İlk Türkçe Konuşan İnsan ve İlk Bilim Adamı HZ. Adem
M. Günay SIDDIKOĞLU
Ruhul Beyan Tefsirinin Müfessiri İsmail Hakkı BURSAVİ Hazretleri,
Bursa
Kütüphanesi'nde kayıtlı "HADİS-İ ERBAİN " adlı eserde Bakara
Suresi 31.
ayetin tefsirini yaparken şöyle diyor:
Adem'in cennettten çıkma vakti gelince Cenab_ı Allah bunu haber
vermesi
için CEBRAİL'i gönderir. Cebrail durumu Adem'e bildirir. "
Adem tınmadı "
yani emri duymuzdıktan geldi. Cebrail durumu Allah'a
bildirince ALLAH ( C.C.
) Cebrail'e: " Git ADEM'e LİSAN-İ TÜRKİ ile
söyle " der. Cebrail gelir ve
Türkçe olarak cennetten çıkma emrini
tebliğ eder. ( Buradan hareketle ) İ.
Hakkı BURSAVİ hazretleri şöyle
der: " AHİR ZAMANDA TASARRUF TÜRK'ÜN
OLACAKTIR." ( Bu konu üzerinde
yıllar önce Abdülkadir DONUK HOCA'da Ortadoğu
Gazetesinde bir yazı
yazmıştı. )
Bu düşünce ister derin bir Türklük sevgisi ile söylensin isterse "
Mana
Tefsirciliği " anlayışıyla söylensin yani Allah tarafından
söyletilsin; bura
da verilmek istenen mesaj: Dünyada tekrar bir TÜRK
DÖNEMİ'nin ve TÜRK CİHAN
HAKİMİYETİ_ NİZAM-I ALEM DÜŞÜNCESİ'nin
gerçekleşeğinin ifade
edilmesidir.
Cenab-ı Allah, Bakara Suresi 31,32 ve 33. ayetlerden öğrendiğimize
göre:
" Ademe
İlim vermiş, bütün isimleri ve eşyanın adını öğretmiştir." Yani
Ademe
kendi zürriyetinden gelen bütün milletlerin ve bu milletleri
oluşturan
bütün insanların adları ve dilleri öğretilmişti.
Ayrıca Adem'e Allah ( C.C. ) insanlığın henüz ulaşamadığı bilgiler
dahil
bütün bilgileri de öğretmişti.
Hz.Adem, kendisine öğretilen bu isimler ve diller arasından
Türkçe'yi
tercih etmiş
ve kendisine Türkce hitap edilmesini istemeştir. Böylece ilk
Türkçe
konuşan insan Adem olmuştur.
Bakara Suresi 31 ve 32. ayetlerde mealen şöyle buyurulur:
" Ve Adem'e bütün isimleri öğretti. Sonra eşyayı ( Alemleri )
meleklere
gösterip: ' Haydi, davanızda sadıksanız bana şunları haber
verin'
buyurdu.
( Melekler cevap verdi.) : ' Ya Rabbi, sübhansın,. Bizler için senin
bize öğrettiğinden başka ilim ne mümkündür! O alim ve hakim
şüphesiz
sensin ' dediler"
Bu iki ayette Yüce Allah, meleklere dolayısıyla tüm alemlere
Adem'in,
daha geniş anlamda insanın özelliğini tanıtıyor.
Dr. Haluk NURBAKİ, " Bakara Suresi Yorumu 2 " adlı kitapçıkta bu
konu
hakkında
şu bilgileri veriyor:
" Ayetin ilk mesajı şüphesiz; Allah'ın Adem'e, insanlara
öğrettiği
isimlerdir... Çünkü; Allah'ın Adem'e öğrettiği esmalar şüphesiz
ilahi
sıfatların sırlarının tecelli hikmetleridir. Allah bu yüzden
Adem'i
halife olarak seçmiştir.
Adem'in, dolayısıyla insanın bu nedenle olayların gerçeğini
öğrenmesi
gerekir. Sure-i Rahman'ın 4. ayeti gereği, ( İnsanı yarattı;
ona
anlatma ve açıklama yateneği verdi )
İnsanın hilkat sırrı " beyan " dır; yani ilahi davete
cevap
yeteneğidir.
İşte Adem, ilahi irade gereği esmaların sırrı olan ilmi
öğrenmiştir.
Bu,
İnsanın akıl yanıdır. Bunun beyan edilmesi ise tamamen
gönül
sırrıdır...
