
Doğal miraslarımızın tanınması, korunması ve bilhassa geleceğimiz gençlerine tanıtılmasını sağlamak amacıyla rotamızı 15.07.2012 Pazar günü Kaçkar Dağlarının bir ucunda bulunan Ovit Dağı ve bu dağların zirvelerinde saklı kalan Yedigöller Bölgesine çeviriyoruz.
Yeşillikler arasında uzanan Çamlık, Cimil ve Karadere’nin birleşmesinden oluşan İkizdere, artık bizlere yabancı olmadığı gibi geçmiş günleri de, bir vesile ile anmak, hatırlamak sizleri bilmem ama bana gerçekten büyük bir keyif veriyor.
Zira Ovit Dağı nda bulunan Dağ Başı Gölü ve Aksu Gölleri ‘ne daha önceki yıllarda yaptığımız geziler her ne kadar geçmişte kalsa da, o günlerin heyecanı ve aldığımız haz içimizde bir yerlere yerleşmiş olacak ki bugün tekrar o günleri yaşıyor gibiyiz.
Çığ ve kayaların düşmesi ile adından sık sık bahsedilen Sesli Kaya bölgesini yine taş düşecekmiş hissi gibi hafif bir ürperti ile aşarak Ovit’e, Ovit yaylasına doğru devam ediyoruz.
Evet, gerçekten bu sıkıntılı ve badirelerle dolu bölgeyi geçerken buraya uzunca bir tünel yapılacak olmasını duymak da insana ayrı bir rahatlama hissi veriyor.
Aslında Sultan 2’nci Abdülhamit döneminde başlayan çalışma sonucu 132 yıl sonra günümüzde değerlendirilerek projelendirilmiştir.
Zamanında taslak çalışmaları yapılan ancak, geç kalınmakla birlikte İkizdere ile İspir arasında yapılacak olan 14 km’lik tünel bu yolun yaz ve kış aylarında devamlı açık olmasını sağlayacaktır.
Ancak, Bazı aklı evveller bu tünelin yapılmasını büyük bir lütuf, çok büyük bir olay gibi göstermeye çalışmaktalar.
Oysaki bu günkü teknoloji ile değil tüneller, tepeler birleşiyor, kocaman kocaman dağlar un, ufak ediliyor, dahası bu işleri 100 yıl önce gerçekleştirenler, şimdi uzayda geleceğin metropollerini hesap ederken, bizler hala yüz yıl gerilerden koşmakla övünüyoruz.
Öncelikleri sıralarsak, buraya yatırılan onca milyar para ile Karadeniz’in genç işsizlerine fabrika mı kurulurdu, yoksa yolsuzluğa yol mu yapılırdı memlekette, tartışılacak önemli konulardır bence.
Nihayet Ovit Dağındayız. Etrafı yüksek dağlarla çevrili yaylaların tapusu benimdir dercesine “ Ekşi Oğulları “ yazılı oldukça büyük bir tabeladan yaklaşık 20 dakika daha ilerledikten sonra “ Ulutaş Köyü “ yazılı başka bir yön tabelasından hemen sonra sol tarafa doğru virajlıve taşlı bir yola giriyoruz.
Bu dağ yollarında gördüğümüz manzara çok muhteşem. Buraları fotoğraflamak için kısa aralıklarla şoförümüz Mustafa’ya yavaş ol, burada dur, biraz daha yavaşla, derken minibüste bulunan herkes bu güzellikleri kaçırmamak için heyecanla birbirlerine bir şeyler sormakta bir yerleri göstermekteler.
Yirmi beş kişilik dağcı grubumuzda kimler yok ki, Dernek Başkanımız Coşkun Erüz olmak üzere arkadaşların hemen hemen her biri dağların usta gezginleri sayılır.
Bu gezi grubumuzda Ahmet Arslan, Sinan Dike Tamay, Birgül, Sonay,Zehra Hanım, Muhittin İnce ile Erhan Eken ve aramıza sonradan katılan diğer arkadaşlar olmak üzere minibüsümüz tamamen dolu.
