Halil Hayali

208 views
Skip to first unread message

Mufid Yuksel

unread,
Sep 9, 2007, 9:52:08 AM9/9/07
to diwa...@googlegroups.com, nub...@gmail.com
 
 
Mutkili Halil Hayali Efendi'nin Başbakanlık Osmanlı Arşivlerinde bulunan Memuriyet Sicil dosyasınıın Latin harflerine çevirdiğim şeklini ek dosya olarak gönderiyorum.
 
 
Selamlar,
 
Müfid Yüksel
Halil Hayali.doc

Gerok

unread,
Sep 9, 2007, 3:56:33 PM9/9/07
to diwa...@googlegroups.com
Saygideger Mufid Yuksel'e yaptigi bu guzel calisma icin tesekkur ediyorum ama kendilerinin affina siginmakla sunu da sormadan edemiyorum: Neden Xelil Xeyali Motki gibi bir Kurd muellifi, Arap hurufatiyla 'Elfabeya Kurdi' de hazirlamis bir Kurd muellifi  "Kurdî ve Farisi ve Arabi lisanlarýyle tekellum eder, Turkçe ve Farsice kitâbet eder" ???
 
Dikkat buyurun, Turkce konusamiyor ama yaziyor, Kurtce konusuyor ama yazamiyor???
 
Ayrica merak ettigim bir baska konu da su: Neden Saidé Kurdi Kurdistan'da, Van'da acacagi medresede kullanilacak diller icin "Arapca farz, Turkce lazim, Kurtce caiz" diyor? Kurtceyi cevaz derekesine indirgemesi mi sozkonusudur, yoksa biz orayi iyi anlayamiyor muyuz?
 
Kurd solu, Idris-i Bitlisi'yi bir hain olarak gorur, ben buna asla katilmiyorum. Belki de Idris-i Bitlisi Kurtlerin su anki varliginin o zamanki garantoruydu. Ancak genel anlamda gunumuzdeki Musluman Kurd ( ya da dogulu ) yazarlar, Kurd sorunu konusunda neden bu durumdalar?
 
Yoksa iyi bir durumdalar da biz mi goremiyoruz? Abdurrahman Arslan, Ali Bulac, Yasin Aktay vs. vs. listeyi uzatmak gayet mumkun.
 
Bu konuda en donanimli Musluman Kurd aydinlarindan biri oldugunuza inancim tam olmasaydi, sizi bu konularla mesgul etmezdim vesselam..


Mufid Yuksel <muf...@gmail.com> wrote:
 
 
Mutkili Halil Hayali Efendi'nin Baþbakanlýk Osmanlý Arþivlerinde bulunan Memuriyet Sicil dosyasýnýýn Latin harflerine çevirdiðim þeklini ek dosya olarak gönderiyorum.
 
 
Selamlar,
 
Müfid Yüksel


Got a little couch potato?
Check out fun summer activities for kids.

Mehmet Sah ERiNCiK

unread,
Sep 9, 2007, 4:57:12 PM9/9/07
to diwa...@googlegroups.com
sayın müfit yüksel'in ilgili çalışmasını
http://www.korsansozluk.com/halil-hayali
linkinde kendinden yayınladık.
affola.
ilgili bilgi ve birikimlerinizi paylaşmanız dileğiyle...

2007/9/9, Gerok <gerokan...@yahoo.com>:
Saygideger Mufid Yuksel'e yaptigi bu guzel calisma icin tesekkur ediyorum ama kendilerinin affina siginmakla sunu da sormadan edemiyorum: Neden Xelil Xeyali Motki gibi bir Kurd muellifi, Arap hurufatiyla 'Elfabeya Kurdi' de hazirlamis bir Kurd muellifi  " Kurdî ve Farisi ve Arabi lisanlarıyle tekellum eder, Turkçe ve Farsice kitâbet eder" ???
 
Dikkat buyurun, Turkce konusamiyor ama yaziyor, Kurtce konusuyor ama yazamiyor???
 
Ayrica merak ettigim bir baska konu da su: Neden Saidé Kurdi Kurdistan'da, Van'da acacagi medresede kullanilacak diller icin "Arapca farz, Turkce lazim, Kurtce caiz" diyor? Kurtceyi cevaz derekesine indirgemesi mi sozkonusudur, yoksa biz orayi iyi anlayamiyor muyuz?
 
Kurd solu, Idris-i Bitlisi'yi bir hain olarak gorur, ben buna asla katilmiyorum. Belki de Idris-i Bitlisi Kurtlerin su anki varliginin o zamanki garantoruydu. Ancak genel anlamda gunumuzdeki Musluman Kurd ( ya da dogulu ) yazarlar, Kurd sorunu konusunda neden bu durumdalar?
 
Yoksa iyi bir durumdalar da biz mi goremiyoruz? Abdurrahman Arslan, Ali Bulac, Yasin Aktay vs. vs. listeyi uzatmak gayet mumkun.
 
Bu konuda en donanimli Musluman Kurd aydinlarindan biri oldugunuza inancim tam olmasaydi, sizi bu konularla mesgul etmezdim vesselam..


Mufid Yuksel <muf...@gmail.com> wrote:
 
 
Mutkili Halil Hayali Efendi'nin Başbakanlık Osmanlı Arşivlerinde bulunan Memuriyet Sicil dosyasınıın Latin harflerine çevirdiğim şeklini ek dosya olarak gönderiyorum.

Mufid Yuksel

unread,
Sep 9, 2007, 5:03:22 PM9/9/07
to diwa...@googlegroups.com
 
Merhabalar,
 
Dil konusu önemli bir mesel,e ama bu durum sadece kürdler için geçerli değildi.Mesela Osmanlı devletinin ilk kuruluş devresinde Türkçe konuşma diliydi, ancak yazı dili değildi. Yazı dili Arapça ve Farsçaydı. Bunun ulusalcılıkla ilgisi yoktu. Dilin Saray hakimiyetiyle alakası vardı. Selçuklularda ve Anadolu beyliklerinde Türkçe konuşma dili olsa bile, yazı dili Arapça ve Farsçaydı. Bunlar ilim ve edebiyat dili olarak gelişmişlerdi.Türkçe yazılmış Selçuklu kitâbesi veya yazılı bir metin bulamazsınız. Selçuklu ve Türk tarihinin en önemli kaynakları Arapça ve Farsçadır. Kaşgarlı Mahmud'un Divanu Lugati't-Türk adlı eseri bile Arapçadır. Örneğin Hindistan'da Sahte ve yapay Pakistan devleti kurulmadan önce Hint müslümanları kendi mahalli dilleriyle tekellüm etseler bile, yazı dili olarak Farsça kitâbet ederlerdi. Bu bir genel teâmüldü. İmam-ı Rabbani'^nin Mektubatı başta olmak üzere Hindistan'da İslami eserlerin çoğu Farsça yazılırdı. İlmi-Fıkhi eserler ise Arapça idi. Halende Hindistan'da az da olsa bu eğilim süregelmektedir. Avrupa'da da Ulus Devletlerin oluşması sürecinden önce ortak yazı dili, ilim dili imparatorluk dili olan Latince değil miydi.Çünkü Latince Roma-Cermen imparatorluğunun diliydi.Kimse Fransızca veya Almanca yazmazdı ki. Kürtlerde de aynı şekilde yazı dili son zamanlara kadar Arapça ve Farsça idi Kürd Mollaları Mektuplarını bile bu dillerle yazmıştır. Buna babam da dahil. Hala Kürd mollalarının çoğu mektuplarını Arapça yazmaktadır. Mesela, dün elime Seyyid Taha En-Nehri'nin elyazısı ile bir mektubu geçti. Mektup Farsça yazılmış. Yine elimde Şeyh Ubeydullah-ı Nehri'nin Sultan II. Abdülhamid'e gönderdiği mektup var. Bu mektup da Farsça. Elimizde Şirvan Beyi Said Bey'in bir mektubu var bu mektup ise rapça. Şerefnâme sahibi Kürdistan tarihini Farsça yazmadı mı? Kürdistan'daki mezar kitabelerinin çoğu halen Arapça olarak yazılmaktadır. Kürdçe İran ve vIrak Kürdistanında yazı dili olarak yeni yeni gelişme göstermektedir. Türkiye'de ise kürtçenin bu halde yazı dili olma şansı yok. Çünkü ulusalcı kürtler Kürtçe'de kemalistler gibi davranıyor. Latin harflerini kullanıp, Kürdçedeki İslami-Arapça kökenli kelimeleri zorla tasfiye ediyorlar. Ulusalcı kürtler, Kemalizm taklitçisi ulusalcı kürtlerYapay ve döküntü bir dil oluşturuyorlar. Bu konuda ihanet içersisindedirler. Kürdçede Arap harflerinden ve geleneksel dilden yanayım. Bu yeni eğilime maalesef bir kısım İslamcı kürtler de dahildir.  Arapça ve Farsça'nın yazı dili olarak kürtler arasında yaygın bir şekilde kullanımı doğal bir teâmüldür. Tarihten gelen bu tür tabii teâmüllere hürmet gösteririz Hatta biz de bu teâmüllerin bir parçasıyız. Ancak, ulus devletlerin dillere yönelik modern-ulusalcı dayatrmalarını ve yasaklarını da kabullenmemiz sözkonusu olamaz. Bu konuda direniriz.
 
