Yazı serimize Kuzey Amerika bölgesindeki kıyımları ele alarak
devam ediyoruz. Meslek hayatımda yıllarca yabancılarla birlikte
çalıştığım için bu çalışmayı özellikle yurt dışında yaşayan
kardeşlerimizi bilinçleştirmek için hazırlamış ama onlara ulaşma imkanı
bulamamıştım. Artık isteyen bu görevi üstlenebilir, benden bu kadar.
Dr.M. Galip Baysan
BATININ BÜYÜK GÜNAHLARI-3
(KUZEY AMERİKA KITASI)
Kuzey Amerikadaki soykırımlar 19.yy sonlarına kadar devam etti ve
kıtanın yerli halkı hemen hemen tamamen yok edildi. Bazı vestern filmlerinde adeta ezberlediğimiz
Kızılderililerin ve daha sonrada Afrika kökenli Zencilerin Beyazlar olarak
tanımladığımız Avrupalı göçmenlerle mücadeleleri çok hüzün vericidir. Bu gün,
özellikle yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızı bilinçlendirmek için, bu büyük
felaketi ele almak istiyoruz.
“1588 yılındaki “Yenilmez Armada” bozgunundan önce Hawkins ve Drake
gibi (İng.) korsanları, İspanyol sömürgelerinden gelen altını taşıyan
kalyonlara saldırmaktadırlar. Keşiflerin büyük tarihçisi Richard Naklayt,
Amerika’nın doğu kıyısında, İspanyol deniz yollarına karşı üs görevi yapacak kalelerin
kurulmasını tavsiye eder. Sir Humphrey Gilbert Kraliçe (Elizabeth)’den “Diğer
Hıristiyan kralların eline geçmemiş kâfir ülkeleri işgal etmek için bir
ayrıcalık belgesi elde eder. Savaşa
yönelik kaygıların yanında, dinde rol oynayacak ve Hıristiyan olmayanların
Hıristiyanlaştırılması” (1) en
önemli amaç olacaktır.
Şimdi
okyanusun öbür tarafına geçirilen Afrikalılarla, Amerikan yerlilerinin durumunu
gözden geçirebiliriz. Latin Amerika’da insanlar arasındaki ilişkiler çok
karmaşıktır, sonraki yıllarda olumlu-olumsuz değişikliklere uğramıştır. Karışma
sırasında “Irk” kavramının ne derece önde tutulduğunu aşağıdaki örnekler
gösterebilir. (2)
Kuzey Amerika’daki durum böyle gelişmedi. Beyazlar kendilerini doğuştan
farklı ve ayrıcalıklı gördüler. Yerliler ve Afrikalılarla birleşmediler,
karışmadılar ve onların yüzyıllarca ikinci, üçüncü sınıf (yurttaş bile değil)
topluluklar olarak kalmalarını sağladılar. Anglosaksonların ırk kavramındaki bu
katı tutumu, diğer bütün sömürgelerde de hassasiyetle takip edilecektir.
Avrupa’da Aydınlanma Çağı ile birlikte köylü ve Burjuva sınıflarının
durumu tartışılırken bazı düşünürler “kölelik” kavramına da karşı
çıkarlar. Montesquiea, Esprit des lois (Kanunların Ruhu) adlı eserinde bu
konuda şu görüşlere yer veriyor: “Siyah kölelere iade edilen yeni tarım
alanları sağlamaları için, Amerika halklarının kökünü kazımış olan, Avrupa
halkları eğer köleleri çalıştırmasalardı, şeker onlar için çok pahalıya
gelecekti. Kısacası elde edilenler baştan sona kadar siyahların sayesinde elde
edilmiştir. Onlar, o kadar fazla ezilmişlerdir ki, neredeyse acımak ve üzülmek imkânsızdır.
