi sağlayan asıl şey bu oldu. Bildiğim, derli toplu, sınırları temiz, göstergeleri net, efendime söyliyim işte, işaretleri şaşmaz bir kalıbın içine sanki muzip biri girmiş ve ortalığı dağıtmış gibi bir hali vardı. Mesela ışık değişimlerinin tam olarak neye işaret ettiğini bir süre anlayamadım. Ama bunun netsizliği bana çok iyi geldi. Çünkü öteki türlüsü, sevmediğim ve göre göre bıktığım bir biçimin tekrarı olacaktı. Bilmem anlatabiliyor muyum? Bunun dışında, çok samimi anlarla doluydu oyun. Bir çok yerde karakterlerin gerçekten benimle konuştuğunu hissettim. Benimle konuşuyormuş gibi yapıp duvarla konuşan oyuncular değil, gerçekten benimle konuşan, derdini bana anlatmak isteyen karakterler. Biraz kulak misafiri oldum oyunda sonraki konuşmalara. Oyunun neşeli kısmının geç başladığını söylüyordu sanırım biri. "Ondan sonra seyirciler katıldı, gülmeye başladı" filan dedi. Belki dans sahnesini söylüyordu. Tuhaf bi biçimde, onun geç gelmesi de ayrıca hoşuma gitti benim. Bir sürpriz oldu çünkü öyle olunca.
Şimdi böyle çok dağınık konuştum, biliyorum. Kusura bakma. Belki yüz yüze daha ayrıntılı konuşabiliriz. Bi de tekstin kendi başına, benim sürekli bu ara kafamda döndürüp durduğum şeyleri yüzüme vurması beni depresyona soktu. Ama o ayrı. :)
Kuzum, içini rahat tut derim ben. Çok güzel bir iş olmuş. Tebrik ederim. İnce ayarlar her zaman yapılır. Şimdi yorma sen onlarla kafanı.
Öpürüm.
B.