TİREBOLU

3 views
Skip to first unread message

Zehra Öztürk

unread,
Feb 2, 2017, 4:27:55 AM2/2/17
to doga...@googlegroups.com

                                                                TİREBOLU

     Bu gün 20.11.2016 Pazar. Doğa ve Tarihi Değerleri Koruma Derneği ile Giresun’a Tirebolu odaklı bir geziye çıkıyoruz. Hava çok güzel, deniz ve gök masmavi, fındıklar hemen hemen yaprakları döküp bitirmiş durumda, kızılağaçlar yemyeşil.

      Eynesil sahilinde bir tesiste kahvaltı molası veriyoruz. Kahvaltıdan sonra yola koyuluyoruz.

    Biraz yol aldıktan sonra Bedrama Kalesi’ne gitmek üzere içe doğru girmeye başlıyoruz. Yerlerde kırağı var. Fındıklar iyice yapraklarını dökmüş, yenidünyalar çiçekte. Fındıkların çok kötü budanmış olduklarını farkediyor, üzülüyorum. Zira bunu köylerin terkedilişi, verim düşüklüğü, kalite düşüklüğü, ekonomik zarar, tarıma gereken önemin verilmeyişi olarak okuyorum.

   Fındık bahçesinin birinde ufak tefek bir teyzenin fındık budayıp, çalılarını bir tarafa istiflendiğini görüyorum. Araçtan inip yanına gidiyorum. Yetmiş yaşındaymış Yeter Teyze. Buraya kızına misafir gelmiş, Kürtünlüymüş. Kızının kayınpederinin bahçesinde çalışıyormuş. Bizim insanımız özellikle kadınlarımız böyle işte, çalışmadan duramıyor, yeter ki iş görsün. Teyzeciğimin fotoğrafını Tarım Bakanlığının, Tarım ve İnsan adlı fotoğraf yarışması için çekiyorum ama ne yazık ki istediğim gibi çıkmıyorlar.

    Karadeniz’in baş belası yabancı otlardan it dolambacı bir yeri epeyce sarmış. Bir fındık bahçesinde otlayan beyaz bir at görüyorum. Görselliği güzel ama bu soğukta dışarı atılmaması gerektiğini, düşünüyorum.

    Bahçelerde son güller, güz gülleri şarkısı geliyor aklıma. Fındık bahçelerinin çok bakımsız olduğuna şahit oluyorum yine, şaşırıyorum. Zira burası Giresun; fındığın anavatanı.

    Uzaklara baktığımda karlı dağlar bizi seyrediyor. Eski bir taş evin kapısında meyveleri lambaları andıran Trabzon hurması gözümü okşuyor. Kivi bahçesi görüyorum.

    Fındıklıklar eğrelti ve ısırgan dolu. Görsel olarak eğreltiler güzel, ısırganlar da şifalı bitki ama burada bahçenin bakımsızlığına işaret ettikleri için hiç hoşuma gitmiyorlar.

    Bedrama Kalesi yoluna ayrılıyoruz. Harabe bir evin yanından geçiyoruz. Belli ki vaktiyle çok gün görmüş.

   Yine fındıklıkların çok kötü budanmış olduğunu görüyor, değinmeden geçemiyorum. Budadıkların çalıların düzenine diyecek yok. Öyle güzel istiflenmişler ki bir peyzaj faktörü gibiler.

   Örenkaya Köyü Camiinin avlusuna geliyoruz. Cami lojmanının kapısında sarı kasımpatılar, bordo hatmiler, kırmızı güller iç açıyor. Cami 1900 Yılı’nda yapılmış, çok özellikli bir yapı değil, dört duvar denilebilecek türden, kapısının üstündeki kemer ile mihrap yağlı boya ile boyanmış. Caminin yanında eski bir mezarlık, eski mezarların başlıkları kırmızı taştan, yerle bir mezarlar, yeniler mermer lahit.

   Caminin yanından yaya olarak Kale’ye doğru yürümeye başlıyoruz. Yıkık bir taş ev bedeni, yanında çeşmeler, yıkık duvara bir olukçuk tutunmaya, tarihten haber vermeye çalışıyor. Yine mütevazı bir taş ev, sıvası dökülmüş, hüzün içinde.

