Selamin en guzeliyle,
Mufid Bey dil konusuna gayet guzel bir aciklama getirdi, ilgi ve bilgi alanim olmadigi bu konuda gayet derecede istifade ettim. Tam bilgi alanim olmadigi halde ilgi alanima girmesi munasebetiyle, Mufid Bey'in (buyuk ihtimalle unuttugundan veya ihtiyac duymadigindan) temas etmedigi Bediuzzaman Said Kurdi/Nursi'nin Kurdistan'da (simdiki Dogu ve Guneydogu bolgelerinde) kurmayi planladigi Medreset-uz Zehra'nin (Ezher Universitesi'nin kiz kardesi Zehra Universitesi) egitim/ogretim dili olarak "Arapca farz, Turkce lazim, Kurdce caiz" ifadesi hakkinda kisa bir yorum getirmek istiyorum. Evvela, Ustad Bediuzzaman burada Kurdce'yi herhangi bir derekeye dusurdugu fikri/iddiasi dogru degildir, aksine, yanilmiyorsam, o donemde olmayan yeni bir uygulamayi, yani Kurdce'yi universitede bir egitim/ogretim dili derecesine yukseltme tesebbusu/faaliyeti/plani vardir.
Fethullah Gulen Hoca bir roportajinda (
http://www.gencadam.net/content/view/456/38/) "caiz" tabiri icin su yorumu getiriyor: "Caiz demek, konuşsa da olur konuşmasa da olur. Bunun manası şudur, bırakın kendi aralarında konuşsunlar." Bu yoruma katilmiyorum cunku Ustad'in kasdi Kurdce'yi konusma dili olarak sunmak degil, ki Kurdistan'da Kurdce zaten konusuluyor/du, Usatad'in mevzubahis ettigi, Kurdce'nin egitim/ogretim dili olarak kullanilmasidir.
Kurd kokenli bir Islam alimi, bunun otesinde, asrin muceddidi olmasi hasebiyle meselelere irkci bir acidan yaklasmasi dusunulemez. Islami acidan, ummet bilinciyle meseleye bakildiginda, Ustad'in bundan yaklasik bir asir once gosterdigi cozumun simdiki bircok soruna engel olabilecegi rahatlikla gorulebilir. Bediuzzaman'in bu fikri, irkcilik dalgasinin yayilmaya basladigi, Ittihat ve Terakki'nin guclu oldugu bir donemde dillendirildigini de hatirlatmakta fayda vardir. Her konuda realist olan Bediuzzaman, dil hususunda da yonetim tarafindan itiraz edilemeyecek bir dil kullaniyor. Dini medreselerde Kurdce'nin egitim/ogretim dili oldugu malum, ama Kurdce'nin, once Kurdistan'in cesitli yerlerinde (Van, Bitlis, Diyarbakir vs), daha sonra da muhtemelen Anadolu'nun degisik yerlerinde acilma ihtimali olan Zehra Universitesinde (subelerinde) egitim/ogretim dili olarak kabul edilmesi buyuk bir adim ve yenilikti.
31 Mart Vakiasi surecinde, seytani oyunlara alet olmamalari icin Istanbul'da bulunan 20 bine yakin Kurd ahaliyle gorusmus, onlari bir cok konuda, ozellikle Mesrutiyet konusunda bilinclendirdigini "Divan-i Harb-i Orfi" adli eserinden anliyoruz (s. 23). Orada soyle diyor: "Istibdat (sinirsiz monarsi, despotluk), zulum ve tahakkumdur (baski), mesrutiyet, adalet ve seriattir. Padisah, Peygamberimizin emrine itaat etse ve yolunda gitse halifedir. Biz de ona itaat edecegiz. Yoksa, Peygambere tabi olmayip zulum edenler, padisah da olsalar haydutturlar." Bu ifadeler, Bediuzzaman'in cesaretini ve davasi ugruna her turlu tehlikeyi ve tehditi gogusledigini, goguslemeye hazir oldugunu gosteriyor. Nitekim, dindar oldugu icin muhabbet besledigi Abdulhamid Han'i baskici yontemlerinden dolayi elestirmekten geri durmamistir. Ayni tavrini Cumhuriyet doneminde ve DP zamaninda da surdurmustur. Yukaridaki ifadelerden sonra su onemli mesaji veriyor: "Bizim dusmanimiz cehalet, zaruret (yoksulluk, fakirlik), ihtilaftir (ayrilik, anlasmazlik). Bu uc dusmana karsi; san'at, marifet (egitim) ve ittifak (birlik) silahiyla cihad edecegiz. Ve bizi bir cihette teyakkuza (uyandirma) ve terakkiye (ilerleme, gelisme) sevk eden hakiki kardeslerimiz Turklerle ve komsularimizla dost olup el ele verecegiz. Zira husumette (dusmanlik) fenalik (kotuluk) var, husumete vaktimiz yoktur..."