Selamlar,
 
Müfid Yüksel

 
On 9/9/07, Gerok <gerokan...@yahoo.com> wrote:
Saygideger Mufid Yuksel'e yaptigi bu guzel calisma icin tesekkur ediyorum ama kendilerinin affina siginmakla sunu da sormadan edemiyorum: Neden Xelil Xeyali Motki gibi bir Kurd muellifi, Arap hurufatiyla 'Elfabeya Kurdi' de hazirlamis bir Kurd muellifi  " Kurdî ve Farisi ve Arabi lisanlarıyle tekellum eder, Turkçe ve Farsice kitâbet eder" ???
 
Dikkat buyurun, Turkce konusamiyor ama yaziyor, Kurtce konusuyor ama yazamiyor???
 
Ayrica merak ettigim bir baska konu da su: Neden Saidé Kurdi Kurdistan'da, Van'da acacagi medresede kullanilacak diller icin "Arapca farz, Turkce lazim, Kurtce caiz" diyor? Kurtceyi cevaz derekesine indirgemesi mi sozkonusudur, yoksa biz orayi iyi anlayamiyor muyuz?
 
Kurd solu, Idris-i Bitlisi'yi bir hain olarak gorur, ben buna asla katilmiyorum. Belki de Idris-i Bitlisi Kurtlerin su anki varliginin o zamanki garantoruydu. Ancak genel anlamda gunumuzdeki Musluman Kurd ( ya da dogulu ) yazarlar, Kurd sorunu konusunda neden bu durumdalar?
 
Yoksa iyi bir durumdalar da biz mi goremiyoruz? Abdurrahman Arslan, Ali Bulac, Yasin Aktay vs. vs. listeyi uzatmak gayet mumkun.
 
Bu konuda en donanimli Musluman Kurd aydinlarindan biri oldugunuza inancim tam olmasaydi, sizi bu konularla mesgul etmezdim vesselam..


Mufid Yuksel <muf...@gmail.com> wrote:
 
 
Mutkili Halil Hayali Efendi'nin Başbakanlık Osmanlı Arşivlerinde bulunan Memuriyet Sicil dosyasınıın Latin harflerine çevirdiğim şeklini ek dosya olarak gönderiyorum.

Gerok

unread,
Sep 10, 2007, 4:41:54 AM9/10/07
to diwa...@googlegroups.com
Saygideger Mufid bey,
 
Sordugum kimi sorulara karsilik sizin goruslerinizi alamadim. Ozellikle Saidê Nursi'nin Kurtce'yi cevaz derekesinde gormesini kasteden sorum: "Saidé Kurdi Kurdistan'da, Van'da acacagi medresede kullanilacak diller icin "Arapca farz, Turkce lazim, Kurtce caiz" diyor? Kurtceyi cevaz derekesine indirgemesi mi sozkonusudur, yoksa biz orayi iyi anlayamiyor muyuz?" cevaplanmamis.
 
Elbette cevaplanmak zorunda degil. Belki de mesele uzundur. Belki de hassas bir mevzu oldugundan bir nebze sakinmak gerekiyordur. Eminim bu grupta bu meseleyi cevaplayacak cok arkadaslarimiz vardir.
 
Said Nursi icin soyle diyor bir Kurd arkadasim: Eski Said donemi disinda o omru boyunca baska halklar icin calismistir. Sonra su atasozunu ekliyor: "Ji xelkê re pispor e; ji xwe re kor e!"
 
Ben de ona dedim ki, peki Said Nursi oyle ise neden Mektubat'ta 15. Mektup'ta Mela Xelîlê Sêrtî'den "Ji þerrê..." diye baslayan beyti aktariyor?
 
Fakat ne ben ikna olabiliyorum, ne de arkadasim..
 
* * *
 
Bugun Kurtce'nin Arap harfleriyle yazilmasi gerektigini savunmak, zaten zar zor kisacik bir mesafe kaydetmis Kurd okur-yazar kitlesini tekrar sifira indirmektir. Onlari dikkate almamaktir. Onlarin da bizi dikkate almayacagi, bilakis gulup gececegi bir zemin olusturmaktir. Kendi kendimize acikca zarar vermektir. Ta Bedirxan'lardan, Hawar'dan beri suregelen son derece kullanisli Latin harfleriyle olusmus bir Kurdi birikim vardir. Bu birikimden yuz cevirmek sirf bizleri zarara sokar. Kitlenin gerisinde kaliriz ve kimse ama hic kimse bize kulak vermez.
 
Sozgelimi ben bu mesaji size Kurdi yazmak isterdim lê nikarim bi zimanê Kurdî binivîsim. Ditirsim û dibêjim belkî Mufîd abê evî naxwîne. Simdi bunlari Arap harfleriyle mi yazmaliydim? Arapca klavye mi almaliyim? Ki o da Arap harfleriyle Kurd elfabesi icin yetersiz kaliyor.
 
Alfabe sadece bir simgedir sonucta. Israrla Arap harflerini savunmak hatalidir. Turklerde Arap harflerini siddetle savunan Osmanlicilarin cogu bugun Osmanlica'yi benim kadar ve sizin kadar okuyamiyorlar, Latince harflarle uretim yapmakta hicbir mahzur gormuyorlar, Turk / Muhafazakar / Sag kitleden kopmamak adina..
 
Henuz Kurd / Muhafazakar / Sag kitle olusmadi. Neden acaba?
 
Saygilar sunuyorum.

Mufid Yuksel <muf...@gmail.com> wrote:
 
Merhabalar,
 
Dil konusu önemli bir mesel,e ama bu durum sadece kürdler için geçerli deðildi.Mesela Osmanlý devletinin ilk kuruluþ devresinde Türkçe konuþma diliydi, ancak yazý dili deðildi. Yazý dili Arapça ve Farsçaydý. Bunun ulusalcýlýkla ilgisi yoktu. Dilin Saray hakimiyetiyle alakasý vardý. Selçuklularda ve Anadolu beyliklerinde Türkçe konuþma dili olsa bile, yazý dili Arapça ve Farsçaydý. Bunlar ilim ve edebiyat dili olarak geliþmiþlerdi.Türkçe yazýlmýþ Selçuklu kitâbesi veya yazýlý bir metin bulamazsýnýz. Selçuklu ve Türk tarihinin en önemli kaynaklarý Arapça ve Farsçadýr. Kaþgarlý Mahmud'un Divanu Lugati't-Türk adlý eseri bile Arapçadýr. Örneðin Hindistan'da Sahte ve yapay Pakistan devleti kurulmadan önce Hint müslümanlarý kendi mahalli dilleriyle tekellüm etseler bile, yazý dili olarak Farsça kitâbet ederlerdi. Bu bir genel teâmüldü. Ýmam-ý Rabbani'^nin Mektubatý baþta olmak üzere Hindistan'da Ýslami eserlerin çoðu Farsça yazýlýrdý. Ýlmi-Fýkhi eserler ise Arapça idi. Halende Hindistan'da az da olsa bu eðilim süregelmektedir. Avrupa'da da Ulus Devletlerin oluþmasý sürecinden önce ortak yazý dili, ilim dili imparatorluk dili olan Latince deðil miydi.Çünkü Latince Roma-Cermen imparatorluðunun diliydi.Kimse Fransýzca veya Almanca yazmazdý ki. Kürtlerde de ayný þekilde yazý dili son zamanlara kadar Arapça ve Farsça idi Kürd Mollalarý Mektuplarýný bile bu dillerle yazmýþtýr. Buna babam da dahil. Hala Kürd mollalarýnýn çoðu mektuplarýný Arapça yazmaktadýr. Mesela, dün elime Seyyid Taha En-Nehri'nin elyazýsý ile bir mektubu geçti. Mektup Farsça yazýlmýþ. Yine elimde Þeyh Ubeydullah-ý Nehri'nin Sultan II. Abdülhamid'e gönderdiði mektup var. Bu mektup da Farsça. Elimizde Þirvan Beyi Said Bey'in bir mektubu var bu mektup ise rapça. Þerefnâme sahibi Kürdistan tarihini Farsça yazmadý mý? Kürdistan'daki mezar kitabelerinin çoðu halen Arapça olarak yazýlmaktadýr. Kürdçe Ýran ve vIrak Kürdistanýnda yazý dili olarak yeni yeni geliþme göstermektedir. Türkiye'de ise kürtçenin bu halde yazý dili olma þansý yok. Çünkü ulusalcý kürtler Kürtçe'de kemalistler gibi davranýyor. Latin harflerini kullanýp, Kürdçedeki Ýslami-Arapça kökenli kelimeleri zorla tasfiye ediyorlar. Ulusalcý kürtler, Kemalizm taklitçisi ulusalcý kürtlerYapay ve döküntü bir dil oluþturuyorlar. Bu konuda ihanet içersisindedirler. Kürdçede Arap harflerinden ve geleneksel dilden yanayým. Bu yeni eðilime maalesef bir kýsým Ýslamcý kürtler de dahildir.  Arapça ve Farsça'nýn yazý dili olarak kürtler arasýnda yaygýn bir þekilde kullanýmý doðal bir teâmüldür. Tarihten gelen bu tür tabii teâmüllere hürmet gösteririz Hatta biz de bu teâmüllerin bir parçasýyýz. Ancak, ulus devletlerin dillere yönelik modern-ulusalcý dayatrmalarýný ve yasaklarýný da kabullenmemiz sözkonusu olamaz. Bu konuda direniriz.
 
Selamlar,
 
Müfid Yüksel

 
On 9/9/07, Gerok <gerokan...@yahoo.com> wrote:
Saygideger Mufid Yuksel'e yaptigi bu guzel calisma icin tesekkur ediyorum ama kendilerinin affina siginmakla sunu da sormadan edemiyorum: Neden Xelil Xeyali Motki gibi bir Kurd muellifi, Arap hurufatiyla 'Elfabeya Kurdi' de hazirlamis bir Kurd muellifi  " Kurdî ve Farisi ve Arabi lisanlarýyle tekellum eder, Turkçe ve Farsice kitâbet eder" ???
 
Dikkat buyurun, Turkce konusamiyor ama yaziyor, Kurtce konusuyor ama yazamiyor???
 
Ayrica merak ettigim bir baska konu da su: Neden Saidé Kurdi Kurdistan'da, Van'da acacagi medresede kullanilacak diller icin "Arapca farz, Turkce lazim, Kurtce caiz" diyor? Kurtceyi cevaz derekesine indirgemesi mi sozkonusudur, yoksa biz orayi iyi anlayamiyor muyuz?
 
Kurd solu, Idris-i Bitlisi'yi bir hain olarak gorur, ben buna asla katilmiyorum. Belki de Idris-i Bitlisi Kurtlerin su anki varliginin o zamanki garantoruydu. Ancak genel anlamda gunumuzdeki Musluman Kurd ( ya da dogulu ) yazarlar, Kurd sorunu konusunda neden bu durumdalar?
 
Yoksa iyi bir durumdalar da biz mi goremiyoruz? Abdurrahman Arslan, Ali Bulac, Yasin Aktay vs. vs. listeyi uzatmak gayet mumkun.
 
Bu konuda en donanimli Musluman Kurd aydinlarindan biri oldugunuza inancim tam olmasaydi, sizi bu konularla mesgul etmezdim vesselam..


Mufid Yuksel <muf...@gmail.com> wrote:
 
 
Mutkili Halil Hayali Efendi'nin Baþbakanlýk Osmanlý Arþivlerinde bulunan Memuriyet Sicil dosyasýnýýn Latin harflerine çevirdiðim þeklini ek dosya olarak gönderiyorum.
 
 
Selamlar,
 
Müfid Yüksel


Got a little couch potato?
Check out fun summer activities for kids.

Boardwalk for $500? In 2007? Ha!
Play Monopoly Here and Now (it's updated for today's economy) at Yahoo! Games.

Cevdet Akbay

unread,
Sep 12, 2007, 7:15:24 PM9/12/07
to diwa...@googlegroups.com
 
Selamin en guzeliyle,
 
Mufid Bey dil konusuna gayet guzel bir aciklama getirdi, ilgi ve bilgi alanim olmadigi bu konuda gayet derecede istifade ettim. Tam bilgi alanim olmadigi halde ilgi alanima girmesi munasebetiyle, Mufid Bey'in (buyuk ihtimalle unuttugundan veya ihtiyac duymadigindan) temas etmedigi  Bediuzzaman Said Kurdi/Nursi'nin Kurdistan'da (simdiki Dogu ve Guneydogu bolgelerinde) kurmayi planladigi Medreset-uz Zehra'nin (Ezher Universitesi'nin kiz kardesi Zehra Universitesi) egitim/ogretim dili olarak "Arapca farz, Turkce lazim, Kurdce caiz" ifadesi hakkinda kisa bir yorum getirmek istiyorum. Evvela, Ustad Bediuzzaman burada Kurdce'yi herhangi bir derekeye dusurdugu fikri/iddiasi dogru degildir, aksine, yanilmiyorsam, o donemde olmayan yeni bir uygulamayi, yani Kurdce'yi universitede bir egitim/ogretim dili derecesine yukseltme tesebbusu/faaliyeti/plani vardir.
 
Fethullah Gulen Hoca bir roportajinda (http://www.gencadam.net/content/view/456/38/) "caiz" tabiri icin su yorumu getiriyor: "Caiz demek, konuşsa da olur konuşmasa da olur. Bunun manası şudur, bırakın kendi aralarında konuşsunlar." Bu yoruma katilmiyorum cunku Ustad'in kasdi Kurdce'yi konusma dili olarak sunmak degil, ki Kurdistan'da Kurdce zaten konusuluyor/du, Usatad'in mevzubahis ettigi, Kurdce'nin egitim/ogretim dili olarak kullanilmasidir.
 
Kurd kokenli bir Islam alimi, bunun otesinde, asrin muceddidi olmasi hasebiyle meselelere irkci bir acidan yaklasmasi dusunulemez. Islami acidan, ummet bilinciyle meseleye bakildiginda, Ustad'in bundan yaklasik bir asir once gosterdigi cozumun simdiki bircok soruna engel olabilecegi rahatlikla gorulebilir. Bediuzzaman'in bu fikri, irkcilik dalgasinin yayilmaya basladigi, Ittihat ve Terakki'nin guclu oldugu bir donemde dillendirildigini de hatirlatmakta fayda vardir. Her konuda realist olan Bediuzzaman, dil hususunda da yonetim tarafindan itiraz edilemeyecek bir dil kullaniyor. Dini medreselerde Kurdce'nin egitim/ogretim dili oldugu malum, ama Kurdce'nin, once Kurdistan'in cesitli yerlerinde (Van, Bitlis, Diyarbakir vs), daha sonra da muhtemelen Anadolu'nun degisik yerlerinde acilma ihtimali olan Zehra Universitesinde (subelerinde)  egitim/ogretim dili olarak kabul edilmesi buyuk bir adim ve yenilikti.
 
31 Mart Vakiasi surecinde, seytani oyunlara alet olmamalari icin Istanbul'da bulunan 20 bine yakin Kurd ahaliyle gorusmus, onlari bir cok konuda, ozellikle Mesrutiyet konusunda bilinclendirdigini "Divan-i Harb-i Orfi" adli eserinden anliyoruz (s. 23). Orada soyle diyor: "Istibdat (sinirsiz monarsi, despotluk), zulum ve tahakkumdur (baski), mesrutiyet, adalet ve seriattir. Padisah, Peygamberimizin emrine itaat etse ve yolunda gitse halifedir. Biz de ona itaat edecegiz. Yoksa, Peygambere tabi olmayip zulum edenler, padisah da olsalar haydutturlar." Bu ifadeler, Bediuzzaman'in cesaretini ve davasi ugruna her turlu tehlikeyi ve tehditi gogusledigini, goguslemeye hazir oldugunu gosteriyor. Nitekim, dindar oldugu icin muhabbet besledigi Abdulhamid Han'i baskici yontemlerinden dolayi elestirmekten geri durmamistir. Ayni tavrini Cumhuriyet doneminde ve DP zamaninda da surdurmustur. Yukaridaki ifadelerden sonra su onemli mesaji veriyor: "Bizim dusmanimiz cehalet, zaruret (yoksulluk, fakirlik), ihtilaftir (ayrilik, anlasmazlik). Bu uc dusmana karsi; san'at, marifet (egitim) ve ittifak (birlik) silahiyla cihad edecegiz. Ve bizi bir cihette teyakkuza (uyandirma) ve terakkiye (ilerleme, gelisme) sevk eden hakiki kardeslerimiz Turklerle ve komsularimizla dost olup el ele verecegiz. Zira husumette (dusmanlik) fenalik (kotuluk) var, husumete vaktimiz yoktur..." 
 
Birkac yil once ozelde Kurdlere karsi sarfettigi bu ifadeleri, 1911 yilinin baslarinda, henuz 30-35 yaslarinda iken $am ulemasinin davetiyle Emevi Camiinde aralarinda bircok alimin de bulundugu 10 bin civarindaki cemaate karsi da kullandigina sahit oluyoruz (Hutbe-i Samiye, s. 102). Orada, bu dusmanliklarin ciddiyetini gostermek icin onlarin sonuclarini da zikrediyor. Geri kalmisligimizin sebeplerinden biri olan cehalet, ilerlemeyi emreden seriata muhalefeti doguruyor. Zaruretin neticesi ve meyvesi, kotu ahlak ve tavirlardir. Ihtilafin meyvesi ise garaz ve anlasmazliktir. Bu tur ozellikleri tasiyan bir toplumun ilerlemesi, haliyle mumkun degildir. Boyle bir toplumu yenmek icin baska dusmana gerek de yoktur. Bunlarin menfi/negatif sonuclarini, saniyorum kendi kucuk dunyamizda, evlerimizde, koylerimizde, sehirlerimizde de rahatlikla gorebiliriz.
 
Bediuzzaman'in israrla egitimle igilenmesinin sirri bundan dolayidir. Yukarida saydigimiz kotu ozelliklerin kaynaginda egitimsizlik yatiyor. Bazen egitim yanlis verilince de ayni sorunlari dogurabilir. Mesela Ustad, Kurd onde gelenlerle yaptigi cesitli gorusmelerde su tespitleri aktarmistir: "Vicdanin ziyasi (isigi), ulum-u diniyedir (din ilimleri). Aklin nuru, funun-u medeniyedir (modern ilimler). Ikisinin imtizaciyla (uygunluk, birbiriyle karisma) hakikat (gercek) tecelli eder (ortaya cikar). O iki cenah (kanat, taraf) ile talebenin himmeti (gayreti) pervaz eder (kanatlanir, ucar). Iftirak ettikleri (ayristiklari, bolundukleri) vakit, birincisinde (yani sadece dini egitim veren sistemlerde) taassup (koru korune baglilik), ikincisinde (yani sadece modern ilim veren egitim sisteminde) hile, suphe tevellud eder (dogar)."   
 
Yukaridaki aktarmalardan, Bediuzzaman'in planladigi egitim sistemi hakkinda net bir bilgiye ulasiyoruz. Hem din hem de modern fenlerin beraber ogretildigi bir egitim sisteminde ne taassup ne de hile ve suphe olabilir. Tabu taassup ve suphenin dogurdugu sorunlari hepimiz biliyoruz: Medreselerde modern fen egitimi almamis talebelerin, kendi disindakileri "kafir" olarak gormeleri, Ay'a ayak basmayi bile "Allah'in nurudur, ayak basilmaz" diye kufur telakki etmeleri, kisaca akillarina sigriramadiklari her turlu ilmi gelismeye karsi cikmalari, ve bunun sebep verdigi toplumsal calkantilar bunun bir yonu... Diger yonu de, dini egitimden mahrum, sadece modern fenlerle mesgul olmus, ama bilimin gayesini tam anlayamamis, Kadir-i Mutlak olan Allah yerine cesitli kanunlari, teorileri "ilahlastiran" ogrenciler de dini egitim alanlari veya kisaca kendi disinda kalanlari cehaletle ve yobazlikla suclamalaridir. Oysa, modern bilimlerin yaptiginin Cenab-i Allah'in yarattiklari seyleri anlamaktan ibaret oldugunu bilseler boyle skolastik batakliklara batmaz, hile ve suphelere bulasmazlardi. Osmanli'nin son donemlerinden beri ayrilan egitim sisteminin urettigi insanlarin gunumuze kadar olan mucadeleleri ve didismeleri Bediuzzaman'in ileri goruslulugunu ve egitim konusundaki isabetli gorusunu gosteriyor. Tabi, bu tur iki basli egitim kaos cikartarak ulkeyi istedikleri gibi kontrollerine almak isteyenlerin cok isine yaradi, hala da yaramaktadir.
 
Planladigi egitim sistemini hayata gecirmek icin Ustad Bediuzzaman, Sultan Resat'tan Zehra Universitesi icin gerekli olan destegi almisti, ama daha sonra cikan Balkan savaslari ve akabinden cikan Birinci Dunya Savasi'ndan dolayi bu hayalini gerceklestiremedi. Savastan sonra Kurdistan'da universite kurma fikrini yeni kurulan hukumete iletmis, Meclis'in buyuk bir cogunlugunun destegiyle bu fikre sahip cikilmasina ragmen yeni rejimin onderlerinin estirdigi zulum firtinasindan dolayi bir defa daha basarisizlikla sonuclandi. Bediuzzaman'in bu universiteyi acma cabasinin omrunun sonuna kadar devam ettigini goruyoruz. Demokrat Parti (DP) iktidara geldiginde, cumhurbaskani olan Celal Bayar'a mektup gondererek Zehra Universitesi konusunda tekrar destek talebinde bulunmustur ( http://www.aksiyon.com.tr/detay.php?id=25249&yorum_id=12807).    
 
Ozelde Kurdlerin, genelde butun muslumanlarin egitimiyle cok yakindan ilgilenen Bediuzzaman'in idealinden, fikirlerinden maalesef tam haberdar olmadigimiz icin "caiz" kavramina takilip kaliyoruz. Oyle olunca, bazi Kurdler, Ustad'in Kurdce'yi caiz olarak gormesini bir eksiklik, Ustad'i "Kurdlere yeteri kadar hizmet etmedi" gibi elestiri malzemesi olarak gorurken, Hablemitoglu gibi laik-Kemalist-irkci zevat da bu oneriden dolayi Ustad'i Kurdcu olarak damgaliyorlar ( http://hablemitoglu.blogcu.com/1993417/).
 
Hablemitoglu gibi zevati bir nebze anliyorum cunku Ustad'in bir numarali dusmani olan Atalarinin yolundan gidiyorlar. Benim anlamakta zorluk cektigim Kurd arkadaslardir. Ehli dunya veya laik Kurdleri de bir nebze anlayabilirim cunku onlar da meseleye dar bir pencereden, ideolojik olarak bakiyorlar. Elestiri sebepleri Ustad'in fikri yapisidir. Dolayisiyla, dunyevi ideolojilerine ters dusen Bediuzzaman'i takdir etmelerini beklemiyorum. Sasirdigim, insaf sahibi, ehli iman Kurdlerin bu konuda Bediuzzaman'a bakis acisidir. Bircok zaman meseleye tam egilme geregi duymadan tam bilgi sahibi olmadiklari bazi konularda ahmak kesebiliyor, Kurdlerin egitimi icin cok gayret sarfeden Bediuzzaman'i yerden yere vurmaktan cekinmiyorlar. Yanlis anlasilmasin, burada sahislari (ozellikle olumlu bir sekilde soru yonelten Gerok arkadasimizi) hedef alma gibi bir niyetim yok, genel olarak yaziyorum. Kimse gucenmesin. 
 
Selam ve hayirli gunler, bereketli bir Ramazan dileklerimle,
 
Cevdet Akbay

 
On 9/9/07, Gerok <gerokan...@yahoo.com > wrote:
Saygideger Mufid Yuksel'e yaptigi bu guzel calisma icin tesekkur ediyorum ama kendilerinin affina siginmakla sunu da sormadan edemiyorum: Neden Xelil Xeyali Motki gibi bir Kurd muellifi, Arap hurufatiyla 'Elfabeya Kurdi' de hazirlamis bir Kurd muellifi  " Kurdî ve Farisi ve Arabi lisanlarıyle tekellum eder, Turkçe ve Farsice kitâbet eder" ???
 
Dikkat buyurun, Turkce konusamiyor ama yaziyor, Kurtce konusuyor ama yazamiyor???
 
Ayrica merak ettigim bir baska konu da su: Neden Saidé Kurdi Kurdistan'da, Van'da acacagi medresede kullanilacak diller icin "Arapca farz, Turkce lazim, Kurtce caiz" diyor? Kurtceyi cevaz derekesine indirgemesi mi sozkonusudur, yoksa biz orayi iyi anlayamiyor muyuz?
 
Kurd solu, Idris-i Bitlisi'yi bir hain olarak gorur, ben buna asla katilmiyorum. Belki de Idris-i Bitlisi Kurtlerin su anki varliginin o zamanki garantoruydu. Ancak genel anlamda gunumuzdeki Musluman Kurd ( ya da dogulu ) yazarlar, Kurd sorunu konusunda neden bu durumdalar?
 
Yoksa iyi bir durumdalar da biz mi goremiyoruz? Abdurrahman Arslan, Ali Bulac, Yasin Aktay vs. vs. listeyi uzatmak gayet mumkun.
 
Bu konuda en donanimli Musluman Kurd aydinlarindan biri oldugunuza inancim tam olmasaydi, sizi bu konularla mesgul etmezdim vesselam..


Mufid Yuksel <muf...@gmail.com> wrote:
 
 
Mutkili Halil Hayali Efendi'nin Başbakanlık Osmanlı Arşivlerinde bulunan Memuriyet Sicil dosyasınıın Latin harflerine çevirdiğim şeklini ek dosya olarak gönderiyorum.

Mufid Yuksel

unread,
Sep 22, 2007, 5:44:58 PM9/22/07
to diwa...@googlegroups.com
Selam,
 
Bediüzzaman'ın Kürdçe konusunda "Câiz" demesinin nedenini inan ki bilmiyorum. Ancak, Kürd Teavün Ve Terakki gazetesinde Kürdçe olarak kaleme aldığı makaleyi biliyorum. Bediüzzaman'ın niyetini bilme imkanına sahip değilim. Ancak bir süre sonra Bediüzzaman'ın Kürdlere karşı bir küskünlük içine girdiğini tahmin ediyorum. Çünkü o dönemlerde, Kürd aristokrasisine mensup ailelerin bir kısmının Bediüzzaman'a ironic/alaylı-istihzai bir şekilde yaklaştıklarını bilmekteyim. Bunların bazılarının "Mele Said" derken nasıl alaylı ve aşağılayıcı bir şekilde söylediklerini biliyorum. Kürd aristokrasisinin böyle bir huyu var. Aralarında yeni çıkan değerleri hazmedemiyorlar. Aşağılayarak paralize etmeye çalışıyorlar.Mevlana Halid de, Hindistan'dan nakşibendiliği yeni getirdiği zaman Berzencilerin bir kısmı ile, Süleyman Paşa'nın çocuklarının bu tür tutum ve davranışlarıyla mücadele etmek zorunda kalmıştı. Bediüzzaman böyle bir durumla karşılaşmıştı. Kürdistan'da eskiden bilinen, tanınan bir aile ve hanedandan gelmediği için, ironic şekilde, aşağı gören surette söylenen "Mele Said" adlandırmasının sınırları içine hapsedilmeye çalışıldı. Seyyid Şefik Arvasi dışındaki bir kısım Arvasi ailesi mensupları ile Kadripaşazadeler ve Şerefhan ailesi böyle bir tutum sergiliyorlardı. Bu durum Bediüzzaman'ı bunaltmıştı. Bediüzzaman'ın İstanbul'daki arayışında bunun da rolü vardı. Mesela, Bediüzzaman bir meclise gidiyor o mecliste şeyh veya paşa torunu biri de var. Meclise gelenler, o şeyh veya paşa torununa abartılı bir hürmet ve ilgi gösterirken Bediüzzaman'a gavân muamelesi yapıyor. Kürtler arasında sürekli böyle muamelelerle karşılaşan Bediüzzaman Kürtlere küsmez mi? Kürtlerin böyle bir huyu var bir şeye yapıştılar mı onu kolay kolay terk etmezler.
 
