Ayder, Kemerli Kaçkarlar

2 views
Skip to first unread message

Fuat Meydan

unread,
Feb 11, 2017, 3:35:11 PM2/11/17
to doğa tarih



..........Artık Güneş “ Bulutlar Dağı” ’nın tepelerinde kaybolurken, etrafı saran sis nerdeyse gölün yüzeyine kadar inmişti. Günübirlik gelen ziyaretçiler ve dağcı ekibi gitmiş, karşı tepelerde yayılan keçi sürüsünden ise eser yok.

Etrafı garip bir akşam sessizliği sararken, yavaş yavaş çadırların etrafına toplanmaya başlıyoruz.

Çok şanslıyım çoookk… Böyle bir ekibin içerisinde olmaktan dolayı gerçekten kendimi çok şanslı hissediyorum.

​...............

BÖLÜM-2 /Zirveye Tırmanış,

Evet, bir yıl önce Ovit Dağının doruklarından dönerken söylemiştim; döneceğiz ve yine geleceğiz. Aynen dediğim gibi oldu. Bunca yıl oraları, Ovit’i, Aksu Göllerini, içtiğimiz suları, o dağları, bulutları o güzellikleri hep hayal ettim. Nihayet özlenen o gün geldi.

İki yanı dağ gibi kayalarla kaplı körboğazdan yukarı doğru ekip ilk adımlarını atarken, gözlerim etrafı saran dağların dik yamaçlarına, doruklarına ilişiyor.

Bir an için hafiften bir korku sarıyor bedenimi. Onca dağı tepeyi ben mi aşacağım. Oynaya, zıplaya Islık çalıp, türkü söyleyerek geldiğim kamp yerine kadar her şey güzel, her şey yolundaydı.

Şimdi tatlı tebessümler, çocuksu hevesler yerini bir anda heyecanla karışık ürpertiye bırakıyor.

İşte asıl macera da şimdi başlıyor. Bu işin şakası yok anlaşılan. Durum riskli olduğu kadarda çok ciddi. Her ne kadar belli etmesem de sanki baştan aşağı soğuk su döküldü üzerime.

Sabahın tüm o güzelliği birdenbire kayboluyor, dakikalar içinde çok kötü bir hal almaya başlıyor. Büyük bir hevesle zirveye hareket edecekken karşımızda sarp kayalar soğuk ve rüzgâr çıkıyor. Zor bir durum bu, Hem de çok zor.

Yaklaşık 300-400 m tırmanmıştık ki rakım 2800 m'yi çoktan bulmuştu, bembeyaz bulut siluetleri önümüzde şekilden şekile girerken, aştığımız her dağın ardından hemen başka bir tepe belirmekte, gözlerimiz ise yukarılarda, başımızın üzerinde eğreti duran koptu kopacak kayaları kollamaktaydı.

İleride Dağların Efendisi Ahmet’te gözlerim. Tırmandığı kayanın üzerinde bulutların arasında kaybolmuş gibi. Gökyüzüne doğru bakıp işaret veriyor. Anlaşılan sıkıntı yok, daha doğrusu iyimser düşünmek zorundayım.

Kaç tane tepe aştık hatırlamıyorum, ama bir türlü zirve görünmüyor, benden 10-15 adım ileride benim gibi yavaş yavaş ilerleyen kişi Ahmet Koç, biraz ileride, Necip Hocamız. Bazen ben onları geçiyorum, bazen de onlar beni, bazen de sisten buluttan görünmez oluyorlar.

Bitmek bilmeyen bu tepelerde ümitsizce tırmanışa devam ediyoruz. Yani böyle bir dağ, böylesine sis, böyle bulut hiç görmedim ömrümde. Çık çık biteceği yok.                    

Tam takatim kesilmişti ki bir düdük sesi ve devamında Enver’in sesi yankılanıyor kulaklarımda, orda eli ile işaret ederek molaa molaa vereceğiz diye bağırıyor.

Düzlükte bulunan kayaları rüzgâra siper alarak oturuyoruz. Bu mola şimdi iyi geldi hem dinleniyor, hem de enerji toplamak için bir şeyler atıştırıyoruz.

Bulunduğumuz sırtın son 100 metresine kadar ekipte hiç kopma olmadı. Ama sırtta rüzgârın etkisi ve bastıran bulut bizi mola vermek zorunda bırakıyor. 8 saat süren tırmanışımızda 3100 metre irtifa almıştık.

Bu mola gerçekten ilaç gibi geldi. “ Karakurum “ zirveleri ancak bu kadar Zalim olabilirdi. Mataramı, sırt çantamın kayışlarını, botlarımın bağlarını tekrar sıkıca bağlayıp, sırtımda ki 100 m’lik tutunma ipini de kontrol edip, tırmanışa hazırlanıyorum. En azından şimdilik durum iyi.

Ancak, aralıkları geçtikçe tırmanışın keyifsiz kısımları da artmıyor değil. Teçhizatı toplamak yerleştirmek te ayrı bir sorun. Tükettiğimiz su ve yiyecek sayesinde yükümüz her ne kadar hafiflese de en az 30-40’ar kiloluk sırt çantalarımız bizimle birlikte zirveye taşınıyor. Bu iş tırmanışın kendisinden bile daha zor geliyor.

Uzun süredir doğa yürüyüşlerine katılmam beni azımsanamayacak kadar tecrübe sahibi yaptı. Deniz seviyesinden 1500 m üzerini “ yüksek rakım “ olarak dikkate alırsak, bulunduğumuz noktadaki yüksekliği çok iyi bilmek zorundayız.

Aşırı yükseklik değişimi herkesi farklı şekilde etkiler. Daha öncede Ovit Aksu ve Büyük göllere yaptığımız yürüyüş aklıma geliyor. Kulak problemlerim o yürüyüşten sonra başlamıştı. Onca tedavi görmeme rağmen hala sıkıntısını yaşıyorum.

Yani dağcılığın kahramanlıkla eşdeğer olduğu boşuna söylenmemiş. Bu ekipte bulunan arkadaşlar gerçek birer kahraman. Henüz hiçbir dağcı tarafından keşfedilmeyen bu zirve tırmanışı ilk kez bugün bizlere nasip oluyor.

Şu an bulunduğumuz yerdeki manzara tek kelime ile inanılmaz. Zaten bizler de buraya bunun için geldik. Boşuna Bulutlar Dağı denmemiş bu dağlara. Bu manzara bu güzellik olağanüstü, gerçekdışı bir yer burası.

Üstümüzde ha bire yer değiştiren bulutlar havanın iyice bozacağının işaretlerini verirken kayalarda yankılanan rüzgârın sesi ise adeta bunun habercisiydi.

Gün boyu buz gibi soğukta yürüdük, şimdi her tarafım tutuldu. Isınmaya çalışmak çok zor. Eldivenlerimin bile yetersiz kaldığı bu soğukta ha bire ho ederken ellerime, bana cesaret veren öndeki arkadaşları düşünüyorum. Özellikle Birgül, Sonay ve Necip yalpalayarak sessizce ilerlerken belki de içinde bulundukları durumu yansıtmak istemiyorlar.

Oldukça sert bir tırmanışla dağın en zor kısmına ulaşıyoruz. Öyle bir yerdeyiz ki eğer ayağınız kayarsa ya kayalara çarparsınız ya da uçurumlardan aşağı yuvarlanırsınız. Acaba düşsem ne olur diyorum kendi kendime.

Ama olmuyor işte, bir kere dağ kokusunu almaya göresin, sevdalanırsın, için kıpır kıpır eder, kimselerin duyamayacağı bir sesle çağırır seni dağlar, artık hiçbir güç vazgeçiremez seni bu sevdadan bu tutkudan.

Zirve şu an tam karşımızda. Ancak, bacaklarım her adımda biraz daha ağırlaşmakta biraz daha yavaşlamakta derken ileride sisler arasından yine Enver’in sesi duyuluyor.

        -Burada, zirveye az kaldı.

Şimdi sona ulaşmaktan bir önceki aşamadayız. Önümüzdeki kocaman kayaları aşmak pek te kolay olacağa benzemiyor. Ancak oyalanacak zamanımız da yok.

Bir an için guruptan kopuyorum ve korktuğum da başıma geliyor. Bulunduğum yerden bir adım ilerisini dahi görmek mümkün değil.

Bulutlar iyice çöktü, alçaldıkça alçaldılar adeta sis denizindeyiz. Artık denizden fışkıran kayalar gibi bedenlerimiz sis ve bulutlar içinde kayboluyor.

