http://www.yg.yenicaggazetesi.com.tr/yazargoster.php?haber=26746
13
Mayıs 2013
Hasan DEMİR hasand...@hotmail.com.tr
Sen Reyhanlı’daki katliamı “süreçle” ilgilendirirsen
birileri de çıkar, “Deniz Feneri Davası” ile ilgilendiriverir.
Çünkü her iki olayda da “yayın yasağı” söz
konusu. Deniz Feneri’ndeki yayın yasağının “sürecin” hükümet ve adamlarına
dokunduğu için olduğu vicdanlarda çoktan kabul gördü. Demek ki, Reyhanlı’daki
faciada da ucu hükümete dokunan, yönler
mevcut.
***
Dün sabah saatlerinde Ulusal
Kanal’ın canlı yayınına bağlanan CHP Hatay Milletvekili Hasan Akgöl, “Ölü sayısı
70’ten fazla” dedi. Böyle bir felâketle iç savaşı doğrudan yaşayan Suriye bile
karşılaşmamış. Patlamanın dumanı tüterken bir Başbakan ve Dışişleri Bakanı
Davutoğlu’nun açıklama yaparkenki yüz ifadelerine, bir de, patlamaya muhatap
olan Reyhanlı halkının yüz ifadelerine dikkatle bakın ve aradaki farkı
görün..
***
CHP Hatay Milletvekili Akgöl:
“Hiç kimsenin
ölmesini istemeyiz amma” diyor ve ekliyor: “Reyhanlı’da 40 binden fazla
muhalif Suriyeli var. Böyle bir patlamada bir iki Suriyelinin ölmüş olması
dikkate değer.”
Gerçeğe ulaşmak için gerçeği konuşmak ve gerçekle
yüzleşmekten korkmamak lâzım.
Reyhanlı’nın 60 küsur bin nüfusu var. 40 bin
Suriyeli muhalifle 100 bine çıkan bu nüfusta nasıl oluyor da sadece bir yahut
iki muhalif ölüyor?
Birileri muhalifleri önceden uyardı mı?
O birileri
tam da bu cinayetin müsebbipleri olabilir mi?
Şayet öyle ise, “Bu işin
arkasında Esad var” diyenlerin koyduğu “Yayın yasağı” akıllara kurt düşürmez mi?
Öyle olmasa bile Esad bu kadar aptal mı ki başında onca belâ varken bir de
Türkiye’yi işin içine çeksin ve hiçbir vicdanın makul gösteremeyeceği bu vahşet
dolayısıyla dünya kamuoyunu karşısına alsın?
Klasik, “Bu vahşet sonuçta kimin
işine yarar?” sorusuna cevap, “Muhalifler” ve “İsrail” olmayacak
mıdır?
***
Hakikat ne olursa olsun Erdoğan’ın Suriye
politikası Türkiye’nin başını belâya sokmuş, daha önce Akçakale ve diğer
bölgelerde ve şimdi de Reyhanlı’da yaşanan felâketin sebebi olmuştur.
Açık
söylüyoruz, Esad’ın da, muhaliflerinin de canı cehenneme.. Kimse benim ülkemi
kan gölüne çeviremez. Bu vahşete ister kendi içimizden ve kendi insanımızdan ve
ister dışarıdan kim sebep oldu ise bu dünyada da ahrette de iki elimiz
yakalarındadır.
Başlarını yastığa koyup rahat uyuyabiliyorlar mı,
bilemiyoruz. Ölenlerin, yaralıların, ev ve işyerleri tahrip olanların Allah’a
verdikleri dilekçeler cevapsız kalmayacaktır.
Çünkü geri çevrilmeyecek ve
ertelenmeyecek dualardan biri de Peygamberin ümmetine, annenin evladına ettiği
dua gibi, bir mazlumun duası, bedduasıdır.
Biz şunu görüyoruz.
Hükümeti
hakikat ilgilendirmiyor. BM’nin bölgedeki tarafsız gözlemcileri, “Kimyasal gazı
muhalifler kullandı” diyor, kanıtlarını sunuyorken, hükümet hâlâ, “Ey Esad, bu
kimyasal silahı kullanırken Allah’tan korkmadın mı?” deyip durmakta ve Haçlı
ABD’yi, halkı Müslüman olan, anayasasında Sünni Şeriatı esas alan Suriye’ye
müdahaleye ikna için çırpınıp durmakta.
Öyle görünüyor ki bizim bu zihniyeti
anlamamız hiçbir zaman mümkün olmayacak.
“Laiklik dinsizliktir” diye diye
iktidar olduktan sonra Mısır’ın Tahrir Meydanında toplanan yüz binlere, “Size
laikliği tavsiye ediyorum” diyen bir Erdoğan ve “Laikliğin tadını çıkartıyoruz”
diye övünen bir Bülent Arınç’ı anlamak için gerçekten insanın dışında bir varlık
olmayı gerektiriyor.
Tıpkı Deniz Feneri Davası’na ve Reyhanlı’daki faciaya
getirilen yayın yasağını anlamaya kapasitemizin yetmemesi
gibi...