Kocatepe gemisi Kıbrıs Barış Harekatı sırasında 22 Temmuz 1974'de dost ateşi ile yanlışlıkla batırıldı. Bu konunun gerçekten ne olup olmadığını öğrenmek istiyorsanız, yakından tanıdığım ve dostum olan Osman Bucukoğlu'nun bu olayın arka planını anlatan araştırmasını okumanızı tavsiye ederim.
Saygılarımla,
Gülen muhalifi “Fetvaya Diren” blogunun(http://fetvayadiren.tumblr.com/) yazarı olarak, 1990’ların ikinci yarısında Gülen’le ilgili MGK’da yaşanan gerginlikleri araştırıyordum.
Başbakan Ecevit, MGK’da askerlere karşı cansiperane Gülen’i savunmakta, istihbarat raporlarını elinin tersiyle itmekte, Gülen aleyhine MGK kararlarına şerh düşmekteydi.
28 Şubat sürecinin en önemli isimlerinden olan Oramiral Güven Erkaya emekliye ayrıldıktan sonra, Gülen’le ilgili uyarılarını basın kanalıyla Ecevit’e göndermeler içeren mesajlarla yapmaktaydı. Güven Erkaya’nın o tarihlerdeki açıklamalarını incelerken Kıbrıs Harekatı’nın ikinci gününde Türk Hava Kuvvetleri tarafından yanlışlıkla batırılan Kocatepe Muhribi’yle ilgili bir açıklamasına denk geldim. Batırıldığı gün Kocatepe Muhribi’nin komutanı kendisiydi ve o gün mürettabatından 54 şehit vermişti. Açıklamasında kinaye ve örtülü bir mesaj sezinledim. Keza bir yandan kimsenin bilmediği bazı hususları Genelkurmay’ın bildiğini ve açıklaması gerektiğini söylemekteydi. Öte yandan kendisinin açıklaması için henüz erken olduğunu ve hayatta olan bazı kişileri rencide edecek gereksiz bir tartışmayı başlatmaktan çekindiğini ifade etmekteydi.
Gülen’le ilgili olan araştırmama ara vererek, Kocatepe Muhribi’nin hazin öyküsüne odaklandım. Basit bir yanlışlıktan ziyade bir Türkiye’nin kendi gemisini batırmasına neden olacak bir “SAHTE BAYRAK / FALSE FLAG” istihbaratın söz konusu olduğunu, bombardımanın saatlerce devam ettiğini, her türlü kimlik/parola teyidine rağmen bombardımanın durdurulmadığını Türkiye ve ABD tarafından açıklanan çeşitli resmi bilgilerin birbirlerine tezat olduklarını farkettim. Konuya eğilen bazı araştırmacılar arapsaçına dönen tezatlıklar yumağının içinden çıkmakta zorlandıklarını ifade etmekteydi.
Daha da önemlisi bugüne kadar yapılan ve benim ulaşabildiğim araştırmalarda kimsenin vurgu yaptığna şahit olmadığım,ABD Selanik Başkonsolosluğu tarafından ABD Dışişleri Bakanlığı’na ve Bakan Kissinger’a gönderilen çok önemli bazı istihbarat raporları söz konusuydu.
Wikileaks’te yayınlanmıştı. İçerinden bir tanesi 2005 senesinden Başkan Bush’un yayınladığı bir “Başkanlık Emri” çerçevesinde “açıklanamayacak” statüsüne alınmıştı. Aynı “Başkanlık Emri”yle “açıklanamayacak” statüsüne alınan az sayıda resmi yazışmanın tamamına yakını ABD hükümetinin tadını kaçıran uluslararası bir krizle ilgiliydi. 2005 yılından beri “açıklanamayacak” statüsünde olan ABD Selanik Başkonsolosluğu
tarafından gönderilen istihbarat raporu, bir bürokratik aksamayla 2 kez birer günlüğüne açıknalabilir hale gelmişti.
Kıbrıs Harekatı’nın yaşandığı günlerde ABD’de Nixon’ın istifasına neden olan Watergate Skandalı’nın dinamiklerini ABD dış
politikasındaki radikal değişimi, Watergate Skandalı ve Kıbrıs Harekatı’nda karşımıza çıkan “araştırmacı gazetecilerin” ilişki ağlarınıanlamadan Kocatepe’nin etrafındaki sisi
dağıtmak mümkün olmayacağı için çalışmanın kapsamını genişlettim. Kocatepe muhribinin Türk uçakları tarafından saatlerce süren bombardıman sonrasında batırılmış olması yaklaşık 1 sene Türk kamuoyundan gizlenmiş. Kamuoyu ilk kez Eylül 1975’te Mehmet Ali Birand’ın Kıbrıs Harekatı’yla ilgili yayınladığı “30 Sıcak Gün” isimli kitap
sayesinde öğrenmiş. Muhriplerimize takılmasalardı, 1-2 dakika uzaklıktaki ABD 6. filosunun ve İngiliz donanmasının aynı tip gemilerine bombardıman yapma risklerine işaret ederek, İngiliz pilotun ağzından 6. filoya hücum edilseydi esas felaketin o zaman yaşanacağını ifade etmiş. Birand -bu gerekçeyle-Kocatepe Muhribi’nin batırılmasını NİMET olarak değerlendirmiş(sayfa 219 http://www.mehmetalibirand.com.tr/kitaplar/30_sicak_gun.pdf).
BU ÇALIŞMA, BATIRILMASINI BİRAND’IN NİMET OLARAK DEĞERLENDİRDİĞİ KOCATEPE’NİN 54 DENİZCİ ŞEHİDİNE, 54