O aklıma getirmek istemediğim sorularla birlikte heyecan ve korku kaplıyor içimi. Kim nerede, ne kadar uzaklıkta, kısaca tam bir bilinmeyenin ortasında kaldım.

Kendimi toparlıyorum ve aklıma bir fikir geliyor. Bu durumda “ En iyisi kıpırdamamak, en güvenilir yer bu durumda bulunulan yerdir.” Diye kendi kendimi cesaretlendiriyorum.

Artık zaman mevhumu kayboldu, dakikalar gün gibi uzamakta, en ufacık bir ses dahi duyulmuyor. İçecek suyumda iyice azaldı. Panikten mi nedense kuruyan dudaklarım adeta yapış yapış oldu. Çok mu geride kaldım, neredeler, aklıma olmadık düşünceler geliyor.

Çıkardığım ıslık sesi boşlukta kaybolurken, sisler içerisinden gelen sese kulak veriyorum. Bulutlar dağılıyor, şansıma çokta gerilerde kalmadığımı anlıyorum.

         -Başaracağız dostum bu durum uzun sürmez, birazdan her şey düzelecek.

Bu ses Dağların Efendisi Ahmet Arslan’dan geliyor. Tecrübe konuşuyor, o gerçekten bu işi biliyor. Bana oldukça uzun gelen bu kısa zaman diliminde aklımdan geçenleri yaşadığım duyguları arkadaşlar hiç ama hiçbir zaman bilemeyecekler tabi.

Yani içinde bulunduğumuz bu durum hikâyelerdeki anlatılara hiç te benzemiyor. Gurup birbirinden kopmaya görsün panik ve heyecanı atlatıp ekibi toparlamanın ne kadar zor olduğunu ilk kez bu tırmanışta şahit oldum.

Dağlar gerçekten bir okul gibidir. Liderlik çok önemli burada, özelliklede bu tür heyecan ve badirelerle dolu tırmanışta ekibe liderlik etmek gerçekten büyük cesaret ve tecrübe ister. Bu konuda risk alan kişi yine Ahmet Arslan, Eftal ve Enver oluyor.

         Artık bulutlar iyice dağılmaya başladı. Yaklaşık 200 metre ilerimizde, yukarıda açık mavi bir hava var ama kalan her yer berbat durumda. Rüzgâr ve fırtına etkisini artırdıkça artırıyor.

        İçinde bulunduğum durumu hissetmişçesine haykıran Dağların müdavimi Enver,

                  -Ha gayret arkadaşlar, işte geldik hava iyice bozmadan çıksak iyi olacak.

Çıksak iyi olacakta bir de bana sor. Islık gibi ses çıkaran fırtına sağdan soldan iyice hırpalıyor yüklendikçe yükleniyor. Kafamdaki bereye rağmen bir kamçı gibi yüzümde şaklıyor adeta.

Artık rakım 2900 m’leri bulmuştu Kemerli Kaçkarların sağ tarafında göz alabildiğince yine vahşi bir manzara, ortada kalan vadiye çöken sis bulutları nedeniyle kendimizi dağların üzerinde duruyormuş gibi hissediyoruz. 

Nice dağ tırmanışlarına şahit olduk, anılar yaşadık, birbirinden güzel hikâyeler dinledik. Dünyanın en görkemli zirvelerine tırmananları da biliyorum, ama onlar belki de şu an bizim kadar zorlanmadılar.

Zira onlar ekipman ve kamp malzemelerini taşıyan deneyimli taşıyıcılara sahipler. Öyle ki isimleri kim oldukları bilinmese de, aynı zamanda her biri uzman dağcı sayılan bu taşıyıcılar zirve tırmanışlarının gizli kahramanlarıdır bence. 

Bizim ekibinde bunlardan aşağı kalır yanı yok tabii. Başta Dağların efendisi Ahmet Arslan olmak üzere Necip, Eftal, Enver ve diğer arkadaşlar her biri bu konuda dağların kurdu sayılır.

Çıkış rotalarında risk oranlarını hesaplar, hangi yükseklikte ne tür davranış sergileneceğini bilir duruma göre tedbir alırlar.

Öncü gurupta yine bir hareketlenme var. Karşı tepelerde bir yerleri işaret ediyorlar. Evet, bulunduğumuz yerden dikkatli bakınca ana kaya kütlesi üzerinde silikte olsa oldukça sivri ikinci bir kaya seçiliyor.

