7 ALTIN KURAL

2 views
Skip to first unread message

kazım öztürk

unread,
Apr 28, 2012, 3:22:05 PM4/28/12
to eğitimci/yazar kazım öztürk
KAZIM ÖZTÜRK
ÖZTÜRKÇE
e-mail. Kazim_...@mynet.com

7 ALTIN KURAL
Hz. Mevlana'ya atfedilen; "7 öğüt", bir başka adıyla "7 altın kural",
hepimize lazım olan, toplumsal dengeleri ayakta tutan hayati
prensiplerdir. Her insanda az veya çok bunlardan birer kırıntı
mevcuttur. Önemli olan bu özellikleri çıkarabilmektir. Tekrar
hatırlayalım isterseniz bu 7 altın kuralı;
1. Cömertlik ve Yardım Etmede akarsu gibi ol
2. Şefkat ve Merhamette güneş gibi ol
3. Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol
4. Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol
5. Tevazu ve alçakgönüllülükte toprak gibi ol
6. Hoşgörüde deniz gibi ol
7. Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol

Allah, insanı, başkalarına yardım etsin, elindeki maddi ve manevi
imkanları mutlaka paylaşsın diye yaratmıştır. Bu husus, içinde Allah
rızası olduğu sürece ibadettir. Dolayısıyla adı geçen 7 kural
başlıbaşına birer ibadet olmaktadır.
Mesela başkalarına yardım etmek, sadece parasal yardım şeklinde olmaz,
olmamalı. Çünkü her insanda para ve mal olmayabilir. Pekiyi bu
durumda, "benim malım yok, öyleyse yardım etmeyeceğim, etmemeliyim" mi
diyeceğiz? Böyle mi anlamalıyız? Eğer bu şekilde anlarsak, eksik ve
yanlış anlamış oluruz ki, toplumdaki olumsuzluklara düşmüş
bulunuruz.
Bugün toplumumuzda; hırsızlık, dolandırıcılık, yankesicilik,
başkalarının malına göz dikme... varsa altında; "cömertlik ve yardım
etmede akarsu gibi ol" iksirinden mahrum olduğumuzdandır. Allah,
verene verir. Verdikçe artar. Bu, aynen bir ağacı budamaya benzer.
Ağaç budandıkça daha gür, daha kuvvetli ve daha güçlü olur. Budanan
ağacın meyvesi daha kaliteli hale gelir.
Cömertlik ve yardım etme ile ilgili kıssalar anlatmak, tarihi
hikayelere yer vermek önemli değil. önemli olan biz nasıl bir
cömertlik içinde olmalıyız? Yardım etmede hangi yerdeyiz?
Mahallemizde, sokağımızda bulunanlara ne kadar veya ne derece yardım
ediyoruz? Mahalle muhtarlarımız, yardım ederken, kendi tanıdıklarına,
eşine, dostuna mı kıyak geçiyor? "bana kim daha çok oy getirires ona
daha çok yardım ederim" anlayışı mı hakim?
Siz hiç akarsuyun, "ben bu adamın bahçesine akmayacağım, falanın
bahçesine akacağım" dediğini duydunuz veya gördünüz mü? yolda giden,
otobüste, dolmuşta, tramvayda, metroda...yardım bekleyenlere; "ne
yapayım, sen de zamanında erkenden binseydin de ayakta kalmasaydın"
denebilir mi? veya yanımıza gelip koltuk demirinie tutunmak zorunda
kalan bir insanı görmemek için devamlı dışarıya bakar havasına girmek
ne kadar doğru? Bugün o insan, oturmaya ihtiyaç duyuyorsa, yarın biz
de aynı şekilde ihtiyaç duyabiliriz. Kimse, "yok kardeşim, ben asla
böyle bir durumda bulunmam" diyebilir mi? veya, "ben asla
ihtiyarlamayacağım" deme lüksüne sahip mi?
Gelelim bir başka altın kurala; "Şefkat ve Merhamette güneş
gibi ol".
Güneşi düşünün; her gün doğudan doğuyor ve batıdan batıyor. Bu esnada;
"falan ülke inanmıyor, ona doğmayayım, falan ülke inançlı ona biraz
fazla doğayım" gibi bir takıntısı var mı? Allah, güneşe bu görevi yani
dünyayı aydınlatma, insanları ısıtma görevini vermiş, o da hiç
aksatmadan bunu yerine getiriyor!
İnsanı başkalarına sevdiren; güler yüzü, tatlı dili, merhameti,
şefkati ve insani ilişkiler içinde olmasıdır. Onun için yüce
yaratanımız, "eğer sen asık suratlı, haşin tabiatlı olsaydın etrafında
kimse kalmazdı" diyerek Hz. Peygamberi uyarmaktadır. Şimdi oturup
düşünelim; şefkatli ve merhametli olmaktan ne kaybederiz? Herkese,
güneş misali eşit olarak sevgimizi, şefkatimizi, merhametimizi
göstersek zararımız mı olur? Peygamberler, Mutasavvıflar, ulu kişiler
bunu uygulamış. Pekiyi onlar bunu yapmakla insanlıklarından,
kişiliklerinden, şeref ve haysiyetlerinden bir şey kaybetmiş mi?
Allah'ın merhameti, insanların öz annesinin merhametinden daha çoktur.
Çünkü; her gün günaha giriyor muyuz? Hayatımız boyunca günah batağında
mıyız? Bu sorulara vereceğimiz cevap, "EVET"tir. Bu günahlara rağmen;
tövbe edip, bir daha o günaha girmemeye, bir daha o suçu işlememeye
karar verip pişmanlık duyduğumuzda, Allah, bizi hiç suç işlememiş
olarak kabul ediyor. Günahımız ne kadar çok olursa olsun fark etmez.
Zira kıyamete kadar tövbe kapısı açıktır. Bir insan şunu diyemez,
dememelidir; "ben sarhoş, ayyaş, kumarbaz, fuhuş bataklığı içinde bir
adamım. Kurtulmam mümkün değil." Kesin olarak, azim ve kararlılıkla,
bu günahlardan vazgeçtiği zaman; tertemiz olup, günahsız şekilde
hayatını sürdürebilir. Kalan kuralları anlatmaya devam edeceğim. (27
NİSAN 2012)

Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages