Sevgili arkadaşlar
Dün başlayan Hrant Dink' in duruşmasında Hrant' ın sevgili eşi Rakel Dink ve kardeşi Hosrof Dink' in mahkemedeki konuşmaları, bence ülkemizin adalet,barış ve demokrasi mücadelesi tarihine geçecek nitelikte. Aynı, Rakel ' in cenazede yaptığı konuşma gibi.
Konuşmaların tam metni yine Bianet' te yayınlanmış. Okuyamamış olanlar vardır diye gönderiyorum.
Sevgiler, selamlar
Özden Sevimli
| Eşim Gitti; Adalet Türkiye'nin Kazancı Olacak Devleti temsil etmekte olan sayın mahkemeden bütün bu suçluların hak ettiği cezaları almalarını talep ediyorum. Hiçbirine yüreğimde kin beslemiyorum, tam tersine hepsini zavallı görüyorum ve acıyorum.
|
BİA Haber Merkezi
02/07/2007 Rakel DİNK
BİA (İstanbul) - Sayın Başkan, Sayın Hakimler,
Benim hikayem 1915'in artıklarından olan Ermeni Varto Aşireti'nde başlar. 1959'da Mardin'de, şimdi Şırnak'a bağlı olan Ermeni Varto Aşireti'nde doğdum. Şimdi buraya Yolağzı köyü denmekte. Varto Babamın
Büyükbabası'nın adı Vartan'dan geliyor. Aşiretten kalanların tümü 1978'de İstanbul'a geldiler.
O güne kadar köy yaşamları boyunca ve o günden sonra da yan köylerin ağalarının çıkardıkları sahte tapularla açılan mahkemelere git gelle uğraştılar. Yan köyler ki onlar da bizim toprakların üzerinde kurulmuştur. Haklarını aradıkları için dayaklar, yaralanmalar, bir iki de mucizevi bir şekilde ölümden kurtulma olayları yaşadılar.
Babam, aslını ve dinini inkar etmeden onurlu bir yaşam sürdürdü, halen davası süren topraklarda yüreği ve aklı kalarak, üç sene önce Brüksel'de, çocuklarından "ilgileneceğiz" sözünü alarak gözlerini bu hayata kapadı. Asla korkak davranmadı, tembel olmadı, kimsenin emeğine gözünü dikmedi ve bizi asla kinle büyütmedi.
Yatılı okulda tanıştığım birlikte büyüdüğümüz, sevdiğim, Çutag diye seslendiğim, eşim Hrant Dink'le evlendik. Bu arada bu yatılı okul kampımızı da elimizden aldılar. İsa Mesih'in yardımı ile her türlü zorlukların
üstesinden geldik, ülkemizin sorunlarına, söylemlerine birlikte üzüldük. Şimdi de acı acı ağlıyorum.
Şimdiye kadarki yaşamımızda Erminiyiz diye ya horlandık ya hakarete uğradık, veya Ermeni kelimesini küfür olarak duyduk. Bunları gazetelerde, televizyonlarda, nüfus dairelerinde memurlardan en yetkili ağızlara kadar her yerde işittik, işitiyoruz.
Bazen bu ülkenin vatandaşı değilmişiz gibi, sanki başka yerden göç etmişiz gibi davranıldı. Bunların hepsi halen yapılmakta ve bu yapılanma bu anlayış, bu karanlık, bebeklerden katil yaratmaya devam etmekte.
Meseller 21:3'te der ki Rab kendisine kurban sunulmasından çok, doğruluğun ve adaletin yerine getirilmesini ister. Bugün burada bu katil olmuş bebekler var, onları yaratan karanlık nerede?
Karanlık dediğim belirsiz birileri değil. Bu karanlığın parçalarını Valilikte, Jandarmada, Silahlı Kuvvetler'de, MİT'te, Emniyet'te, Hükümet'te, Muhalefet'te, mecliste olmayan partilerde, hatta basında ve sivil
toplum kuruluşlarında bulabilirsiniz. Bunlar adı sanı belli insanlar, görevleri belli insanlar.
Durmadan düşman yaratıp bebekleri katil yetiştiriyorlar ve bunu Türkiye'ye hizmet diye yapıyorlar. Bunları Agos'un önünde Sabiha Gökçen haberinden sonra ve eşimin mahkemelerinin önünde de gördük. Ama nedense adalet ya da hukuk onlara ulaşmıyor, ulaşmak istemiyor. Çünkü biraz ileri giderse kendisinin içinde de bunlardan olduğunu görecek.
O halde eğer siz bu karanlıktan değilseniz ve bu karanlığı tasvip etmiyorsanız, onlara katılmıyorsanız, üzerine gitmeye cesaret edin ve bu dosyalarda set çekilmiş noktaların setlerini yıkın. Sizin aracılığınız ile Tanrı'nın adaleti yerine gelsin ki bu davanın sonunda biraz olsun Türkiye'nin yüzü gülsün, aydınlanmaya başlama noktası olsun.