Anlaşılan zirveye iyice yaklaştık. Ancak arada büyükçe bir vadi var ve oraya ulaşmakta çok zaman alacağa benziyor. Gerçi bulunduğumuz tepe ile hemen, hemen aynı hizada.

Bir metrenin 100 m’ye bedel olduğu bu tırmanışta en öndeki arkadaşlarla aramızdaki mesafe 100-150 m’yi buluyor. Verilen bir işaretle tekrar mola veriyoruz. Bu molanın arkasından da geri dönüş yolculuğumuz başlıyor. Bu arada altimetre 3 bin 560 metreyi gösteriyordu.

Dönüş komutunu duyunca mı her nedense geri dönüş yolu benim için bayağı kolay oluyor. Artık yorgunluk nedir aklımdan bile geçmiyor. Bu duruma çok şaşırdım ya gölün şifalı suyundan ya da bizim Enver’in yaptığı kuymağın etkisinden olacak. Şimdi yürüyüşe yeni başlamış gibi bir canlılık hissi var içimde.

Aslında dönüşümüz de, en az tırmanış kadar zor oluyor. Tekrar dağları, tepeleri aşarak geldiğimiz yerden kampımıza ulaşıyoruz. Böylece sabah saatlerinde başladığımız zirve tırmanışı akşama doğru sona eriyor.

Gölün kıyıları yine günübirlik gelen ziyaretçilerin akınına uğramış.

Hatta son gelen kafilede yabancı turistlerde var. Gölün etrafını dolaşırken sanki bizlere nazire olsun diye birbiri ardınca gölün soğuk sularına dalmazlar mı?

Burada zaman alabildiğince hızlı geçmekte önceki gün gördüğümüz keçi sürüsü bu sefer yandaki tepelerden dönerken doğanın bir parçası gibi adeta bizlere poz vermekteler.

Gökyüzüne bakmakta olan kamp sorumlumuz Necip Hoca;

           -Hazırlanın dönüyoruz arkadaşlar, kamp serüvenimiz bu kadar.

         Söylemesi üzerine hazırlıklara başlıyoruz. Çadırlar söküldü, malzemeler itina ile tekrar sırt çantalarına yerleştirilirken bende son kalan eşyayı alarak aracımızın bulunduğu Avusor Yaylasına doğru inişe başlıyoruz.

         Artık her adımda Avusor Gölünden yavaş yavaş uzaklaşmaya başladık. Ahmet Dayının keçi sürüsü de görünmez oldu. Sanki gerilerde bir şeyler unutmuş gibi gözlerimiz isterik hareketlerle uzaklarda kalan Bulut Dağlarının sisli zirvelerinde dolaşmaktaydı.

      Bugün Avusor Yaylalarındaki göl, tepe ve zirvelerin Himalaya’lardan, Alpler'den aşağı kalır yanı olmadığını gördük. Bugün bizler adeta bir masal diyarını gezdik. Kemerli Kaçkarların zirvelerinde bulutlar dans ederken, Avusor Gölünün buz gibi sularında renk cümbüşünü izledik.

Bu itibarla Doğu Karadeniz Bölgesi sahip olduğu vahşi doğal güzellikleri temiz havası ve coğrafi zenginliği sayesinde dağ, yayla ve kültür turizmi gibi bunlara bağlı etkinlik imkânları sunan oldukça zengin bir bölgedir.

Sonuç olarak geride bıraktığımız geleneksel turizm anlayışı, yerini günümüzde doğa temelli turizm türleri ve faaliyetlerine bırakırken, öteden beri yerli ve yabancı turistlerin ilgisini çeken Kaçkar Dağlarının da şüphesiz kış turizminde önemli bölgelerinden biri haline gelmesi kaçınılmazdır.

Ancak bölgemizin birçok yerinde yaylalara kadar yol açıldığını ve bu yol yapım çalışmalarında sadece kesilen ağaçları ve çevreye verilen tahribatı esefle izledik, izliyoruz.

Maalesef çok önemli çevresel ve kültürel etkileri olan yol yapım projeleri umarım bu ender bölgeyi kapsamaz.

Zira bölgede yapımı süren Hes’lerin verdiği tahribat ortada iken, yine bölge su kaynaklarının bulunduğu buzul göllere kadar yol çıkarmanın, bırakın Karadeniz’in turizm potansiyelini arttırmasını, bence, bölgeye yapılacak en büyük ihanet demeyeyim de aymazlık olacaktır.

