Said-i Nursi"nin Türk düşmanlığı
..11.kasım 1938 gününden itibaren,TÜRK Milleti ATA sına ağlarken,işte anglo-sakson işbirlikçisi TÜRK düşmanları sinsi sinsi geliştiler ve bugün ABD de deki çiftlikte "yan gelip yatıyor"lar..
"Özgür bir Kürdistan tohumu ekiyorum. Onu geliştirip büyütün" Yalnızca bir dakika durup düşünün. Yukarıdaki tümceyi kim söylemiş olabilir? Apo mu?
Aklınıza hemen Apo geldiyse, aslında bir bakıma başarılı oldular demektir. Görünen düşmana karşı Türk"ün savaşması zor olmaz.
Ama saf Türk halkının görünmeyen sinsi düşmana karşı savaşması çok daha zordur. Yukarıdaki tümceyi söyleyen kişi amansız bir Türk düşmanı olan ve son soluğuna kadar Türkiye toprakları üzerinde bir Kürdistan kurma düşüyle ölen Kürt Said ya da çoğunun bildiği adıyla Nurculuğun kurucusu Said-i Nursi"dir.
Bu tümce, bir zamanlar çıkarılan ve kime hizmet ettiğini herkesin çok iyi bildiği Özgür Ülke gazetesinde yayınlanmıştır. Yine bu gazetenin ifadesinde ve diğer Kürtçü yayın organlarında Kürt Said için "devrim şehidi" ifadesinin kullanılması nurculuğun hangi ereğe hizmet ettiğinin en kesin kanıtıdır.
Nurculuk savaşla ulaşılamayan bir hedefin sinsi bir düşünce yapısı ile başarılması uğraşıdır. Bu uğraşın ana hedefini de Türkiye"nin doğusunda bağımsız bir Kürdistan kurmadır. Yukarda da anlattığımız gibi bu işi ilk başta savaş ile başarmaya çalışmışlar fakat devlet ve ordu gelenekleri olmadığından dolayı sonları hep bozgun, hezimet olmuştur.
1876 yılında Bitlis"in Nurs köyünde dünyaya gelen Said-i Nursi bağımsız Kürdistan çalışmalarına II. Abdülhamit zamanında başlar. Bu zamanlar, Türk topraklarının birer birer elden çıktığı zamanlardır. Said-i Nursi de bu durumdan yararlanmak için Abdülhamit"e bir dilekçe ile başvurur. Dilekçede Kürdistanın geleceği (!) için Kürdistan olarak adlandırdığı bölgede
3 tane medrese açılmasını ve bu burada Kürt gençlerinin eğitim görmesini ister. II. Abdülhamit bunun altındaki sinsi planı hemen fark eder. Her ne kadar Türklük akımlarını engellemekteyse de, Türk toprağını kendi eliyle teslim edecek kadar Vahdettinleşmemiştir. Bu dilekçeden sonra Said-i Nursi"yi önce sürgüne göndermeyi düşünür fakat akli dengesinin yerinde olmadığını anladığından tımarhaneye kapatılması kararlaştırılır.
Said, "Zalimler için yaşasın cehennem!" sözünü Abdülhamit için söyler.
31 Mart ayaklanmasında da Kürt Said, Volkan gazetesi ile beraber yeniden sahneye çıkar. İngilizlerin tek bir kurşun atmadan bir Türk toprağı olan Kıbrıs"ı ele geçirmesinden büyük bir sevinç duyarlar.
İnsanın midesini bulandıracak şekilde, Volkan gazetesinde İngiliz propagandası yaparlar. Çünkü umdukları şey Kürdistan içinİngilizlerden görecekleri yardımdır. 31 Mart ayaklanmasında birçok
Türk subayını vahşice katlettikleri halde Hıristiyanların kapısına birer nöbetçi koyarak onları korurlar. Yağmalanan Türkler ise umurlarında değildir. Fakat Mustafa Kemal"in kurmay
başkanlığını yaptığı Yıldırım Orduları çok geçmeden bu isyanı bastırınca Isparta"ya sürülür. Bu andan itibaren Kürt Said Mustafa Kemal"i artık unutamayacak ve onun kurduğu Türkiye Cumhuriyeti"ne karşı tüm kinini kusacaktır.