Sayın Hakim, eşim yazdığı, düşündüğü ve konuştuğu için yargılandı. Hiç suçu olmadığı halde bu devlet anlayışı sayesinde suçlu bulundu. Bana göre devletin çoğu söylemleri bölücülük,
hakaret, aşağılama içeren, bunlar gibi katil bebekleri cesaretlendiren ve çoğaltan nitelikte.
Velhasıl bu karanlık pınarın başı devlet ağzı ve anlayışıdır. Bu söylemlerden ve söyleyen kişilerden şikayetçiyim.
Ben, bildiğim Nuh'tan beri bu topraklarda yaşayan bir halkın artığı olarak, bugün çocuklarımla kendimi Türkiyeli birer Ermeni ve eşit vatandaş olarak görmek, hissetmek istiyorum.
Atasözümüz der ki aslını inkar eden haramzadedir. Aslını inkar edenden ya da saklayandan ne bekleyebilirsiniz? Yalan bir temelde nasıl iyi bir bina, iyi bir karakter kurabilirsiniz? Güvenilebilir mi size sormak isterim. Yani aslımızı inkar etmediğimiz için düşman mıyız?
Sevgili eşim de tembellik ekmeğini yemedi, yalan solumadı, haksızlık yapmadı, hiçbir zaman ne ülke içinde ne ülke dışında vatanına karşı bir sözde veya davranışta bulunmadı,
her zaman gerçeğin yanında olduğu gibi, onun gerçek evladı ve gerçek vatandaşının olması gerektiği gibi yaşadı,
karşılığında kalleş kurşunlar hak görüldü.
Sonuç olarak adalet size göre ne olursa olsun eşimi geri getirmeyecek, hiçbir sonuç benim eşimi kaybetmemle eşdeğer olmayacaktır. Fakat hiç olmazsa Türkiye'nin ve vatandaşlarının kazancı olsun.
Adalet mülkün temeli ise ben bu temeli arıyorum. Türkiye'nin bu temele oturmasını istiyorum. Ezberde değil yaşamlarda, söylemlerde görmek istiyorum. Dolayısı ile görevli ve sorumlu olanların hepsinin "eşini, vatandaşımızı koruyamadık, korumak istemedik, bile bile suç işledik, özür diliyoruz" demelerini talep ediyorum.
Devleti temsil etmekte olan sayın mahkemeden bütün bu suçluların hak ettiği cezaları almalarını talep ediyorum. Hiçbirine yüreğimde kin beslemiyorum, tam tersine hepsini zavallı görüyorum ve acıyorum.
Onlar için, her şeyi bilen, her şeyi gören, gelmiş ve gelecek olan İsa Mesih'ten sevgisine ve adaletine göre merhamet diliyorum. Bu merhamete ihtiyaçları olduğunu, vicdanlarında Tanrı'nın Ruhu
aracılığı ile hissetmelerini diliyorum. Sizden de sorumluluğunuzun gereğini talep ediyorum.
Saygılarımla, (RD/EÜ)
| ..... |
 |
Bu Davanın Muhatabı Sizsiniz
Hrant her türlü imkana sahipken, bu ülkeyi terk etmedi, dostlarını yalnız bırakmadı. Bize de düşen budur. Bugün başlayacak olan bu davada, gerçeklerin ortaya çıkarılması halinde Türkiye için bir dönüm noktası olacaktır.
BİA (İstanbul) - Sayın Başkan, Sayın Mahkeme Üyeleri,
19 Ocak günü vahşice katledilen Hrant Dink ağabeyimdir. Bu alçakça insanlık suçunu işleyenlerin ortaya çıkarılması ve adaletin yerini bulması için buradayım.
Abim Hrant, ben ve Kardeşim Yervant, Malatya ilinde dünyaya açtık gözlerimizi ve insanoğlunun en kutsal ve en temel hakkı olan yaşama hakkımızı, umutlarımızı, acılarımızı ve yoksulluklarımızı paylaştık.
Babam Sarkis, Annem Gülvart, biz çocuk yaşlarda iken ayrıldılar. Koşullar ve şartlar bizi yetimhanede büyüttü. Doğduğumuz bu topraklarda insanca
yaşamanın ağır koşullarını çocuk yaşlarda yetimhanelerde tanımaya başladık.
Dünyaya insan olarak gelmiştik öyle bildik. Zaman içerisinde irademiz dışında birçok kimlik edindik ve damgalandık; artık ne dünyalıydık ne insan. Bir bölgeye bir millete bir cinse daha türlü türlü kimliklere ait olduk, çocukken bile bir başka çocuğun bizden farklı olduğunu hissettik. Ayrımcılığı gördük ve yaşadık. Farklılıklara tahammülsüz kalabalıklara tanık olduk.
Hrant Rakel'iyle, Ben Zabel'imle, Yervant Haygan'ıyla yaşamlarımızı paylaştık. Çocuklarımızla beraber, genişledik, acılarımızı mutluluğa, yoksulluklarımızı varlığa, umutlarımızı sonsuzluğa taşıdık. Çocuklarımızın ve tüm dünya çocuklarının bizim yaşadığımız acıları ve sıkıntıları yaşamamaları için birlikte mücadele verdik.
Çevremizdeki tüm insanlarla gülmeyi, dünyayla sevinçleri paylaşmayı ihmal etmedik. Emeklerimizle, göz yaşlarımızla, sevinçlerimizle, umutlarımızla kurduğumuz ailemize ve mutluluğumuza 19 Ocak 2007
tarihinde kurşun değdi. 19 Ocak 2007 tarihinde bir kez daha gördük; ne insandık, ne dünyalı.
Abim, Atalarımızın bu topraklarda doğup, bu topraklarda ekip-biçip, üzümü pekmeze, şırayı şaraba, buğdayı ekmeğe, toprağı testiye, bakırı ibriğe, demiri sabana çevirdiklerini ve bu toprakları çok sevdiklerini, elleri ile okşayıp, burnu ile kokladıklarını biliyordu.
Onun, bu topraklarda yaşayan önceki ve sonraki tüm insanların aynı acıları yaşadığını, mutluluk ve mutsuzluklarının, umutlarının birbirine bağlı olduğunu düşündüğünü biliyorum.
Abimin öldürülmesinin üzerinden geçen zaman içinde, insanlar bizim korkup bu ülkeyi terk edip gitmemizi beklediler. Birileri düşünmekle de yetinmeyip, kaçmamız için ellerinden geleni yaptılar. Aldığımız tehditlerin bir bölümü dosyalarda da mevcuttur.
Ancak bir şeyi anlayamadılar, algılayamadılar. Bu topraklarda yaşayan herkes gibi biz de bu topraklarda doğduk büyüdük, kaderimiz ve umutlarımızı bu toprakların
insanlarıyla harmanladık, yani kısaca burada doğduk burada da öleceğiz.
Hrant her türlü imkana sahipken, bu ülkeyi terk etmedi, dostlarını yalnız bırakmadı. Bize de düşen budur. Bugün başlayacak olan bu davada, gerçeklerin ortaya çıkarılması halinde Türkiye için bir dönüm noktası olacaktır.
Bu dava, aslında, Türkiye'de adaleti kendilerince kendi çıkarları ve rantları için uygulayanlarla Türkiye hukuk devletinin yani yargının karşı karşıya gelip hesaplaşacağı bir davadır. Yani siz hukukun üstünlüğünü savunanlarla, "hukuk da biziz devlet de biziz" diyenlerin davasıdır.
Bizlerin bu davada kazanacağımız veya kaybedeceğimiz hiçbir şey yoktur. Ne kaybettiğimiz can geri gelecektir, ne de yıkılan hayatlarımız düzelecektir. Özünde bu davanın muhatabı sizsiniz.
Bir tarafta hukuk sistemi, diğer yanda hukuk tanımayan, kendilerini devletten bile üstün sayan ve bunu yaptıkları eylemler ve infazlarla kanıtlayan bir örgütlenme. Kendi karanlık dünyalarında
kimin öldürülüp kimin yaşayacağına karar verebilmektedirler. Hem yargıç hem cellat rolünü oynamaktadırlar, bu koşullarda bizlerin, sizlerin hatta küçük çocuklar dahil hiç kimsenin yaşamı güvencede değildir.
Aslında, bu yargılamada cevap bekleyen soru şu:
Hukuk, bir Ermeni vatandaşının yaşama hakkını elinden alan, bir hakimi kendi makamında katledebilecek kadar cüretkar bu güce karşı, ne yapacaktır?
Her ülkede zaman zaman bu tip devlet kurumları içerisinden de destek alan yapılanmalar ortaya çıkmıştır. Ancak bu ülkeler, hukuka olan inançları ve yürekli yargıçları sayesinde bu yapılanmaları çökertmiş ve ülkelerini karanlıklardan aydınlıklara taşımışlardır. Bugün burada başlayacak olan bu dava, bunun için bir fırsattır. Biz, ülkemizde de böylesine yürekli hakim ve yargıçların olduğuna inanıyoruz.
Halk bu konuda her türlü güç ve desteği verecektir.
Son söz...
Türkiye'de yaşayan her vatandaşın yaşama hakkı kutsaldır ve devlet güvencesi
altındadır.
Ve...
Bu dava sonucunda kazanan veya kaybeden Türkiye olacaktır. (HD/EÜ)
Send instant messages to your online friends http://uk.messenger.yahoo.com