BAŞKALARININ KUSURUNU ÖRTMEDE GECE GİBİ OL

10 views
Skip to first unread message

kazım öztürk

unread,
Apr 28, 2012, 3:22:51 PM4/28/12
to eğitimci/yazar kazım öztürk
KAZIM ÖZTÜRK
ÖZTÜRKÇE
e-mail. Kazim_...@mynet.com

BAŞKALARININ KUSURUNU ÖRTMEDE GECE GİBİ OL

Dünkü yazımda; 7 Altın Kural olarak ele aldığım, mevlana'nın 7
öğüdünden ikisini anlatmış, kalanını bugüne bırakmıştım. Mevlana;
"Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol" derken ne anlatmak
istiyor? Bunu yapmak kolay mı? Yani kusur örtmek, başkalarını
affetmek, görmezden gelmek, bağışlayıcı olmak... "Mevlana bunu yapmış,
biz yapamayız, o bambaşka bir insanmış!" mı diyoruz?
Eğer; Kurânî ifadeler, Peygamberî uygulamalar, tasavvuf erlerinin
yaptığı güzellikler, ahlak sahiplerinin tarihe mal olmuş hasletleri
sadece kitap sayfalarında kalacak, yalnızca onları ilgilendiren bir
husus dersek o vakit, Kur'an'ı da, peygamberi de, İslam büyüklerini de
anlamamış oluruz. Böyle bir anlayış temelden sakat ve çürük
anlayıştır. Merhum Mehmet Âkif'in,
"İnmemiştir hele Kur'an bunu hakkıyla bilin,
Ne mezarlıkta okunmak, ne de fal bakmak için!"

İkazına muhatap oluruz. Kur'an, bir hayat kitabı değil mi? O halde,
onu okumadan, dediklerini yapıp, demediklerinden kaçmadıktan sonra bir
yararı olur mu? Ne diyor Kur'an; "affa sarıl, iyiliği emret,
cahillerden yüz çevir." Bu ifadeyi Mevlana nasıl terennüm ediyor;
"Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol" şeklinde. Aynı cümleyi
sevgili Peygamberimiz; "başkalarının kusurunu bu dünyada örtenin Allah
ahrette günahlarını bağışlar." Dile getiriyor.
Büyük mutasavvıflardan İbrahim Ethem, yolda giderken gayri Müslimin
oturduğu bir evin pencerisinden kadının biri ateşli külü İbrahim
Ethem'in tepesinden aşağıya boca ediyor! O büyük insan başını kaldırp
bir bakıyor ve "bu insana merhamet et, biseydi yapmazdı, Allah'ım sana
hamdolsun" diyerek, hiçbir şekilde sert bir tavır, kızgın bir çehre,
öfkeli bir tutum sergilemiyor, üstünü silkeleyip yoluna devam ediyor.
Bu durumdan son derece etkilenen gayri Müslim kadın, bu insanın kim
olduğunu merak ediyor. Öğreniyor ki, zamanının büyük mutasavvıfı
İbrahim Ethem bu insan! Bu büyüklük, bu tevazu ve bu affedicilik
karşısında Müslüman oluyor!
Hz. Peygambere yapılan eza ve cefaları hepimiz biliyoruz. Namaz
kılarken boynuna deve işkembesi mi atmadılar! Taif'te taşlamadılar mı?
Hakaretler etmediler mi? O'nun cevabı; "Allah'ım bunlar bilmiyor, sen
bunları bağışla!" oldu!
Mevlana bir gün yolda iki kişinin kavga ettiğini görür. Durur, bakar,
dinler... ikisinin de dedikleri ipe sapa gelmeyen, incir çekirdeğini
doldurmayan sözler! Ağzından efir nefir çıkan, küfürbaz adama şöyle
der, "söveceksen bana söv. Sen sövdükçe benden hiçbir cevap
alamayacaksın" diyerek adamı kendine doğru yönlendirir. O küfürbaz
adam, mevlana'ya ağza alınmayacak küfürler eder. Mevlana'da cevap yok.
Adam daha fazla hiddetlenmeye başlar, daha çok küfreder. Yine cevap
yok. Adeta Mevlana dilsiz, sağır, ve kör! Bu durum karşısında küfürbaz
adam; "be adam, ben seninle başa çıkamayacağım" diyerek kavgayı
bitirir. Ve hayatı boyunca bir daha küfretmemeye yemin eder.
Örnekleri çoğaltabiliriz. Tarihimizde o kadar çoktur ki bunlar! Zaten
insanları İslâm'a yönelten husus budur. Gerçekten neyimizi
paylaşamıyoruz? İnsanları affetmemek gibi hangi lükse sahibiz? Biz
Allah'tan büyük müyüz? Eğer affetmeseydi Allah kullarını affetmezdi.
Hepimizin o kadar çok kusuru, hatası, günahı var ki! Önemli olan
karşımızdaki adama; "senin çok kusurun var" demeden önce; "benim ne
kadar kusurum var" diyebilmek, insanlarda saman çöpü aramak yerine,
kendimizdeki oklavayı ortadan kaldrımak gerekmez mi? asıl olan; empati
kurmak. Zor değil, yeter ki aklımızı, hissimizin önüne alalım,
hissimize mağlup olmayalım. Kullandığmız günlük konuşmalarımızdan;
"sen hatalısın" sözünü çıkarıp, "benim hatam ne? Nerede hata yaptım?"
diye kendimize sık sık soralım. (28 NİSAN 2012)








Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages