TARİHTEN DERS ALMAK İÇİN OKUYUN...

2 views
Skip to first unread message

EĞİTİMCİ

unread,
Jan 19, 2009, 12:00:37 PM1/19/09
to EĞİTİMCİ
TARİHTEN DERS ALMAK İÇİN OKUYUN...





Abdülhamid içki içer miydi?
Tarihin dalgaları, kimlik sorunlarımızın artışına paralel olarak
toplumsal hafızanın kıyısına giderek daha sık çarpar oldu.

Kimlik cüzdanımızda o bir türlü kapatamadığımız boşluğu, tarihe
giderek çözebileceğimizi umuyor, bu yüzden tarih okuyor, tarih
dinliyor, tarih 'seyrediyoruz'! Ancak televizyon programlarının zaman
zaman zihinleri çorbaya çevirme fırsatı kollayanların elinde
zehirleyici birer alet olabildiği de bir gerçek.

Nitekim Murat Bardakçı, 4 Ocak 2009 akşamı Kanal 1'de o kadar çok
sayıda çam devirdi ki, sayamadım. Herkesi cahil buluyor Bardakçı;
zaten kendisinden başka bu ülkede doğru dürüst Osmanlıca okumayı bilen
de yok. Oysa büyük ölçüde Vahdettin'in ailesinin kendisine verdiği
belgeleri düzenlemekten ibaret bir çalışma olan "Şahbaba"da bile
yığınla Osmanlıca okuma hatasını görmezden gelmek için kör olmak
lazım. En basiti, sayfa 574'e koyduğu Harbiye Nazırı Şakir Bey imzalı
2 No'lu belgedeki "lede't-tezekkür" ibaresini "ledet'-tezkir"
okumuştur. Ortalama Osmanlıca bilgisine sahip birisi bile kelimenin
"tezkir" okunması için "kef" harfinden sonra "ya" harfinin gelmesi
lazım geldiğini bilir.

Hata aramaya devam edersek, "tarihçimiz"in aynı kitabın 475.
sayfasında okumaya çalıştığı mektubun bir tek sayfasında tam 5 yanlış
yaptığını görürüz. Mesela Vahdettin'in "Cenâb-ı Erhamü'r-Rahîmîn"
ibaresi, grameri ve anlamı tamamen bozularak "cenabu'r-rahmanu'r-
rahim" haline getirilmiş. İnsanın Arapça bilmesine gerek yok, biraz
camiye devam etmiş bir kimse bile kulak aşinası olurdu bu klasik dinî
ibareye.

Devam edelim. Ufak tefekleri atlıyorum ama Bardakçı'nın "tahsîn"
kelimesini "tahmin" diye okumasına ne demeli bilmem? Bir kere
kelimenin "tahmin" okunabilmesi için "ha" harfinin üzerinde nokta ve
"mim" harfinin de bir çentiği olmalı değil miydi? Tabii "erae"
kelimesi de yanlış okunmuş, aslı "irâe" olacaktı vs.

Uzatmak mümkünse de bunlar 25 Mart 2001 günkü "Hürriyet"te Tanzimat'ı
1826 yılında ilan ettirmesi gibi fahiş hatalar yanında affedilir
cinsten sayılır. Ne var ki Tanzimat'ı tam 13 yıl önce ilan ettiren bu
hata dahi Abdülhamid'in içki içtiği iddiası yanında çocuk oyuncağı
kalır.

Bize sürekli belge olmadan tarih yazılmaz, diye pes perdeden dersler
veren Bardakçı, bu iddiasında neyi delil gösteriyor, biliyor musunuz?
Hanedan reisi Osman Ertuğrul Efendi'nin bir çocukluk hatırasını.
Kendisine demiş ki, "Dedem Porto şarabı içerdi, hatta içtiğiyle
yetinmez, şifadır diye bize de tattırırdı." Delil dediği bu.

Bir kere Osman Ertuğrul Efendi'nin doğum tarihi 18 Ağustos 1912'dir.
Onun görebileceği tarihlerde Abdülhamid, Beylerbeyi Sarayı'nda
hapistir. Evlatları ancak bazı bayramlarda, bir de çok özel izinlerle
görüşebilirlerdi babalarıyla (yanlarında bazen torunlarının bulunduğu
da olurdu). Özel doktoru Atıf Hüseyin Bey'in notlarından, ölümünden
önce kızlarıyla yaptığı son görüşmenin 22 Temmuz 1917'ye rastlayan
Kurban Bayramı'nın 3. gününde gerçekleştiğini öğreniyoruz. Osman
Ertuğrul Efendi eğer o gün dedesini görmüş ise -ki bu da kesin değil-,
o sırada henüz 4 yaşını 11 ay geçmiş bir ufaklıktır. Bu durumda bacak
kadar çocuğun şarap markasını hatırlaması gibi bir hafıza mucizesi
karşısındayız demektir. (O ânı 90 küsur yıl sonra ayrıntısıyla
hatırlaması da ayrı bir mucize sayılmalı değil midir?)

Bardakçı'ya ne kadar güvenilir?

Bir kere gözaltında bulundurulduğu Beylerbeyi Sarayı'nda mübarek
bayram günü elinde şarap kadehiyle torununu karşılayan bir dedeyi
düşünmenin garabeti bir yana, Atıf Hüseyin Bey'in günü gününe tuttuğu
notlarda onun içki içtiğine dair hiçbir ipucu vermeyişini neye
yormalıyız? Abdülhamid'den pek de haz ettiğini söyleyemeyeceğimiz
doktorun Selanik ve Beylerbeyi'ndeki 9 yıllık mahpusluk günlerinde bir
tek defa olsun içki içmekte olduğundan söz etmemiş olması yeterince
anlamlı bir cevap değil midir?