Osmanlı Devleti Birinci Dünya Savaşı"ndan yenik çıkınca Said-i Nursi tekrar sahneye çıkar. İngilizlerin güdümünde Kürt Teali Cemiyeti"ni kurar ve İngilizlerin işgal planlarına uygun olarak Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde yeniden Kürdistan düşleri görmeye başlar. "Uyan ey Selahattin Eyyübi"nin torunları Kürtler!" diyerek Kürtleri ayaklanmaya çağırır. 16 Eylül 1919"da İkdam gazetesinde bir bildiri yayınlayarak, Türk Ulusunu Kuvayı Milliye"ye destek
vermemeye, hatta onlara karşı mücadele etmeye çağırır.
Cumhuriyet"in ilanından sonra da Kürtlerin isyan dalgası devam eder.
Said-i Nursi de bu isyanlara katılır.
"Biraderi azamım" dediği Şeyh Sait"in isyanına katıldığından dolayı yeniden sürgüne gönderilir. Onun biraderinin, "Bir Türk öldürmek yetmiş gavur öldürmekten daha üstündür" sözü Said-i Nursi"nin düşünce yapısını dolaylı yoldan bize gösterir. Şeyh Sait Türk Ulusu"na karşı bu
hainliğinin bedelini darağacında sallanarak öder. Said-i Nursi bunu asla unutmaz. Hasta yatağında yatarken şimdi Hakpar Başkanı olan Abdülmelik Fırat"a "Biraderi azamım Şeyh Sait"in öcünü alacağım." der. Öcünü almak istediği kişi, yaşamını Türk"ü sırtından vurmakla
geçiren, İngilizlere ruhunu satarak Musul ve Kerkük"ün Türklerin eline geçmesini engelleyen, Türkiye Cumhuriyeti"ni parçalayarak bir Kürdistan kurma düşü olan kişidir.
Sıkça hezeyanlara kapılan Said-i Nursi"nin bir hezeyanı ise Atatürk ile ilgilidir. Emirdağ Lahikası"ndaki "Ulusal Kurtuluş Savaşı"nın kahramanlığını Mustafa Kemal"e vermediğim için bana hücüm ediyorlar." sözü, en koyu ikinci cumhuriyetçilerin bile akıllarına getiremeyecekleri ve kargaları bile güldürecek kadar komik bir laftır.
Said-i Nursi de bu isyanlara katılır. "Biraderi azamım" dediği Şeyh Sait"in isyanına katıldığından dolayı yeniden sürgüne gönderilir. Onun biraderinin, "Bir Türk öldürmek yetmiş gavur öldürmekten daha üstündür" sözü Said-i Nursi"nin düşünce yapısını dolaylı yoldan bize
gösterir...
şeyh sait'in torunlarından bazıları:
Beş dönem milletvekilliği yapan, eski DYP'li, eski Meclis Başkanı Ali Rıza Septioğlu
AKP Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat AKP Diyarbakır Merkez İlçe Yöneticisi Muhammed Akar Hak-Par Genel Başkanı Abdülmelik Fırat Erzurum DEHAP İl Başkanı Biyadin Fırat RP ve ANAP"ta milletvekilliği yapan Suat Fırat ve Abdülvillah Fırat
Tarihçi Murat Bardakçı, 1925 ilkbaharında çıkan şeyh sait ayaklanması esnasında isyancıların dağıttıkları bildiriyi kısaltarak, günümüz Türkçesi ile yayınlamış:
"Din yolunda şehid düşen, namus için can veren ve aşiretinin şerefi uğrunda kan döken şanlı dedelerimizin mukaddes ruhları göklerden size bakıyor. Emanet ve yadigár olarak terkettikleri Allah"ın kitabını, Muhammed"in şeriatını yakan Ankara mürtedlerine ve onların icra vasıtası olan hükümet memurlarına karşı ne yapacağınızı görmek istiyorlar.