Her zaman söylediğim gibi,

           -Şu memlekete Başbakan olayım ikinci yapacağım icraat Doğu Karadeniz Bölgesinin 30 km yukarısını baştan sona Milli Park Alanı ilan edeceğim.

Evet, değerli dostlar, aramızdan ayrılan kıymetli arkadaşımız merhum Murat Aliyazıcıoğlu anısına düzenlediğimiz Bedevi Kampı ve zirve tırmanışı böylece sona ermiş bulunmaktadır.

Benim için bir ilk, bir deneme sayılan bu kamp ve zirve tırmanışı için gezide emeği geçen bütün arkadaşlarıma ayrı ayrı teşekkür ederken tekrarında buluşmak dileği ile hoşçakalın diyorum.

 

Fuat Meydan

mey...@gmail.com  

Zehra Öztürk

unread,
Feb 15, 2017, 2:57:37 AM2/15/17
to doga...@googlegroups.com

Fuat Bey yüreğinize, elinize sağlık. Sayenizde ben de oraları heyecanla, bir koşucukta, nefes nefese dolaştım. Bir masalın içine girip çıktım adeta.

Devamını bekliyoruz. Saygı ve selamlar.




Gönderen: Fuat Meydan <mey...@gmail.com> adına doga...@googlegroups.com <doga...@googlegroups.com>
Gönderildi: 11 Şubat 2017 Cumartesi 23:35
Kime: doğa tarih
Konu: Ayder, Kemerli Kaçkarlar
 
--
--
Bu mesajı Google Grupları "dogatarih" grubuna üye olduğunuz için aldınız.
 
Bu gruba posta göndermek için , doga...@googlegroups.com, adresine mail atınız
Bu gruba üyeliğinizi sonlandırmak için şu adrese e-posta gönderiniz:
dogatarih-...@googlegroups.com
 
Daha fazla bilgi için,
http://groups.google.com.tr/group/dogatarih?hl=tr?hl=tr adresinde
grubu ziyaret ediniz

---
Bu iletiyi Google Grupları'ndaki "dogatarih" grubuna abone olduğunuz için aldınız.
Bu grubun aboneliğinden çıkmak ve bu gruptan artık e-posta almamak için dogatarih+...@googlegroups.com adresine e-posta gönderin.
Daha fazla seçenek için https://groups.google.com/d/optout adresini ziyaret edin.

Fuat Meydan

unread,
Feb 18, 2017, 7:10:17 AM2/18/17
to doğa tarih
İlgi ve yorumunuz için teşekkürler Zehra Hanım, Sizler gibi doğa adına ,Doğa-Tarih olarak ülkemizin bu güzelliklerini naçizane anlatmaya çalışıyor, özellikle gençlere sevdire biliyorsak ne mutlu bizlere.
 

15 Şubat 2017 09:57 tarihinde Zehra Öztürk <zehrao...@hotmail.com> yazdı:

 
Daha fazla bilgi için,
http://groups.google.com.tr/group/dogatarih?hl=tr?hl=tr adresinde
grubu ziyaret ediniz

---
Bu iletiyi Google Grupları'ndaki "dogatarih" grubuna abone olduğunuz için aldınız.
Bu grubun aboneliğinden çıkmak ve bu gruptan artık e-posta almamak için dogatarih+unsubscribe@googlegroups.com adresine e-posta gönderin.

Daha fazla seçenek için https://groups.google.com/d/optout adresini ziyaret edin.

--
--
Bu mesajı Google Grupları "dogatarih" grubuna üye olduğunuz için aldınız.
 
Bu gruba posta göndermek için , doga...@googlegroups.com, adresine mail atınız
Bu gruba üyeliğinizi sonlandırmak için şu adrese e-posta gönderiniz:

 
Daha fazla bilgi için,
http://groups.google.com.tr/group/dogatarih?hl=tr?hl=tr adresinde
grubu ziyaret ediniz

---
Bu iletiyi Google Grupları'ndaki "dogatarih" grubuna abone olduğunuz için aldınız.
Bu grubun aboneliğinden çıkmak ve bu gruptan artık e-posta almamak için dogatarih+unsubscribe@googlegroups.com adresine e-posta gönderin.
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages