NECİP FAZILSIZ OTUZ DÖRT YIL....

3 views
Skip to first unread message

Necip Saracoglu

unread,
May 25, 2017, 3:39:32 AM5/25/17
to acubukcu, AHMET REFİK SARAÇOĞLU, ailgaz, Ali Alkan, Ali Çankaya, ali çelik, kübra irem ataç, ahmettuna61, hamdi can ataç, albayrakhuseyin61, ali_mermertas, burcu.saracoglu, baha_9362, byalipasa, Burak Dolu, bayram bey, balyemez, mehmet ceyhun, Salih Zeki TÜZÜNER, dogatarih, Leyla Demirkır, destructive1912, fsaglam67, Fuat Meydan, fatihkarabina99, Rİ, fatihuyar, gülay saraçoğlu, mm, haydar çoruhlu, muhittin ince, Lokman İPEK, ihayal, mm"kusakkayagazetesi", zuhtu kalma, kadirer68, İrem Ataç, mehmettugutlu1955, nafis m, mumt...@superonline.com, mkadi...@yahoo.com, muhammedyavruoglu, TEDAK, Tuygan Seferoğlu, turkmensedat, turkocak, Tülay Önder, veldet85, yakuphc, ydemeli, yolcukitap
NECİP FAZIL’SIZ OTUZ DÖRT YIL ….
Edebiyat tarihleri üstadın doğum tarihini 26 Mayıs1905 İst.
olarak gösteriyor.”BÂB-I ÂLİ” ve “O ve BEN” doğum tarihlerini şöyle
tespit etmiş, işte tam tarih 26 Mayıs 1320- 1904/ Rebiülevvel- 1323
“Üstad bu tarihte İstanbul’da doğar”. Ölüm 25 Mayıs 1983 İst. Tesadüfe
bakın mi, doğum ve ölüm tarihleri aynı ay ve güne rastlıyor… Büyük bir
tefavuk!...
Necip Fazıl, millî ve manevî mukaddeslerimizin
susturulduğu,küçümsendiği,hatta alaya alındığı son yüzyılın içinde
malüm yıllarda(İsmet İnönü Dönemi…) fikir namusunu temsil eden sanatın
altın tacı başında olarak söz meydanına giren,bir devrin vicdanı olmuş
ender şahsiyetlerimizdendir.
Eserlerini okuyucusu ile buluşturma heyecanı yaşayan bir şair ve
yazardan ziyade,kendini milletine sorumlu hisseden bir halk aydını
Necip Fazıl….İhtiva ettiği manevi kudretten olacak,kalemi suç unsuru
sayılan ve mahkemeleri adres,parmaklıklar ardını ise mesken edinen bir
fikir adamıydı….
Necip Fâzıl’ın hayatında ve mücadelesinde büyük
olaylar,med-cezirler vardır. Bu med ve cezirlerde sade onun ve
ailesinin değil,onunla beraber binler ve on binlerce insanın
ümit-ümitsizlik,şevk-üzüntü,sevinç ve ızdırapları bulunmaktadır.
Elbette bu duyguların içinde ümit,şevk ve zevkten çok keder ve
ızdırabın çilesi vardır.. Bütün bunları on binlerce kişi
hissettiğinden milyon kere fazlasıyla duyarak yaşayan insanın da Necip
Fazıl olduğu muhakkaktır.
“GENÇLİĞE HİTABE” sinin son paragrafında bu konuyu şöyle
açıklıyor:”…Bu gençliği karşımda görüyorum.Maya tutması için otuz
küsur yıldır devrim baz kodamanların viski çektiği kamıştan borularla
ciğerimden kalemime kan çekerek yırtındığım,kıvrandığım ve zindanlarda
çürüdüğüm bu gençlik karşısında uykusuz,susuz,ekmeksiz başımı secdeye
mıhlayıp bir ömür Allah’a hamd etme makamındayım.
Genç adam! Bundan böyle senden beklediğim manevi babanın
tabutunu musalla taşına,Anadolu kıtası büyüklüğündeki dâva taşını da
gediğine koymandır.
Surda bir gedik açtık mukaddes mi mukaddes !
Ey kahpe rüzgar,artık ne yandan esersen es !...
Bütün bu çileleri O, sağlığını,hayatını tehdit eden şartlar içinde
aylarca senelerce hapishanelerin kahredici atmosferini teneffüs ederek
çekmiş,fakat her seferinde bunları yenerek,yılmadan,bıkmadan yeni bir
mücadele azmi ile “BÜYÜK DOĞU” davasına bıraktığı yerden tekrar
başlamıştır.

-2-
Üstad Necip Fâzıl,şairliğe on iki yaşında başladığını ve tuhaf
bir bahanesi olduğunu söylüyor.Kendi ağzından okuyalım:”Annem
hastanedeydi,ziyaretine gitmiştim.Beyaz yatak örtüsü üzerinde siyah
kaplı küçük bir defter…Bitişikte yatan veremli genç kızın şiirleri
varmış içinde…
Haberi veren annem bir an gözlerimin içine bakıp:” Şair olmanı ne
kadar isterdim .” dedi. Annemin dileği bana,içimde besleyip de on iki
yaşıma kadar farkında olmadığım bir şey gibi göründü.Varlık
hikmetinin ta kendisi…Gözlerim hastane odasının penceresinde,savrulan
kar ve uluyan rüzgara karşı ,içimden kararımı verdim. Şair olacağım!
Ve oldum…”
Annesi hasta,babası uzakta,kız kardeşi Allah’ın rahmetine
kavuşmuş, on iki yaşında bir çocuğun hastane odasının penceresinden
bakan gözlerinde beliren korku ve çaresizliği;savrulan kar ve uluyan
rüzgar ile izah eder bu sözler…Çok değil birkaç yıl sonra ilk şiiri
yayımlanacak,aldığı kararın ardından Bâb-ı Âli’nin burnundan kıl
aldırmayan şairleri arasına ağır ama emin adımlarla girecekti.
“Kaldırımlar” şiiri ardından “Sakarya” onu zirveye çıkaracak ve
“Kaldırımlar Şairi” olarak tanınmasına vesile olacaktı…Şiirlerini en
çok sevdiği “ÇİLE” adlı şiirinin adı altında toplayacaktı…
ÇİLE : Gaiblerden bir ses geldi: Bu adam , /Gezdirsin boşluğu ense
kökünde! / Ve uçtu tepemde birden bire dam; /Gök devrildi,künde
üstüne künde… *** Pencereye koştum: Kızıl kıyamet’ / Dediklerin
çıktı,ihtiyar bacı! / Sonsuzluk,elinde bir mavi tülbent, / Ok çekti
yukardan, üstüme avcı. ***Ben ki,toz kanatlı bir kelebeğim, /Minicik
gövdeme yüklü Kafdağı, / Bir zerreciğim ki,Arş’a gebeyim, / Dev
sancılarımın budur kaynağı! ( 1937)
“ Sakarya Türküsü” şiiri ile Türkiye’yi ,Sakarya Nehriyle
sembolleştirdi Ülkemizin maddete ve manen kalkınması için gece gündüz
çalıştı. Gençliğe büyük sorumluluklar yükleyerek ,tarihini
dilini,dinini,imanını ,vatanını,toprağını,bayrağını seven ve onun
yücelmesi için çalışan bir gençlik yetişmesi için gece gündüz çalıştı.
İdealinden hiç taviz vermedi,idealleri uğrunda hayatının yarısını
hapishanelerde ,zindanlarda geçirdi…Ünlü “Gençliğe Hitabe”sini yazdı..
SAKARYA TÜRKÜSÜ ……. Sakarya, saf çocuğu masun
Anadolu’nun / Divanesi ikimiz kaldık Allah yolunun, /Sen ve ben
göz yaşlarıyla ıslanmış hamurdanız . / Rengimize baksınlar kandan ve
çamurdanız / Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader / Aldırma, böyle
gelmiş bu dünya böyle gider../ Bana kefendir yatak, sana tabuttur
havuz. / Sen kıvrıl ben gideyim son Peygamber kılavuz / Yol O’nun,
varlık O’nun,gerisi hep angarya./ Yüz üstü çok süründün ayağa kalk
Sakarya!...” ( 1949)
“Ben” adlı şiirin Üstad kendini anlatmakta,içinde bulunduğu
ruhsal bunalımlarla çatışma içinde olan med-cezir halini anlatan
otobiyografik bir şiirdir.



-3-
BEN : Ben,kimsesiz seyyahı,meçhuller caddesinin, /Ben,yankısından
kaçan çocuk,kendi sesinin. *** Ben,sırtında taşıyan işlenmedik günahı;
/ Allah’ın körebesi,cinlerin padişahı.***Ben usanmaz bekçisi,yolcu
inmez hanların;Ben,tükenmez ormanı,ısınmaz külhanların. / Ben kutup
yelkenlisi,buz tutmuş kayalarda; / Öksüzün altın bahtı,yıldızlardan
mahyalarda…..*** Hep ben,ayna ve hayal; hep ben pervane ve mum; / Ölü
ve Münker-Nekir; baş dönmesi,uçurum….( 1939 )

Üstad,1975 yılında konferans vermek için 1975 yılında
Trabzon’a gelmişti.Aşıklar Parkı’nın altındaki Evlendirme Salonu’na
gelmişti. Ben de O’nun “BÜYÜK MAZLUMLAR” kitabının 1. cinsi götürüp
konferans sonunda imzalatmıştım.
Adımı dediğim zaman ,”Necip” dedim.-“Adaşız demek” diyerek
tebessüm etti. Soyadımın “Saraçoğlu” olduğunu öğrenince :” Şükrü
Saraçoğlu ile bir akrabalığınız var mı?” dedi .Ben de : -“Yok
,üstadım” demiştim. Çünkü konferansta İnönü dönemi ve Dış İşleri
Bakanlığı yapmış Şükrü Saraçoğlu hakkında bilmediğimiz gerçekleri
anlatmıştı.
“Büyük Doğu düşünüyor onun tekrar çıkarılmasını düşünüyor musunuz
? diye soru sormuştum. “Şimdilik mümkün görülmüyor.Maddiyat,zaman ve
sağlığımla ilgili mevzular…”diye cevaplamıştı…
Onu yakından tanıdığım ve sohbet ettiğim ve kitabını
imzalattığım için kendimi şanslı hissediyorum… İmzalı kitabı
,kütüphanemizdeki yüzlerce kitap arasında çok önemli bir yere
sahiptir…En çok sevdiğim ve etkilendiğim şair ve yazarların başında
Necip Fâzıl ve Yahya Kemal gelir…
NECİP FÂZIL:Bizim için Yunus Emre gibi bir ölüm eri,Fuzuli gibi
bir ızdırap adamı,Bakî gibi”Sultanü’s Şuera ( Şairler Sultanı ) (
Ömrünün son zamanlarında O’na Sultan-ı Şuera –Şairler Sultanı Ödülü
verildi.)),Nefî gibi hiciv ve öfke şairi,Şeyh Galip gibi lirizm
ustası, Abdulhak Hamid’den ilerde metafizik hummalı,Yahya Kemal’den
şuurlu tarih muhasebecisi Âkif’ten kararlı bir İslam savaşçısıdır..
Ruhu şâd,makamı cennet, ALLAH’ın rahmeti ,bereketi ve mağfireti
üzerine olsun. (Amin)
Ölüm güzel şey; budur perde ardından haber....
Hiç güzel olmasaydı ölür müydü peygamber?...
Necip SARAÇOĞLU 26.5
2017 saracog...@gmail.com
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages