Türkiye'de şarap
Yazı: ŞEYLA ERGENEKON
Türkiye günümüzde üzüm üreticiliği alanında dünyanın belli başlı
ülkelerinden biridir. Ülke, üzüm üretimine ayrılan alan açısından
(600,000 hektarlık üzüm bağları ile) dünyada dördüncü, üzüm üretimi
açısından da beşincidir. Ancak ne yazık ki bu muazzam üretimin sadece
yüzde üçü şarap üretiminde kullanılmaktadır; geri kalan kısmı yemeklik
üzüm olarak tüketilmekte, kuru üzüm haline getirilmekte veya pekmez,
üzüm ezmesi ve üzüm suyu gibi çeşitli geleneksel gıda ürünlerinin
üretiminde kullanılmaktadır. Anadolu'da ilk bağcılık ve şarap yapımı
6,000 yıl öncesine dayanır. Şarap, Anadolu'nun en eski uygarlıkları
olan Hattiler ile Hititlerin sosyal hayatlarında çok önemli bir rol
oynardı. Şarap, kraliyet ailesinin ve yöneticilerin katıldığı
törenlerde tanrılara sunulan başlıca içecekti. Hitit yasalarında
bağcılığı koruma altına alan maddelerin var olmasından ve her
bağbozumunun bir bayram olarak kutlanmasından şarabın eski zamanlarda
hem ekonomik, hem de kültürel anlamda büyük öneme sahip olduğu
anlaşılmakta.
Hititlerden sonra Anadolu'da yaşayan Frigyalılar için şarap gündelik
hayatın önemli bir parçasıydı ve zeytinyağı, balık ve ekmeğin
yanısıra, beslenme rejimlerinin önemli bir unsuruydu. Frigyalılar
şarabı Anadolu'nun batı kesimlerindeki Yunan kolonilerine
tanıtmışlardır. M.Ö. 6 yüzyılda ise şarap, Güney Ege bölgesinde yer
alan Tabae (Pamukkale yakınlarında Tavas) ve Klazomenai (Urla
yakınlarında) ile kuzeyde Ainos (Enez) gibi üretim ve ticaret
merkezlerinden Fransa ve İtalya kadar uzak diyarlara ihraç ediliyordu.
Akdeniz sahilinin güneybatısındaki Knidos (Datça) ile Rodos adası da
şarap ticaretinde çok önemli merkezlerdi. Osmanlı dönemindeki genel
hoşgörü ortamı zaman zaman alkol kullanımı ve satışı ile ilgili resmi
yasaklarla bölünüyordu. Şaraphaneler kapatılır, yeni yasalara
uymayanlara ağır cezalar verilir, hatta ölüm cezasına
çarptırılırlardı. Ancak bu yasaklar kısa süreli olurdu ve her
seferinde önce hafifletilirdi, sonra tamamıyla kaldırılırdı. Düzenli
olarak gerçekleştirilen bu politika değişikliğinin ardında ekonomik
nedenler yatıyordu: Şarap satışından elde edilen vergiler Osmanlı
hazinesi için önemli bir kaynak teşkil ediyordu, dolayısıyla alkolün
uzun vadeli olarak yasaklanması devletin menfaati ile çelişiyordu.
Uzun süreli yasak dönemleri sırasında bile üzüm bağları hiçbir zaman
kökünden sökülmedi ve üzüm üretimi başka tüketim alanlarına
yönlendirilmekle yetinildi. Daima hazır bir üzüm arzının olması, her
yasak döneminden sonra şarap üretiminin hemen toparlanmasına izin
verdi.
Şarap üretimi 19. yüzyılın ikinci yarısında, Osmanlı modernleşme
hareketinin beraberinde getirdiği hoşgörü ve hürriyet ortamında rekor
düzeye ulaştı ve alkol yasakları tamamıyla ortadan kalktı. Bu
sıralarda Avrupa'daki üzüm bağları bir filoksera (bağlara saldıran bir
böcek türü) salgını sonucu mahvolduğun dan şarap üretimi de ciddi bir
düşüş yaşamıştı. Avrupa'dan gelen talepte görülen ani artışı
karşılamak için Osmanlı İmparatorluğu'nun şarap ihracatı hatırı
sayılır derecede arttı ve 1904'de 340 milyon litreye ulaştı.
Türkiye günümüzde üzüm üreticiliği alanında dünyanın belli başlı
ülkelerinden biridir. Ülke, üzüm üretimine ayrılan alan açısından
(600,000 hektarlık üzüm bağları ile) dünyada dördüncü, üzüm üretimi
açısından da beşincidir. Ancak ne yazık ki bu muazzam üretimin sadece
yüzde üçü şarap üretiminde kullanılmaktadır; geri kalan kısmı yemeklik
üzüm olarak tüketilmekte, kuru üzüm haline getirilmekte veya pekmez,
üzüm ezmesi ve üzüm suyu gibi çeşitli geleneksel gıda ürünlerinin
üretiminde kullanılmaktadır.
Türkiye'nin 70-80 milyon litrelik yıllık şarap üretimi, dünya şarap
üretiminin sadece yüzde birinin bir çeyreğine denk gelmektedir.
Türkiye'nin bu aşırı düşük üretiminin, yerel talebin düşüklüğü ile
doğrudan bağlantılı olduğu kesindir. Türk halkı rakıyı ve birayı
tercih eder; kişi başına şarap tüketimi yılda ancak bir litreyi bulur.
Fransa'nın 54, İspanya'nın 35, Yunanistan'ın 30 litresinin yanında bu
rakam neredeyse gözönüne alınmayacak kadar küçüktür. Bu rakamlara
rağmen, Türkiye şarap üretiminde büyük bir potansiyele sahiptir.
Kırmızı şaraplarda Öküzgözü, Boğazkere ve Kalecik Karası, beyaz
şaraplarda da Emir ve Narince gibi çok kaliteli yerel şaraplık üzümler
vardır. Bunların yanısıra, örneğin Gamay, Cinsaut ve Semillon gibi
Avrupa kökenli üzümler de onlarca seneden beri Türkiye'de de
yetişmektedir. Ayrıca, 1990'lı yılların başlarından beri Chardonnay,
Sauvignon Blanc, Cabernet Sauvignon, Shiraz ve Merlot gibi asil
üzümler de burada ekilmiş, test edilmiş ve Türk şarap
imalathanelerinde mükemmel şarap haline getirilmişlerdir.
Türkiye kısa bir süre incesine kadar kendi şarapçılık geleneğinin
fazla farkında değildi. Ama hızla Batılılaşmakta olan ve çok genç bir
nüfusa sahip olan bu ülkede şarap meraklılarının sayısı giderek
artmakta ve şarap kalitesi de giderek yükselmektedir. Şarap binlerce
yıl önce Anadolu'dan Avrupa'ya seyahat etmişti. Türkiye'nin şimdi bu
geleneği canlandırması gerekir ki, Türk şaraplarının ayırt edici
özelliği olan Anadolu topraklarının kokusu Türkiye'nin sınırlarının
ötesinde de keşfedilebilsin ve dünyanın her yerinde keyfine
varılabilsin.
THEGATE.COM.TR
http://www.thegate.com.tr/?sid=b0634b69b9eb7c08b2fefc25a0860f50&subid=453