“ EY ŞEHİT OĞLU ŞEHİT, İSTEME BENDEN MAKBER,
SANA ÂGUŞUNU AÇMIŞ DURUYOR PEYGAMBER…
Suriye iç savaşı bütün hızı ve dehşetiyle devam ediyor… Bizim
dışımızda ABD ,Rusya,Almanya ,İngiltere,
Fransa,İtalya,Kanada,Avusturya,İsrail…gibi ülkeler maalesef bu savaşa
katılmayıp uzaktan seyrediyorlar!...
ORTADOĞU’NUN TRAJİK DURUMU:
Rusya ve ABD ,YPG’nin PKK’nın uzantısı olduğunu kabul etmeyip
onlara silah,roket,füze veriyorlar… DEAŞ ‘ı bombalıyorlar…DEAŞ’ı
YPG’yi ve PKK’yı eğiten,savaş ve gerilla taktiklerini öğreten,onlara
silah,cephane,füze,roket gibi son sistem araç ve gereçler veren aynı
zamanda para da yardımı yaparak hayatta kalmalarını bu güne kadar
kalmalarını sağladılar…
Bundan sonra da bu yardımlar devam edecektir. ABD,büyük
helikopterlerle paraşütle iki ay önce YPG militanlarına paraşütle
büyük sandıklar içinde cephane,silah attı ama, yanlışlıkla(!) DEAŞ
militanlarının eline geçti!!!…
Biz,35 senedir PKK ile savaşıyoruz… Kurtuluş Savaşından çok
şehit ve yaralı verdik… Milyarlarca dolar zararımız oldu… Bu paralarla
kaç tane hastane,okul ,üniversite, fabrika, konut,spor tesisleri,kaç
kilometre yol, tünel,demir hattı döşenirdi !…. Siz hesap edin… İleri
gitmememiz için yukarıda yazdığımız dış güçler bunlara para ve silah
yardımı yaparak bugüne kadar geldik…. Amaç, Türkiye’nin ileri
gitmesini önlemek,Avrupa’ya maddi yönden bağımlı kalmasını sağlamak…
Misak-ı Milli (Milli sınırlar) içinde Kerkük,Musul,Erbil gibi
yerler sınırlarımız içinde idi…. Ama ,Lozan’da 1925 İngilizler allem
ettiler ,gallem ettiler, petrollerin çıktığı yerleri cetvelle
sınırlarımızı dağlık yerlerden geçirerek çizdiler. O arada Musul ve
Kerkük’te Kürtlerin çıkardığı isyanı bastırmak için giden alay ,isyanı
bastırdı. Ama hemen İngilizler, Doğu Anadolu’da “Şeyh Said İsyanı’nı”(
1925) çıkardılar. İsyanı bastırmak için yeni gelen askerler geri
dönünceye kadar bir ay geçti. İsyancılar yirmi beş askerimizi kışlada
uyurken şehit etmişlerdi…
Bu zalimlikleri yapanlar mahkemede yargılanarak idam edildiler…
İşte o gün Osmanlı Devleti ile yapılan antlaşmayla İngiliz Petrol
Şirketi BP( Brıtısh Petrol) işletecek,her yıl yüzde 10 Osmanlı’ya
para verecekti… Türkiye daha sonra 500 bin İngiliz Sterlini
karşılığında bu payından da vazgeçti….
İşte bütün mesele burada düğümleniyor….PETROL! …. PETROL!...
PETROL!... Bu emperyalist devletlerin emelleri Kerkük ve Musul
Petrollerini ele geçirmekti…Arzularını elde ettiler. Daha sonra bu
pastadan ABD’de pay almaya başladı… Güzel bir atasözümüz vardır: “
Zengin,arabasını dağdan aşırır ; fakir ,düz ovada şaşırır.” İşte
,Ortadoğu ve dünyanın çeşitli yerlerinde, özellikle Müslümanların
işkence görmesi ,öldürülmesi,sömürülmesi ,yurtlarından evlerinden
ölümüne göç etmelerinin sebebi bu…. Bunun çeşitli sebepleri var,birlik
beraberlik
-2-
içinde olmamamız,çeşitli mezheplere,tarikatlara ayrılmamız,bir
birimizi sevip saymamamız,adaletli davranmamamız,fende
,teknolojide,sanayide ileri gidemeyişimiz veya Avrupa tarafından
engellenmemiz ,ileri görüşlü olmamamız,günü birlik politikalarla bizi
yönetenlerin iş yapmaları,”Yarın Allah kerimdir.Sabah ola
,hayrola!...” diyerek bu İslâm coğrafyasını geri kalmıştır.
