KAZIM ÖZTÜRK
ÖZTÜRKÇE
e-mail:kazim_...@mynet.com
SIRADAKİLER!...
12 Eylül darbesini yapanların yargılanmasına 04 Nisan 2012 Çarşamba
günü başlandı. Darbeden mağdur olan herkes, davaya müdahil olarak
katıldı! Baktım da, darbecilerin yakınları ve darbeye alkış tutanlar
dışında darbeden mağdur olmayan yok!
Pekiyi bu durumda; "ülkede huzurun temini için çalıştık!" demenin
mantığını kurabiliyor musunuz? Yine, 11 Eylül gününe kadar kan gövdeyi
götürüyordu, 12 Eylül'de birden kan durdu! Neydi bunun sırrı? Acaba
darbecilerin elinde sihirli değnek mi vardı? Eğer sihirli değnek var
idiyse, neden o güne kadar kullanmadılar da birçok insanımız hiç
uğruna heba oldu? Kardeş kardeşe düşman kesildi? Şayet, o dönemin
siyasileri işi savsaklamış, meseleyi görmezden gelmişlerse- ki tabii
böyle yaptılar!- o zaman onların tamamının da, aynen darbe liderleri
gibi yargılanmaları gerekmez mi? bu işte yalnızca askerler mi suçlu?
Burada sakın yanlış anlaşılmasın, Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya'nın
yargılanmalarına karşı değilim. Tabii ki yargılanacaklar. Kim
yaptıysa, bu işte kimin veya kimlerin parmağı varsa hepsi teker teker
yargı önüne çıkmalıdır.
Çocuklarımızı, gençlerimizi, masum insanlarımızı kullanan, onları maşa
gibi ele alıp, ellerini ateşe sokmayanların da tez vakitte isimlerinin
liste halinde yayınlanarak kamuoyuna açıklanması gerekmektedir.
Süleyman Demirel, 12 Eylül Davası'na neden müdahil olmadığını
açıkladı.
Ankara Adliyesi, dün tarihi bir gün yaşadı. 12 Eylül askeri
müdahalesinin yargılanmasına Ankara Özel Yetkili 12. Ağır Ceza
Mahkemesi'nde başlandı.
Sanıklar 12 Eylül'ün lideri Kenan Evren ve Milli Güvenlik
Konseyi üyesi, dönemin Hava Kuvvetleri Komutanı Tahsin Şahinkaya,
sağlık nedenleriyle duruşmaya katılmadılar.
TBMM, Başbakanlık, CHP, MHP, BDP siyasi kurum olarak, DİSK,
TMMOB, Çağdaş Hukukçular, sendika ve sivil toplum kuruluşları da
müdahil olarak duruşmaya katıldılar.
12 Eylül askeri müdahalesinde Başbakan olan 9. Cumhurbaşkanı
Süleyman Demirel, davaya müdahil olmadı.
Süleyman Demirel, neden müdahil olmadığınız sorusuna, "Ben
ihtilallere, karşı ihtilallerle veya bu tür davalarla karşılık
verilmesini düşünen biri değilim. Barışçı bir yol bulmak lazım. Halkın
bir kısmı istiyor, bir kısmı istemiyor. Bir kısmının istediği şeyi
yaparsanız istemeyen kısmı; istemeyenlerin dediğini yaparsanız isteyen
kısmın duygularını incitir, onları karşı karşıya getirirsiniz. Bundan
da faydalı bir sonuç çıkmaz. Bu sebeple uzlaşma yaratmak, barışçı bir
yol bulmak gerekir. Bu tür olaylarda yapılacak iş sadece mahkemeye
gitmek değil, toplumda uzlaşmayı, barışı sağlamaktır. "Ben, 12
Eylül'le hesaplaştım. 12 Eylül'le siyasi olarak hesaplaşmak
gerekiyordu, ben de bunu yaptım. Nasıl yaptım? 12 Eylül'de ben
Başbakan'dım. Başbakanlık elimden alındı. Siyasi yasak getirildi.
1987'de siyasi yasakların kaldırılması için yapılan referandumda
meydanlara çıktım, 12 Eylül'le meydanlarda hesaplaştım. Sonra bu halk
benim yasağımı kaldırdı. Bu halk beni önce Başbakan, sonra
Cumhurbaşkanı yaptı. Böylece 12 Eylül'le hesaplaştım ve beni yeniden
Başbakan ve Cumhurbaşkanı seçen halk, 12 Eylül'ü tekzip etmiş oldu.
Hesaplaşma budur." diye cevap verdi
Sayın Demirel'in bu açıklaması sizi tatmin etti mi? Doğrusu ben tatmin
olmadım. Darbecilerin yargılandığı şu günlerde; "sıradakiler" diyerek,
sıranın kime geldiği, kime gelmesi gerektiği bilinmelidir. Bilinsin
ki, hem halkımız, hem ülkemiz rahat bir, "OHHH!" desin.
Artık ülke gündeminden; darbe, terör, insan hakkı ihlalleri, kan,
gözyaşı, antidemokratik uygulamalar...çıkmalıdır. Bunun yolu da; yepyeni
bir anayasa yapmaktan geçer. 1982 anayasası tamamen değişmeli. Darbe
kokan, ilerlemeye engeller koyan, parti kapatan, düşünceye pranga
vuran anlayışa sahip bir anayasayla yolumuza devam edemeyiz,
etmemeliyiz. (06 NİSAN 2012)