...Milli namus ve dinin kutsal kabul ettikleri uğrunda tüfeğe sarılarak çarpışanları takdir; hayatını muhafaza için fişekliğini belinden açan, tüfeğini Türk"e teslim eden, karısını zorla boşamaya ...rıza gösteren ve hudud haricine çekildiği halde içerideki millettaşlarının imdadına koşmayan haysiyetsiz ve mayası kötü olanları da lánetliyorlar.
...Sağda-solda kanlı çarpışmalar devam ediyor, hükümet sizden saklıyor. Hiç beklemeyin, birbirinizle haberleşerek civarınızdaki askerleri teslim alın. Arslan gibi harbeden Kürt kardeşlerinizin imdadına yetişin. Lázistan, aylardan beri kan ve ateş içindedir.
Dindar Türk neferleri din kardeşlerine kurşun atmıyor, teslim oluyorlar. Dinine bağlı Türk ahalisi, fikren ve kalben sizinle beraberdir.
... Zaptedeceğiniz Türk topları, Türk tüfenkleri, Türk mühimmatı,size káfidir. Rehberiniz Muhammed, yardımcınız Allah"tır.Kuvvetiniz, hükümet kuvvetinin kat kat üstündedir. Cesaretiniz ve yiğitliğiniz, bütün dünyada bilinmektedir. Gafletten kurtulun, elele vererek mukaddesatınızı kurtarın, ...kurtaracağınız İslámi mukaddesat ve milli haklar ile peygamberin ruhunu
ve ...dedelerinizin ruhlarını şádedecek, onların soyundan gelmiş olduğunuzu isbat etmiş olacaksınız."
|
Said-i Nursi'yi yanlış mı tanıyoruzArayan “Yeni Asya” gazetesinden İsmail Tezer'di.
Said-i Nursi'nin ölümünün 50'nci yılı dolayısıyla özel bir dosya hazırlıyorlarmış. Benden de bir yazı istediler.
Ben “İslami” kesimin, tamamının değilse bile en azından bazı kalemşorlarının gözünde, “laik bir jakoben”dim.
Öyleyse neden benden görüş istediler diye düşündüm.
Acaba, benden de görüş koyarak, laik kesimin gözünde Said-i Nursi'yi meşrulaştırmak mı istiyorlardı?
Yoksa Said-i Nursi'nin aslında bilime, cumhuriyete, meşruiyete bağlı bir insan olduğunu göstermek için böyle bir açılımı mı düşünüyorlardı?
İtiraf edeyim, hiç öyle oturup, şüphecilik üzerine kurulu rasyonel bir değerlendirme yapmadım.
İçimden geldiği gibi davrandım ve hazırlanan dosyaya şu yazıyı gönderdim.
* * *
“Laik ve Cumhuriyetçi eğitim almış, devletin eğitim sisteminde büyümüş bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak Said-i Nursi ile ilgili görüşüm, onun ‘Nurcuların ruhani lideri' olduğu şeklindeydi.
Samimi olmak gerekirse, bu, iyi bir izlenim de değildi. Said-i Nursi hayatım boyunca ilgi alanımda fazla yer almadı. Fethullah Gülen hareketinin gelişmesiyle birlikte, Said-i Nursi'ye olan ilgim de artmaya başladı.
Şu an görüşlerim eskisi kadar katı değil. Hakkında çok fazla bir şey de okumadım. Türkiye değişiyor, bizler de değişiyoruz ve artık bir zamanlar bizlere yabancı hissettiğimiz dünyalara açılıyoruz.
Ben buna, ‘Başkasını tanımak, kendimizi tanıtmak' süreci diyorum. Herkes için bunu yapmanın zaruri olduğuna inanıyorum. Ne dinle ilgili herkes mürteci, ne de laiklik hassasiyeti olan herkes jakoben laikçidir. Ne her türbanın altında bir öcü, ne her şarap kadehinin arkasında bir öcü var. Ülkemizin ortasındaki bu çok geniş ve engin ortak yaşama alanını iskâna açamazsak, bu düşmanlık bitmeyecek.