  Yolun kıyısında ruhumu neşelendirip, şenlendiren, iri bir sıklamencik görüyorum. Belli ki yağan karın ardından soğuklama ihtiyacını karşıladığı için açmış, bunu yazarken bile o anı yaşıyor, çok mutlu oluyorum.

   Etrafa ziraatçi gözüyle bakmaktan da kendimi alamıyorum. Bir bahçeye güya kireç atılmış, gelişigüzel, top top.

   Sağımızda göknar, çam, sedir ve sekoyadan oluşan bir konifer korucuğu, özenle tesis edildiği belli.

   Patikadan Kaleye doğru tırmanıyoruz. Hülya önden gitmiş bizi bekliyor. Saparna ve böğürtlen dikenleri, kestaneler, yabani fındıklar yolumuzun etrafında.

   Düz bir fındıklığa çıkıyoruz. Bir komar kafulu karşılıyor bizi, yemyeşil, çiçek tomurcukları da şimdiden oluşmaya başlamış. Küllemeli bir meşe fidanı görüyorum. Meşeyi pek seven bir hastalıktır külleme. Son yıllarda fındığı tehdit eden başlıca hastalık.

    Fundalar, kumotları tırmandığımız kayaların üzerinde sere serpe. Lapsana sarı çiçekleriyle gülümsüyor.

    Kale’yi gören bir zirvenin üzerindeki düzlüğe çıkıyoruz. Buranın etrafı funda, böğürtlen, meşe ile sarılı, Kale’de dalgalanan bayrağı seyrediyorum. Yıkık kale bedenleri kayalardan zor ayırdediliyor. Kale Cenevizlilerden kalma imiş. İçinde fırın, odalar, yatakhaneler varmış. Mola verdiğimiz düzlükten Harşit Çayı tarafına baktığımızda turkuaz renkli su birikintileri görüyor, huzur buluyorum. Bu düzlükte psikolojideki Düşünce Yaylaları geliyor aklıma. Buradan dar ve dik merdivenlerle tırmanılan Kale’ye çıkamayacağımı düşünerek biraz etrafı ve Kale’yi seyran ettikten sonra aşağı inmeye başlıyorum.

    Kayalarda beyaz karanfilcikler, yosunlar, limonküfü renginde yapraksı likenler, tavşanmemesi bitkileri kırmızı meyveleriyle çok hoş görünüyorlar.

   Herkesten önce aracımızın yanına geliyoruz. Arkadaşlarımız gelinceye kadar namazımızı kılıyoruz Hülya’yla.

   Arkadaşlar gelince Tirebolu’ya iniyoruz. Burada denizin hemen kenarındaki Tirebolu (St. Jean) Kale’sini gezeceğiz. Kale’nin dibindeki düzlükte Tirebolu evlerinden örnekler restore edilip adeta sergilenmiş.

   Taş merdivenlerden Kale’ye çıkmaya başlıyoruz. Sol tarafta korkuluk var, sağda yok.Halbuki her iki tarfa da gerekli. Kale’nin burcunda Atatürk portresi, bayrağımız dalgalanıyor, Ayyıldız  gururla dikilmiş. Solumuz Tirebolu Limanı, sağımız güzel bir koy.

   Kale renk renk küçük taşlardan yapılmış, Kale kapısından giriyoruz. Kale içinde akasya, yenidünya, gül, dut ağaçları yanında gece sefaları, oxalisler, otsu süs bitkiler olarak çimenlerin üzerini süslüyor. Tarla fesleğeni, domuz lahanası, ısırgan, duvar fesleğeni, tilki kuyruğu ise yabani otsular  olarak buğdaygil hakim bitkilerin arasında kendini gösteriyor.

   Deniz manzarası muhteşem, trolün peşine martılar takılmış, yıllardır göremediğim bu manzara çocukluğuma götürüyor beni.

   Burada çok güzel çay bahçesi işletilebilir, diye düşünüyorum.

   Kale Miletoslar tarafından yapılmış, ticaret merkezi olarak da kullanılmış.

   Eskiden ekonomi, madencilik ve balıkçılığa dayanıyormuş, gümüş, granit, boraks yatakları varmış, balık yağı üretiliyormuş bu çevrede.

   Kale burnu feneri de burada.

   Kale’nin düzüne iniyoruz. Bir mandalina ağacı ampulleri takınmış salınıyor.

   Kale kitabesini okuyorum: Kale 13. Yüzyıl (1280-1297) Bizans Dönemi yapısı imiş. Kale’ye 120 basamaklı çıkış merdiveni 1896-1904 yılları arasında burada kaymakamlık yapan Eyübzade İzzet Bey zamanında inşa edilmiş. Anne tarafından Eyüboğlu olduğum için gururlanıyorum.

  Kitabenin batı tarafında 1894’ten kalma Rus topu bulunmakta.

  Kalenin içinde silah, eşya ve erzak konulan mahzenler olduğu gibi su sarnıçları, fetihten sonra kiliseden çevrilen 1916’da savaş sırasında tahrip olup, kalıntıları bugüne ulaşan Kale-i Mescid varmış. Kale Osmanlı Dönemi’nin sonlarına kadar savunma amaçlı, şimdilerde ise Ramazan topu atmak için kullanılmakta imiş.

  Kale’den ayrılıp üst geçitten geçerek Tirebolu evlerini görmeye gidiyoruz. İlk girdiğimiz sokağın sağında İstanbul Yeşilköy’ün eski ahşap evlerine benzer, iki katlı güzel tül perdeli bir evcik dikkatimi çekiyor, sanki biblo gibi dekorasyon amaçlı yapılmış.

    Grubumuzun Mimar Hocalarından Sedat Bey, Tirebolu Evleri’nde pencere sövelerindeki işlemelerin ayırdedici özellik olduğu konusunda bizi aydınlatıyor.

     Dış cephesini kaplayan sacı paslı, eski tül perdeli, 1 zemin 3 katlı bina hüzünle ağlıyormuş izlenimi veriyor, hüzünleniyorum.

   Gacan Çeşmesi’ni görüyoruz. Molla Hüseyin İbrahim Efendi tarafından 1928’de yapılmış. Tirebolu’nun tarihi 6 önemli çeşmesinden biri imiş. Çeşmenin yanında Cintaşı Mahallesi muhtarlığının bulunduğu ilginç şahnişinli değişik mimarili bir bina dikkatimizi çekiyor. Bu binanın yanındaki her şeyin bulunduğu Işıtan Bakkaliyesi marketlerin atası niteliğinde. Fakat bu bakkaliyeler şimdilerdeki marketler gibi acımasız, soğuk yerler değildi. Bir veresiye defterleri vardı, mahalleli anahtarlarını dahi onlara teslim eder, emanetlerini onlara bırakırdı. Bu dükkanların kendilerine özgü bir kokuları olurdu. İnsan içine girince sanki manevi bir huzur bulurdu. Bunları düşünerek yine çocukluğumda geziniyorum.

   Batı yönüne doğru ilerlemeye devam ediyoruz. Yolun sağında solunda çok güzel, ilginç konaklar var. Hangisine bakacağımı şaşırıyorum.

   Kimi yıkık kiminin sıvası dökülmüş, kiminin sarılı olduğu sac paslanmış, birinin de plastik çerçeveleri yeni takılmış.

   Tirebolu Belediyesi’nin önündeyiz. Belediye’nin karşısında üç tane yan yana harika konak, okşayan bakışlarla özenerek seyre dalıyorum onları bir süre.

   Yolumuzun solunda ara ara merdivenli sokaklar yukarılara doğru tırmanıyor.

   Kesme taştan yapılmış,tarihi su terazisinin olduğu yere geliyoruz. Dağlardan basınçla gelen su burada bekletilerek basıncı ayarlanıp öylece dağıtımı yapılıyormuş aksi halde bu basınca borular dayanmazmış.

    Bu kez su terazisinin bir alt sokağına geçiyoruz. Terazinin hemen altında taştan yapılmış, oldukça görkemli,  Selimağa Çeşmesi var. Çeşmenin Osmanlıca kitabesi mevcut. Çeşme 1842 Yılı’nda Kethüdazade Mehmet Emin Ağa tarafından oğlu adına yaptırılmış, Çarşı Mahallesi Selimağa Caddesi’nde yer alıyor. Çeşmenin kemerlerindeki çıkıntılarda özenle yerleştirilmiş, rozetler gibi yabani çilek bitkicikleri yapıya ayrı bir güzellik katıyor. Lezzetli suyundan bakır çanaklarıyla içip, yolumuza devam ediyoruz. Yol istiridye modelinde Arnavut kaldırımlı.

    Aracımıza doğru inerken, deniz manzaralı fotoğraflar çekiyoruz. Sahile inince, sahilin geniş kordonunda çok hoşuma giden bir yapıyla karşılaşıyorum. Küçük bir kitaplık ve yanında ferforjeden kameriye şeklinde bir okuma yeri. Harika bir düşünce bu. Kitapları karıştırdığımda çoğunun çocuk kitabı olduğunu, görüyorum, bu daha da çok hoşuma gidiyor, çocuklarımıza bu alışkanlığı kazandırabilirsek ne mutlu.

  Aracımıza binip Espiye’ye doğru yol alıyoruz. Andoz Kalesi’ni gezmek var planımızda. Tepede kare planlı bir kalenin burcunda bayrağın dalgalandığını görüyorum.

  Kale’ye doğru tırmanırken yolumuz üzerindeki bahçelerde pembe-beyaz, sarı kasımpatılar, pembe fındık gülleri ruhumu okşuyor. Bahçelerde mandalinaların dalları yerde, dolu insanların da böyle ağırbaşlı olduğu geliyor aklıma.

  Kale’nin dibine geldiğimizde aracımızdan inip, tek ulaşım yeri olan kuzey tarafındaki merdivenli dik bir yoldan kaleye doğru tırmanmaya başlıyoruz.

  Taş merdivenler, kemerlerdeki dilim taşlar gibi, dikine yerleştirilmiş, merdivenlerin sağı-solu da yıkık taş duvar, üzerleri yosunla kaplanmış.

  Yolumuzun etrafında ve üzerinde kanarya otları, kaplan otları, eflatun çiçekli mulgediumlar, tavşan elmaları, böğürtlenler, meşeler, duvar fesleğenleri, sıklamenler, kiremit çatılardaki eğreltiler, beyaz ve eflatun çiçekli ballıbabalar, sığırdili otları, albizya yapraklı eğreltiler (Yanbolu Vadisindekiler gibi) eşliğinde kaleye çıkıyoruz.

   Yağlıdere Deresi’nin hemen kenarında denize ve vadiye hakim sivri bir tepe üzerinde yer alan Kale’nin M.Ö. 1300 yıllarında yapıldığı tahmin edilmekte imiş. Doğal bir tepe üzerinde yer alan Kale’nin hem denize hem vadiye hem de Trabzon ve Giresun yönüne hakim olması en önemli özelliği. Kale’nin bazı kısımlarında kuleler mevcut.

   Kale’nin zirvesine vardığımızda manzaranın güzelliğinden hangi tarafa bakacağımızı şaşırıyoruz.

   Burada Necip Hocamızın çay ikramı hayatımın en kayda değer sürprizlerinden biri oldu. Tam Necip Hocamıza yakışır türden. Demleyip termosa doldurduğu çayı Kale’nin zirvesine çıktığımız anda elimize tutuşturduğu bardaklara bölüştürerek hepimize ikram edişi, çok ince, çok mutlu edici bir davranıştı. Rahmet okudum geçmişlerine.

   Kalenin içindeki buğdaygil kaba otların içinden arka tarafa doğru yürüyoruz. Fındık, incir, akasya, yabani kızılcık, kayın ağacı, cistus, beyaz çiçekli tarak otu, fundalar, domuz ayrığı, fiğ, kantaron, gözüme çarpan bitkiler. Kale’nin burcundaki oyuğun üzeri yabani duvar sarmaşığı ile örtülü.

    Bu tadımlık enfes ziyaretin ardından aşağı inip, aracımıza binerek, meşhur Espiye Pidesi yemeye gidiyoruz. Gerçekten nefismiş, yolu düşen mutlaka yemeli.

   Yemekten sonra hoş sohbetlerle Trabzon’a varıyoruz.

   Gezimizde Tireboluluların hoş görülü ve medeni davranışlarına değinmeden geçemeyeceğim, sanki Karadenizin değil de İstanbul’un eski, kentli, zarif insanları gibilerdi. Bizim sinirli, ani davranışlı hallerimizden eser yoktu onlarda. Pek hoşuma gitti bu durum, böyle bir yerde yaşamak ne güzel. Selam olsun tüm Tirebolululara.

 

                                                                                                                                                                                                                                Zehra ÖZTÜRK

                                                                                                                                                                                                                          TRABZON, Aralık,2016

 

 

 

 

    


Fuat Meydan

unread,
Feb 4, 2017, 2:10:47 PM2/4/17
to doğa tarih

Dernek etkinliklerimizden biri olan Tirebolu gezisi ile İlgili Tirebolu’nun tarihi ve kültürel yönlerini çok güzel bir şekilde yazıya dökmüşsün elinize sağlık Zehra Hanım. Gerçekten, ilgiyle okuduğum çok güzel bir anı yazısı olmasının yanı sıra bu geziye esas olan derneğimizin faaliyeti olduğunu belirtmeniz vesilesi ile de, bir dernek üyesi ve eski bir yönetici olarak sizleri tebrik ediyor,  bu yazılarınızın devamını görmek istiyoruz.


2 Şubat 2017 11:27 tarihinde Zehra Öztürk <zehrao...@hotmail.com> yazdı:
--
--
Bu mesajı Google Grupları "dogatarih" grubuna üye olduğunuz için aldınız.
 
Bu gruba posta göndermek için , doga...@googlegroups.com, adresine mail atınız
Bu gruba üyeliğinizi sonlandırmak için şu adrese e-posta gönderiniz:
dogatarih-unsubscribe@googlegroups.com
 
Daha fazla bilgi için,
http://groups.google.com.tr/group/dogatarih?hl=tr?hl=tr adresinde
grubu ziyaret ediniz

---
Bu iletiyi Google Grupları'ndaki "dogatarih" grubuna abone olduğunuz için aldınız.
Bu grubun aboneliğinden çıkmak ve bu gruptan artık e-posta almamak için dogatarih+unsubscribe@googlegroups.com adresine e-posta gönderin.
Daha fazla seçenek için https://groups.google.com/d/optout adresini ziyaret edin.

Zehra Öztürk

unread,
Feb 6, 2017, 12:24:51 AM2/6/17
to doga...@googlegroups.com

   Fuat Bey çok teşekkür ediyorum. Sizin beğeninizi kazanmak önemli. Zira sizin de çok güzel yazılarınızın olduğunu, biliyorum. Ayrıca dernek sahibi olarak beğeninizi almak da çok hoş. Derneği sahiplenerek dernek adına teşekkür etmeniz ne güzel. Fakat ben bu vesileyle bir eksiğimi kapatmak istiyorum. Bizim gidemeyeceğimiz, aklımıza da gelmeyecek  yerlere gezi düzenleyerek, bizleri gezdirip doğal, tarihi ve kültürel değerlerimizle ilgili farkındalık yaratan Doğal ve Tarihi Değerleri Koruma Derneği yöneticilerine çoook teşekkür ediyor, şükranlarımı sunuyorum.




Gönderen: Fuat Meydan <mey...@gmail.com> adına doga...@googlegroups.com <doga...@googlegroups.com>
Gönderildi: 4 Şubat 2017 Cumartesi 22:10
Kime: doğa tarih
Konu: Re: TİREBOLU
 

 
Daha fazla bilgi için,
http://groups.google.com.tr/group/dogatarih?hl=tr?hl=tr adresinde
grubu ziyaret ediniz

---
Bu iletiyi Google Grupları'ndaki "dogatarih" grubuna abone olduğunuz için aldınız.
Bu grubun aboneliğinden çıkmak ve bu gruptan artık e-posta almamak için dogatarih+...@googlegroups.com adresine e-posta gönderin.
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages