mterci
unread,May 29, 2010, 4:46:28 AM5/29/10Sign in to reply to author
Sign in to forward
You do not have permission to delete messages in this group
Either email addresses are anonymous for this group or you need the view member email addresses permission to view the original message
to Edebiyatromanya
Kırık mızrabını gönül mahbesinin sinesine vuruyordu. Vurduğu her
mızrap derinden derine karşılık buluyordu sinelerde. Sanki İslam'ın,
sanki insanlığın bütün dertlerini üzerine yüklenmiş gibiydi.
Başkalarını bilemem ama en azından benim hissettiğim buydu. Rabb'ime
karşı saygısızlık mı ettim bilmiyorum ama o anki hissiyatımı sizlerle
paylaşayım. Şöyle dedim içimden: "Yüksek tepelerde kar, bora, fırtına
hiç eksik olmaz mı Ya Rab! Böylesi insanların hiç nefes almaya hakları
yok mu? Bahar hiç uğramayacak mı bunların semtine?"
Ben bu haleti ruhiye içindeyken o, mütareke yıllarının dertli şairinin
bir şiirinden şu mısraları okumaya başladı:
"Harap iller, serilmiş hanümanlar, başsız ümmetler
Yıkılmış köprüler, çökmüş kanallar, yolcusuz yollar
Bükülmüş beller, incelmiş boyunlar, kaynamaz kanlar
Düşünmez başlar, aldırmaz yürekler, paslı vicdanlar
Tegallübler, esaretler, tahakkümler, mezelletler
Riyalar, türlü iğrenç iptilalar, türlü illetler
Örümcek bağlamış, tütmez ocaklar, yanmış ormanlar
Ekinsiz tarlalar, ot basmış evler, küflü harmanlar
Cemaatsiz imamlar, kirli yüzler, secdesiz başlar
Gaza namiyle dindaş öldüren biçare dindarlar
Ipıssız aşiyanlar, kimsesiz köyler, çökük damlar
Emek mahrumu günler, fikri ferda bilmez akşamlar ..."
Muarefesi olanlar anladı. Akif'ten bahsediyordu Fethullah Gülen
Hocaefendi. Ataullah Bahauddin'in "Odama girdim; kapıyı kapadım;
ağlamaya başladım: O gün akşama kadar İslam'ın garibliğine,
Müslümanların inhitâtına ağladım, ağladım... " sözlerinden hareketle
meşhur "Umar mıydın?" şiirini yazan Akif'ten. "Umar mıydın ki:
Ma'betler, ibadetler yetîm olsun? Ezanlar arkasından ağlasın bir nesl-
i me'yûsun?" diye başlayıp, "Beyinler ürperir, yâ Rab, ne korkunç
inkılâb olmuş: Ne din kalmış, ne iman, din harâb, iman türâb olmuş!"
diye devam eden ve nihayet "İlâhî! Bir müeyyed bir kerim el yok mu,
tutsun da, Çıkarsın Şark'ı zulmetten, götürsün fecr-i maksûda?"
diyerek şiirini bitiren Akif'ten.
Farklı dönemlerde yaşasalar da çekilen dert, duyulan ıstırap, kıvrım
kıvrım insanı kıvrandıran sancıların buluşturduğu iki insan bence M.
Akif ve Hocaefendi. Onun için olsa gerek sık sık sohbet ve yazılarında
Akif'e müracaat eder Hocaefendi. Yeri gelir düşüncelerini onun bihemta
sözleri ile temellendirir. Gün gelir, destek alır ondan duygularına,
hislerine; zaman olur, destek verir ona yaptığı tesbitlerle.
Ahmet Kurucan