YEYİNİZ ,İÇİNİZ, İSRAF ETMEYİNİZ

1 view
Skip to first unread message

Necip Saracoglu

unread,
Jan 28, 2017, 9:47:20 AM1/28/17
to acubukcu, AHMET REFİK SARAÇOĞLU, Ali Alkan, Ali Çankaya, hamdi can ataç, İrem Ataç, kübra irem ataç, ailgaz, albayrakhuseyin61, ali çelik, ahmet şefik mollamehmetoğlu, ahmettuna61, baha_9362, balyemez, bayram bey, Burak Dolu, burcu.saracoglu, byalipasa, haydar çoruhlu, mehmet ceyhun, Salih Zeki TÜZÜNER, dogatarih, Leyla Demirkır, d.gumushane, dogatarih, eftalekmekcioglu, erhaneken, eserbasaran1461, esinatac2, Coskun Erüz, mehmet erdal Odabas, ertugrul_mentese, fsaglam67, Fuat Meydan, Rİ, fatihkarabina99, fatihuyar, fatma.karahasanoglu, gülay saraçoğlu, mm, h, ihayal, Lokman İPEK, muhittin ince, zuhtu kalma, mm"kusakkayagazetesi", mehmettugutlu1955, mkadi...@yahoo.com, mumt...@superonline.com, nafis m, m.kubilay, mujdeyucel, m.cicerali, m.cinar54, namik seferoglu, nedsar, nukhet.saracoglu, nevzatyilmaz, necip saracoglu, ozgur, refazum_ruva, Tuygan Seferoğlu, şennur Taşdemir, TEDAK, turkmensedat, tema, veldet85, yolcukitap, ydemeli, yakuphc, zafer-o...@hotmail.com
YEYİNİZ İÇİNİZ,
İSRAF ETMEYİNİZ!...
Türkiye’de yılda 9.4 milyon ton bitkisel ürün, günde 6
milyon adet ekmek israf ediliyor. Bu miktarın yarısı bile kurtarılsa
,25 milyonlu bir ülkenin gıda meselesi çözülmüş olur….
Maalesef bu bilgiler doğrudur… Yediğimize ,içtiğimize dikkat
edersek,o sebzeleri, meyveleri gereği gibi zamanında pişirip veya çiğ
olarak yersek ;fazlasını buzdolabında saklarsak vitaminleri azalmadan
tüketirsek hiçbir zararımız olmaz. Ailemizde kaç kişi var ise ona
göre yemek yaparsak aile bütçesini de zora sokmayız.
Dört kişilik bir aile için bir günde üç-dört kap yemek yaparsak,
bir iki çeşit yemek yer öbürleri kalır ve bayatlar. Dört-beş gün
geçtikten sonra bozulur veya ekşir çöpe dökeriz… İşte bu israf olur.
Allah’ın (c. c) sevmediği ve zararlı işte bizi uyaran önemli bir
suresi vardır:” YEYİNİZ , İÇİNİZ İSRAF ETMEYİNİZ; ZİRA İSRSF EDENLERİ
ALLAH SEVMEZ.”
BUĞDAYIN,” EKMEK” OLUNCAYA KADAR UZUN HİKÂYESİ….
Bakkaldan veya fırından aldığımız bir ekmeğin, evimize gelene
kadar hikâyesini bir hatırlayalım. “Eylül veya ekim ayında toprak
pulluk veya diğer ziraî aletlerle sürülür bir iki gün hava alması için
havalandırılır sonra tohum ekilir. Üzeri tomruk çekilerek örtülür.
Ocak, şubat,mart aylarında yağan karın altında kalarak çimlenir. Nisan
ayında yağan yağmurla yavaş yavaş çimlenir, mayıs ,haziran aylarında
diz boyuna kadar yemyeşil bir şekilde büyür. Temmuz ayında sararmaya
başlar; ağustos sıcağında tanelerde tam olgunlaşır ve biçilme zamanı
gelmiştir… Rüzgarda dalga dalga salınan altın renkli başakları
seyretmek insana büyük zevk verir.