Ne yazık ki, çok bilge bir varlık olan Tanrı’nın, simsiyah gövdeye bir ruh,
özellikle iyi bir ruh yerleştirdiği de düşünülemez” (3)
“1860 yıllarına doğru sadece 5,5 Milyon beyazın
yaşadığı 11 eyalette 4 Milyon zenci yaşıyordu. Kölelik günlük yaşamın ayrılmaz
bir parçası olmuş ve yaşama öyle sıkı bağlarla bağlanmıştı ki onu değiştirmek
hemen hemen imkânsızdı. Güneyli beyazlar, zencileri azat etmenin sadece siyasi
değil, aynı zamanda ekonomik bir kaos yaratacağından korkuyorlardı. Köleliğe
büyük bir ekonomik yatırım yapmışlardı. Her müzayede 1.000 dolardan 1.500
dolara kadar, hatta bazen daha fazla gelir sağlıyordu” (4)
Güney Carolina’da, Charleston’daki Eski Köle Pazarı Müzesinde şöyle bir
ilan görülmüştür: “Aralarında bebek ve çocukların da bulunduğu, pirinç,
pamuk ve zahire işleme konularında yetiştirilmiş 89 zenci, 1860 yılının, Şubat
ayının altıncı günü, öğleden evvel saat 11’de satılacaktır. (Ödemenin) Üçte
biri peşin, kalanı (tercihe göre) bir, iki veya üç yılda ödenebilir” (5)
1860 sayımına göre Güneyli çiftçiler arasında, ondan fazla köleye sahip
olan çiftlik sahiplerinin sayısı 1.516.000 idi. Bunun dışında kalan 383.637
kişi mevcuttu (6)
ABD İç Savaşı Anayasa’nın ünlü XIII. Değişiklik önergesiyle sonuçlandı.
Bu önerge “ABD’nin hiçbir bölgesinde, suçu gerektiğince kesinlik kazanmış
suçlular haricinde hiçbir kimse, köle veya zorunlu işçi olarak çalıştırılamaz” (7)
İç savaştan sonra, Güney eyaletlerinde kurulan rejimler, savaştan
önceki duruma benzemeye başladı. Kölelik kaldırıldı ama Güneydeki her eyalet
özgürlüğe kavuşturulan siyahların hak ve ayrıcalıklarını düzenleyen “Siyah
yasalarını” kabul etti. Eyaletten eyalete değişen bu yasalar, siyahları
ikinci sınıf ve bağımlı yurttaşlar olarak kabul ediyordu. Siyahların toprak
edinme hakları sınırlanmıştı; silah taşıyamıyorlardı ve işledikleri suçlardan
ötürü zorunlu çalışmaya zorlanabiliyorlardı. Güney’deki rejimler siyahların
haklarını korumaya istekli olmadıklarını göstermişti. Memphis (Mayıs 1866) ve
New Orleans (Temmuz 1866) ayaklanmalarında siyahlar acımasızca öldürüldüler (8)
Zencilerin oy kullanma hakkının tanınmasını zorunlu kılan
Reconstruction act’ın (2 Mart 1867’de) kabul edilmesi; oy kullanma
hakkının uygulanmasında her türlü ırk ayrımını yasaklayan 15. değişiklik
önergesinin kabulüne (1869) karşı çıkan
radikaller.... Plantasyon sahipleri gizli dernekler kurdular. Beyaz Kamelya Şövalyeleri ve Ku Klux Klan
gibi dernek üyeleri zencileri ve zenci sempatizanı beyazları yıldırmak için
terör, tehdit ve linç gibi olaylara başvurmaya başladılar (9)
Grant, 1868’de ABD’nin 18. Başkanı seçilir. Bu dönemde kölelik sona
ermiş olsa da siyahların sorunu hala devam etmektedir. Yasama gücünün
zorlamasına rağmen, beyazlar, dört milyondan fazla zenci toplumuna eşitlik
verilmesini reddederler. (Yüzyıl sonunda siyahların sayısı on milyona
çıkacaktır.) 1877’de olağanüstü hal sona erip, son federal birliklerde
çekilince, Güney eyalet hükümetleri ve yasama kurulları, zencileri siyasal
yaşamdan uzaklaştırmanın yolunu bulmuşlardır. “Büyükbaba” hükmü denen,
yasa hükmü (Oy hakkının, 1860’ta oy verenlerin soyundan gelenlere tanınması),
seçim sınamaları (okumayı, yazmayı, Anayasanın bir maddesini doğru olarak
yorumlamayı bilmek) gibi bahanelerle zenci çoğunluğu oy verme hakkından yoksun
bırakılırlar. Okullarda, trenlerde, kiliselerde, lokantalarda vb. sistemli bir “Irk
Ayrımı” uygulanır. Teröre, linçe, kısa yoldan idamlara başvurulur. Üyeleri
kefenler giyip, zencileri dehşete düşüren gizli dernekler medeni haklarda
kuramsal eşitliği bir düş’e dönüştürürler. Bu arada Kuzeylilerde olana bitene
göz yumar (10)
Görüldüğü gibi zenci-beyaz eşitliğini önlemeyi başaran yazılı olan
kanunlar değil, yazılı olmayan kanunlar, örgütsel kaba kuvvet, şiddet, terör ve
cinayet işlemekten çekinmeyen insanların koyduğu kanunlardır. Psikolojik ve
cinai baskı altında kurulan bir düzenin mimarı gizli örgütlerdir. Özellikle Ku
Klux Klan örgütü en öndedir.
Ku
Klux Klan: ABD’de siyahlara yönelik şiddet eylemlerinin bilinen terör örgütü.
İç savaştan hemen sonra kurulan birinci Ku Klux Klan Örgütü 1870’lerde ortadan
kalkmış, ikincisi ise günümüze değin varlığını sürdürmüştür.
Birinci örgüt 1866’da Pulaski (Tennessee)’de eski konfederasyon (Güney)
askerleri tarafından bir dayanışma örgütü olarak kuruldu. Örgüt kısa bir süre
içinde Güneyli beyazların yeniden inşa (reconstruction) dönemindeki
uygulamalara karşı yürüttükleri direniş eylemlerinin bir aracı oldu. Örgüt
üyeleri azat edilmiş siyahlara şiddet ve baskı uygulayarak beyazların
üstünlüğünü sağlamaya çalışıyorlardı. 1867’de Louisiana’da Knights of The White
Camelia (Beyaz Kamelya Şövalyeleri) adlı benzer nitelikte bir başka örgüt daha
kuruldu. Üyeler hem korku salmak, hem de kimliklerini federal birliklerden
saklamak için giysiler ve kukuletalar giyerlerdi. Başlıca eylemleri gece
baskınları düzenlemek ve azat edilmiş siyahları ve onları savunan beyazları
kırbaçlayarak öldürmekti.
Birinci Klan örgütü 1868-1870’de gücü’nün doruğuna erişmişti. Kuzey
Caroline, Tennesse ve Georgiada siyahların ikinci sınıf yurttaş olarak kabul
edildiği beyaz yönetimlerin yeniden kurulmasında bu örgütün etkinlikleri önemli
rol oynadı. Amacına ulaşması sonucunda da ortadan kalktı.
Yirminci yüzyılda kurulan ikinci Klan örgütü 1920’lerde gücünün
doruğuna ulaştı, üye sayısını dört milyonun üzerine çıkardı. Simge olarak
“yanan bir haç’ı” benimseyen yeni klan üyeleri; uzun, beyaz giysileriyle
ülkenin her yanında yürüyüşler, gösteriler düzenliyor, geceleri de haç yakma
eylemlerine katılıyorlardı. 1929 büyük bunalım sırasında üye sayısı hızla düşen
örgütün son kalıntıları 1944’te dağıtıldı. Sonraki yirmi yıl zarfından
hareketsiz kalan örgüt, 1960’larda 1964 tarihli Medeni Haklar Yasası’nın Güney
eyaletlerinde uygulanmasını sağlamaya yönelik eylemlerle tepki olarak yeniden
ortaya çıktı ve Güney eyaletlerinde çok sayıda bombalama, kırbaçlama ve öldürme
eylemlerine girişti. (Bu günlerden birinde, 1961 yılının Ekim ayı içinde
Washington’da siyahların arabasına binmemiz menedilmişti, aynı renkteki
beyazların otobüsüne binebiliyorduk). Başkan Lydon B. Johnson yaptığı bir
televizyon konuşmasında; Alabama medeni haklar savunucusu beyaz bir kadının
öldürülmesiyle ilgili olarak dört Klan üyesinin tutuklandığını bildirerek
örgütü kamu önünde mahkum edince, örgüt bundan sonraki yıllarda Güney
eyaletleri dâhil bütün ülkede siyahlara karşı hoşgörünün yaygınlaşması üzerine
gücünü iyice yitirdi ve eridi bitti. (11)
Kızılderililere
gelince, “1860’da büyük ovalar ve Rocky Mountains (Kayalık Dağlar) henüz uçsuz
bucaksız boş alanlardır. Sömürgeciler, yalnızca Kaliforniya, Oregon ve
Washington eyaletine gitmişlerdir. Yerli kabileler (Siular, Çeyenler, Apaçiler,
Uteler, Karaayaklar vb.) ve bizon sürüleri yaylalardaki sert iklimli kuru
otlaklarda dolaşmayı sürdürmektedirler.
1869’dan sonra batı’nın sunduğu topraklar göçmenlere açılır. Önce sığır
sürüleri getirilir, 1875’ten itibaren bu geniş bölgelerde tarım da gelişir.
Rocky Mountains’de altın, gümüş ve bakır madenleri bulununca halkın hücumları
başlar ve ard arda eyaletler oluşur. Nevada, Nebraska, Colorado, Kuzey Dakota,
Güney Dakota, Utah, Oklahama.. Tüm bu adlar, yerli adlarıdır ama artık yerliler
yoktur. Topraklarının ellerinden alındığını gören ve yerleşik tarımcılığa
dönüşmeleri mümkün olmayan avcı ve göçebe kabileler, gelişmiş silahlara sahip
beyazlara karşı ilkel silahlarıyla mücadeleye çalışır ve zamanla eriyip yok
olurlar. (12)
1883’ten önce kıtayı baştanbaşa geçen dört kara ve demiryolunun
yapılması ve 30.000 km’lik suyolunun gerekli araç ve gereçle donatılması,
ABD’nin iç nüfus yayılımını hızlandırdı. Bu gelişmeler üzerine soykırımdan
kurtulabilen birkaç Kızılderili kabile Oklahama’da kamp bölgelerine
yerleştirilerek (13) yok olmaktan kurtulabildiler. 1967 yılı sayımına göre
ABD’nin nüfusu 200.000.000 kadardır. Bu nüfusun sadece %10’unu zenciler,
Asyalılar ve Kızılderili yerliler teşkil eder. (14)
Amerika ve Afrika’da Avrupa uluslarının tavır ve davranışlarını,
yönetimlerini, insani veya ticari davranışları hakkında genel bir fikre sahip
olduktan sonra şimdi de diğer yöredeki davranışlarına kısaca göz atmak
istiyoruz.
“1870-1880 arasında ekonomik, dinsel ve askeri
nedenlerle istilâlar hızlanmıştır. Sömürge sisteminin yayılmasında İngiliz ve
Fransızların (özellikle deniz) gücü önemli rol oynamıştır. Fransızlar Afrika ve
Hindiçini bölgesinde etkinliğini arttırırken, İngilizler Afrika’da, adalarda ve
deniz yolları üzerinde faaliyetlerini yoğunlaştırmışlardır. Öte yandan Fransız
ya da Belçikalı Katolikler, İngiliz Protestanlar, Avrupa’da Hıristiyanlığın
zayıflaması karşısında Afrika ve Asyayı (tabi bu meyanda Osmanlı Halklarını)
Hıristiyanlaştırmak için hummalı bir yarışa girerler.” (15)
Bu faaliyetlerin sonucunda daha 1875 yılında Afrika’nın yalnızca %10’u
Avrupalılar’ın elinde iken, 1902’de bu oran inanılmaz bir şekilde büyümüş ve
%90’ı bulmuştur. (151) Bu toprakların önemli bir kısmı Osmanlı
İmparatorluğu’nun Kuzey Afrika’daki (Sudan, Mısır, Tunus, daha önce Cezayir ve
on yıl sonra Trablusgarp) eyaletleridir. Osmanlı Devleti anlaşmalı bir şekilde
müşkül duruma düşürülmüş, daha önceki bölümlerde temas ettiğimiz gibi, bazen
haberli, bazen de habersiz elde edilmiştir.
DİPNOTLAR:
(1)
Türk ve Dünya Tarihi, Cilt –4, s.1176.
(2) Kölelik, a.g.e., s.86-87.
(3)
Aynı Eser, s.90.
(4)
Robert Paul Jordan, The Civil War, s.18 (National Geographic Society,
Washington, D.C., Forth Printing –1978).
(5)
Aynı Eser, s.18.
(6)
Aynı Eser, s.11.
(7)
Kölelik, s.100.
(8)
Ana Britanica, Cilt-2, s.148 (Hürriyet Anay Yayıncılık A.Ş. ve Encyclopedia
Brittanica inc. İşbirliği ile).
(9)
Büyük Larousse Ansiklopedisi, Cilt-I, s.518 (Grand Dictionnaire Encyclopedique
Larousse (EDEL), Milliyet Gazetecilik, İstanbul –1992).
(10)
Türk ve Dünya Tarihi, Cilt 6, s.1815.
(11)
Ana Britannica, Cilt 19, s.406.
(12)
Türk ve Dünya Tarihi, Cilt 6, s.1815.
(13)
Büyük Larousse, Cilt-1, s.518.
(14)
Meydan Larousse, Büyük Lügat ve Ansiklopedisi, İkinci Cilt, s.430 (Sabah
Yayınları).
(15)
Türk ve Dünya Tarihi, Cilt 6, s.1803
Dr. M. Galip Baysan