|
DİYARBAKIR
şehrimizde, çok fakir ve muhtaç oldukları muhtarlar ve resmî
makamlar tarafından tesbit edilmiş 50 bin vatandaşımız varmış,
bunların 5 bini, Kızılay’ın Ramazan münasebetiyle çalıştırmaya
başladığı aşevinden yemek alıyormuş. İftar yemeği alabilmek için ta
sahurda kuyruğa giriyorlar, saatlerce bekledikten sonra
alabiliyormuş...
Büyük
gazetelerden birinde Müslüman sosyetiklere ait bir haber başlığı ve
fotoğraf gördüm. Yüreğim elvermediği için metnini
okumadım.
Biz
Müslümanlar tezatlar içinde yaşıyoruz.
Sosyetik
Müslümanlar ne yaparlar?
Lüks
meskenlerde otururlar...
Bu
meskenlerdeki mobilyalar da pek lükstür. Lüks olmalarına lükstür de,
sanatlı ve zevkli midir, bu suale evet demek zordur...
Lüks
ve pahalı giyinirler...
Lüks
ve pahalı yerler...
Otomobilleri
lükstür...
Yazlıkları
lükstür...
Bir
yanda, Diyarbakır’da perişan din kardeşlerimiz Kızılay’ın bedava
iftar yemeği için sahurda kuyruğa girerler, öbür tarafta zengin ve
sosyetik Müslümanlar Nemrud’a ve Firavun’a taş çıkartacak lüks bir
hayat yaşarlar...
Bundan
önceki Ramazanlardan birinde, bir iftar vaktinde çok lüks bir
restoranda başörtülü hanımlar görmüştüm. (Bir sergi için gitmiştim
oraya, sergi sahibi dostumun kontenjanı varmış, çok ısrar etti,
birlikte iftar ettik...)
İstanbul’da
adam başına 100 liraya, 150 liraya, daha fazlasına iftar edilen lüks
mekanlar varmış ve buralara İslâmcı kesim de gidiyormuş. Defalarca
hacca ve umreye gitmiş beyler, başörtülü kadınlar (tesettürlü
demiyorum)....
Müslümanlık
merhamet dinidir. Peygamberimiz “Merhamet etmeyene merhamet
edilmez” buyurmuştur.
Bazı
İslâmcılar “Artık memlekette aç, işsiz, sefil vatandaş kalmadı”
edebiyatı yapıyor. Onlara, sadece Diyarbakır’daki 50 bin çok yoksul
vatandaş bulunduğunu hatırlatırım.
Kızılay’ımızı,
onun başındaki muhterem zatı ve yardımcılarını tebrik ediyorum. Son
yıllarda gerek yurt içinde, gerekse yurt dışında Türkiye’nin yüzünü
ağartacak yardımlar yapıyorlar.
Sosyetik
İslâmcılara da birkaç çift sözüm olacaktır:
-Sayesinde
lüks ve sosyetik bir hayat sürdüğünüz paralarınızı, servetinizi
nasıl kazandınız? Haram yoldan mı, helal olarak mı? Zenginliğiniz
helâl ise, yaptığınız israf, azgınlık, ölçüsüzlük, gösteriş, gurur,
kibir ve beyinsizlik yüzünden azap çekeceksiniz. Haram ise, azabınız
kat kat olacaktır.
Diyarbakır’daki
ve başka bölgelerdeki fakir vatandaşlarımız bizden sadaka ve
karşılıksız yardım istemiyor ve beklemiyor. Onlar iş
istiyor.
PKKsavaşı
yüzünden üç bin köyün düzlendiği iddia ediliyor. Bu köylerin
halkının perişan vaziyette başka bölgelere sürüldüğü söyleniyor.
Onların durumları ile niçin ilgilenmiyoruz? Sadece üzülmek yetmez
ama en azından üzülmemiz gerekmez mi?
İslâm
yardımlaşma dinidir.Parası, imkanı, serveti, geliri olanlar,
bunların bir kısmını fakir, miskin, yoksul Müslümanlarla paylaşmak
zorundadır. Dinimizde sadaka, zekat vardır.
Birtakım
islâmî cemaatlerin zekat topladıklarını duyuyoruz. Yüz kere yazdım,
yüz birinci kere yazıyorum: Şeriatımıza ve fıkhımıza göre tüzel
kişilere (derneklere, vakıflara, cemaatlere, tarikatlara) zekat
verilmez.Zekat gerçek kişilere verilir. Tüzel kişilere zekat
verenler, zekat borçlarını ödemiş olmazlar. Ankara’daki Diyanet
makamı bu konuda niçin Müslüman halkı uyarmamaktadır?
İstanbul’da
çok lüks ve çok şatafatlı bir restoran... Ortada sazende ve hanende
genç hanımlar var, klasik Osmanlı müziği icra ediyorlar. Masaların
üzerinde belki yirmi çeşit iftariyelik bulunuyor. Peynirler,
zeytinler, reçeller, ballar, çeşit çeşit... Zeytinyağlılar,
börekler, sucuklar, pastırmalar... Zenginler oturmuşlar güneşin
batışını bekliyorlar. Nihayet güneş batıyor ve servis başlıyor...
Birkaç çeşit nefis çorba var, “Beyefendi, hanımefendi hangi çorbadan
alırsınız?..” Çorbadan sonra sıcak giriş yemeği... O da birkaç
çeşit. Tereyağlı pastırmalı yumurta... Nefis mantı... ve saire...
Bunu yedikten sonra asıl yemeğe sıra geliyor. Meselâ garnitürlü
nefis bir et...Saf meyve sularının haddi hesabı yok... Arada çay
servisi yapılıyor... Sonra kalkılıyor ve ortadaki tatlı masasının
başına gidiliyor. Masa birkaç kat, üstünde yirmi otuz çeşit, herbiri
birbirinden nefis tatlı yer alıyor. İstediğiniz çeşitlerden
istediğiniz kadar alıyorsunuz.
Küçük
orkestra Nef’înin:
“Tûti-i
mûcize-gûyem ne desem lâf değil,
Çerh
ile söyleşemem âyinesi saf değil...”
parçasını
terennüm ediyor... Tatlıdan sonra nefis Türk kahveleri...
Vakit
daraldı... Namaz kılmak isteyenler için bir salona birkaç seccade
sermişler, arzu edenler gidip ibadetlerini yapabilirler. Gönül
huzuru ve vicdan rahatlığı içinde...
Bu
esnada Diyarbakır’da onbinlerce fakir Müslüman, saatlerce kuyrukta
bekledikten sonra alabilmiş oldukları yemeklerini ısıtmışlar ve
suyuna ucuz ekmek basarak yiyorlar. Ramazan’dan sonra Kızılay
aşevini kaldıracak...
Sosyetik
Müslümanlar, lüks iftarlardan sonra nerelere giderler? Bazısı yine
lüks mekanlarda yapılan Ramazan etkinliklerine katılır. Bu gece
manken Zerfeşan ile şarkıcı Gurke Muhteşem var programda.
Peygamber
bizim şu halimizi görse acaba ne derdi? Aferin size mi derdi? Hiç
sanmıyorum...
Müslümanlar
Dernek Kuramaz!
BUadamlar, bu kuralları nereden
çıkartmışlar? Masonlar, Bahaîler, Sabataycılar, Yahudiler, çeşit
çeşit Hıristiyanlar, Zen Budistleri dernek kurabilir,
cemaatleşebilir ama Müslümanlar kuramaz, cemaat olamaz...
Tabiî
Hukuk’ta böyle bir kaide var mı?
Birleşmiş
Milletler İnsanHakları Beyannamesi’nde var mı?
Avrupa
İnsan Hakları Sözleşmesi’nde...
Kim
çıkartmış bu saçma yasağı?.. Dernek kurmak, cemaatleşmek temel insan
haklarından değil midir? “Kanarya Sevenler Derneği” kurulabiliyor da
niçin “Müslümanlararası Yardımlaşma ve Kültür Derneği”
kurulamıyor?
Müslümanlara
dernek kurma hakkı verilirse güçlenirler, bir araya gelirler ve gide
gide, kendi vatanlarında birinci sınıf vatandaş statüsünü
kazanabilirler diye mi esirgeniyor birtakım haklar
onlardan...
Yahut,
Müslümanlar dernek kurar, birleşir ve güçlenirse Sabataycılığa ve
Sabataycılara zarar verirler diye mi korkuyorlar?

|