Cennet Annelerin Ayağı Altındadır

1 view
Skip to first unread message

EĞİTİMCİ

unread,
Jan 19, 2009, 12:03:25 PM1/19/09
to EĞİTİMCİ
Cennet Annelerin Ayağı Altındadır







Günlerden bir gün, bir kadın, iki kızıyla birlikte Peygamberimizin
hanımı Hz. Âişe'yi ziyarete gelmişti.


Hz. Âişe validemiz, kadına üç tane kuru hurma ikram etti. Kadın
çocuklarına birer hurma verdi, birini kendisi aldı.


Kızlar kendi hurmalarını yedikten sonra annelerinin elindeki hurmayı
da ister gibi baktılar. Bunu gören kadın kalan üçüncü hurmayı da yine
çocukları arasında paylaştırdı.


Bu durum Hz. Âişe'yi ziyadesiyle duygulandırmıştı.


Az sonra Peygamberimiz aleyhissalâtu vesselam eve geldiğinde, Âişe
validemiz gecikmeden bu olayı kendisine anlatacaktı.


Hz. Âişe, bu olayı anlatmayı bitirdiğinde, Peygamber Efendimiz
(s.a.v.):


- Ey Âişe! dedi. "Kadın bu davranışı sebebiyle cennete girdi. O
kızlarına acıyıp şefkat edince, Allah da ona acıdı ve günahlarını
bağışladı."


Annelerle ilgili anlatılan her olay beni duygulandırır ve annemin
hayatı aklıma gelir. Nice sıkıntılara göğüs gerişi, merhameti,
şefkati, gözyaşı, duası...


"Ey Rabbim, annem ve babam küçükken beni nasıl yetiştirip
büyüttülerse, sen de onlara merhamet et, acı." (İsra; 23-24) Onlara
iyilik ve güzellik ihsan et...


Biz biliyoruz ki annelerin ayaklarının altı cennet bahçelerinden bir
bahçedir. Cenneti kazanmak onlara iyilik etmekle mümkündür. Hatta
anneler isterse dünyayı cennete çevirebilir.


Yetiştirdikleri mü'min ve salih evlatlarla çocukların saadet ve
mutluluğunun temel taşını koyan yine annelerdir.


Kötülük ve bedbahtlıklarının ilk temel taşını koyan da annelerdir.
Zira niyetleri, yedikleri lokmalar, amelleri, davranışları, imanı ve
takvası rahimdeki çocuğu üzerinde de etkilidir. Doğduktan sonra da
çocuk, anne ve babanın, özellikle annenin bütün hareketlerini izleyip
taklit eder.


Anne, hiç karşılık beklemeden hep vermenin ve içtenlikle sevmenin
sembolüdür. Çocuğunu güçlüklerle karnında taşımış, sıkıntılara
katlanarak doğurmuş, büyümesi için eşi ile birlikte her türlü
fedakârlığı göstermiş, bütün zorluklara da seve seve katlanmıştır.
İnsanlığın gelecek nesli de onun şefkatli kucağına teslim edilmiştir.


Rivayet edildiğine göre birisi Resul-i Ekrem (s.a.v.)'e gelerek:


- Ya Resûlallah, ben çok kötü işler yaptım, acaba benim tövbem kabul
olur mu? demiş. Resûl-i Ekrem (s.a.v.):


- Acaba annen veya baban yaşıyor mu? diye sormuş, o da:


- Babam yaşıyor, demiş. Resûl-i Ekrem (s.a.v.):


- Git ve ona iyilik et, buyurmuş. Adam çıkıp gittikten sonra, Resûl-i
Ekrem (s.a.v.) yanındakilere dönerek şöyle buyurmuş:


- Keşke annesi olsaydı da ona iyilik etseydi; tövbesi daha çabuk kabul
olurdu.


Anneye iyilik, gönlünü almak, rızasını elde etmek farz-ı kifaye olan
cihaddan bile önce tutulmuş, ehemmiyetli görülmüştür. Bu hususta Hz.
Cuhame (r.ah.) ile Peygamberimiz (s.a.v.) arasında şöyle bir konuşma
geçer:


- Ya Resûlallah, cihada katılmak istiyorum. Sizinle istişare etmeye
geldim. Ne buyurursunuz?


- Annen var mı?


- Evet var.


- Öyleyse, git ona hizmet et. Çünkü Cennet onun ayaklarının
altındadır.


Evet, anneye gösterilen bu sevgi ve iyilik dünya ile sınırlı kalmaz,
ahirete göçtüğü zaman da devam eder. Fakat bu nasıl olacaktır? Bunu da
Ensar'dan bir zat ile Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) arasında geçen
bir sohbetten öğreniyoruz.


- Ya Resûlallah, ebeveynim öldükten sonra kendilerine yapmam gereken
iyilik kaldı mı?


- Evet, diye cevaplayan Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle devam
etti:


- Onlara dua etmek, istiğfarda bulunup günahlarının bağışlanmasını
dilemek, vasiyetlerini yerine getirmek, akrabalarına karşı iyi
münasebetleri devam ettirmek, dostlarına ikram ve iyilikte
bulunmaktır.

Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages