BİR AŞK HİKAYESİ (Ayşe Ünal AYDIN www.dinalemi.net)

22 views
Skip to first unread message

Salih TEKİN

unread,
Feb 13, 2013, 7:44:41 PM2/13/13
to
BİR AŞK HİKAYESİ
Muhterem Dostlar



Başyazarımız Ayşe Ünal AYDIN Hanımefendinin harikulâde güzel yazısını  istifadenize sunuyoruz.
DinAlemi Ailesi


Ayşe Ünal AYDIN:
BİR AŞK HİKAYESİ

Allah Güzeldir, Güzeli Sever.
Hak Teala’nın en yüce vasıflarından biri de mutlak güzelliğidir. O, bu hayal ötesi güzelliğinin gizli kalmasını istememiş, kendisinin sanat ve kemaline kanıt olmak üzere kainatı ve insanı yaratmıştır.

Yeryüzünde ‘Allah’ın halifesi’ olarak yaratılmış insan bütün mahlukattan üstün kılınmış, Rabbimiz, onun yaratılış gayesini Kur’an-ı Kerim’de şöyle açıklamıştır:

“Ben insanları ve cinleri ancak, bana kulluk etsinler diye yarattım.” (Zariyat, 56)

İnsanın yaratılışının esas maksadı olan kulluk, gerçekte Allah tarafından kula bahşedilmiş bir şeref payesidir. Sevgili Efendimiz, kendisine aşırı tazim gösteren kimseleri böyle davranmamaları konusunda ikaz etmiş, Allah’ın kendisini Rasul kılmadan önce kul edindiğini söyleyerek kulluğun daha öncelikli ve önemli olduğunu bildirmiştir.

Rabbimiz kulluk için yarattığı insandan kendisine saygı ve tazim göstermesini istemiş, böylelikle onun kendisine yaklaşarak yüce zatını tanımasını ve neticede sevmesini murad etmiştir.

Bu noktadan bakıldığında, var oluşun ilk ve temel sebebi muhabbet, muhabbetin kaynağı ise Yüce Mevla’mızdır. O, çok seven ve sevilen anlamına gelen ‘Vedud’ ismi şerifi ile muhabbeti yaratmış ve bu ulvi duyguyu kullarının kalbine yerleştirmiştir. İnsan, tabii ve fıtri olan bu eğilimini, Rabbine ve O’nun sevdiklerine yöneltecek, İnanan insan en çok Rabbini sevecektir.

İnsan için en büyük bahtiyarlık, Mevla’yı sevmek ve böylelikle onun sevgisini kazanmak olmalıdır. Zira Sevgili Peygamberimiz “İman nedir?” diye soran bir Sahabeye; “Allah ve Rasul’ünün senin için her şeyden daha sevgili olmasıdır” buyurmuş, önce Cenab-ı Hakk’ı, sonra kendisini sevmenin, imandan olduğunu açıklamıştır.

Âyet-i Kerime ve Hadisi Şeriflerde geçen ‘muhabbet’ kelimesi; saflık, duruluk, sevgiliye kavuşma heyecanı içinde kalbin coşkusu gibi anlamlara gelir. İnsan ruhunda bulunan ve onu geliştiren en önemli etken olan muhabbetin, günümüzde daha yaygın olarak kullanılan karşılığı; ‘sevgi’ sözcüğüdür.

Yöneldiği hedefe göre farklı şekillerde tezahür eden sevgi, aslında yaşanılarak öğrenilen bir durumdur. İnsanlar sevgiyi kendi iç aleminde yaşadığı duygu, düşünce ve tecrübeleri ışığında değerlenmiş, bu nedenle herkesin sevgi tanımı kendine özgü olmuştur.

Sevgi, bazen merhamet, bazen şefkat, bazen fedakarlıktı. Belki hepsinden de önce sevgi, vefa idi. Hiç kuşkusuz o, Yaradan’ın kullarının kalbine koyduğu en yüce hibesiydi, ama sadece sevmeyi istemek, sevmek için yeterli olmuyordu. Sevgi öğrenilebilen ya da oluşturulabilen bir duyguydu ve bunun için de çaba gösterilmesi gerekiyordu. Sevgi emekti.

