mterci
unread,May 6, 2010, 2:57:51 PM5/6/10Sign in to reply to author
Sign in to forward
You do not have permission to delete messages in this group
Either email addresses are anonymous for this group or you need the view member email addresses permission to view the original message
to Edebiyatromanya
Uzun zaman önce, insanlar sadece toprağa değil kalplere de
hükmetmesini
bilen sultanlarını çok seviyordu.
Kendileri de bu hayırlı insan
tarafından tanınmak ve sevilmek istiyorlardı.
Bu sebeple bazı günler
Bağdat'a gidip, sultanın huzuruna çıkıp ona hediyeler veriyorlardı.
Zenginlerin ve imkânı olanlar kıymetli hediyeler takdim ettiği bir
gün,
bir fakir de sultana yaraşır bir hediye arıyordu.
Değerli hiçbir şey
bulamayınca evindeki bir tarafı kırık testi aklına geldi.
Köyün buz
gibi suyundan testiyi doldurdu ve yola revan oldu.
Az sonra bir adamlı
karşılaştı.
Adam ne yaptığını, nereye gittiğini sordu.
Köylünün cevabı
üzerine, adam alaycı bir tavırla,
"Bilmiyor musun, sultan suyun
kaynağında oturuyor. Hem sizin çeşmenin suyu da zaten onun." dedi.
Fakir adam utandı, kızardı, yutkundu, kelimeler boğazına düğümlendi.
Ama yine de adama dönüp
"Olsun!"
dedi,
"Sultana sultanlık, gedaya da
gedalık yaraşır. Sultana has hediyem yoksa da, onun suyunu ona takdim
etmeye arzulu ve onun sevgisiyle dolu bir gönlüm var!"
Fakir adam, kırık testisiyle Sultan'ın huzuruna çıkar.
Sultan onu
sultanlığına lâyık bir keremle ağırlar; ikramda bulunur, iltifatlar
eder.
Adam geriye dönerken de, "Bize ne ile gelirse gelsin onu boş
çevirmeyin, testisini altınla doldurun." der.
Mevlânâ bu öyküyü anlattıktan sonra sözünü şöyle tamam eder:
"Değersiz
bir sermaye ile gelsek de, teveccüh ettiğimiz kapı Allah'ın kapısıdır.
"
Siz de elinizde olanın ne olduğuna, dilinizde olanın ne söylediğine
bakmayın; yeter ki Sultanlar Sultanının kapısına yönelin. Yeter ki
yöneldiğiniz yön sahici olsun,
söylediğiniz söz kırık da olsa önemli
değil!