Tırpan ,orakla biçilir veya çok büyük ovalarda biçer döver
makinelerle sapı tanesinden ayrılarak otomatik el değmeden yanında
gelen kamyona buğdaylar dökülür. Kamyonlarla depo veya silolara gelen
buğday alıcıları bekler…
Küçük oranda buğday eken çiftçiler başakları o temmuz- ağustos
sıcağında başakları kamyona yükleyip köye getir ;orada kamyondan
boşaltarak patos makinesinde buğdayı sapından ayırarak hayvan yemi
olarak “saman” elde eder ve çuvallara doldurur ;samanlığa koyar.
Buğdaylar un fabrikalarına götürülüp eleklerden geçirilir
,taşından,toprağından, ayrılarak öğütülür ve
kepekli,kepeksiz,baklavalık -böreklik olarak,1. Sınıf,2. Sınıf un
çuvallara otomatik doldurulur ve ağızları dikilir .Fırınlara giden
unlar otomatik teknelere dökülerek belli oranlarda tuz,su ve maya
katılarak hamur haline gelinceye kadar karıştırılır.
Hamurlar ekmeğin büyüklüğüne göre hamurlar kesilerek tartılır;
ekmek şekli verilerek kalın beyaz şerit şeklindeki bezler içine
dizilerek mayalanması için dört-beş saat bekletilir. Fırın bir saat
önceden odunlar yakılarak ısıtılır ve içi ıslak uzun sopaya
bağlananmış bezle silinir. Toz,is ve kömür parçalarından temizlenir….
Uzun tahtaların üzerinde bezlerin içinde mayalanmış hamurlar
fırıncı tarafında boylu boyunca kesici bir aletle çizilir ;küreğin
üzerine un serperek hamurları fırına sırayla dizer.
Jenatörle ısıtılan otomatik ekmek fırınlarında da daha
kolay bu pişirme işi yapılmaktadır;ama taş fırında ekşi maya ile
pişirilen ekmeğin tadını ve lezzetini o ekmeklerde bulamazsınız!...
Onun için” Vakfıkebir Ekmeği” veya” Trabzon Ekmeği” diye ünü bütün
yurda yayılmış ve o illerde de açılmış bir çok “ Taş Fırın Ekmeği”
pişiren bir çok fırın açılmıştır.
Kırk-kırk beş dakika sonra açılan fırın kapağından sırayla
fırın küreği ile mis gibi kokan sıcak ekmekler teker teker çıkarılarak
raflara soğuması için dizilir…. İşte “BUĞDAYIN EKİLMESİYLE SOFRAMIZA
GELENE KADAR GEÇİRDİĞİ SERÜVEN BURADA BİTMİŞ OLDU!....”
Şimdi sizlere soruyorum dostlarım; bu kadar zor şartlarda ve
bir çok insanın katkılarıyla sofralarımıza kadar gelen “BÜYÜK NİMET,
EKMEĞİ ÇÖPE ATMAYA HAKKIMIZ VAR MI?” Tabii ki “HAYIR!...”HAYIR!...”
HAYIR!...” ÇÜNKÜ,O KADAR ÇALIŞAN İNSANIN DA EMEĞİNİ ÇÖPE ATMIŞ
OLUYORUZ!...
Çünkü buna hakkımız yok!... Yiyeceğimiz kadar ekmek
almalıyız… Bayatlayan ekmekleri küp şeklinde doğrayarak tereyağında
kızartarak çorbalarda kullanabiliriz…İnce dilimler yaparak fırınımızda
pişirerek peksimet yapabiliriz…Yine bayat ekmekleri küçük küçük
doğrayıp üzerine kıymayı soğanla kavurarak üzerine dökerek,et suyu
yapıp bayat ekmeklerin üzerine gezdirirsek kırmızı pul biberle sıcak
servis edebiliriz… Bu yemeğe Anadolu’da ”Papara” adı verilir. Fazla
ekmeğimizi buzdolabına koyup yiyeceğimiz zaman fırında ısıtıp veya
buğulayıp yiyebiliriz…
Yani aklıma gelen yemek ve saklama şekilleri bunlar…Sizler
daha değişlerini her halde bilirsiniz…
En çok israf,askeri tesislerde, yatılı okul ve lokantalarda,lüks
otellerin self servislerinde olmaktadır… Bu israfı önüne geçmek çok
kolay;yiyeceğimiz kadarını servis tabağımıza almalıyız… Tabağımızı
veya servis tepsisini her çeşitten biraz alıp sonra içinden biraz
yedikten sonra geri kalanı ”doydum!”…diyerek bırakmaya hakkımız
yok!...
Çünkü, dünyada795 milyon kişi açken,trilyonlarca dolarlık gıda
her gün dolarlık gıda her gün çöpe gidiyor.
Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Başkanı Şemsi
Bayraktar,gıda israfının Türkiye’de de büyük boyutlarda olduğunu
belirterek “Sadece tarladan sofraya israf edilen gıdayla Suriye kadar
20- 25 milyon insan açlıktan kurtarılır.” dedi.
Özellikle,hasat sonrasında taşınma,muhafaza ve pazarlama
sırasında kayıplar yaşandığını işaret eden Bayraktar, tür ve çeşitlere
göre değişmekle birlikte yaş sebze ve meyvedeki kayıp oranın yüzde 10-
30 değiştiğini kaydetti. Bayraktarın verdiği bilgiye göre ,geçen yıl
60 bitkisel türden 110,7 milyon ton üretim yapıldı. Bunun 9.4 milyon
tonu daha tüketiciye ulaşmadan kaybedildi…
Bu miktar 8-10 milyonluk bir ülkenin tüketebileceğinden daha
fazla bir ürün anlamına geliyor.Üstelik bunun iki katı kadarı da
markette veya manavda satış beklerken ya da evlerde fazla alındığı
için çürüyerek çöpe atılmaktadır.
EKMEKTE,SEBZEDE,MEYVEDE İSRAF…
Türkiye gibi ekmeği nimet bilen bir ülkede ise 6 milyon
ekmeğin çöpe gittiği bir gerçektir. Bayraktar,bu miktarda ekmekle 5
milyonluk bir nüfusun ihtiyacını karşılanabileceğini ifade
ediyor.Tarladan,sofraya gıda israfı gelişmiş ülkede yüzde 40’ı
buluyor.
Türkiye’de ise sebze ve meyvenin dörtte biri tüketilmeden
kaybediliyor.Bu kayıp yüzde 40 değil de yüzde 25-30 bile olsa 25
milyon insan açlıktan kurtulur.Sebze ve meyvede,yeni hasat sırasında
yüzde 4-12 , taşıma sırasında yüzde 288, pazarlık sırasında yüzde 5-15
,depolamada yüzde 3-10 ve tüketici ve tüketici evresinde yüzde 1-5
kayıp yaşanıyor…
27 MİLYAR LİRA ÇÖPE GİDİYOR!....
Sebze ve meyvenin Pazar büyüklüğü 100 milyar lira !….
Bunun yüzde 25’i yani 25 milyar lirası çöpe gidiyor!…
Günde 6 milyon adet,yani 2.1 milyar liralık ekmeği çöpe atıyoruz!...
KAYIPLARI ÖNLEMEK ÇOK KOLAY….
Üretici ve tüketicinin yapması gerekenleri şöyle sıralayabiliriz:
a) Tüketiciler, ürünlerini ihtiyacı kadar almalı….
b) Üreticiler zamanında ve doğru şekilde hasat yapmalı, hastalık ve
zararlılara karşı mücadelede dikkatli olmalı.
c) Ürünün olgunlaşmadan ya da aşırı olgunlaşmış olarak toplanması
kayıpları artırıyor.
d) Bahçede uygun sebze ve meyve toplama kapları bulunmalı;ürün
güneşten korunmalı.
e) Uygun paketleme yapılmalı ve pazara ulaştırılması gecikmemeli…
f) Sebze ve meyvenin ömrünün için soğuk hava depolarının sayısı ve
kapasiteleri artırılmalı…
g) Tesislerde sınıflandırma iyi yapılmalı.Havalandırma ve soğutma
yeterli olmalı.
h) Ürüne hasattan sonra ve yüklemeden önce muhakkak ön soğutma yapılmalıdır.
i) Tüketiciler ihtiyaçlarından fazla almamalı, saklama şartlarını öğrenmelidir.
Bu önerilerimizi göz önüne alırsak belki israfımız hem üretici hem de
tüketici olarak azalır… Hem aile bütçemize hem de ülkemize katkıda
bulunuruz…
Kalın sağlıcakla… Dua ve sevgilerimle…
saracog...@gmail.com 28.1 .2017
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages