Bir Anıt Kişilik: Mahmut Esat Bozkurt
Cumhuriyetimizin ilk Adalet Bakanı olan Mahmut Esat Bozkurt, Gökalplerin, Akçuraların ardından Türkiye Cumhuriyeti'nin ideolojik arka planını yaratan düşünce ve eylem adamıdır.
O, her şeyden önce devlet eliyle çağlar sonra Türk kadınına hak ettiği asil konumu yeniden sağlayan "Medeni Kanun"un mimarıdır.
İzmir'de doğan Mahmut Esat Bozkurt, İstanbul Hukuk Fakültesi'ni bitirdikten sonra İsviçre'ye giderek Friborg Üniverstesi'nde hukuk dalında lisans eğitimi görmüş ve ardından hukuk doktorası yapmıştır. 1918 yılında tamamladığı doktora tezi " Osmanlı Kapitülasyonları"dır.
Vatanın düşman saldırısına uğraması üzerine yurtdışından dönen Bozkurt, İzmir-Kuşadası'nda kurulan 120 kişilik Kuvayı Milliye birliğinin başına geçmiş, Aydın ve çevresindeki ulusal kuvvetleri örgütlemiş, 1920 yılında birinci TBMM'de İzmir Milletvekili olmuştur. Meclis çalışmalarıyla birlikte " Hakimiyeti Milliye" ve "Yeni Gün" gazetelerinde yazılar yazmıştır. Savaştan sonra da yazılarını yazmayı sürdürmüştür.
Mahmut Esat Bozkurt 1922-1924 yılları arasında İktisat Bakanlığı, 1924-1930 yılları arasında da Adalet Bakanlığı yapmıştır.
1923 yılında İzmir'de toplanan Birinci İktisat Kongresi'ni bakan olarak hazırlamış, kongreye bildiriler sunmuştur. Kongre, liberal ekonomi yönünde kararlar almıştır fakat Mahmut Esat Bozkurt devletçi ekonomiyi savunmuştur. Türkiye ancak 1930larda O'nun çizgisine gelmiş, Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planı ile devletçi bir politikaya yönelmiş, bu sayede dünya ekonomik buhranını atlatabilmiştir.
"Devletçilik" ilkesinin de tanımını en mükemmel bir şekilde yine Mahmut Esat Bozkurt yapmıştır. O'nun bu ifadesi ve daha bir çok ifadeleri " Kemalist Devrim Sosyalist Devrim için bir atlama tahtasıdır " diyenlere de net bir cevap niteliğindedir:
"Devletçi sistem , komünizme şu yoldan üstündür. Komünizm, gerçekleşmeyecek bir dava peşindedir. Devletçi sistem, sosyal haksızlıkları, insanın insan tarafından sömürülmesini tam olarak ortadan kaldıracak mı? Hayır! Şu halde ne yapacak? Soygunculuğu asgari hadlerine indirecektir. Biz tarihle beraber, tarihin gerçekleriyle beraber yürüyoruz. Biz gerçekçiyiz. Nereye kadar gideceğiz ve nerede duracağız? Tarih nerede durursa! Fakat tarih durmayacaktır. Durmak ölmek demektir. Hayat ilerlemedir. Faşizm hayatı gerilerde arıyor, ölecektir. Komünizm, hayatı tarihin de ilerisinde arıyor, düşecektir. Hayatın dışında kalacaktır. "
***
2 Ağustos 1926 gecesi adı bizzat Ulu Önderimiz Atatürk tarafından konulan, Türkiye'nin ilk yolcu gemisi ''Bozkurt'', Fransız bandıralı '' Lotus'' gemisi ile Ege Denizi'nde çarpışır. Bozkurt gemisi batar ve 8 Türk denizcisi boğularak Hakk'a yürür. Ertesi gün, İstanbul'a gelen Lotus gemisinin kaptanı tutuklanır ve Türk mahkemelerince 80 gün hapis cezasına çarptırılır. Lotus gemisinin kaptanının karşı çıkışları sonucu dava, Lahey Sürekli Adalet Divanı'na intikal eder. Lahey Sürekli Adalet Divanı, 7 Eylül 1927'de, Türkiye'nin hukuka aykırı davranmadığına karar verir. Bu kararla birlikte, Türk heyetine, Atatürk'e verilmek üzere tunçtan bir Bozkurt heykeli armağan edilir. Bu davadan dolayı, Adalet Bakanımız Mahmut Esat Bozkurt'a, Bozkurt Gemisi'nin dolayısıyla Türk Devleti'nin ve Türklüğün çıkarlarını bir Bozkurt gibi kararlı, dik duruşuyla savunduğu için Atatürk tarafından " Bozkurt" soyadı verilir.