Evet, daha öncede yine bu bölgeye gelip el değmemiş doğada, yüksek tepelerin arkasında saklanan Aksu Gölleri ’ne çıkmıştık. O gün yaşadığımız heyecanı bu gün bir kez daha yaşamaktayız.
İlerlediğimiz bu dağ yollarında göreceğimiz Yedigöller’le ilgili olarak anlatılan hikâyeler efsaneler beni suskun tarifsiz duygulara bırakıyor.
Bu şekilde bir müddet daha ilerledikten sonra Mor Yayla ’ya ulaşıyoruz. İsmine yakışır şekilde çoğunluğu mor renkli çiçeklerle kaplı tepelerin yamacına kurulu yayla bulunduğumuz yerden tablo gibi görünüyor.
Yaylanın hemen girişinde kapalı olması nedeniyle görmeye fırsat bulamadığımız Etnografya Müzesi'nin hemen yanından geçerek yolumuza devam ediyoruz.
Eveett, işte asıl heyecan da burdan sonra başlıyor.
Tek aracın geçebileceği dar ve tozlu yolda ilerlemeye başlıyoruz. Bozkır ve çıplak tepeleri aştıkça gördüğümüz doğal güzelliklerden sonra iyi ki buralara gelmişiz diyoruz.
Önümüzde yemyeşil alanların hemen bitiminde dağlar arasında sessizlik içinde ip gibi kıvrım kıvrım uzayıp giden incecik dağ yolu ve hemen yanından süzülerek akan küçücük bir çay’ın görüntüsü bizleri adeta mest ediyor.
Dik virajlı, toprak ve taşlı yolda ilerlememiz oldukça zorlaşıyor. Arabanın arkası bir sağa bir sola çekmeye başlarken, diğer yandan da sürekli patinaj yapması oldukça yavaşlamamıza sebep oluyor. Ayrıca rakımın 3 Bin metreyi bulduğu bu yerde aracımızın hararet yapması da ayrı bir sorun olmaya başladı.
Ne yapsak, ne etsek diye düşünürken Coşkun Hocamız havanın güzel olduğunu buradan tepeye kadar kalan 5-6 km’lik yolu yürüyerek çıkmamızı öneriyor. Derken 25 kişilik gezi grubumuz düz gibi görünen bu yolda sırt çantalarımızın verdiği ağırlık ile tepeye doğru yürüyüşe başlıyoruz.
Sanki buraları, bu bölgeyi ilk kez keşfedecek olan bizlermişiz gibi bu ıssız dağ yollarında tepemizde daire şeklinde dönen insan görmemiş kapkara kanatlı Kuzgun’lar. Yüksek dağlar, sarp kayalar, etrafımızı saran yarı sararmış, kuru otlar arasında büyük bir merak ve heyecanla ilerliyoruz.
Kılık kıyafetimiz aynı olmasa da Sierre Nevada’nın vahşi doğasında altın arayıcıları aklıma geliyor. Evet, Altın arayıcısı olmasak ta onlardan aşağı kalır yanımız yok. Çünkü altın her ne kadar sıra dışı değerli bir maden olsa da gördüğümüz bu vadi ve hayalini tasavvur ettiğimiz Yedigöller Bölgesi şüphesiz Altından da daha değerlidir.
Etrafımızı çepeçevre saran tepeler arasında, hafif eğimli bu arazide ilerlerken, doğanın güzelliğinden olacak arkadaşların bir kısmı derenin karşısında bulunan yemyeşil alandan tepeye doğru tırmanmaktalar.
Diğer üç kişilik grup ise fotoğraf çekmekte, Ahmet ve Coşkun Hocamız tepenin yamacına ulaşmış, Erhan ve ben yol boyu ilerlememizi sürdürürken mataramızı yandaki derenin berrak, buz gibi suyundan doldurmayı da ihmal etmiyoruz. Bu arada kırmızı kaplı mataramı çok sevdim, bu bana Erhan’ın hediyesidir.
Kestirme olsun diye dik yamaca yatay olarak tırmanışa geçtiğimizde Erhan’ la koptuk, o ortada ilerlerken aramızdaki mesafe şimdiden 600 m’ bulmuştu. Her ne kadar uzaktan bütün arkadaşlar birbirimizi görsek te bu ıp, ıssız yamaçta bir başıma kalıyorum.
Etrafıma bakıyorum dağın eteklerinde hemen hemen herkes birbirinden ayrı birerli ve ikişerli gruplar halinde tepeye tırmanırken iki- üç kişilik grup aşağılarda yol boyu yürümeyi tercih etmiş, Beyaz renkli aracımız ise taaa gerilerden gözüküyor.
Diğer gurupla aramdaki mesafe neredeyse 1,5- 2 km’yi buluyor, Uzaktan bana bir şeyler anlatmaya çalışan Ahmet Hocamızın ıslığı ise vadi boyunca yankılanıyor.
Yalnız kaldığım bu yamaçta bir an önce tepeye çıkmayı düşünüyorum. Yalnızlık meğer ne kadar kötü bir şeymiş. Yaban hayatı karşısında ki bu sessizlik hafifte olsa insanın içten içten ürpermesine yetiyor.
Tepeye çıkmama az kaldı, kuru ve sararmış otlar çıtır çıtır botlarımın altında ses çıkarırken önce hafiften sonra yüksek sesle bir türkü tutturuyorum.
Neşem yerinde keyfime diyecek yok. Kulakları çınlasın bizim Enver’in dediği gibi sesimde pek fena sayılmaz. Söylediğim türkü sözleri karşı kayalarda yankılanırken sesim çokta hoşuma gitmeye başladı.
Biri biterken diğerine başlıyorum. Daha fazla temiz hava teneffüs edeyim diye özellikle de Barış Manço’muzun“ Dağlar dağlar “türküsünü söylüyor, adeta nara atıyorum .
- Dağlar dağlaaaarrrrrr
- Kurban olam, yol ver geçem,
- Sevdiğimi son bir olsun,
-Yakından göremm,
- Dağlar dağlaaaarrrr…
Sesim açıldıkça açılıyor ciğerlerim adeta bayram yapıyor. Taa uzaklardan karşı yamaçtan bu sefer Dağların efendisi Ahmet ve Tamay Hanımın sesleri geliyor.
Bir şeyler bağırıyorlar ama sesleri rüzgârın uğultusunda kaybolup gidiyor. Sanırım türkü söylememi onlarda çok beğendiler.
Gökyüzüne bakıyorum hava çok güzel. Küme küme bembeyaz bulutların siluetleri kayalarda çeşitli profillere bürünürken simsiyah kanatları ile kuşlar süzülüyor peş peşe.
Bunlar Şahin veya Kaya Kartalı yükseklerde geniş kavisler çizerek sessizce dolanıyorlar.
Bir anda sesimi çok yavaşlatıyorum. Bu yırtıcı kuşların tepemde daire şeklinde dönmeleri pek hayra alamet değil. Etrafımı dikkatle gözlemlemeye çalışıyorum, yok, hiç bir kıpırtı yok, ancak hafiften bir ses geliyor.
Yukarı bakıyorum tepemde dönen kocaman kocaman kuşlar sessizce uçuyor. Nedir bu ses diye kulak kesilirken bana karşılık verir gibi tekrar başlıyor.
Duyduğum sese benzer bir sesle cevap vermeye başladım. Genizden çıkan kesik bir ses, daha önce Aksu Göllerin’de de bu sesi duymuştum.
Coşkun hocamız söylemişti, Dağ Horozu, evet onun sesiydi ama bu kadar yakında nasıl olabilir ki?
Bu büyük bir şanstı benim için. Çünkü bu Yaban Horozu kolayca görülen bir kuş değildir. Her yıl yerli, yabancı birçok turistin ilgisini çeken diğer ismi ile yaban tavuğunu gözlemlemek için özellikle Avrupa ülkelerinden birçok meraklısının geldiğini de çok duymuştum.
Gerçekten de çok zor görülebilen bu kuşa bu kadar yakından bakmak insanı çok heyecanlandırıyor, kolay kolay herkese nasip olmayan bu şans bana ikinci kez gülüyor.
Gözlerim karşıdaki devasa kayaların oyuklarında gezerken, genizden çıkardığım sese karşılık veren Yaban Horozunun sesine dikkatlice kulak veriyorum.
İşte tam karşımda, eveett kayaların hemen ortasında çukurca bir yerde simsiyah renkli uzunca bir kuyruğa sahip, Hemen hemen iri bir tavuk büyüklüğünde.
Aradaki mesafe kuş bakışı 70-80 metre olsa da yanına gitmem için 200-250 metre yürümem gerekecek tabii kaçmasa dediğim anda havalanıyor.
Bana doğru hafifçe bir kavis çizerek kayalıkların arkasında gözden kayboldu. Kırmızı ibikleri, siyah kanatlarının kenarları ise beyazımsı bir görünümdeydi.
30-40 adımdan sonra nihayet tepedeyim. Şöyle doyasıya bir ohh çekeyim derken gördüğüm manzara beni bir anda allak bullak etmeye yetti. Yanlış mı görüyorum diye gözlerimi fal taşı gibi açarak çevreye dikkatlice bakıyorum.
Yedigöller
Tepe ve yamaçlarında parça parça bembeyaz kar kürtükleri, daire şeklinde dağların ortasında mavinin bütün tonlarını taşıyan birbirinden farklı onlarca göl ve bu göller içinde irili ufaklı adacıklar, Sağ tarafta ise büyük bir ihtişamla yükselen Verçenik Dağı.
Adeta tırmanarak çıktığım bu tepede hafifçe bir düzlük bulunmakta ön tarafta kocaman bir uçurum ve aşağıya baktığımda gördüğüm manzara karşısında bu sefer türkü değil de avazım çıktığı kadar uzunca bir nara atıyorum. Sesim taaaa karşı tepelerde ve vadilerde yankılanıyor.
Erhan geliyor yanıma, gördüğü manzara karşısında o da tutamıyor kendini, bir nara da o atıyor, derken yan taraftan bayırı çıkan heyecan ve yorgunluktan yere diz çöküyor.
Çıkardığımız sesleri ve meydana gelen hareketlenmeyi fark eden yamaçtaki arkadaşlar ise meraklarını gidermek için daha canlı tırmanmakta, İleride görülen aracımız ise halinden belli su kaynatması sonucu baygınlık geçiriyor.
Nihayet, Coşkun Hocamız ve Tamay Hanım geliyor yanımıza.
- Nedir o öyle, bangır bangır bağırıyorsunuz yaa.
Ben, Dağ Horozunu gördüm....demeye kalmadan görünen enfes manzara karşısında birer çığlıkta onlar atıyor.
Derken bütün arkadaşlarla birlikte 3200 rakımlı bu tepeden aşağıda görülen irili ufaklı gölleri seyre dalıyoruz. Kimi yerlere uzanmış dinlenirken, kimi etrafı daire şeklinde dağlarla çevrili nazar boncuğu gibi sıralanan göllerin fotoğraflarını çekmeye başlıyor.
Yorgunluğumuzu attıktan sonra, Artık gölleri yakından görmenin zamanı geldi diyerek, önümüzdeki sarp patika yoldan 600-700 metre aşağıya tek sıra halinde yavaş yavaş sıkıntılı ve riskli bir inişe başlıyoruz.
Yaklaştıkça çiçekler, papatyalar büyüyor, göller daha da büyüyor gözümüzde, her adımda bizlere hoş geldin dercesine doğa uyanıyor uykusundan, her taraf coşkulu, bizler heyecanlı, içimiz kıpır kıpır. Adeta büyülü bir masal dünyasının içinde bütün güzellikler bizleri kucaklıyor.
Yaklaşıyoruz yavaş yavaş birinci gölün kenarına, gurup durmuyor ilerliyor birinden diğerine, Kışın Çığların yankılandığı, metrelerce karın yağdığı yüksek zirvelerin eteklerinde hala kar var.
Bir ucu göllere kadar uzanan bembeyaz kar kürtükleri gölün mavisiyle birleşince, artık tutamıyoruz kendimizi, daha da yaklaşıyoruz göle girercesine.
Eveeet, havanın güneşli ve gölün güzelliği her ne kadar çağırsa da bizi, ben temkinliyim. Çünkü daha öncede havanın sıcaklığına aldanıp Avusor Gölü'nün buz gibi sularına girdiğimde başıma nelerin geldiğini hala unutmadım, o an aklıma geliyor ve çekimser kalıyorum.
Ancak, içimden de helal olsun sizlere diyorum. Bu arkadaşlar bir anlamda günün kahramanları sayılır. Sırayla dalıyorlar buz gibi göle önce Sinan Dike, sonra Muhittin İnce ve Erhan Eken ben her ne kadar durun, bekleyin desem de dinleyen kim.
Gençlik gerçekten bambaşka bir şey, tutamıyorlar kendilerini kulaçlar birbiri peşe atılırken suyun soğukluğu yavaştan yavaştan sarıyor onları.
Buzul göllerin buz gibi suyunda bizleri özendirircesine doyasıya yüzüyorlar.
Yüzme faslının devamında verdiğimiz kahvaltı molasından sonra bir grup arkadaş diğer gölleri ilk kez keşfedercesine hevesli adımlarla ilerlemeye başlıyorlar.
Karşı kıyıda ise üçüncü gölün yanında 4-5 çadır gözümüze ilişiyor belli ki önceki günlerden kamp kuran bir grup dağcı çevreyi geziyor.
Bu arada rakım 3100 m. civarı öteden beri kulak problemlerim nedeniyle hafiften baş ağrısı çekiyorum. Yüksek irtifa da bulunmamızın etkisiyle iştahsızlık ve karın ağrısı da eklenince birkaç arkadaşla birlikte yukarı tepede bulunan aracımızın yanına doğru çıkmaya karar veriyoruz.
Böylece üç kişi tekrar patika yoldan yukarı düzlüğe doğru, inişte olduğu gibi oldukça zor ve zahmetli bir tırmanışa başlıyoruz.
Nihayet büyük bir yorgunlukla tepeye çıkıyoruz. Sırt çantalarımızın verdiği ağırlıkla her birimiz bir tarafa, kuru otlar üzerine boylu boyunca uzanıp diğer arkadaşları bekliyoruz.
Her zaman söylediğim gibi;
- “ Şu memlekete Başbakan olayım yapacağım 2.icraat Doğu Karadeniz Bölgesinin 30 km yukarısını baştan sona Milli Park alanı ilan edeceğim” demem boşuna değil.
Zira Yaylalara kadar yapılan gereksiz yollar ile betonarme yapılar ot gibi çoğalmakta, çarpık yapılaşma sonucu bu doğal alanlar adeta şehirlerin gecekondu mahallelerine dönüşmekte.
Yaylacılık ise bölgede adeta bitmiş. Şimdiye dek gördüğümüz yaylalarda yaylacılardan çok turistler gözümüze çarpmakta. Yani, bu eşsiz büyüleyici güzelliğin tadını maalesef başta Arap’lar ve İsrail vatandaşları olmak üzere yabancı turistler çıkarıyor desem, eminim ki abartı sayılmaz.
Artık, vakit oldukça ilerledi, hava yavaşça soğumaya başlıyor. Aracımız hazır bizi beklemede.
Diğer arkadaşlarında yanımıza gelmesiyle birlikte bu eşsiz güzellikteki manzarayı
Belgelemek için topluca bir hatıra fotoğrafı çekiyoruz.
Sonuç olarak,
Kaçkar Dağlarının Batısındaki Ovit Dağı ve Yedigöller Bölgesi mutlaka ama mutlaka itina ile koruma altında bulundurulması gereken önemli bölgelerimizden biri olmalıdır.
Bu korumada öyle sıradan doğa koruması adı altında olmamalı. Doğal alanlarımızın otel gibi yapılar ile yok edilmesini önleyecek olan Ekoturizme önem verilmeli. Bu sektörün güçlenmesi ile de doğal bölgelerimizin korunacağı gibi aynı zamanda Ulusal ve Dünya ölçeğinde de hak ettiği yeri o zaman alacağına inanıyorum.
Derken, hafifçe bastıran Akşam alacakaranlığında geriye dönerken hafızamızda ve gönlümüzde tarifsiz bir iz bırakan Yedi Göllere son bir kez daha bakarken bir gezinin daha sonuna gelmiş bulunmaktayız.
Tekrarında buluşmak dileği ile geziye katılan bütün arkadaşlara teşekkür ediyorum. Hoşçakalın.
Fuat Meydan
Fuat Bey o gezide ben de vardım. Hiç unutamayacağım bir gündü. Kayalar, avuçlarındaki renk renk çiçeklerle bize hoşgeldin diyorlardı. Hele o turkuazın her tonundaki irili ufaklı buzul gölleri... insanın içlerine dalıp gidesi geliyordu. Buzulların hemen yanıbaşındaki çiçekler sanki kar'a inat açmışlardı. Masal gibi bir gündü.
Teşekkürler, anılarımızı hatırlattığınız için. Selam ve saygılar...
Daha fazla bilgi için,
http://groups.google.com.tr/group/dogatarih?hl=tr?hl=tr adresinde
grubu ziyaret ediniz
---
Bu iletiyi Google Grupları'ndaki "dogatarih" grubuna abone olduğunuz için aldınız.
Bu grubun aboneliğinden çıkmak ve bu gruptan artık e-posta almamak için dogatarih+unsubscribe@googlegroups.com adresine e-posta gönderin.
--
--
Bu mesajı Google Grupları "dogatarih" grubuna üye olduğunuz için aldınız.
Bu gruba posta göndermek için , doga...@googlegroups.com, adresine mail atınız
Bu gruba üyeliğinizi sonlandırmak için şu adrese e-posta gönderiniz:
Daha fazla bilgi için,
http://groups.google.com.tr/group/dogatarih?hl=tr?hl=tr adresinde
grubu ziyaret ediniz
---
Bu iletiyi Google Grupları'ndaki "dogatarih" grubuna abone olduğunuz için aldınız.
Bu grubun aboneliğinden çıkmak ve bu gruptan artık e-posta almamak için dogatarih+unsubscribe@googlegroups.com adresine e-posta gönderin.
Daha fazla bilgi için,
http://groups.google.com.tr/group/dogatarih?hl=tr?hl=tr adresinde
grubu ziyaret ediniz
---
Bu iletiyi Google Grupları'ndaki "dogatarih" grubuna abone olduğunuz için aldınız.
Bu grubun aboneliğinden çıkmak ve bu gruptan artık e-posta almamak için dogatarih+unsubscribe@googlegroups.com adresine e-posta gönderin.
--
--
Bu mesajı Google Grupları "dogatarih" grubuna üye olduğunuz için aldınız.
Bu gruba posta göndermek için , doga...@googlegroups.com, adresine mail atınız
Bu gruba üyeliğinizi sonlandırmak için şu adrese e-posta gönderiniz:
Daha fazla bilgi için,
http://groups.google.com.tr/group/dogatarih?hl=tr?hl=tr adresinde
grubu ziyaret ediniz
---
Bu iletiyi Google Grupları'ndaki "dogatarih" grubuna abone olduğunuz için aldınız.
Bu grubun aboneliğinden çıkmak ve bu gruptan artık e-posta almamak için dogatarih+unsubscribe@googlegroups.com adresine e-posta gönderin.