EĞİTİMCİ
unread,Jan 18, 2009, 9:55:06 AM1/18/09Sign in to reply to author
Sign in to forward
You do not have permission to delete messages in this group
Either email addresses are anonymous for this group or you need the view member email addresses permission to view the original message
to EĞİTİMCİ
Evlendiniz...
Evlilik sofrasında mutluluk yemeğini yemek istiyorsunuz. Çünkü her
evlenen genç bunu ister. Peki bunun için ne yapıyorsunuz? Parmağınızı
bile oynatmadan eşinizin sizi mutlu etmesini mi bekliyorsunuz?
Öyleyse boşuna beklersiniz. Siz beklerken mutluluk yanınıza uğramadan
çekip, gider. Çünkü yemeği yemek için ocağa koymak gerek. Sofraya
oturmak için sofrayı hazırlamak...
Şayet yemeği ocağa koymak ve sofrayı hazırlamak zorunuza gider de
masada beklerseniz yemekler kendiliğinden gelip önünüze dizilmez.
Peki ne yapmanız gerek?
Önce evlilik sofrasını açın. Mutluluk yemeğini itinayla pişirin. Pişen
yemeği huzur tabaklarına koyun. Tabakların üzerine biraz tebessüm tozu
dökün. Bardaklarınıza neşe meşrubatı doldurun. Vazonuzda birkaç tane
saadet gülü bulundurmayı da ihmal etmeyin.
Oda sıcaklığına gelince: Ne negatif enerjinizle donsun. Ne de sinir
katsayınızla sıcaklığı otuzlara vursun.
Lisan-ı haliniz bahar meltemi estirsin. Dudaklarınızdan dökülen
kelimeler, temmuzda toprağı ferahlatan yağmur damlasına dönsün.
Belki de söylenenler sanıldığı kadar kolay değil. Belki de "Söz uçup"
gidiyor.Yazılanları uygulamaksa hayli zor oluyor.
Çünkü kimi sofralar zor kuruluyor. Kimi mutluluk aşları zor pişiyor.
Ocağı yakmak için bir hayli uğraşmanız, bayağı bir nefes tüketmeniz
gerekebiliyor. Kimileri yemeklerinin üzerine dökülen tebessüm tozundan
hoşlanmaz. Yemeğinin huzur tabağına konmasını istemez. Neşe
meşrubatından nefret edenler bile var.
Ya eşleriyle birlikte yemek yemeyenler, yemekten zevk almayanlar?
Hangi tür mutluluk yemeği yaparsanız yapın sizinkini beğenmeyip,
başkalarıyla aynı yemeği yemeğe bayılanlara ne denemeli? Bu durum
karşısında nasıl davranılmalı? "Haydi bana eyvallah, ben de kendime
başka bir sofra arkadaşı bulurum" mu demeli? Böyle demek çözüm mü? Bir
celsede bu kelimeyi söyleyenler, aradıkları arkadaşı bulabiliyorlar
mı?
Birazcık durun ve düşünün!..
Yeni arkadaşınızın eski arkadaşınızla aynı karakterde olmadığını
nereden bilebilirsiniz? "Ben onu tanıyamamışım. Bunu tanırım" derseniz
yine yanılabilirsiniz. İsterseniz evlilik sofrasındaki mutluluk
yemeğinin tarifini değiştirelim ve bir deneyelim. Yine evlilik
sofrasını açın. Mutluluk aşının yanına biraz da sabır çorbası yapın.
Zor da olsa üç beş tane kabuklu imtihan cevizi ekleyin. Çorbanızın
üzerine siz sevmeseniz de eşinizin sevdiği acı baharatlardan oluşan
bir karışımı kızgın yağda kavurarak dökmeyi unutmayın. Belki biraz
ağzınız yanabilir. Mideniz kavrulabilir.
Fakat sabır çorbasının bütün hastalıklara iyi geldiğini unutmayın.
Karanlık gecelerin gündüze hamile oluğunu biliyorsunuz. Ben sabahı
bekleyemem derseniz. Hiç bir sabahı göremezsiniz. Hiçbir güneşin
muhteşem doğuşuna teşne olamazsınız.
Sabaha kadar goncanın başında açılışını beklediği halde, sabrını
tüketip sabaha yakın uykuya dalarak tomurcuğun açılışını göremeyen
bülbül gibi olmayın. Her şeyin sancılı bir dönemi vardır. Anne o
sancıları çekmese yavrusunu bu denli bağrına basamaz. İnsan dünyada
sıkıntılara sabretmezse cennet de ona zevk vermez. Bir kalemde her
şeyi silmek kolay. Deli bir adam bir kibritle bir evi yakıp kül
edebilir.
Unutmayın: "Bu dünya hizmet yeridir. Ücret ve mükafat yeri değildir."
İmtihan sıkıntısını çekmeyen öğrenci başarı belgesini eline alamaz.