Ahlâk dersinde sevgi üzerine konuşurken bir öğrencim ‘Sevgi sadece mutsuzluktur’ demişti. Sevginin konu edildiği her yerde sözün, karşı cinse duyulan sevgiye gelmesi kaçınılmaz oluyordu. Yine öyle olmuştu. Seven kimse genellikle sevdiği ile imtihan edildiği için sevgi çoğu zaman acı çeker, onun içinde ıstırap hep olurdu, ama seven bundan ne şikayet eder, ne de kurtulmaya çalışırdı. Ona;
“Sevginin de bir haysiyeti vardır, insanları mutlu eden pek çok hadise, hakikatte bir sevgi yansıması iken, onu salt mutsuzluk olarak nitelemek sevgiye haksızlık olmaz mı?” diye sormuştum. Cevap vermedi. Dersten sonra odama geldiğinde bu konuyu konuşmak istediğini anlamıştım. O çalışan bir bayandı ve yalnızca yıllık izni süresince derslere devam edebilecekti.

O gün ve daha sonraki günlerde kursa uğradıkça, onunla bu konu üzerine pek çok kez konuşmuştuk.

Geçmiş yıllarda birini sevmişti, ama olmamıştı. Aralarındaki sorun her ne idiyse, hikâyenin mutlu sonla bitmesine engel olmuştu. Unutmak istediğini, başaramadığını söylemişti ama, bundan kendisi de pek emin değildi. Galiba bunu samimiyetle istememişti. O kimseye dair her hangi bir ümidi kalmamıştı belki, fakat sevgisinden vazgeçtiğinde, hayatını anlamlı kılan yegâne değeri de kaybetmiş olacağından korkuyordu. Kararsızlığı birazda bu yüzdendi.

Ümitlerin tükendiği yerde yapılacak en akıllı iş bitirmektir demiştim. Kaldı ki; ‘Olan olaylarda hayır vardı.’ Sevgili Peygamberimiz(S.A.V) böyle buyurmuştu.

Aslında aradan uzun yıllar geçmişti. Bazen bu konuda kendini iyi hissediyor, ama tam unuttuğunu düşünürken, ya duyduğu bir şarkı, ya gördüğü bir rüya veya herhangi bir olay onu yine geçmişe döndürüveriyordu. Kendi ifadesiyle bir yaprağı kıpırdatmayacak esinti, onun iç dünyasında fırtınalar koparıyor, bazen dönem dönem, kriz diye nitelendirilecek derecede duygu yoğunluğu yaşıyor ve bu sorunlu günler hayli uzun sürüyordu. Okyanus aşırı ülkelerde ortalığı yıkıp geçen fırtınalara isim vermek adet olduğu gibi, o da kriz dönemi fırtınalarına isim koyuyor, gönül alemini alt-üst eden fırtınaların sayısını kendisi de bilmiyordu.

Dış görünüşü ne kadar sakinse, iç dünyası o kadar dağınıktı. Bazen kaderi sorguluyor, bazen kendini suçluyor gibiydi. Bu kadar severken ayrılmış olmaları takdiri ilahi ise; bunu hak edecek hiçbir şey yapmamıştı. Galiba, kaderine bu nedenle küsmüştü. Çok dindar biri sayılmasa bile Allah ile olan ilişkisini önemsiyordu. Acaba âşık olmakla yanlış bir şey mi yapmıştı? Yoksa sevmek günah mıydı?

Hazret-i Mevlana:
“İnsaf et, aşk iyi bir şeydir, onu zedeleyen senin kötü huyundur.’’ der. Çünkü; sevgiyi yaratan ve onu insanoğlunun kalbine yerleştiren Hak Teala’dır. Ancak sevgi başıboş bir kalp eylemi değildir. Bir ölçü dini olan İslam, sevgiye de bir sınır çizmiş, o sevginin ancak layığına ve gerektiği kadar gösterilmesini emretmiştir.

Şüphesiz sevilmeye en layık olan Cenab-ı Hak olduğundan, O‘na karşı duyulan muhabbet ‘hakiki aşk’ olarak isimlendirilmiş, O’nun dışında herhangi bir varlığa gösterilen ilgi ve düşkünlüğe ise; ‘mecazi aşk’ denilmiştir.

Kullukta istenilen son nokta Allah aşkına ulaşmaktır. Ancak kalbin bu yüce sevgiye hazır hale gelmesi, onun sevgi eğitiminden geçmesini zorunlu kılmış; bu nedenle meşru ölçüler dahilindeki beşeri aşka müsamaha ile bakılmıştır. Çünkü sevgiyi tanımayan, sevmeyi bilmeyen birinin Allah’ı sevmesi de mümkün olmayacaktır.

Sevmeyi öğrenmek elbette önemlidir. Ama, bunun için her zaman karşı cinsten birine duyulacak beşeri aşkın gerekmediği de âşikâr. Kişi kendisi için meşru olan ana, baba, evlat sevgisi veya tabiattaki güzelliklere duyduğu ilgi ile de sevmeyi öğrenebilir. Böylesi daha emniyetli ve takvaya daha uygun olur. İlahî aşka basamak teşkil etsin diye beşerî aşka müptela olmak asla temenni edilemez. Ancak; kişinin başına böyle bir durum gelmişse, ondan iffetini koruması, sabırla bu zorlu sınavı geçmesi beklenir.

Sevmek başlı başına bir günah ya da suç değildir. Yanlış olan; bir beşeri, sanki Allah’ı seviyormuş gibi sevmektir. Yine, seven kimsenin bu sevgi sebebiyle günaha düşmesi kolay ve muhtemeldir. Dolayısıyla, böyle bir kişi gözüne, gönlüne sahip olmalı, hal ve hareketlerine dikkat etmelidir.

O, artık verdiğim kitapları okuyor, soruları oldukça, beni görmeye geliyordu. Yine bir öğle sonu ziyaretime geldiğinde hayli üzgün görünüyordu. Okuduğu kitaptaki ‘Kadere rıza’ bahsinden çok etkilenmiş, içini geçmişe dönük büyük bir pişmanlık kaplamıştı.
“Yazık! Yıllarımı ziyan etmişim” dedi.

Sevmek Allah’tandı ve Allah içindi. Ama ne çare ki; O‘nu sevmek, fani sevgileri yaşadıktan sonra öğrenilebiliyordu. Önemli olan gönüldeki Leyla’ya takılıp kalmamak, o sevgiden yola çıkarak Mevla’nın sevgisine ulaşabilmekti. Onun gönlünde Leyla’nın saltanatı biraz uzun sürmüş, bu zaman zarfında sevgiyi acı-tatlı, iyi-kötü pek çok yönüyle tanımıştı.

Geçen yılları büsbütün kaybedilmiş saymak yanlış olurdu. Sonuçta sevmeyi öğrenmişti ve bu az şey değildi. Değerlendirilebilirse bu durumundan kazançlı bile çıkabilirdi.

Allah‘a şükürler olsun ki; imanı vardı ve her şeye rağmen, ondan hiçbir nimetini esirgemeyerek ona olan sevgisini gösteren ve belki de, onun kendisine yönelmesini bekleyen bir Rabbi vardı.

Bunları duyunca önce şaşırmış, fakat daha sonra yitirdiğini zannettiklerini yeniden bulmuş olmaktan büyük bir sevinç duymuştu.

Peki ama onca günahı, isyanı ne olacaktı?

Ona, Furkan suresinde yer alan;
“Ancak tevbe ve iman edip iyi davranışta bulunanlar başkadır; Allah onların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Allah çok bağışlayıcı, engin merhamet sahibidir” mealindeki âyet-i kerimeyi okudum. Çok etkilendi. O âyetin, sanki kendisi için indirilmiş olduğunu hissetti ve o gün, orada karar verdi:
Artık gönlünü bu boş hayalden kurtarmanın zamanı gelmişti.

Önce tüm pişmanlığı, perişanlığı ile tevbe ederek bağışlanma dileyecek, sonra; kırık, belki buruk, biraz yaralı ama, ziyadesiyle karalı olan kalbini Alemler Rabbine arz edecekti. Zaten kırık dökük bir kalbi ondan başka kim kabul ederdi? Bundan böyle gönül yarasını onunla saracak, Rabbini herkesten ve her şeyden çok sevecekti.

Sevginin yöneltileceği kimseler kadar, sevgide öncelik sıralaması da önem arzetmektedir. Kur’ân-ı Kerim’de ana-babanın, oğulların, eşlerin, kardeşlerin, mal ve mülkün sevilmesi kınanmamış, ancak bu kimselerin ve varlıkların sevgisinin, Allah ve Rasulü’nün sevgisinin önüne geçmesi istenmemiştir. Zira, kalplerdeki en büyük sevgi Allah ve Rasulü’ne ait olmalıdır. Aksi halde yaratılanın sevgisi Yaradan’ın sevgisine tercih edilmiş olur ki; böyle kimseler kendilerinde var olan sevme istidadını kendi elleriyle yok etmiş olurlar.

Kur’ân-ı Kerim’de Allah'ı sevmek gibi, Allah'ın da kullarını sevmesinden bahsedilir. Rabbimiz kendi sevgisini kazanmanın yolunu Efendimiz aracılığıyla öğretmiş, ona insanlara şöyle buyurmasını emretmiştir:
“(Rasulüm) de ki; Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyunuz ki; Allah’ta sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın.” (Al-i İmran, 31)

Görüldüğü gibi Cenab-ı Hakk'ın kulunu sevmesi, Sevgili Efendimizin tüm sünnetlerine tabi olmaya bağlanmıştır. İşte o zaman, Allah da kulunu sevecek ve onu, Cebrail (A.S.) vasıtasıyla gök ve yer ehline sevdirecektir.

Sevgi; Allah’ın kullarına ihsan ettiği en büyük vergisidir. Bu ilâhî lütfa nail olmak isteyen bir kimsenin hem Allah’ı ve O’nu sevenleri sevmesi, hem de kendisini Allah sevgisine götürecek iyi iş ve ibadetleri severek yerine getirmesi gerekir.

Sevgili Efendimiz, Allah’ı hakkıyla sevmeye muvaffak olabilmek için, yine Allah’tan yardım istenmesi gerektiğini bildirmiş, kendisi de Dâvud(A.S.)’ın bu konudaki münacaatından hareketle şöyle dua etmiştir.
“Allah’ım! Senden seni sevmeyi, seni sevenleri sevmeyi ve senin sevgine ulaştıracak amelleri sevmeyi dilerim.”
“Allah’ım! Senin sevgini bana canımdan, ailemden ve soğuk sudan değerli kıl.”
(Amin)

Şu da bir gerçektir ki; sevginin mekanı kalplerdir. Rabbimiz göğsümüzde, biri bu dünyaya, diğeri ukbaya ait olmak üzere iki kalp yaratmamıştır. Kalplerimizi dünya ve onun gelip geçici sevgileriyle doldurmuşsak, orada Allah sevgisinin yer alması imkansız olacaktır. Bu nedenle her şeyden önce, Allah’ın evi olan kalplerimizi tüm yalan ve yanlış sevgilerden arındırmalı, manevi güzelliklerle donatmalıyız.

Son görüşmemizde onu her zamankinden hayli farklı buldum. Yüzü mütebessim, bakışları sıcaktı. Dingin görünüyordu. Belli ki; iç alemindeki fırtınalar son bulmuş, gönlü huzura ermişti. Önce küskün olduğu kaderiyle, sonra da kaderin sahibi ile barışmıştı. Onun nasibine bu dünyada hicrân düşmüştü, ama olsun; her şeyde bir hayır vardı ve önemli olan Allah’tan ayrı kalmamaktı.

Allah inananların dostuydu ve O kulları için ancak hayır murad ederdi. Buna tüm kalbiyle inanıyordu. Mutluluğa farklı bir anlam yüklemişti. O şimdi, Rabbin kazasına rıza gösterebildiği kadar kendini mutlu hissediyordu. Artık gönlünün sevdası, sadece Mevlasıydı ve O’na giden yolda büyük bir huzur, güven ve teslimiyetle eksikliklerini tamamlamaya çalışıyordu. Kimbilir; belki bir gün yine, yeniden sevecek, ama bu defa sevgisi sadece Allah için olacaktı.

Bahtı açık, yolu aydınlık olsun.

Ona ve onun gibi, yalan sevdaların esaretinden kurtulup, ilâhî muhabbetin hürriyetine kavuşanlara gönül dolusu tebrikler.

Ankara’dan herkese Selam, Sevgi, Saygılar…

Ayşe Ünal Aydın

--
Selam Ve Dua İle...
---
Biz; kendimizi bıraktığımız zaman,
Sen; bizi bırakma yâ Rab...
---
Salih TEKİN
Ankara İlahiyat 1981
Denizli Doğa Koleji-Cankurtaran O.O.
Denizli DKAB Platformu
Ensar Vakfı Denizli Şb.Bşk. - Denizli İlahiyat Fak.Yap.Der.Bşk. 
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages