MEVLANA DÜŞÜNCESİNİN ARKA PLANI

1 view
Skip to first unread message

kazım öztürk

unread,
May 8, 2012, 4:20:53 AM5/8/12
to eğitimci/yazar kazım öztürk
KAZIM ÖZTÜRK

ÖZTÜRKÇE

e-mail. Kazim_...@mynet.com



MEVLANA DÜŞÜNCESİNİN ARKA PLANI



Bir sevgi insanı olan Hz. Mevlana kendisine daima, Kur"an-ı ve Hz.
Muhammed"in örnek hayatını rehber edinmiş bir İslâm düşünürüdür.
Tasavvuf düşüncesiyle iç içe büyüyen Mevlana bir Ahi olan Şems Tebrizi
ile karşılaşınca kendi düşünceleri de şekillenmeye başladı. Mevlana
Kur"an"a hayrandı. "Ben Kuran"ın bendesiyim" demekten hoşlanıyordu.
Bunun yanında, devrinin bütün sanat ve bilim hareketlerini takip
ediyor, hadis, fıkıh gibi İslam bilgileri konularında çağının rakipsiz
uzmanı sayılıyordu. Mevlana, 13. yüzyılda Moğol akınları yüzünden
sarsılan Anadolu"nun acısını, insanlığı, hoşgörüyü ve barışı temel
alan felsefesiyle hafifletti, yaraları sardı.

Mevlana düşüncesinin temelinde aşk vardır. Mevlana"ya göre Tanrıya
ulaşmak için gerekli olan en önemli şey aşktır. Hem bedeniyle, hem
bilinciyle, hem düşüncesiyle, hem de belleğiyle sevebilen tek varlık
insandır. Mevlana her türlü sevgiyi yüceltir; çünkü bir başkasını
seven insan kendisini, tüm insanlığı, evreni ve Tanrıyı sevebilir. O,
tüm insanlığa derin bir sevgi beslemiştir ve insan sevgisini bir aşka,
tutkuya dönüştürmüştür. Mevlana, insanı yüceltmiş ve buna temel olarak
insanın yaratıcı hürriyetini ve yapıp-edici iradesini göstermiştir.

Mevlana" nın sevgisi evrenseldir, ırk, din, dil ayrımı yapmadan tüm
insanları kapsar. Gerek Selçuklu gerekse Osmanlı coğrafyasında
yayılmış bulunan Mevlevi tekkeleri bunun bir göstergesidir.

O tasavvuf inancını sadece bir nazariye olarak benimsememiş, günlük
hayatına da mal etmişti. Mevlana, çocuklara, hastalara, kadınlara,
yoksullara saygı gösterir, vefa duyardı. O sevgisini diğer din ve
ırklardan olanlara da göstermiştir. Nitekim öğrencileri arasında
Müslümanlar, Yahudiler, Hıristiyanlar, Rumlar, İranlılar, Araplar,
Ermeniler, Türkler bulunmaktaydı.

O'na göre tüm insanlar, Allah'ın bir görüntüsüydü. İnsanlar arasında
ayrım yapmak, Allah'a saygısızlıktan başka bir şey değildi.

Eserlerinde zengin-fakir gibi ayrımların anlamsızlığına dikkat çekmiş,
kavgaların bitmesiyle insanların birleşeceğini vurgulamıştır. O"na
göre bütün illetlerin devası sevgidir ve insanların en hayırlısı
insana ve insanlığa faydası olandır. Mevlana" nın bu yüce sevgisi
insanlara hoşgörüyle yaklaşmasını sağlamıştır. Bu hoşgörüsünü şöyle
ifade etmiştir:

" Gel ne olursan ol, gel

İster tanrı tanımaz, ister ateşe tapar,

İster bin kez tövbeni bozmuş ol

Bizim dergahımız umutsuzluk dergahı değil,

Gel ne olursan ol, gel "

Mevlana bu sözleriyle insanların yüreğine ışık saçmış, insanlar arası
her türlü ayrımı ortadan kaldıran felsefesiyle yürekleri fethetmiştir.

Dolayısıyla Hz. Mevlana"nın bütün hayatında ve eserlerinde temel
dayanağı hep Kur'an ve hadisler olmuştur. Bunları yorumlamış, bunlarla
yoğrulmuş, sohbetleriyle çevresindekilere, eserleriyle daha sonra
yaşayanlara bunları anlatmıştır. Güzel ve coşkulu bir anlatış,
geçmişten ve yaşadığı günlük hayattan verdiği binlerce güzel örnek,
akıl ve düşünce sahiplerine, gönül ve can sahiplerine Kur'an ve
hadisleri daha iyi anlatmak içindir.

Ölümünden sonra yaklaşık sekiz yüzyıl geçmesine rağmen Mevlana
unutulmamış, felsefesi kaybolmamıştır. Günümüzde, Mevlana"nın
görüşlerini temel alarak kurulan Mesneviliğe tüm dünyada gönül veren
insanlar vardır. Her yıl, Türkiye" de birçok ülkeden katılımcıyla
Mevlana günü düzenlenmekte - ki şuanda bizler de böyle bir
organizasyonun içinde yer almaktayız- O'nun felsefesi ve eserleri
tartışılmaktadır. Mevlana ölümünden sonra da insanları etkilemeye
devam etmiştir. Tanrı ve insana duyduğu engin sevgiyi sanatla besleyip
geliştiren Mevlana felsefesinden etkilenen ve en iyi biçimde özümseyen
Mustafa Kemal Atatürk, Mevlana'yı, İslamiyet"i Türk ruhuna uyduran
büyük bir reformist olarak nitelemiştir.

Mevlana"nın unutulmamış olmasının en önemli nedenlerinden birisi de,
düşüncelerinin evrensel olması ve düşüncelerini şiir sınırsızlığıyla
usta bir biçimde sunmasıdır.

Ne yazık ki, geçen sekiz yüzyıl sonunda savaşlar ve kavgalar son
bulmamış, Mevlana"nın sevgi ve hoşgörüyle son vermek istediği kin ve
nefret varlığını sürdürmüştür. Bugün dünyamızın birçok yerinde var
olan ve insanlığı etkileyen ırkçılığa, şiddet ve hoşgörüsüzlüğe karşı;
Mevlana'nın hoşgörülü ve barışçı felsefesi benimsenirse, evrensel
barış bizlere çok uzak olmayacaktır. Özellikle, terör ve savaşın yoğun
bir şekilde hissedildiği şu günlerde Mevlana düşüncesinin önemi daha
çok ortaya çıkmaktadır. Mevlana"nın çok önem verdiği ve tutkuyla
bağlandığı insanlar, hala bu sevgiyi ve hoşgörüyü anlayamamış, kendi
hayatlarına uygulayamamışlardır. Günümüzde artık insanların
farklılıklarına hoşgörüyle bakabilmeyi ve birbirlerini sevebilmeyi
öğrenmeleri gerekmektedir.

Netice itibariyle asırlar sonra bile tüm dünyadan, farklı din ve
kültürlerden insanların ilgilerini hala çekmeyi başaran Mevlana"nın
insan sevgisi temelli düşüncesi bizlere İslam"ın gerçek yorumunu
sunmaktadır. Özellikle son zamanlarda "Terör" ile birlikte anılmaya
başlayan ve dar çevrelerde kabul gören "İslam" telakkilerinin, Kur"an
ve Sünnet"ten ne kadar uzak bir yaklaşım tarzı olduğunun en güzel
kanıtı işte Mevlana"nın çağlar ötesinden gelen sevgi felsefesidir. (09
MAYIS 2012)


Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages