Malta Şövalyeleri (St. Jean Şövalyeleri Tarikatı, Knights Hospitalier)
Kategori: Gizli Cemiyetler
Hospitalier Şövalyeleri ya da St. Jean Şövalyeleri tarikatı (Latince:
"Cavalieri Ospitalieri" [Hastane Şövalyeleri] ) 11. yüzyılda kurulmuş bir şövalye târikatıdır. Sonradan ismi
"Rodos Şövalyeleri", çok sonralarıysa
"Malta Şövalyeleri"
olarak anılmıştır. [1] Aslında bir hayır kuruluşu olan bu târikat,
XI.yüzyılın sonlarına doğru Amalfili İtalyan t♂cirler tarafından
Müslümanlardan alınan özel izinle Kudüs'te, şehre gelecek yoksul ve
hasta hacı adaylarına yardım etmek amacıyla kurulmuştur. [2] Katolik
bir yardım derneği olarak günümüze kadar ulaşmış olan bu târikat,
tarihin bazı dönemlerinde bağımsız bir devlet olarak güçlü bir ordu ve
donanmaya sahip olmuş; Avrupa, İslam ve Osmanlı tarihi'nde büyük izler
bırakmıştır. Merkezi, İtalya'nın Roma kentinde bulunan târikatın
günümüzdeki resmi adı İtalyanca'da
"Sovrano Militare Ordine Ospedaliero di San Giovanni di Gerusalemme di Rodi e di Malta"; yani
"Kudüs, Rodos ve Maltalı St. Jean Egemen Askeri Hospitalier Tarikatı" veya kısaca
"Malta Târikatı"dır.[1] Zamanla güçlenmiş ve 1309'da Rodos Adası'nı ele geçirerek güçlü bir donanma oluşturmuşlardır.[3]
Devletin resmî siyasetinden bağımsız hareket eden ve kendilerini
sadece Papa'ya karşı sorumlu sayan bu târikatlara mensup şövalyelerin
sayısı, 2000 civârında idi ve Haçlıların çekirdek gücü olan en çetin
süvârileri meydana getiriyorlardı. Hospitalier Şövalyelerinin işareti,
zırhlarının üstüne giydikleri uzun mantolara işlenmiş beyaz haçtır. Bu
şövalyeler, önceleri Kudüs'ü sahile bağlayan
“hacılaryolu”nu
korumakla işe başlamışlar; daha sonra bütün Haçlı seferlerine
katılmışlar Müslümanların Endülüs'ten çıkarılmasında ve Haçlıların
denizlerdeki harekâtında da görev almışlardı. Hısnu'l-Ekrad, Arka,
Merkab, Sahyun, Kevkeb ve Beyt-i Cibrin kalelerine sahip olan
Hospitalier Şövalyelerinin Ortadoğu'daki varlıkları Kalavun'un 25 Mayıs
1285'te son kale olan Merkab'i almasıyla sona erdi.[2]
Tarihçe
X. Yüzyıl'da kurulan Hıristiyan-Katolik inanışında bir şövalyelik
târikatıdır. [3] Kudüs'teki St. Jean Kilisesi yakınında [1] bir kilise
dayanışma örgütünce yönetilen ve [3] hasta hacıların tedavisi amacıyla
işletilen hastanenin gelişmesiyle ortaya çıktı. [1] Hugues de Payns,
"Templier Şövalyeleri"
târikatını kurarken; Raymond de Puy de, Hospitalier'i şövalye
tarikatına dönüştürmüş ve bu tarihten sonra "Saint Jean Şövalyeleri",
daha sonra
"Rodos ve Malta Şövalyeleri" adıyla anılır olmuştur.[2]
Saint John Şövalyeleri tarikatının başlangıç başlangıç tarihini
kesin olarak saptamak zordur. İlk Hıristiyanlar kutsal şehir Kudüs'ü
ziyaret etmek için zorluklarla karşılaşıyorlardı. Uzun yolculuklar ve
hastalıklar Hıristiyan hacılar için korkutucuydu. M.S.600'lerde Papa,
Büyük Gregori Abbot Probus'a fakir ve hasta Hıristiyan hacılar için
Kudüs'te bir düşkünler evi açması için yetki verdi. M.S. 800'lerde bin
bir gece masallarının ünlü kişisi Harun Reşit, İmparator Şarlman'ın
isteği üzerine düşkünler evinin daha büyük olarak yapılmasına ve yanına
da kütüphane eklenmesine izin verdi.[4]
İslam ve Hıristiyan dünyasının bu hoşgörülü davranışı 200 yıl kadar
sonra, Halife El-Hakim Zamanında son buldu. Düşkünler evi ve kütüphane
ortadan kaldırdı. Buna rağmen her iki dünya arasında ticaret devam
ediyordu.
El-Hakim'in ölümünden sonra İtalya kıyılarında Napoli'nin güneyinde
küçük bir Cumhuriyet olan Amalfi'li tüccarlar, Şarlman'ın yardımlarıyla
yapılan düşkünler evinin arazisini satın aldılar ve burada bir kilise
ile yeni bir hastaneyi Hıristiyan hacılar için inşa ettiler. Sekiz
köşeli beyaz bir haçı işaret olarak benimsediler. Bu haç Almalfi
Cumhuriyeti'nin bayrağında olan haçtır. Kale duvarlarında görülen ve
Malta haçı adını verdiğimiz bu haç Amalfi Cumhuriyetinin ticaret
gemilerinde taşınan bayrağın haçıdır. Avrupa Hıristiyanları 1096'da I.
Haçlı Seferi'ne başladılar ve 1099 yazında Kudüs'e geldiler. Altı
haftalık bir kuşatmadan sonra Kudüs'ü aldılar. Hıristiyan düşkünler evi
bu savaş sırasında zengin fakir ayırt etmeden birçok kişiye hizmet
sundu.Savaşa katılan pek çok şövalye bu düşkünler evine oldukça önemli
bağışlarda bulundular. Bu sırada hastanenin, başında bulunan kutsalmış
Gerard, Benedektin tarikatını bırakarak, Augustinus görüşü
doğrultusunda Saint Jean Aziz Yahya düşkünler evi keşişleri adıyla yeni
bir tarikat kurdu. Bu tarikatın tüzüğü de papa Pascalis II tarafından
onaylandı. Aynı zamanda bu tarikata Hıristiyanların korunması için
askeri hizmet bölümü eklendi. Tarikatın yöneticisi Gerard'dan sonra,
Raymond du Puy, hastanesindeki şövalyelerin başına üstat unvanıyla
seçildi. Kendisine tarikatın ikinci kurucusu da dendi. Getirdiği sistem
günümüze kadar aynen sürdü.[2]
Hospitalier Şövalyelerin, Hıristiyan kutsal mekanlarını ziyaret
edecek çok sayıdaki Hıristiyan hacıya konukseverlik göstereceği ve
aralarındaki hastaları tedavi edeceği farz ediliyordu. (Gördüğünüz gibi
konukseverlik daha sonra hastaların bakıldığı yerle eşanlamlı oldu:
hospital – hastane.) Hospitalier Şövalyeler ana binalarını Kutsal Kabir
Kilisesi'nin yakınına, yani mantıklı bir yere inşa etti. Bir kilise,
acizler yurdu ve hastaneden oluşan başka bir kompleksi ise bugün eski
Yeruşalim şehrindeki Yahudi mahallesinin kalbi olan yerde, Batı
Duvarı'na giden ana merdivenin yakınlarında kurdular. Bu kalıntı
korunmuş, turistleri çekmektedir. Yakınlarındaki Haçlı yapıları
yenilenmiş ve apartman dairesi, okul ve dükkan olarak kullanılmaktadır.
[7]
1099'da Haçlıların Kudüs'ü fethetmesinden sonra, hastanenin baş
rahibi Gerard Kudüs'teki çalışmalarını yoğunlaştırdı. Provence'lilerle
İtalyanlar'ın Filistin yolu üzerindeki kentlerinde hanlar kurdu.
Hastanede tedavi gören bazı haçlı şövalyeleri mallarının bir bölümünü
buraya bağışladı; bazıları ise Kudüs'te kalıp hastanede kalıp hastaneye
hizmet ettiler. Böylece zenginleşen hastane, hasta ve yoksullara
hizmette olduğu kadar Müslümanlara karşı savaşta da etkin olan zengin
ve güçlü bir kurum durumuna geldi.[1]
1187'de Selahaddn Eyyûbî, Kudüs'ü geri aldı ve şövalyeleri kovdu.