Aşağıda kendisini en yakından tanıyan güvenilir şahısların dilinden
Abdülhamid'in içki içmediğine dair tanıklıkları okuyacaksınız. Fakat
meselenin bilimsel değil, maalesef politik olduğunu da hatırlatalım.
Abdülhamid bahane yani. Asıl dava başka.

Sizin anlayacağınız, bu milletin Abdülhamid'in etrafında sımsıkı
kenetlendiğini görenler, hazmedemiyorlar bu sevgiyi. Bu yüzden işleri
güçleri, milletin değerlerini gözden düşürmek, hassasiyetlerini
kaşımak ve onları kendi yorum tekellerinde tutmak oluyor.

Ben şahsen Bardakçı'nın, "Şahbaba" ile bir kesimin Vahdettin
aleyhindeki direncini kırmasını takdir etsem de, titizliğine ve en
önemlisi de samimiyetine güvenmiyorum. Çalakalem ve belden aşağı
vuruşlarla tarihi yağmalıyor ve değiştiriyor. Öyle olmasa,
sokaklardaki 'çıplak denilecek derecede açık saçık' giyinenlere
yönelik bir düzenleme yapılması için verdiği emri çarpıtıp "Abdülhamid
çarşafı yasaklamıştı" diye yutturmaya kalkmadan önce belgeyi okuyup ne
dediğini anlamaya çalışırdı. (haberturk.com, 8 Şubat 2008)

Kendi hatalarına bakacaklarına, bu ülkenin yetiştirdiği değerlere
sataşmayı ve onların sırtından prim elde etmeyi marifet sayan bir
kesim hiç eksilmedi Türkiye'de maalesef.

İttihatçılık böyle bir şey işte. Çamur at, izi kalsın. Amacına
ulaştıktan sonra insanların zihinleri karışmış, umurlarında değil.
Bunlara en iyi cevabı vaktiyle Ahmed Rıza Bey vermiş, İttihat ve
Terakki'nin Merkez-i Umumi'sinde Talat Paşa ve Eyüp Sabri Bey'in
yüzlerine şu acı sözleri tokat gibi çarpmıştı:

"Ayıp, ayıp. Bu adam 32 sene Hakan ve Halife idi. Sultan Hamid için şu
söylenen, yazılan, çizilenlerin büyük kısmının yalan ve iftira
olduğunu bildiğimiz halde, nasıl tahammül edip imkân veriyoruz? Bu
iftira selinin yarınki muhatapları da bizler olacağız."

Dediği gibi olmadı mı?

Tarihten ders almak bunun için önemlidir işte.

İŞTE TANIKLAR

"Abdülhamid içki içmezdi"

Şadiye Osmanoğlu (kızı)

Babam içki içmez, içenleri hoş görmezdi. Saraya sokulmasını da yasak
etmişti. Dindar, Allah'ına bağlı, büyük bir Müslüman idi. Abdestsiz
yere basmazdı.

Ayşe Osmanoğlu (kızı)

Babam doğru ve tam dinî itikada sahip bir Müslüman'dan başka bir şey
değildir. Beş vakit namazını kılar, Kur'ân-ı Kerim okurdu. Herkesin
namaz kılmasını, camilere devam edilmesini çok isterdi. Sarayın hususî
bahçesinde beş vakit Ezân-ı Muhammedî okunurdu.

Celâleddin Velora Paşa (Avlonyalı Ferid Paşa'nın oğlu)

Az yer, içki içmez, kumar oynamaz, ibadetinde kusur göstermezdi. Çok
defa; "Boş olan bu hayatı, Tanrı'ya teşekkür için ibadetle geçirmek
gerekir." derdi.

Semih Mümtaz (Reşid Mümtaz Paşa'nın oğlu)

Şehzadeliğinde bilhassa açıklıklarda yemek yemeyi tercih eder, bu gibi
âlemlerin içkisiz eğlencelerine iltifat eylerdi.

İbnülemin Mahmud Kemal İnal (alim)

Ayş ü işrete ve fuhş u rezîlete rağbet etmezdi. Salâbet-i diniyyesi
müsellem bir Müslim idi. Ferâiz-i diniyyeyi edâda asla tekâsül [kusur]
göstermezdi.

Meraklısı için notlar

Abdülhamid'in iki kızı, babalarını dindarlığı ve içkiye yaklaşımını
bizimle paylaştılar: Ayşe Osmanoğlu, "Babam Abdülhamid", 1960, s.
11-22; Şadiye Osmanoğlu, "Hayatımın Acı ve Tatlı Günleri", 1966, s.
22.

Abdülhamid'in içki içmediğini iki paşa oğlu dile getirmiştir:
Celaleddin Velora Paşa, "Madalyonun Tersi", İst. 1970, s. 16; Semih
Mümtaz S., "Sultan Hamid'in Hususiyetleri", Resimli Tarih Mecm.,
Temmuz 1950, s. 244-46.

İbnülemin Mahmud Kemal İnal "Son Sadrazamlar"ında Abdülhamid'in içki
içmediğinden birkaç yerde söz eder. Cüz VIII, 1948, s. 1288-89 ve 1301.
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages