''GÜL'' Masal
Bundan nice bin yıl evvel Hint illerinde
İhtiyar bir şahın dilber bir kızı varmış
Güzel sultan en hülyalı emellerinde
Şen gönlünü ağlatacak bir aşk ararmış
Dertlıliğine heveslenen bu dilber peri
Bulamamış gönlünü ram edecek bir yar
Etrafında ahu gözlü esireleri
Bir altın taht üstünde gezmiş bin diyar
Bir gün yine ateşli bir çöl geçerlerken
Gece olmuş sultan inmiş altın tahtından
Gümüş telli erganunlar inlerken birden
Şahın kızı muğber imiş yine bahtından
Diz çökerek birer birer çekilmiş herkes
Hint güzeli derdi için secdeye varmış
Ufuklarda ölüyorken en son kalan ses
O '' Buda'' dan hala büyük aşkı ararmış
Benliğini bir rüyanın serinliğinde
Yavaş yavaş terkederken bu güzel sultan
Birden sırma çadırının derinliğinde
Peyda olmuş tunç tolgalı bir atlı civan
Bunca yıldır aradığı bu emeline
Tam kavuşmak ister iken artık bu tatlı
Rüya devam edememiş Hint güzeline
Gülümseyip hayal gibi kaybolmuş atlı
Uyanınca aşkın yalnız rüyada yeri
Olduğunu anlamıştı bu Hint sultanı
Birden sokmuş genç göğsüne demir hançeri
Çöle akmış damla damla kırmızı kanı
Diyorlar ki bugün ordan geçen her kervan
Kızıl renkte hiç solmayan bir gül görürmüş
Bu çiçeğin etrafında bir kırmızı kan
Ta ezelden ona sönmez bir hale örmüş.
NAZIM HİKMET