Bunun üzerine tarikat üyeleri önce Akkaya sonra 1291 de Kıbrıs'a
yerleştiler. 19 yıl Kıbrıs'ta kaldıktan sonra, Kıbrıs'ı da terk etmek
zorunda kaldılar.[4]
Moğolları Ayn-Câlut'ta ağır bir bozguna uğrattıktan sonra Kutuz'u
öldürerek tahta geçen Baybars, Haçlılara karşı yoğun bir kampanya
başlattı. 1265'te Kaysâriyye, Hayfa ve Arsuf'u, ertesi yıl Galilea'yı,
1268'de Antakya'yı ele geçirdi ve 1271'de Hospitalier şövalyelerinin
karargâhını zapt etti. [5]
1291'de Acre'nin (Akka) düşüşü ve Haçlı Prensliklerinin ortadan
kalkması üzerine, mezhep üyeleri bir gün yeniden fethetmek umuduyla
Filistin'e yakın olabilmek için Kıbrıs'a çekilip hacılara ve hastalara
yönelik çalışmalarını burada sürdürmeye karar verdiler.[1]
1308 de Menteşe Beyi tarafından fethedilen Rodos'a yerleştiler. Kısa
bir zaman içinde çevredeki adalara hakim oldular ve kaleler inşa
ettiler. [4]
Papa V. Clement, 2 Mayıs 1312'de Mabed Şövalyeleri Tarikatı'nın
kapatılmış olduğunu resmen ilan etti. Ancak kapatılma kararında
suçlamaların hiçbiri yer almıyor, sadece "kilisenin hayrına olduğu"
belirtiliyordu. Tebliğde dikkat çeken bir başka karar da, şövalyelerin
bütün mallarının, Kudüs'ten beri bu tarikatın rakibi olan Hospitalier
(Misafirperver Şövalyeler) Tarikatı'na devredilmesiydi. [6]
1406'da Anadolu kıyılarında, antik Halikarnassos'ta bugünkü
Bodrum'da kale yapımına başladılar. Şövalyeler yedi ayrı ülkeden gelen
bir birlik oluşturmuşlardır. Her bir birliğe Langue =dil adını
veriyorlardı. Bunlar Provence, Auvergne (Bugünkü Fransa'nın
eyaletlerinden), Fransa, İtalya, İspanya, İngiltere ve Almanya'dır.
Provence Fransa'nın güney bölgesi, Auvergne ise Fransa'nın ortasındaki
dağlık bölgedir. Daha sonra sekizinci dil olarak Kastilya'da (Portekiz)
tarikata alınmıştır. Her bir gurup kendi milletinden ayrı bir
şövalyenin emri altındaydı. Koyu Katolik Hıristiyan'dılar.
Rodos Adası 1522 yılında, altı aylık bir kuşatmadan sonra Türkler
tarafından alındı. Şövalyeler 20 Aralık 1522'de teslim oldular.Adayı ve
çevredeki diğer kaleleri 1 Ocak 1523 de terk ettiler. Bir süre
Akdeniz'de başı boş gezen şövalyelere Avusturya, İspanya ve Sicilya'yı
yöneten imparator V.Charles, 1530 yılında, Akdeniz'in ortasındaki Malta
adasını verdi.[4]
Osmanlılar, 1522'de Rodos'u alınca, papa ve Kutsal Roma Germen
İmparatoru Şarlken tarafından kendilerine verilen Malta Adası'na
çekildiler. [3] Türkler 1565'te buraya da hücum ettiler. Bu kez
şövalyeler galip geldi. Türkler adayı alamadılar. Bu gün hala Eylül'ün
7'si Malta 'da Kurtuluş Günü olarak kutlanmaktadır. 1798'de Napolyon
Bonaparte adayı işgal etti, şövalyeler üç gün içinde savaşsız adayı
teslim ettiler.[4]XVII. Yüzyıl'dan sonra güçlerini yitirdiler. 1834
Yılında merkezini Roma'ya taşıyan tarikat, günümüzde de yardım
işleriyle (!) uğraşmaktadır.[3]
Rodos ve Malta'da Üslenmeleri
1309'da Rodos'u ele geçirdiler.Burada bir hastane kurup adayı
bağımsız devlet gibi yönettiler.Doğu Akdeniz'de güçlü bir donanmaya
sahip oldular.1522'de Osmanlı Rodos'u fethetti, ama 1530'da Kutsal Roma
Germen İmparatoru V. Karl , Malta Adasını tarikata bağışladı.Şövalyeler
Osmanlı saldırılarına karşı direnerek donanmalarını güçlendirdiler ve
gelişmiş bir hastane kurdular; en parlak dönemlerini burada yaşadılar.
Osmanlı tehdidinin azaldığı 17. ve 18. yüzyıllarda tarikat da giderek
zayıfladı. 1798'de Malta adası Napolyon Bonapart'ın eline
geçti.Tarikatın merkezi 1834'te Roma'ya taşındı.[1]
Kanuni'nin Büyük Zaferi: Rodos
Anadolu'nun güneybatısında bulunan Rodos Adası, ilk olarak 672'de,
Emevîler zamanında, Bizanslılardan alındı. Ada, 680'de tekrar
Bizanslılara geçti. Daha sonra Akka'dan kovulan Hospitalier
Şövalyeleri, buraya yerleştiler (1291). Hıristiyanların en kuvvetli
ileri karakolu oldu. Anadolu ve Mısır'a yönelik Haçlı seferlerinde üs
olarak kullanıldı. Fethi için, birçok seferler düzenlendiyse de
muvaffak olunamadı. Fatih Sultan Mehmed Han zamanında da muhasara
edildi. (1480). Cem Sultan'ın, Rodos Şövalyelerinin eline geçmesi,
onları daha da azgınlaştırdı. Bayezid Han'dan sonra tahta geçen Yavuz
Sultan Selim Hanın Mısır'ı fethetmesiyle, Rodos'un önemi daha da arttı.
Anadolu'dan Mısır'a giden deniz yollarının emniyetinin tam olarak temin
edilmesi, artık katî bir zaruret hâlini almıştı. Yavuz Selim Han, bu
maksatla hazırlıklara girişilmesini emretti. Ömrünün vefa etmemesi
yüzünden, Rodos'un fethi, oğlu Kanunî Sultan Süleyman Hana kaldı.
Rodos adası, Sen Jan Şövalyelerinin elindeydi. Şövalyeler korsanlık
yapıyor, Türk donanmasına zarar veriyorlardı. Rodos'u fethetmek Osmanlı
için İstanbul'un fethi kadar önemliydi.
Kanunî, Kütahya yoluyla Marmaris'e, oradan da gemilerle Rodos'a
çıkmıştı. Teslim teklifinin şövalyeler tarafından reddi üzerine,
Ağustos'un birinci günü kale dövülmeye başlandı. Bütün Ağustos ayı,
karşılıklı top ateşi ve yine karşılıklı lağım açmakla geçti. Açılan top
ateşiyle, kalede mühim tahribat yapılmasına rağmen, bu tahribat kısa
zamanda düşman tarafından kapatılıyordu. Türk lağımcılarının, devamlı,
Rodos burçlarının altına açtıkları lağımlar, Avrupa'nın en meşhur
mühendisi olup, şövalyelere yardıma gelen Gariele Martinengo'nun
mukabil lağımlarıyla karşılaşıyor ve yer altında korkunç boğuşmalar
oluyordu.
10 Aralık'a kadar, şiddetli top atışları, lağımlar ve sık sık
tekrarlanan umumî hücumlarla, kale iyice yıpratıldı. 18 Aralık'ta
yapılan bir umumî hücumda şövalyeler, şehir içindeki istihkam ve
hendeklerin arkasına çekilmeye mecbur kaldılar ve artık mukavemet
etmenin imkânsızlığını da anladıklarından, kaleyi teslim etmeyi kabul
ettiler.
Ordunun aylar süren baskısı ve verilen binlerce şehidin ardından Rodos
fethedildi. Kanûnî, aylar süren abluka sonunda adayı teslim aldı ve
şöyle demişti;
"Bağrımızdaki hançeri çıkardık". 21 Ocak 1522 [8]
St. Jean Şövalyeleri ve Mantar Kayası
Malta dilinde
"Il-Gebla Tal-General" (General Kayaları)
olarak geçen Mantar Kayası, adını bu kayalar üzerinde bulunan nadir bir
bitkiyi toplayan St. Jean Şövalyeleri'nden alıyor. "Cynomorium
coccineus", koyu kahverengi, golf sopası şeklinde ve 18 cm'ye kadar
büyüyen bir bitki. Bir tür asalak olduğundan ve yaprakları
bulunmadığından mantar olarak sınıflandırılıyor. Doğal yaşam alanı
Kuzey Afrika olan kaya mantarının, Avrupa'daki tek örneği burada.
Bitkiden çok etkili farmakolojik ürünler elde ediliyor. Kanamayı
durdurucu ve yara üzerine sürüldüğünde mikrop kapmayı engelleyici
özelliği bulunuyor. Ülser, dizanteri, felç ve zührevi hastalıklarda
tedavi edici etki gösteriyor. Uzun yıllar boyunca Araplar tarafından
kullanılan ve
"ilaçların en değerlisi" olarak görülen bu
bitki, Gozo'da, St. Jean Şövalyeleri'nin generali tarafından
bulunduğunda büyük bir sevinç yaratmış. Bitki, şövalyelerin kurdukları
hastanelerde kullanılmış ve Avrupa'nın diğer bölgelerine çok yüksek
fiyatlar karşılığında satılmış.[9]
Günümüzdeki İşlevi
Malta Tarîkatı, günümüzde egemen bir
"mikro devlet" statüsü
taşımaktadır. Birleşmiş Milletler'e gözlemci olarak katılmasına
karşılık kendine ait topraklardan yoksundur. Kendini tarafsız ve
insancıl bir yardım kuruluşu olarak tanımlayan tarikatın (aralarında
Türkiye'nin olmadığı) 96 ülkeyle diplomatik ilişkisi vardır. Birçok
ülke tarafından diplomatik statüleri vardır
Votre correspondant a choisi Hotmail et profite d’un stockage quasiment illimité.
Créez un compte Hotmail gratuitement !