***
İlk önce;
Kanını taşıdığı atası Attila'nın uygarlıksız Avrupalı'ya karşı bir balyoz gibi indirdiği şu cevaba bakın:
"Ben bir hanedan mensubu değilim fakat asil bir milletin evladıyım."
Bir de Mahmut Esat Bozkurt'un kendisini tanıtırken kullandığı şu ifadelere:
"Kim olduğumu söyleyeyim: Ben, İzmirli Mahmut Esatım! Türkiye'de herhangi bir Türk oğluyum! Kordon'da hayatı alnının teriyle kazanan Türk işçisinin, yazın kızgın güneşi altında bu memleketin yiyeceği, içeceğini hazırlayan aziz Türk çiftçisinin haklarına haiz bir Türküm... İşte bu kadar! (Anadolu/19 Teşrinievvel 1931) "
Her ikisinin de dünya görüşünde "halkçılık" ögesinin derin vurgusunu görürsünüz. Bu anlayış muhtemeldir ki; genleriyle ilintili, bilinçaltından gelen bir izdüşümün dışa yansımasıdır...
***
Gün gibi belirgindir ki; Cumhuriyet'in ilk dönemlerindeki CHP ile şu günki CHP arasında dağlar kadar fark vardır. Kaleme aldığı bir hitabında Mahmut Esat Bozkurt aynen şöyle diyor:
"Bir kaç gün önce, Millet Meclisi'nde bir soruya muhatap olan Hariciye Vekilimiz, Türkçülüğümüzün sınırlarını bir kere daha çizmek zorunda kaldı. Bir kere daha diyorum; çünkü büyük parti, Türklük prensibimizi Atatürk'ün sağlığında tesbit etmişti.
(...)
Türküm ve yalnız Türklük için yaşıyorum. O kadar ki, Türk olmasaydım, kendimi dünyanın en bahtsız adamı sayardım.
Milliyetimle övünmek, onu her milliyetten üstün tutmak benim tabii bir hakkımdır. Başka milletler de kendilerinki ile övünebilirler. Zaten övünüyorlar da... Bu da onların hakkıdır. Benimki bana, onlarınki de varsın kendilerine kutlu olsun.
(...)
Şu kanaatimi bir kere daha tekrarlayayım ki;
Türk ihtilalinin en büyük verimi, yukarıda kaydettiğimiz parti prensibidir:
Türk Milliyetçiliği'dir.
Dirimiz de, ölümüz de Türkündür. (9 Temmuz 1943-Ankara)"
Fakat şu günki CHP'de maalesef yukarıdaki anlayıştan eser yoktur. Mahmut Esat Bozkurtlar gibi yoğun Türklük bilincine sahip olmak bir tarafa dursun, CHP'de etkin ve yetkin bir konuma gelebilmek için ya "Kürtçü", ya Alevi inanç kimliğini ön plana alan "mezhepçi", ya da hemşehricilik bilincini(=bilinçsizliğini) ön plana alan "Karadenizli" hiziplerden birinin içerisinde yer almak gerekmektedir.(1)
Bugün her türlü bölgeci, hemşehrici, mezhepçi, cemaatçi yaklaşımın tamamen uzağında, Türklük bilincine sahip her birey birliğimizin ve dirliğimizin düşmanı yıkıcı, bölücü ve irticai bütün unsurlara karşı net tavır almak zorundadır. Yoksa yıkılışımız mukadderdir. Çünkü söz konusu bütün bu unsurların her biri gemi azıya almışlardır!
Anıt kişilik Mahmut Esat Bozkurt'un belirttiği gibi:
"Biz birlik istiyoruz. Tehlike olsun olmasın birlik istiyoruz. Birlik bayrağı altında tehlikelerin üstünde yürümek istiyoruz... Bazı noksanlar olabilir. İdealisti arzulara uymayan şeyler, yerinde olmayan bazı işler, bazı hareketler olabilir. Türk Milleti hesabına paylaşamayacağımız hiç bir şey yoktur. Her şey milletindir. Eksikleri ayrılıkla değil, birbirimizi tenkit ede ede birlikte, elbirliği ile yoluna koyabiliriz. Hem de kolaylıkla... Mutlaka birleşeceğiz. Tıpkı bir zamanlar hasretlerini çeken sevgili kardeşler gibi sarmaş dolaş olarak birleşeceğiz. Mutlaka, mutlaka... Muvaffık, muhalif tanımıyoruz bile. Biz tarihin kaydedebildiği en büyük bir davanın bayrağı altında toplanmış TÜRK İHTİLALCİLERİYİZ. O KADAR... (1931)"
(1)Şeriatçı Terörün ve Batı'nın Kıskacındaki Ülke: Türkiye/Necip Hablemitoğlu
NOT:Alçakça katlettirilen NECİP HAPLEMİTOĞLU
Yiğit Ruhun önünde saygı ile eğiliyorum..
Gülsev EYÜBOĞLU