O nedenle bir süredir dikkatle okumaya başladım. Ama beni en çok şaşırtan yanı, sinemaya olan ilgisini keşfetmemdi. Bunu önce Zaman Gazetesi'nin Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı'nın sinema yazılarında okudum.
Oradan hareketle çok ilginç bir makaleye ulaştım.
Bunu da Hürriyet'te yazdım. Bu kadar uhrevi bir insanın bu kadar dünyevi bir şeyden zevk alması doğrusu beni şaşırttı. Kendi dünyanıza yabancı bir şahsiyetin böylesine insani bir tarafını keşfedince, ona daha fazla ilgi duymaya başlıyorsunuz.
Diyeceğim, bu soruyu bana gelecek yıl veya daha sonraki yıllarda düzenlenecek kongreler için sorarsanız, size Said-i Nursi'nin daha derinlerine nüfuz etmiş duygu ve düşüncelerimi aktarabileceğim.
Yani bu söylediklerimi, bir tür ‘samimi mukaddime' olarak değerlendirebilirsiniz.”
* * *
Yazıyı gönderdikten sonra İsmail Tezer'i aradım ve şunu söyledim:
“Yazı işinize gelmediyse kullanmayabilirsiniz. Hiç alınmam.”
Bana şu cevabı verdi:
“Tam aksine, çok hoşumuza gitti. Çok samimi bir yazı olmuş.”
Yeni Asya, bu dosyayı bir ek olarak yayımladı.
Başlığını “Aydınların gözüyle Said-i Nursi” koymuşlar.
Yazar sıralaması dikkatimi çekti. Birinci yazı olarak Taha Akyol'un, “Said-i Nursi, İslam düşüncesinde bir ‘teceddüd' gerçekleştirdi” başlıklı uzun bir incelemeyi koymuşlar.
Son derece normal.
Taha Bey bu konuyu çok iyi biliyor ve yazı hak ettiği yeri almış.
İkinci yazı Roni Margulies'in: “Kemalizm'in düşman ilan ettiği her şey gibi Nurculuk da ilgimi çekiyor.”
İtiraf edeyim, başlıktaki kesin inanç ve önyargı beni tedirgin etti. O başlığın altındaki bir yazıyı okumak dahi istemedim.
Üçüncü yazı ise benimkiydi.
Yani dergi, Atatürk'e olan derin hayranlığımı bildiği halde, yazımı ön sıralara koymuştu.
Bu tavır bana daha güzel göründü.
* * *
Dergideki öteki yazıların hepsini okudum.
Yeni Şafak yazarı Hakan Albayrak'ın yazısının girişindeki şu soru dikkatimi çekti:
“Cumhuriyeti, meşruiyeti, parlamenter sistemi savunduğu halde devlet Said-i Nursi'ye neden bu kadar tepkili?”
Evet, bunun gerçekçi nedenlerini araştırmalıyız.
Bir de hepimizi bir araya getirecek ortak platformları çoğaltmalıyız.
--
::::::: Dunya Turk Birligi :::::: World Turk Confederation ::::::::
TURKLER :: Dunyadaki En Uygar Insanlar - TURKS :: The Most Civilized People On Earth
:::::: TÜRKLÜK UYGARLIKTIR :::::: NE MUTLU TÜRKÜM DIYENE ::::::
Turkce Karakterler Kullanilmisdir Okumak Icin Turkish ISO Veya UTF-8 Tarayici Dil Kodlamasini Seciniz.
Yazım Türkçeleştirme Programı için --> http://www.hlst.sabanciuniv.edu/TL/deascii.html
Bu mesajı şu gruba üye olduğunuz için aldınız: Google Grupları "::: Dünya Türk Birligi :::" grubu.
Bu gruba posta göndermek için , mail atın : dunyatur...@googlegroups.com
Bu gruba üyeliğinizi sonlandırmak için şu adrese e-posta gönderin: dunyaturkbirli...@googlegroups.com
Daha fazla seçenek için, http://groups.google.com/group/dunyaturkbirligi?hl=tr adresinde bu grubu ziyaret edin.
Saidi Nursi Benim gördüğüm bazı eserlerinden araştırdığım ve takipçileri olan çoğu Türk ve bir kısmı da Kürt olan takipçileri ile sohbetlerimden edindiğim intibalarıma göre, Tıpkı Ziya Gökalp gibi Kürt kökenli bir Türk milliyetçisi idi. Türkleşmek İslamlaşmak ve muasırlaşmak ilkelerini savunuyordu.
Cumhuriyetçiydi. Milli bütünlüğü sağlamaktaki gayretli yönü yüzünden ülkemiz halkını ayrıştırıp bölmek isteyen dışa bağımlı Mason ve Sabataist tarikatları tarafından sürekli negatif olarak gösterilerek milli bütünlüğe hizmeti yüzünden ismi ve etkisi lekelenerek öldürülmek istendi ama öldürülemedi. Öldürme çabaları onu dünya çapında bir düşünür yaptı.
Zaten bu sayede de Türkiye de bir türlü Türk Kürt savaşı çıkarılamadı.
Türkçülüğü kendilerine paravan olarak kullanan Sabataist ve Mason tarikatlarının gayrimüslim ve gayri Türk dışa bağımlı müritleri tarafından milli birliği sağlamaya çalışan herkes gibi oda imha edilmek istendi.
Binlerce sayfalık eserleri arasından bazı cımbızla alınan ve çarpıtılan cümleler ile vatan haini ilan edilmek istendi. Ta Cumhuriyetin başında da Mason ve Yahudilerin iftiraları ile istiklal mahkemesine gönderilmiş ama iddiaların maksatlı olduğu anlaşıldığından beraat etmişti. Adı Şeyh Sait isyanındaki Şeyh Sait ile ve Kürt teali cemiyeti üyesi Kürt Said ile kasıtlı olarak karıştırılıp sanki o kişiler ile aynı kişi imiş gibi tanıtılmak istenmiş ama başarılamamıştır. Milli birliğimiz ve ilerideki büyük güç olmamızın temeli olacak Mehmet Akif rahmetli gibi temel taşlarından biri olarak yer alacak olan Bu değerli mütefekkire saldırıların asıl nedeni Türk milletine yaptığı milliyetçi katkılara düşmanlık yüzündendir. Şeyh Sait isyanında kendisinin de desteği istenen Bitlisin Nurs köyünden olduğu için Nurs lu anlamına gelen Nurs-i Türk milletine asla isyan edilmemesini bu yüzden kendisinin asla bu gibi kalkışmalara destek vermeyeceğini beyan etmiştir. Bunları ileride herkes öğreneceğinden benim sözü uzatmama gerek yoktur. Zaten sizin bu said kürdi sözünüzde gizli onun şahsında Kürtleri de aşağılayan ve ayrılıkçılığa itmeye çalışan tavrınızın benzerleri eğer bunu kasıtlı değil de bilmediklerinden veya cehaletin gayreti ile yapıyorlarsa günü geldiğinde mahcup olacaklardır.
Eskiden çok kültürlü Osmanlı geleneğinden dolayı, kimsenin kökenini saklamak gibi bir ihtiyacı olmadığından onunda Kürt kökenli olduğunu bazı sözlerinde belirmiş olmasının Rahmetli Mehmet Akif'in kendisini Arnavut olarak tanıtmasından farksızdır. Bu tanıtımlar. Bize ve balkanlardaki soydaş ve Arnavutlar, Boşnaklar ve diğer din kardeşlerimizde hala birlik olmamız beklentisini canlı tutmaktadır. Saidi Nursinin Kürt kökenli olduğunu açıklaması da bizlere ve doğu sınırımızın içindeki ve dışındaki Kürt kardeşlerimize hala bir gün birlik içinde yeniden tek devlet tek millet ve tek bayrak ile dünya gücü olacağımız bilincini canlı tutmaktadır. PKK yönetim kadrolarının içimizdeki şer odaklar tarafından desteklenen Kürt görünümlü ermeni çetelerinin kalıntıları olduğu gittikçe açığa çıkmaktadır. Kimse çevresindekileri dağıtarak büyümez. Büyük devletler kardeş kavimleri ceberut tedbirler ile kendisinden iterek değil. Kardeşlik ve dostluk ile içten ve samimi olarak kucaklayarak kurulabilir. Milletimizde içindeki bazı millet düşmanlarının çatlak seslerine rağmen bunu gayet iyi başaran ve bu bilinci damarlarındaki asil kanda, genlerinde ve iman ile dolu kalbinde asla sökülüp atılamayacak şekilde taşımaktadır. Yoksa dünyanın pek çok kavminden çok değerli düşünürler değerli insanlar neden kendi kavimleri ile birlikte Türklük deryasına dalıp bizlerle kardeş ve tek millet olarak bir olmuşlardır sanıyorsunuz.
İleride de ancak büyüyerek var olmaya devam ederiz. Küçülüp kardeşlerimizi İsrail’in iğneli fıçısına atarak değil. Tam hatırlayamadım ama galiba Wilson Çörçil’e bir soru sorulur. Eğer bir gün İngiltere ile Şekspir arasında bir tercih yapmanız gerekse idi hangisini tercih ederdiniz derler.
Cevap: Elbette Şekspir diye cevap verir. Çünkü biz İngiltere’yi eninde sonunda tekrar kurarız ama Şekspir olmayınca aynı İngiltere’yi yeniden kurmak artık imkânsız olur der. Mevlana Celalettin’i Rumi, Rum-i Romalı diye anılır ve eserlerini Farsça yazmıştır ama Türk’tür. Mehmet Akif, Saidi Nursi gibi pek çok Türk mütefekkirleride esrlerini Türkçe olarak yazmışlardır ve kendilerini Türk olarak tanımlamışlardır. Rahmetli Akif, Sana yok ırkıma yok izmihlal derken sadece Arnavut yada Türk kökenlileri değil. Türk adı ile özdeşleşen mertlik dürüstlük fedakarlık vatan için candanda yardanda serden de geçerlik gibi hasletleri bünyesinde toplayıp birlik olmuş bir olmuş ırkımızdan söz etmektedir. Bu birlik ve meydana getirdiği dirlikten nasip almayanın Türk kökenli olması bu değerli zatların yanında bir anlam ifade etmez edemez. Çünkü Türk binlerce yıldır oluşmuş bir kültür ve duygu birlikteliğinin adıdır.Alevi bir şairimizin deyimi ile Adem katında Adem tan-i haşhaş değil. Değerli insanları ülkelerin vardıkları kültür düzeyi ve ruh hali yetiştirir. Onlar artık kendi kimliklerinden çıkıp ortak kimliğin hülasası yani özünü oluşturmuşlardır.
İngilizlerin Arap kökenli olduğu da söylenen Şekspir’e İngiliz kültürü ve milletlerinin varlığının sürdürülebilmesi adına bu derece İngiliz kültürü adına sahip çıkmaları bakıp da bizlerin tüm değerlerimizi yerden yere vurmamız olsa olsa ya mankurtlaştırıldığımızın yada bu değerli Türk milleti ile gizli bir sorunumuzun olduğunun delili olabilir.
|
Bırak Beni Haykırayım Ben en hakîr bir insanı kardeş sayan bir rûhum; |
|
|
|
Mehmet Emin Yurdakul |
A.D.Şimşek
Said Nursî’nin ortaya çıkışı Kürtçülük ile olmuştur. Kürd Talebe Hewi Cemiyetinin bir üyesi
olarak mahallî Kürd kıyafeti ile payitahta gelen Said, bir Cuma selamlığında 2. Abdülhamid
Han’a Doğu illerimizde Kürdçe’nin eğitim dili olması talebini içeren bir dilekçe uzatmış ve
Abdülhamit Han da kendisini tımarhaneye (akıl hastanesi) kapatmıştır. Tımarhanede aklı
başına gelen Said; o güne kadar Molla Said Kürdî şeklinde kullandığı adını, doğum yeri olan
Bitlis’in Hizan ilçesine bağlı Nurs köyüne atfen Said Nursî olarak değiştirmeyle işe
başlamıştır. Açıktan Kürdçülükle bir yere varamayacağını gören Said, bu kez devrin güçlü
fikir akımı olan İslamcılığa meyletmiştir. Burada nispeten bir başarı yakalamış olmakla
birlikte, itikat noktasındaki bazı sapkınlıkları ve gizli Kürdçülüğü sebebiyle burada da deşifre
olmuştur.
Cumhuriyetin ilk yıllarında, rejim düşmanlığı ve halkı hükümete karşı kışkırttığı için çeşitli
illerde zorunlu ikamete mahkum edilen Said, her gittiği yerde Türk halkının samimi dinî
duygularını sömürerek, doğrudan kendisine bağlı çalışan bir cemaat yapısı oluşturmuştur. Bu
cemaatin mensupları, Demokrat Parti’nin kurulmasıyla birlikte bu parti saflarındaki yerlerini
alarak, sırtlarını hükümete dayamayı başarmışlardır. Bu devir, Kürdçülüğün en sinsi çetesi
olan Nurculuk hareketinin filizlendiği ve genişlediği bir dönem olmuştur.
Said Nursî’nin ölümüyle birlikte bir süre iç karışıklık yaşayan Nurcular, 1960’lı yılların
sonunda kendi içlerinden seçip ortaya çıkardıkları Erzurum merkezli Şıhbızındı Kürd
aşiretinden olan Fetullah Gülen ile tekrardan örgütlenmeye başladılar. Türklere karşı Türkleri
kullanma konusunda Said Nursî’den bile daha başarılı olan bu kişi, İzmir’de bir camide vaiz
olarak başladığı çalışmalarına, 1970’lerde kurulan Komünizmle Mücadele Derneklerine
sızarak sürdürdü. 1980 öncesindeki sağ-sol çatışmaları esnasında sağ olarak ifade edilen
grupların hemen hepsiyle temas kuran Gülen, kaçak durumundakilere barınma imkanı
sağlayarak gözü pek gençleri kendisine minnettar hale getirdi. Bu kişiler ihtilal sonrası
yıllarda ANAP-DYP-MHP gibi partilerde yönetici konumuna geldiler.
Vaazlarında psikoloji biliminin telkinle ilgili bütün unsurlarını başarıyla kullanan Gülen,
maddi yönden güçlü olan müritlerine önce öğrenci yurtları, sonra dershaneler ve daha sonraki
- 1
yıllarda da okullar açtırmak suretiyle hem cemaati için ihtiyaç duyduğu insan kaynağını
buralarda yetiştirdi hem de ılımlı çağdaş görünümlü maskesiyle siyaset ve iş dünyasından
kendisine yeni sempatizanlar kazanarak güçlendi. Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla birlikte;
Türk Cumhuriyetleri’nde de okullar açtıran Nurcular, bu sayede yurtdışı örgütlenmesini de
kurarak, el değmemiş bu ülkelerde yaptığı küçük yatırımlardan büyük maddi kazançlar da
elde etmişlerdir. Türk Cumhuriyetleri’nde ve diğer ülkelerde açılan okullar ise Türkiye içinde
propaganda aracı olarak kullanılmıştır. Fetullah Gülen hakkında Askerî Yargıtay’ın 3ncü
Dairesi’nin 1973/146 Esas, 1973/242 sayılı kararı sanığın İzmir dahilinde Nurcu olarak
bilinen ve gerekçeli hükümde isimleri açıklanan kişilerin evlerinde gruplar halinde yapılan
Nur toplantılarına iştirak ettiği, bu toplantılarda Nur risalelerinden muhtelif parçalar okuyup