31. ayetin son mesajı, Allah'ın meleklere evren esrarını sormasını
dile
getiriyor.
32. ayette ise, meleklerin Allah'a karşı, bir tarz özür
dilemelerini
görüyoruz. Melekler bu ayetlerde önce Allah'a:
" Ya Rabbi! Sen sübhansın,
Senin yüceliğin, kudretin, saltanatın tartışılmaz. Her türlü
zannın,
bilginin, tasavvurun ötesinde ve yüceleren yücesisin " diyor.
Ayetin ikinci cümlesi ise; tüm meleklerin, ancak öğretileni
bildiklerini
açıklıyor. Eşya da böyledir; Cenab-ı Hak neyi öğretmişse
onu bilir, o hizmeti
yapar.
Yine ayetten anlıyoruz ki; insan esmaları öğrenerek öylesine bir
ilme
sahip olur ki; kıyasları, tasavvur, hayal, beyan ve yargı
yetenekleri
kazanır.
Ayetin son cümlesi ise, Cenab_ı Hakk'ın iki esmasını emrediyor: ALİM
ve
HAKİM .
Burada da büyük bir hikmet vardır. İnsan ilahi irade gereği
ilmi
öğrenir.Bir tarz Alim sıfatının tasarrufuna girer. Fakat Hakim
olamaz.
Allah hem sonsuz ilme sahiptir, hem de Hakim'dir. O'nun ( Allah'ın
)
herşeye kudreti ve hükmü vardır. O'nun sonsuz kudreti ve
hikmeti
birleşmiş ve Hakim sırrı, esması tecelli etmiştir.
Allah bize sonsuz gücünü bir kez daha hatırlatarak hüküm ve
kudretin
yalnız Allah'a ait olduğunu vurguluyor."
İnsan, kendi çabasıyla arzı, uzayı ve çeşitli bilgileri
öğrendim
sanıyor, halbuki bu bigilerin hepsini Allah, Adem'e vermişti.
Bizim
çabamız o bilinen bilgilere ulaşmaktan ibarettir. (Devam edecek)
İLK TÜRKÇE KONUŞAN İNSAN VE İLK BİLİM ADAMI HZ ADEM ( 2 )
Adem'e bütün isimleri ve eşyanın adını öğreten ve O'nu ilimle
donatan
Allah, bu durumu ve Ademin yüceliğini meleklere göstermek için:
" Allah: ' Ey Adem, bunlara onları isimleriyle haber ver ' buyurdu.
Adem
onlara isimleriyle haber verince (Allah) : ' Ben size semavat ve
arzın
gaybını bilirim demedim mi? Neyi gizlediğinizi, neyi
açıkladığınızı da
bilirim' dedi. " ( Bakara, ayet 33 )
Ayetin birinci mesajı: Ademin isimleriyle haber verdikleri nelerdir?
Bu
konuda çeşitli rivayetler vardır:
1. Evrene ait fiziki malumat
2. Meleklerin ismi ve görevleri
3. İnsanların tam listesi. O anda bedeni yok, ruh ve nefis
kişilikleri
vardır.Adem öğrendiği ilahi bilgiler dahilinde gaybe ait
bigileri
çözüp; dünyaya gelmediğimiz halde bizleri tanıyıp meleklere
anlattı.
Hz.Adem ilk insan, ilk peygamber ve insanlığın ilk atası
olmak
özelliklerinden dolayı, kendi soyundan gelecek ve ileride
çeşitli
milletleri oluşturacak insanları ve onların dille rini,
kültürlerini,
tarihlerini de biliyordu. Bildiği bu diller arasında
Cennetten
çıkarken kendisine yapılan tebliği Türkçe olarak seçip kabul
etmesi
dikkata değerdir. Bu seçim, Hz. Adem'in Türklere verdiği önemi
ve
duyduğu sevgiyi açıkça göstermektedir. Elbette Adem " Ey iman
edenler
sizden kim dininden dönerse Allah ta onların yerine öylebir
kavim
getirir ki Allah onları sever, onlar da Allah'ı severler.
Onlar
mü'minlere karşı alçak gönüllü, kafirlere karşı onurlu ve
zorludurlar.
Allah yolunda ( korkmadan ) cihad ederler..." ( Maide 54 )
ayeti
kerimesinin sırrına mazhar olarak, Allah'ın övgüsüne nail olan
ve
İslamın Bayraktarlığını yaparak " CUNDULLAH " ( ALLAH'IN ORDUSU )
olmak
şerefi ile şereflenen Türk Milleti'nin bu durumundan da
haberdardı. Onun için
cennetten çıkarken kendisine emrin ve cennetten
çıkma vaktinin geldiğinin
Türkçe olarak tebliğ edilmesini bekledi.
4. İlahi esmaların sırrını alemlerin şekli içinde farkederek
analiz
etti. Olayların iç yüzünü böylece idrak etme sırrını öğrendi.
Ayetin ikinci cümlesi konuya biraz daha açıklık getiriyor. Cenab-ı
Hakk:
" Ben size semavat ve arzın ( uzayın ve yer yüzünün ) gaybını
( geleceğini )
bilirim demedim mi ? " buyuruyor.
Demek ki yeryüzü ve semavatın geleceği ile ilgili bilgiler Hz.
Adem'e
öğretilmişti. Zaten halifeliğin bir sırrı da budur. İnsanların
yeryüzü
ve uzay hakkında bu günkünden daha çok bilgi sahibi olacakları
bu
ayetin gösterdiği bir mucizedir.
İnsanoğlu, kendi çabası ve çalışmasıyla yeryüzünü ve uzayı
öğrendiğini
daha nice çeşitli alanlarda buluşlar yaptığını zannediyor.Halbuki
bu
bilgiler ( Uzay, tıp, fizik, kimya, matematik, biyoloji, tarih,
dil
bilimleri vb. ) Hz Ademe binlerce yıl önce verildi ve bilimin
kader
bilgisayarına yerleştirildi. İşte bu yönüyle Adem ilk bilim
adamıdır.
Henüz dünyadaki hiç bir bilim adamı Adem'in
bildiklerine
ulaşamamıştır. Bütün bilim adamlarının bildikleri ve buldukları
Hz.
Adem'e bildirilenlerin ve Hz. Adem'in bildiklerinin yanında bir
hiç
kalır.
Ayetin son cümlesi daha da dikkat çekicidir: " Allah gizlediğinizi
de
açıkladığınızı da bilir." Şu halde bir yanıyla gizli kalan bilgi
yavaş
yavaş açılmakta ve öğrenilmektedir.
Bir ihtimal; İnsanoğlu zamanla Hz. Adem'e verilmiş olan bütün
bilgilere
ulaşacak, belki de o zaman bilgi ve hikmet tamamlanmış olup,
kıyamet kop
acak.
Allah ( CC ) Adem'i halife olarak seçtim derken " O'na kudret
verdim
demeyip; ilim verdim " diyor.
Dikkat edilirse ilk emir olarak insanlığa verilen emir de " OKU "
dur,
Okumaktan maksat, araştırmak, bilmek, ilim sahibi olmak ve bu
sayede
şuurlu bir şekilde Allah'ı tanımaktır. Onun için evrene "
KİTAB-I
EKBER " ( En büyük kitap ) denmiştir. Bu ' oku ' emriyle bir
noktada
Cenab_ı HAKK, Senin halife olmana sebep olan ve Adem'e
verilen
bilgileri öğren; beni bil ve bu sayede tanı demektedir.
" Okumaktan mana ne kişi Hakkı bilmektür
Sen kendini bilmezsin ya nice okumakdur.
Okudum bildim dime çok taat kıldım dime
Eri Hak bilmez isen abes yire yilmektir." Diyen Yunus'ta aynı
şeyleri
söylemektedir.
İLK TÜRKÇE KONUŞAN İNSAN VE İLK BİLİM ADAMI HZ.ADEM ( 3 )
Büyük Türk mutasavvıfı Mevlana: " Yüce Tanrı kendi sanat ve
sıfatını
göstermek için dünyayı yarattı. Kendi zatını göstermek isteyince
de
Adem'i yarattı" der. Mevlana hazretleri bir başka anlatımında "
Gizli
bir define idim; bilinmeyi diledim, sevdim; bilineyim diye
halkı
yarattım " hadis-i şerifi üzerinde durur. Bu bilgilerde de hep
ön
plana çıkan şeyler: bilgi, bilmek, bilinmek ve sevgidir.
Elbette ilim, insanı Allah'a ve Allah'ı sevmeye, O'na hamd etmeye,
O'nu
sevmeye götüren akıl ışığıdır. Dünyanın ve dünyaların
güzelliklerini,
özelliklerini fiziğini tanıyan gerçek ilimdir. İlim
doğrudan insanı Allah'a
ulaştırır; sevgiyi ve ahlakı şekillendirir.
Çünkü ilahi sırları öğrenen insan
Allah'a aşık olur ve ahlak sırrına
kavuşur. Artık söz aşık ve maşuk
arasındadır. O, bizim bildiğimiz
perdeler aradan kalkar, aşık maşukuna
öylesine söz ve şekillerle hitap
eder ve bazen de sitem ederki, biz o aşığı
kendi gözümüzle zındık,
hatta kafir zannederiz. Halbuki gerçek bizim
gördüğümüz gibi değildir.
Leyla'daki güzelliği görmek için Mecnunun gözüyle
bakmak gerekir.
Leyla, aşk odunda yanmış Mecnun'a güzel görünür de , Aşktan
sevgiden
nasibini almamışlara çirkin görünür.
Bir de bakarsınki aşık maşukuna yani Allah'ına ' Çalap' diye, ' Gülüm
'
diye, ' Aşkım ' diye hitap etmiş.
Bunları bilmeden bir de Allah'ın yarattığı insanlara, yine
Allah'ın
yarattığı sözlerle niçin ' Allah ' demiyor da ' Tanrı ', ' Hüda ' ,
'
Mevla ' , " Yezdan " ve ya " Got " diyorsunuz diye kendimizce
bilgiçlik
ve müslümanlık taslar bir de soru sorarız. Kendimizi
Mevlanalardan,
Yunuslardan, Hoca Ahmet Yesevi'lerden, nice İslam
alimlerinden alim sayarız.
Bilmeyiz ki bütün bu dil ve sözcükleri de
yaratan Allah'tır.
" Ete kemiğe büründüm Yunus diye göründüm " demek; " Enel Hakk " (
Ben
Hakkım ) demek suç olsaydı bu gün Yunus ve Hallacı Mansur birer
evliya
değil zındık hatta mürted, kafir olarak anılırlardı. Yine Hüda,
Mevla
ve Çalap demek yanlış olsaydı, başta Yunus ve Mevlana olmak üzere
nice
İslam uluları demezlerdi. Elbette " Esmaül Hüsna " Allah (CC)'ın
en
güzel isimleridir. Ama Kur'an'da " Güzel isimlerin hepsi
Allah'ındır
..." ( A'raf suresi 180 ) diyen bizzat Allah değilmidir?
Allah (CC)ın Cebrail'le,Cebrail Aleyhisselamın Hz. Adem'le
Türkçe
konuştuğuna dair bir başka bilgiyi de KAYGUSUZ ABDAL'ın
şiirlerinde
görmekteyiz:
" Hak buyurdu Cebrail'e var didi
Adem'i cennet içinden sür didi
Geldi Cebrail Adem'e söyledi
Hak buyurdıgın ayan eyledi
Cebrail didi çıkgıl Uçmak'tan Adem
Tanrınun buyrugı budur işbu dem
Niçe ki söyledi hergiz gitmedi
Cebrailün sözini işitmedi
Türk dilin Tanrı buyurdı Cebrail
Türk dilince söylegil dur git digil
Türki dilince Cebrail " hey dur " didi
" Durugel, uçmağın terkin ur " didi.
( Gülistan, Ank. Ktp. Nu: 645, s. 49 ) "KAYGUSUZ ABDAL" Prof.
Dr.
Abdurrahman GÜZEL, S.272, Akçağ yyn.)
Tarihin başlangıcından beri
hatta tarihten öncede var olduğunu
bildiğimiz Türk Milleti'nin bu günkü zaman
dilimini temsil eden biz
Türkler, Cennetten çıkarken Türkçe konuşmayı bütün
bildiği dillere
tercih eden ve Allah'ın ilahi hikmetlerle, sırlarla ve
bilgilerle
doldurduğu insanlığın ilk atası ve ilk peygamber HZ.Adem'in
ve
Alemlere rahmet ve bereket olarak gönderilen son Peygamberi
Hz.
Muhammed Aleyhisselamın varisleri olarak Allah'ın son din
olarak
gönderdiği İslam dini ile aleme nizam vermeye ve Hz.Adem'e
vermiş
olduğu ilim ve hikmeti öğrenmeye talip olduğumuzu bir kez daha
ilan
ediyoruz.
Yüce Alah'ın, Allah'ın ilk ve son peygamberinin teveccühüne ve
övgüsüne
mazhar olmuş bu milletin tarihte gerçekleştirdiği şeyleri
yeniden
gerçekleştireceğine olan inancımızın tam olduğunun bilinmesini
önemle arz
ederiz...
M. Günay SIDDIKOĞLU