Birkac yil once ozelde Kurdlere karsi sarfettigi bu ifadeleri, 1911 yilinin baslarinda, henuz 30-35 yaslarinda iken $am ulemasinin davetiyle Emevi Camiinde aralarinda bircok alimin de bulundugu 10 bin civarindaki cemaate karsi da kullandigina sahit oluyoruz (Hutbe-i Samiye, s. 102). Orada, bu dusmanliklarin ciddiyetini gostermek icin onlarin sonuclarini da zikrediyor. Geri kalmisligimizin sebeplerinden biri olan cehalet, ilerlemeyi emreden seriata muhalefeti doguruyor. Zaruretin neticesi ve meyvesi, kotu ahlak ve tavirlardir. Ihtilafin meyvesi ise garaz ve anlasmazliktir. Bu tur ozellikleri tasiyan bir toplumun ilerlemesi, haliyle mumkun degildir. Boyle bir toplumu yenmek icin baska dusmana gerek de yoktur. Bunlarin menfi/negatif sonuclarini, saniyorum kendi kucuk dunyamizda, evlerimizde, koylerimizde, sehirlerimizde de rahatlikla gorebiliriz.
Bediuzzaman'in israrla egitimle igilenmesinin sirri bundan dolayidir. Yukarida saydigimiz kotu ozelliklerin kaynaginda egitimsizlik yatiyor. Bazen egitim yanlis verilince de ayni sorunlari dogurabilir. Mesela Ustad, Kurd onde gelenlerle yaptigi cesitli gorusmelerde su tespitleri aktarmistir: "Vicdanin ziyasi (isigi), ulum-u diniyedir (din ilimleri). Aklin nuru, funun-u medeniyedir (modern ilimler). Ikisinin imtizaciyla (uygunluk, birbiriyle karisma) hakikat (gercek) tecelli eder (ortaya cikar). O iki cenah (kanat, taraf) ile talebenin himmeti (gayreti) pervaz eder (kanatlanir, ucar). Iftirak ettikleri (ayristiklari, bolundukleri) vakit, birincisinde (yani sadece dini egitim veren sistemlerde) taassup (koru korune baglilik), ikincisinde (yani sadece modern ilim veren egitim sisteminde) hile, suphe tevellud eder (dogar)."
Yukaridaki aktarmalardan, Bediuzzaman'in planladigi egitim sistemi hakkinda net bir bilgiye ulasiyoruz. Hem din hem de modern fenlerin beraber ogretildigi bir egitim sisteminde ne taassup ne de hile ve suphe olabilir. Tabu taassup ve suphenin dogurdugu sorunlari hepimiz biliyoruz: Medreselerde modern fen egitimi almamis talebelerin, kendi disindakileri "kafir" olarak gormeleri, Ay'a ayak basmayi bile "Allah'in nurudur, ayak basilmaz" diye kufur telakki etmeleri, kisaca akillarina sigriramadiklari her turlu ilmi gelismeye karsi cikmalari, ve bunun sebep verdigi toplumsal calkantilar bunun bir yonu... Diger yonu de, dini egitimden mahrum, sadece modern fenlerle mesgul olmus, ama bilimin gayesini tam anlayamamis, Kadir-i Mutlak olan Allah yerine cesitli kanunlari, teorileri "ilahlastiran" ogrenciler de dini egitim alanlari veya kisaca kendi disinda kalanlari cehaletle ve yobazlikla suclamalaridir. Oysa, modern bilimlerin yaptiginin Cenab-i Allah'in yarattiklari seyleri anlamaktan ibaret oldugunu bilseler boyle skolastik batakliklara batmaz, hile ve suphelere bulasmazlardi. Osmanli'nin son donemlerinden beri ayrilan egitim sisteminin urettigi insanlarin gunumuze kadar olan mucadeleleri ve didismeleri Bediuzzaman'in ileri goruslulugunu ve egitim konusundaki isabetli gorusunu gosteriyor. Tabi, bu tur iki basli egitim kaos cikartarak ulkeyi istedikleri gibi kontrollerine almak isteyenlerin cok isine yaradi, hala da yaramaktadir.
Planladigi egitim sistemini hayata gecirmek icin Ustad Bediuzzaman, Sultan Resat'tan Zehra Universitesi icin gerekli olan destegi almisti, ama daha sonra cikan Balkan savaslari ve akabinden cikan Birinci Dunya Savasi'ndan dolayi bu hayalini gerceklestiremedi. Savastan sonra Kurdistan'da universite kurma fikrini yeni kurulan hukumete iletmis, Meclis'in buyuk bir cogunlugunun destegiyle bu fikre sahip cikilmasina ragmen yeni rejimin onderlerinin estirdigi zulum firtinasindan dolayi bir defa daha basarisizlikla sonuclandi. Bediuzzaman'in bu universiteyi acma cabasinin omrunun sonuna kadar devam ettigini goruyoruz. Demokrat Parti (DP) iktidara geldiginde, cumhurbaskani olan Celal Bayar'a mektup gondererek Zehra Universitesi konusunda tekrar destek talebinde bulunmustur (
http://www.aksiyon.com.tr/detay.php?id=25249&yorum_id=12807).
Ozelde Kurdlerin, genelde butun muslumanlarin egitimiyle cok yakindan ilgilenen Bediuzzaman'in idealinden, fikirlerinden maalesef tam haberdar olmadigimiz icin "caiz" kavramina takilip kaliyoruz. Oyle olunca, bazi Kurdler, Ustad'in Kurdce'yi caiz olarak gormesini bir eksiklik, Ustad'i "Kurdlere yeteri kadar hizmet etmedi" gibi elestiri malzemesi olarak gorurken, Hablemitoglu gibi laik-Kemalist-irkci zevat da bu oneriden dolayi Ustad'i Kurdcu olarak damgaliyorlar (
http://hablemitoglu.blogcu.com/1993417/).
Hablemitoglu gibi zevati bir nebze anliyorum cunku Ustad'in bir numarali dusmani olan Atalarinin yolundan gidiyorlar. Benim anlamakta zorluk cektigim Kurd arkadaslardir. Ehli dunya veya laik Kurdleri de bir nebze anlayabilirim cunku onlar da meseleye dar bir pencereden, ideolojik olarak bakiyorlar. Elestiri sebepleri Ustad'in fikri yapisidir. Dolayisiyla, dunyevi ideolojilerine ters dusen Bediuzzaman'i takdir etmelerini beklemiyorum. Sasirdigim, insaf sahibi, ehli iman Kurdlerin bu konuda Bediuzzaman'a bakis acisidir. Bircok zaman meseleye tam egilme geregi duymadan tam bilgi sahibi olmadiklari bazi konularda ahmak kesebiliyor, Kurdlerin egitimi icin cok gayret sarfeden Bediuzzaman'i yerden yere vurmaktan cekinmiyorlar. Yanlis anlasilmasin, burada sahislari (ozellikle olumlu bir sekilde soru yonelten Gerok arkadasimizi) hedef alma gibi bir niyetim yok, genel olarak yaziyorum. Kimse gucenmesin.
Selam ve hayirli gunler, bereketli bir Ramazan dileklerimle,
Cevdet Akbay
Saygideger Mufid Yuksel'e yaptigi bu guzel calisma icin tesekkur ediyorum ama kendilerinin affina siginmakla sunu da sormadan edemiyorum: Neden Xelil Xeyali Motki gibi bir Kurd muellifi, Arap hurufatiyla 'Elfabeya Kurdi' de hazirlamis bir Kurd muellifi "
Kurdî ve Farisi ve Arabi lisanlarıyle tekellum eder, Turkçe ve Farsice kitâbet eder" ???
Dikkat buyurun, Turkce konusamiyor ama yaziyor, Kurtce konusuyor ama yazamiyor???
Ayrica merak ettigim bir baska konu da su: Neden Saidé Kurdi Kurdistan'da, Van'da acacagi medresede kullanilacak diller icin "Arapca farz, Turkce lazim, Kurtce caiz" diyor? Kurtceyi cevaz derekesine indirgemesi mi sozkonusudur, yoksa biz orayi iyi anlayamiyor muyuz?
Kurd solu, Idris-i Bitlisi'yi bir hain olarak gorur, ben buna asla katilmiyorum. Belki de Idris-i Bitlisi Kurtlerin su anki varliginin o zamanki garantoruydu. Ancak genel anlamda gunumuzdeki Musluman Kurd ( ya da dogulu ) yazarlar, Kurd sorunu konusunda neden bu durumdalar?
Yoksa iyi bir durumdalar da biz mi goremiyoruz? Abdurrahman Arslan, Ali Bulac, Yasin Aktay vs. vs. listeyi uzatmak gayet mumkun.
Bu konuda en donanimli Musluman Kurd aydinlarindan biri oldugunuza inancim tam olmasaydi, sizi bu konularla mesgul etmezdim vesselam..
Mutkili Halil Hayali Efendi'nin Başbakanlık Osmanlı Arşivlerinde bulunan Memuriyet Sicil dosyasınıın Latin harflerine çevirdiğim şeklini ek dosya olarak gönderiyorum.