Ortadoğu’da ve Afrika’da kan ,göz yaşı,sefalet,açlık ,işsizlik,
emperyalist güçlerin yer üstü ve yer altı kaynaklarımı sömürüsü devam
etmektedir…
Mehmet Akif, bir çoklarınca geri bir şarklı olarak gösterilmiştir.
Aşağıdaki mısralar onun Şarklı zihniyetini açık olarak bu günümüze de
ışık tutmaktadır:
“ Ne gördün şarkı gezdin?”diyorlar, gördüğüm yer yer.
Harap iller; serilmiş hânmanlar,başsız ümmetler,
Yıkılmış köprüler,tersiz alınlar,işlemez kollar.
Bükülmüş beller; incelmiş boyunlar,kaynamaz kanlar,
Düşünmez başlar,aldırmaz yürekler,paslı vicdanlar,
“Gaza” namıyla dindaş öldüren biçâre dindaşlar…”
Osmanlı dedelerimiz ,atalarımız o coğrafyada tam 400 sene
yaşadı. Haçlı Seferlerinden Selahaddin Eyyübi’den beri Osmanlı
döneminde bir alay asker ve bir subayla
Arap’ı,Yahudi’si,Hıristiyan’ı,Dürzi’si,Kürdü,Türkü sulh,sükun ve
adaletle huzur içinde yaşadılar… Araplar ,Yahudiler, Hıristiyan’lar
Ermeniler, kendi mahkemelerinde yargılandılar… Anlaşamadıkları
davalarda Osmanlı kadıları devreye girerdi… Osmanlını tebâsı olan bu
halkların canı ,malı,namusu teminat altındaydı…Mahalleri ayrı ayrı
idi;din,ibadet ve vicdan özgürlükleri sonuna kadar korunmuştu… Osmanlı
Devleti çeşitli ihanet ve İngilizlerin kışkırtmaları ile o coğrafyaya
yetiştirip gönderdikleri ajan“Lavrance”’in( Lavrens) Arap kabileleri
arasındaki birlik ve beraberliği zayıflatıp, Arap kralları, şeyhleri
ve emirleri bir birine düşürüp ,bir birlerine düşman edip savaştırıp
yok ettirdi.
Cennet mekan, II. Abdulhamid Han’ın hacıların rahat ve güvenli
yolculuk yapması için “Hicaz Demir Yolu”’nu (1900-19008) ( İstanbul-
Konya-Adana-Halep- Hama- Humus-Şam-Amman-Medine) binlerce altın liraya
Fransız firmasına yaptırmıştı. Fakat,1915’de I.Dünya Savaşı sırasında,
Lavrence ‘in kışkırtmalarıyla kendisinin Hz. Muhammed’in soyundan
geldiğini ileri süren Şerif Hüseyin bin Ali tarafından bir bölümü
havaya uçurarak kendini Hicaz kıralı ilan etmesiyle maalesef bu büyük
zahmet ve paralarla yapılan demir yolu işlemez hale geldi…
İşte o günden ,bu güne kadar geçen yüzlerce yıl sonra da
Ortadoğu’nun trajik kaderi maalesef değişmedi….Yine göz yaşı,yine
kan!.... Afganistan, Irak, Libya ,Mısır ‘ın beli kırıldı,sindirildi,
parçalandı;şimdi sıra Suriye’ye geldi. O da içinde “Kürdistan Devleti”
ve diğer Şii mezhepler arasında paylaşılacak!....( PYD, PKK,
DEAŞ,HAŞDİ ŞABÎ, NUSRA,HİZBULLAH…)
-3-
Bu,parçalanma ve bölünmeler ,Müslümanların bir birlerine düşman
olmaları,mezhep savaşları devam edecektir. Çünkü,” kaynayan kazana”
benzeyen bu kazanın altına odun atan devletler yukarda yazdığımız gibi
el birliği etmiş durumda… Bu senaryo,İngilizler,ABD ve İsrail
tarafından ,İsrail’in güvenliği ve Arz-ı Mevud’u ( Sözde tahrif
edilmiş Tevrat’ta Yahudilere vaat edilen Nil’den ,Fırat nehrine kadar
olan yerler senindir(!)...) gerçekleştirsin diye 40-50 sene önce
yazılmıştır…. Şimdi o senaryonun uygulamasına gelmiştir. Diğer ayağı
Türkiye’dir!....
ŞEHİT VE ŞEHİTLİK MAKAMI:
“Şehitlik” öğle büyük bir makamdır ki, ahrette peygamberlikten sonra
gelmektedir. Şehitlere ahrette sunulan, insanların hayal edemediği
hayat karşılığında onlara: “ Bizden başka bir istediğiniz var mı?”
deyince; onlar da:”Tekrar dünyaya dönüp şehit olup,tekrar cennete
dönmek isterdik.” diye cevap vermişler….
“Şehitlik” meselesi Kur’an-ı Kerim’de: “ Allah yolunda canlarını
seve seve veren kişilere “ölü” demeyiniz,zira onlar Allah’ın sayısız
nimetlerine kavuşmuş diridirler;siz onları anlayamazsınız.”
mealindedir.
Sadece düşmanla savaşırken askerler veya polisler,güvenlik güçleri
şehit olmaz.Yangın,sel,deprem gibi doğal afetlerde,görev başında,tâun(
veba) hastalığı veya doğum sırsında ölen kadınlar da şehit olur.
Ama, derece bakımından en üstünü cephede
bayrağı,vatanı,toprağı,namusu uğrunda kanının son damlasına kadar
düşmanla çarpışıp şehit düşendir…..
“ Eğer Allah yolunda öldürülür, ya da ölürseniz, şunu bilin ki
,Allah’ın mağfireti ve rahmeti onların topladıkları bütün şeylerden
daha hayırlıdır. “( Âl-i İmran, 157)
“Kim Allah’a ve Resül’e itaat ederse, işte onlar, Allah’ın kendine
nimet verdiği peygamberler,sıdıklar,şehitlerve Salihlerle
beraberdir.Onlar ne güzel arkadaştırlar.( Nisâ,69)
“….Allah yolunda öldürülenlere gelince, Allah onların yaptıklarını
boşa çıkarmaz.” (Muhammed,4)
“Allah’a ve peygamberlerine iman edenler, (evet) işte onlar,
Rableri yanında sözü özü doğru olanlar ve şehitlik mertebesine
erenlerdir. Onların mükâfatları ve nûrları vardır. Vardır. İnkâr edip
de âyetlerimizi yalanlayanlara gelince onlar da cehennemin
adamlarıdır.” (Hadid, 19)
Bu konudaki ayetleri çoğaltmamız mümkündür. Şehitlerin bir
özelliği de harp meydanlarında yıkanmadan kanlı elbiseleriyle açılan
çukurlara kıbleye yatırarak, varsa elinde tuttuğu tüfeği ile
defnedilir. Çünkü o tüfek onun ‘namusu’ olduğu için onu bırakmaz. Bu
nu ispatlayan bir çok kahramanlık örneği görülmüştür…
-4-
Mehmet Akif, “ÇANAKKALE SAVAŞI” adlı destanımsı şiirinin son
bölümünde şehitleri o kadar yüceltir ki insanın gözlerinden yaş
gelir;yüreğinden bir şeylerin koptuğunu hisseder:
…….. Sana dar gelmeyecek makberi kim kazsın?
“Gömelim gel seni târihe” desem, sığmazsın.
Hercümerc ettiğin edv3ara da yetmez o kitap..
Seni ancak ebediyetler eder istiap.
“Bu taşındır” diyerek Kâbe’yi diksem başına;
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Kanayan lâhtine çeksem bütün ecrâmiyle:
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,
Yedi kandilli süreyyâyı uzatsam oradan;
Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına,
Uzanırken gece mehtâbı getirsem yanına,
Türbe-dârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile âvizeni leb-riz etsem;
Tüllenen mağribi akşamları sarsam yarana…
Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana.
…… Sen ki rûhunla berâber gezer ecrâmı adın,
Sen ki, a’sâra gömülsen taşacaksın…Heyhât!
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihâd…
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana ağuşunu açmış duruyor Peygamber .
Şehitler için söylenmiş en aziz sözlerin üzerine bizim bir söz
söylemeye ne hakkımız, ne de haddimiz var… Bu dizeleri yazarken
gözlerim doldu… Çanakkale’de,Kurtuluş Savaşında ,Dumlupınar’da
,Sakarya’da, İnönülerde, Anafartalar’da,Maraş’ta,Urfa’da, Maraş’ta
,Erzurum’da,Sarıkamış’ta yurdumuzun her karış toprağında binlerce
şehit verdik. Şimdi ise Suriye’de şehit düşen 60 askerimiz ve 500’e
yakın gazimiz var….
Hepsine Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyorum…
Şehitlerin makamlarını biliyoruz… Allah,hepimize öyle bir makam nasip
etsin inşallah….
Sağlıcakla, umutla ve dua ile kalın…. saracoglu.
ne...@gmail.com 19.2.2017