Mesela şimdilerde Kürtler arasında DTP'liler revaçta. Gittikleri yerlerde kaklabalıkların tezahüratıyla, ilgisiyle karşılaşıyorlar. Ben bugün ağzımla kuş tutsam kürtler içinde DTP'li bir milletvekilinin binde biri kadar kaale alınmam. Bu psikolojiyi iyi anlamak lazım. Şİmdi mesela İslamcı bir Kürd için dahi "Bin tane Müfid Yüksel Leyla Zana'nın tırnağına kurban olsun". Ben dahi böyle bir Millete ne yaparım artık. En büyük kazığı İslamcı kürtlerden yiyen birisi olarak söylüyorum bunları. Şimdi bize diyecekler ki "Onlar dağlarda öldü. Peki sen kürtler için ne yaptın?" Bu mantık yanlış, eğer onların yönteminin, doğru olduğuna inansaydık zaten onlardan ayrı düşmezdik. Kan dökmenin çözüm getirdiğine inanmıyoruz ki. Biz niye gidip dağlarda ölelim ki? Biz bu yönteme karşıyız. Eğer onlar doğruyu (!) yapıyorsa, zaten onlar yapılacak olanı yapıyor. Bize artık ne ihtiyaç kalır ki?
 
Kimse benden, İmralı endeksli politikalara katkı vermemi beklemesin.Tek Parti döneminde Çankaya Yaranı haline gelen tarihçi ve bilim adamlarının  oynadığı rolü, Kürtler içerisinde oynayan bir kimse durumuna düşmem.Eğer bu politikalar, Sol kökenli Laikçi Kürtlerin politikaları, meslekleri doğruysa bize ihtiyaç kalmaz. Biz bunların kaportası olmayız. Eğer İslam'ı bir kenara itip modern-ulusalcı söylemlere eklemlenmem isteniyorsa bu mümkün değil. Din, İslam bir kenara atıldıktan sonra, bağımsız bir kürt devletini teperim.Uluslararası Siyonizme uşaklık eden bir kürt insiyatifi benim için karşıt olan demektir. Yıllardır Kürdlerin ateizme kaymaması için çırpındım. Bütün çabam Kürtlerin İslam dairesi içinde kalması içindi. Bütün yazdıklarım bunun içindi. Ama kürtler İslam dini ile aralarına mesafe koyarsa benim yapacağım bir şey kalmaz. Özellikle, İslamcı ve Nurcu kökenli kürtler İslam'la, ümmetle aralarına mesafe koymaya kalkarlarsa benim kürtler için yapacağım hiçbirşey kalmaz. Zaten ne yapsak yaranamıyoruz. Geçenlerde değerli dostumuz Altan Tan'ın Milliyet gazetesinde Sağlıklı değerlendirmeleri içeren röportajı yayınlandı. Ama İslamcı kürtler ona sahip çıkmıyor. İslamcı Kürtlerin nezdinde bir Ali Bayramoğlu yada Hırant Dink kadar değeri yok adamcağızın. Bize diyorlar ki " Siz dindarlar Kürtler için ne yaptınız ki, diğerlerinin emeğine saygı gösterin.". Vallahi bizden istenen bu konuda çaba değil. Bizden sadece, 68 Kuşağı Stalinist Döküntülerinin politikalarına paralel söylemler geliştirip, onların alt yapısını güçlendirmemiz isteniyor. Yani, Apo'nun tarihçisi olmam isteniyor. 68 Kuşağının  Stalinist Döküntülerinin Kürt ulusalcılığı doğru bir yolsa bize ne ihtiyaç var o zaman. Dediğim gibi , tekrarlıyorum,biz bu konuda bu Stalinist kadrolara kaporta olmayız.
 
 
Selam Ve Saygılarımla,
 
Müfid Yüksel

 
On 9/10/07, Gerok <gerokan...@yahoo.com> wrote:
Saygideger Mufid bey,
 
Sordugum kimi sorulara karsilik sizin goruslerinizi alamadim. Ozellikle Saidê Nursi'nin Kurtce'yi cevaz derekesinde gormesini kasteden sorum: "Saidé Kurdi Kurdistan'da, Van'da acacagi medresede kullanilacak diller icin "Arapca farz, Turkce lazim, Kurtce caiz" diyor? Kurtceyi cevaz derekesine indirgemesi mi sozkonusudur, yoksa biz orayi iyi anlayamiyor muyuz?" cevaplanmamis.
 
Elbette cevaplanmak zorunda degil. Belki de mesele uzundur. Belki de hassas bir mevzu oldugundan bir nebze sakinmak gerekiyordur. Eminim bu grupta bu meseleyi cevaplayacak cok arkadaslarimiz vardir.
 
Said Nursi icin soyle diyor bir Kurd arkadasim: Eski Said donemi disinda o omru boyunca baska halklar icin calismistir. Sonra su atasozunu ekliyor: "Ji xelkê re pispor e; ji xwe re kor e!"
 
Ben de ona dedim ki, peki Said Nursi oyle ise neden Mektubat'ta 15. Mektup'ta Mela Xelîlê Sêrtî'den "Ji şerrê..." diye baslayan beyti aktariyor?
 
Fakat ne ben ikna olabiliyorum, ne de arkadasim..
 
* * *
 
Bugun Kurtce'nin Arap harfleriyle yazilmasi gerektigini savunmak, zaten zar zor kisacik bir mesafe kaydetmis Kurd okur-yazar kitlesini tekrar sifira indirmektir. Onlari dikkate almamaktir. Onlarin da bizi dikkate almayacagi, bilakis gulup gececegi bir zemin olusturmaktir. Kendi kendimize acikca zarar vermektir. Ta Bedirxan'lardan, Hawar'dan beri suregelen son derece kullanisli Latin harfleriyle olusmus bir Kurdi birikim vardir. Bu birikimden yuz cevirmek sirf bizleri zarara sokar. Kitlenin gerisinde kaliriz ve kimse ama hic kimse bize kulak vermez.
 
Sozgelimi ben bu mesaji size Kurdi yazmak isterdim lê nikarim bi zimanê Kurdî binivîsim. Ditirsim û dibêjim belkî Mufîd abê evî naxwîne. Simdi bunlari Arap harfleriyle mi yazmaliydim? Arapca klavye mi almaliyim? Ki o da Arap harfleriyle Kurd elfabesi icin yetersiz kaliyor.
 
Alfabe sadece bir simgedir sonucta. Israrla Arap harflerini savunmak hatalidir. Turklerde Arap harflerini siddetle savunan Osmanlicilarin cogu bugun Osmanlica'yi benim kadar ve sizin kadar okuyamiyorlar, Latince harflarle uretim yapmakta hicbir mahzur gormuyorlar, Turk / Muhafazakar / Sag kitleden kopmamak adina..
 
Henuz Kurd / Muhafazakar / Sag kitle olusmadi. Neden acaba?
 
Saygilar sunuyorum.

Mufid Yuksel <muf...@gmail.com> wrote:
 
Merhabalar,
 
Dil konusu önemli bir mesel,e ama bu durum sadece kürdler için geçerli değildi.Mesela Osmanlı devletinin ilk kuruluş devresinde Türkçe konuşma diliydi, ancak yazı dili değildi. Yazı dili Arapça ve Farsçaydı. Bunun ulusalcılıkla ilgisi yoktu. Dilin Saray hakimiyetiyle alakası vardı. Selçuklularda ve Anadolu beyliklerinde Türkçe konuşma dili olsa bile, yazı dili Arapça ve Farsçaydı. Bunlar ilim ve edebiyat dili olarak gelişmişlerdi.Türkçe yazılmış Selçuklu kitâbesi veya yazılı bir metin bulamazsınız. Selçuklu ve Türk tarihinin en önemli kaynakları Arapça ve Farsçadır. Kaşgarlı Mahmud'un Divanu Lugati't-Türk adlı eseri bile Arapçadır. Örneğin Hindistan'da Sahte ve yapay Pakistan devleti kurulmadan önce Hint müslümanları kendi mahalli dilleriyle tekellüm etseler bile, yazı dili olarak Farsça kitâbet ederlerdi. Bu bir genel teâmüldü. İmam-ı Rabbani'^nin Mektubatı başta olmak üzere Hindistan'da İslami eserlerin çoğu Farsça yazılırdı. İlmi-Fıkhi eserler ise Arapça idi. Halende Hindistan'da az da olsa bu eğilim süregelmektedir. Avrupa'da da Ulus Devletlerin oluşması sürecinden önce ortak yazı dili, ilim dili imparatorluk dili olan Latince değil miydi.Çünkü Latince Roma-Cermen imparatorluğunun diliydi.Kimse Fransızca veya Almanca yazmazdı ki. Kürtlerde de aynı şekilde yazı dili son zamanlara kadar Arapça ve Farsça idi Kürd Mollaları Mektuplarını bile bu dillerle yazmıştır. Buna babam da dahil. Hala Kürd mollalarının çoğu mektuplarını Arapça yazmaktadır. Mesela, dün elime Seyyid Taha En-Nehri'nin elyazısı ile bir mektubu geçti. Mektup Farsça yazılmış. Yine elimde Şeyh Ubeydullah-ı Nehri'nin Sultan II. Abdülhamid'e gönderdiği mektup var. Bu mektup da Farsça. Elimizde Şirvan Beyi Said Bey'in bir mektubu var bu mektup ise rapça. Şerefnâme sahibi Kürdistan tarihini Farsça yazmadı mı? Kürdistan'daki mezar kitabelerinin çoğu halen Arapça olarak yazılmaktadır. Kürdçe İran ve vIrak Kürdistanında yazı dili olarak yeni yeni gelişme göstermektedir. Türkiye'de ise kürtçenin bu halde yazı dili olma şansı yok. Çünkü ulusalcı kürtler Kürtçe'de kemalistler gibi davranıyor. Latin harflerini kullanıp, Kürdçedeki İslami-Arapça kökenli kelimeleri zorla tasfiye ediyorlar. Ulusalcı kürtler, Kemalizm taklitçisi ulusalcı kürtlerYapay ve döküntü bir dil oluşturuyorlar. Bu konuda ihanet içersisindedirler. Kürdçede Arap harflerinden ve geleneksel dilden yanayım. Bu yeni eğilime maalesef bir kısım İslamcı kürtler de dahildir.  Arapça ve Farsça'nın yazı dili olarak kürtler arasında yaygın bir şekilde kullanımı doğal bir teâmüldür. Tarihten gelen bu tür tabii teâmüllere hürmet gösteririz Hatta biz de bu teâmüllerin bir parçasıyız. Ancak, ulus devletlerin dillere yönelik modern-ulusalcı dayatrmalarını ve yasaklarını da kabullenmemiz sözkonusu olamaz. Bu konuda direniriz.
 
Selamlar,
 
Müfid Yüksel

 
On 9/9/07, Gerok <gerokan...@yahoo.com > wrote:
Saygideger Mufid Yuksel'e yaptigi bu guzel calisma icin tesekkur ediyorum ama kendilerinin affina siginmakla sunu da sormadan edemiyorum: Neden Xelil Xeyali Motki gibi bir Kurd muellifi, Arap hurufatiyla 'Elfabeya Kurdi' de hazirlamis bir Kurd muellifi  " Kurdî ve Farisi ve Arabi lisanlarıyle tekellum eder, Turkçe ve Farsice kitâbet eder" ???
 
Dikkat buyurun, Turkce konusamiyor ama yaziyor, Kurtce konusuyor ama yazamiyor???
 
Ayrica merak ettigim bir baska konu da su: Neden Saidé Kurdi Kurdistan'da, Van'da acacagi medresede kullanilacak diller icin "Arapca farz, Turkce lazim, Kurtce caiz" diyor? Kurtceyi cevaz derekesine indirgemesi mi sozkonusudur, yoksa biz orayi iyi anlayamiyor muyuz?
 
Kurd solu, Idris-i Bitlisi'yi bir hain olarak gorur, ben buna asla katilmiyorum. Belki de Idris-i Bitlisi Kurtlerin su anki varliginin o zamanki garantoruydu. Ancak genel anlamda gunumuzdeki Musluman Kurd ( ya da dogulu ) yazarlar, Kurd sorunu konusunda neden bu durumdalar?
 
Yoksa iyi bir durumdalar da biz mi goremiyoruz? Abdurrahman Arslan, Ali Bulac, Yasin Aktay vs. vs. listeyi uzatmak gayet mumkun.
 
Bu konuda en donanimli Musluman Kurd aydinlarindan biri oldugunuza inancim tam olmasaydi, sizi bu konularla mesgul etmezdim vesselam..


Mufid Yuksel <muf...@gmail.com> wrote:
 
 
Mutkili Halil Hayali Efendi'nin Başbakanlık Osmanlı Arşivlerinde bulunan Memuriyet Sicil dosyasınıın Latin harflerine çevirdiğim şeklini ek dosya olarak gönderiyorum.

Meheme Rojbin

unread,
Sep 22, 2007, 7:11:32 PM9/22/07
to diwa...@googlegroups.com
Selamlarin en guzeli ile,
 
Madem soz Bediuzzaman'dan acildi, musaadenizle ben de bir katkida bulunmak istiyorum. Bediuzzaman diyor ki; "bir sahs-i manevi olmasa ezhan enelere doner." Demek ki bir sahs-i manevi ( ortak kamuoyu ) icerisinde yer almak gerekiyor. Yoksa kendimizi dunyanin merkezinde gorme yanilgisindan asla kurtaramayiz hicbirimiz. Kurd halki icerisinde yer almaliyiz, kendi dindarligimizla, solculugumuzla, aleviligimizle, safiiligimizle,  vs.
 
Saygideger Mufid bey'in isaret ettigi tehlike bugun icin de devam etmekte degil midir? Bir Kurd emektari bugun emeginin karsiligini Kurd halkindan / kurumlarindan hakkiyla alabiliyor mu, iyi tahlil etmemiz lazim. Ferzende Kaya'nin Abdulmelik Firat ile yaptigi soylesilerden olusan Mezopotamya Surgunu kitabinin sonunda Abdulmelik Firat'in, tanidigi sahsiyetler hakkindaki izlenimleri yer aliyor. Orda Kamran Inan da var. "Bir gun," diyor Firat, "Kamran Inan'a dedim ki, siz neden Kurd halkina sahip cikmiyorsunuz?" O da Kurd halkina kuskun oldugunu anlatiyor cok aci sebepleriyle...Merak eden, ucu olumlere dayanan o gerekcelere baksin. Kamran Inan'a sovmesi ne kadar kolay!
 
Mufid Yuksel'i kucumseyen cok degerli sosyalist bir arkadasima, sn. Yuksel'in Kurdistan'da Degisim Sureci adli saheserini verdim; inanin arkadasim sok olup geldi. "Yahu," dedi, "bizim simdi yeni yeni tartismaya basladigimiz seyleri Mufid Yuksel yillar once soylemis ama biz bu Kurd aydinina hic kulak vermemisiz!"
 
Sn. Mufid Yuksel, hic gerek yokken sola kapilarini kapatmis bir insandir. Diyalog yoksa dusmanlik vehmedilir, vesselam..

Ciya Azad

unread,
Sep 23, 2007, 6:59:58 AM9/23/07
to diwa...@googlegroups.com
Selamün Aleyküm
 
Sayın Müfid Bey yazınızın bir yerinde Kürtlerin Bediüzzaman'a davranışlarından dolayı Bediüzzaman'ın Kürtlere küsebilmiş olacağından bahsediyorsunuz. Bu nasıl oluyor anlamadım.Bediüzzaman'ın kendisi Kürt değilmi ki, bir insan nasıl oluyorda kendi milletine küsebiliyor.Tamam bende biliyorum ki bazı insanlarda kendi milletini küçük görüp ondan uzaklaşma eğilimi var.Ama bu kişilik bozukluğu ve aşagılık kompleksiyle açıklanabilir.Bediüzzaman gibi büyük bir şahıs böyle bir duruma düşemez. Unutulmamalı ki kimin hangi milletten olacağı Allah'ın takdiriyle olmuştur.Ve bir insan nasıl anna baba ve ailesine bakmak ve sahip çıkma yükümlülüğünde ise millet ve milletinin de değerlerine sahip çıkmak yükümlülüğü taşımazmı.Ben bunu aynı zamanda dini bir yükümlülük  olarak da görüyorum.Yoksa "El hubbu vatanul minel iman " (Vatan sevgisi imandandır.) hadisini nasıl anlayacağız.Bu konuda tembellik etmek milletin değer ve kültürüne sahip çıkmamak dine taraftarlık değil din dışılıktır.Ve Bediüzzaman böyle bir hataya düşemez.
 
 Kürtlerin ezici bir çogunluğu aynı zamanda müslümandır.Ve insanın kimliğini oluşturan iki büyük etkendir.Bunların birbiriyle çatışması değil barışık içerisinde birbirine destek olması lazım. İslam alemine baktığımızda Arablar,Farslar ve Türklerin sanki din ile milleti birleştirdiğini ve din yoluyla milletlerine bile bir kutsallık verdiklerini görüyoruz.Ama ne yazıkki Kürtler de ise tam tersi bazı Kürt müslümanlar milletlerine sahip çıkmağı dinlerine aykırı bir davranışmış gibi addediyorlar. Kürt kimliğine sahip çıkmayı tehlikede olan ve asimilasyonla karşı karşıya kalıp yok olmak üzere olan bir milletin milli kimliğini ön plana çıkarmasını ırkçılık olarak kabul ediyorlar. Kürtçe çalışmayı basitlik olarak görüp Arapça çalışılmasını tavsiye ediyorlar.Bazı İrancı arkadaşlar da Farsça çalışıyorlar bu arada . Müfit Bey tabiki ümmetçiyiz.Bütün müminler kardeştir.Ama şimdi müslüman olan kardeşlerimiz onbinlerce yıllık geçmişi olan bizim milletimizi yok etmeğe çalışıyorlar.Ve din dışı olan bu davranışlarını da dine dayandırıyorlar. Tabi ki biz ümmetçi olmak zorundayız ama ümmetçilik yaparken de kendi milletimizin değerlerinden uzaklaşamaz ve çıkarını ikinci plana atamayız.
 
Birde emin olun ki siz gereği gibi milletinizin değer ve çıkarlarına sahip çıktığınız da ( dışarıdan olayları seyreden entellektüel bir gözle değil tarafınızın milletiniz ve dininiz olduğunu açıkça belirtip bu konuda aktif olarak çalışıp her türlü bedeli ödediğinizde)  milletinizin sizi DTP lilerden çok daha fazla sevdiğini,bağlandığını  göreceksiniz. Size kimin Stalinist kadrolara kaporta olun dediğini bilmiyorum ama milletimize kaporta olmak hepimizin boynumuzun borcudur. Ve bu sahip çıkmağı solculuk adına değil mazlumdan yana olan din adına yapmalıyız.
 
Bir de Allah rızası için şu küsme saçmalığını bir kenara bırakın....
 
Meheme Rojbin'in yazısın da  bu küsme konusuna değinilmiş nerdeyse arkadaşımız Kamran İnan'ın kendi milletine ihanetlerini hoş görüyor ve bu konuda da tarihi bazı olayları öne sürüyor. Unutulmasın ki Kamran İnan bu tutumuyla şerefli atalarına değil atalarına ihanet eden insanlara yakın olmaktadır.
 


 
23.09.2007 tarihinde Mufid Yuksel <muf...@gmail.com> yazmış:

Mufid Yuksel

unread,
Sep 23, 2007, 8:36:14 AM9/23/07
to diwa...@googlegroups.com
 
Merhabalar,
 
Size Şeyhülislâm Tokatlı Mustafa Sabri Efendi'den söz edeceğim. Bu zat Osmanlı'nın son ünlü Şeyhülislamlarından biriydi. Büyük bir alimdi. Çeşitli eserler kaleme almıştı. Hatta Sadrazam vekilliği bile yapmıştı. İstanbul işgal edilip Ankara hükümeti kurulunca, Lozan'dan sonra 150'liklerden ilan edilir.(Lozan Andlaşması gereğince ilan edilen aff-ı umumi kapsamı dışında tutulan 150 kişi) . Ülkeyi terke zorlanır. Yunanistan'a Batı Trakya'ya gider. Orada Yarın diye bir gazete çıkarır.Bir ara Sabık Sultan Vahideddin ve yine yüzelliliklerden Rıza Tevfik ile beraber Hicaz'a Hacc'a gider. Ancak Hicaz Şerifler'in idaresinde olduğu için orada da duramayıp, Yunanistan'a döner. Burada Yarın Gazetesini çıkarmaya devam eder. Türkiye'den bütün umudunu keser. Hilafetin lağvi ve şapka kanunundan sonra, "Türklükten İstifa Ediyorum" başlıklı bir şiir yayınlar. Şiirin son dörtlüğü şu şekildedir:
 
Bende aynıyla reddedip Türk'ü
Attım üstümden en elîm yükü
Tevbe Ya Rabbi Tevbe Türklüğüme!
Beni Türk milletinde addetme!..
(Yarın Gazetesi: 29/7/1927)
 
Şeyhülislam Mustafa Sabri bundan sonra ise Şam'a gidip yerleşir. Ardından vefatına kadar yaşayacağı Kahire'ye yerleşir. Artık bu dönemde hiç Türkçe makale ve kitap yazmaz. Bütün kitap ve makalelerini tamamen Arapça kaleme alır. Türklükten iyice sıyrılmak için Matüridiliği bırakıp, Eş'arî olur. Hatta bu konuda Matüridiliği de sert bir şekilde eleştiren   موقف البشر تحت سلطان القدر  Mevkifu'l-Beşer Tahte Sultâni'l-Kader adlı eserini yayınlar. Ayrıca, Hanefî mezhebini bırakıp Şafiî olur. Türkiye'deki inkılaplar aleyhinde çeşitli Arapça kitaplar kaleme alır. Şeyhülislâm Mustafa Sabrî 1954 yılında Kahire'de vefat eder.
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages