Üyesi olduğum bir siteden gelen yazıyı yorumsuz iletiyorum.
AYŞEGÜL
Kafamız çok karıştı...
Geçenlerde Erkin Koray yüzünden bir kaza yapıyordum.
Sabah sabah işe gidiyorum, çevre yolunda bir köprünün ayağında "göze görünür" bir afiş: Bahar şenliği- Erkin Koray konseri! Bir an çok sevindim. İzmir'de yaşamaya başladığımdan beri Erkin Koray konserine gitmeyi özlemiştim. Hemen arkasından ama, afişin alt yarısındaki "kırmızı fona üç hilal"i fark ettim. Nasıl? Olabilir mi? O sırada arabayı falan unutmuşum, köprünün ayağına çarpmak üzereydim ki, son anda kendime geldim, devam ettim yola.
Erkin Koray' ı çok eskilerden, çocukluk günlerimden bilirim. Erkin Koray 'ın şarkılarını bilmeyen dinlemeyen yoktur Türkiye'de herhalde. Hayatımızın fon müziği gibidir bazı şarkıları, Türkiye'nin 70'li yıllarının fon müziği.
Ama esas olarak çok sevmem daha sonralara rastlıyor. 1990'ların ilk yarısıydı sanıyorum, Bilsak 'ta çıkardı her haftanın bir günü. Biz de, Erkin Baba çıktığına göre her haftanın o günü giderdik dinlemeye. Duruşu çok güzeldi, bizimle kurduğu iletişim çok karizmatikti, şarkıları içimizi titretirdi. Ben, o şarkı söylerken arkada oturan ya da birleştirilmiş iki sandalyenin üzerinde uyuklayıp duran 8-9 yaşlarındaki kızına üzülürdüm hep. Kızını okula göndermezdi, devletin verdiği eğitimi beğenmediği için. Belli ki, o şarkı söylerken kızını bırakacak bir yeri de yoktu. Uzun saçları yüzünden çok
dayak yediği söylenirdi. Dış görünüşü ile, o çok güzel şarkıları ile, babalığı taşıma tarzı ile ve tabii her şeyden çok da inatçı rockçı kimliği ile tanım icabı düzenin dışında bir adamdı. Bunların birini ikisini ya da hiç birini beğenmeyebilirsiniz ama Erkin Koray' ın "kendi olma" konusundaki çabalarını takdir etmemek mümkün değildi.
Yolda gördüğüm bir tek afişle hızımı alamadım tabii, internette dolaştım baktım biraz, nedir bu MHP-Erkin Koray ilişkisi diye. Bir yerde hata yapıyordum muhtemelen. Hayır. Cevaplar gayet net ve basitti, Erkin Koray anlatıyordu: 80'lerin sonunda 90'ların başında CHP ile de bir deneyimi olmuş, ama ağzının payını almış, siyasete atılması konusunda hayranlarından yoğun talep varmış, MHP 'ye bir sempatisi varmış çünkü Türk sözü orada daha çok kullanıyormuş ve o da Türkmüş, bunu inkar edemezmiş.
Demek bu da olacaktı.
Her şey ama her şey değişti, biliyorum. Biz de değiştik, kabul ediyorum. Ama yeterince değişemedik sanki.
Bir kere insanları (örneğin Erkin Koray'ı) ne kadar görmek istediğimiz şekilde görüp durduğumuzu anlıyorum. Bu insanlar bize açık açık yalan söylemediler, biz onları açık açık yanlış kurguladık.
Hayatı nasıl da yanlış olarak hep ileriye doğru giden bir yol olarak düşündüğümüzü fark ediyorum. Halbuki bu ülkede hayat özellikle 12 Eylül 1980'den itibaren döngülerden oluşuyor. Üç adım yol aldığınızı düşündüğünüz anda, sıfır noktasına bir kez daha ne kadar yaklaştığınızı da anlıyorsunuz.
2007'nin başından beri yaşanılanları düşünün: Suikastler, bombalar, cumhurbaşkanı adayını açıklamamalar, cumhurbaşkanını seçtirmemeler, iyi ve istenen bir şeymiş gibi ülkenin kaosa sürekleneceği tehditlerini büyük bir zevkle tekrarlamalar, askerlerin sıradışı olması gerekirken çok olağan
kabul edilen "vatanseverlik" gösterileri, "bağımsız" yargının "ilerici" kararları, milyonların "salla bayrağım düşman üstüne" iki yüzlülükleri, en sevdiklerimizin en güvendiklerimizin bile aslında sadece bizim kurgumuzda öyle olduklarının yüzümüze vurulması...
Neler oluyor anlamaya çalışıyoruz, kafamız çok karıştı. Her seçimden önce böyle mi oluyordu? Hani elmayla armut toplanmazdı? Bulutsuzluk Özlemi ile darbeyi nasıl aynı cümle içinde geçireceğiz? Erkin babadan MHP'li milletvekili olur mu? 22 Temmuz seçimleri milletvekili seçmeye yönelik mi? Seçimlerden sonra tanımı gereği azalmasını beklediğimiz belirsizlik daha da artacak gibi görünmüyor mu?
Bu arada her geçen gün Türkiye'de daha çok insanın öldürülmesini konjonktürel olarak doğal mı karşılayacağız?
Güzin Same