KÜRTÇE “SEÇMELİ DERS” DEĞİL “EĞİTİM DİLİ” OLMALIDIR
Başbakan Recep Tayip Erdoğan,
TBMM grubunda Kürtçe dersinin “seçmeli ders” olacağını açıkladı. Milli Eğitim
Bakanı Ömer Dinçer de bu açıklamadan sonra yanında Talim ve Terbiye Kurulu
Başkanı Prof. Emin Karip olduğu halde bazı gazetecilere “yeni seçmeli ders
sistemi” hakkında detaylı bilgi verdi. 4 + 4 + 4 eğitim yasasını hayata
geçirmek için “taslak ders çizelgeleri”ni hazırlayan Milli Eğitim Bakanlığı,
Kürtçe dersinin ikinci 4’te “Yaşayan Diller ve Lehçeler” adıyla haftada iki
saat ve “seçmeli olarak” verilmesini öngördü. Bakan Dinçer, bir seçmeli dersin
açılması için 10 - 12 kişilik talep gerekeceğini anlattı. Talep olduğu sürece
listede yer alan hiçbir dersi açmaktan kaçınmayacaklarını anlatan Dinçer,
seçmeli derslerin çakışmaması için belli saatleri “seçmeli ders saati” olarak
ayıracaklarını söyledi. Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre bir öğrenci İngilizce
ve Kürtçe arasında bir tercih yapıp istediği dili öğrenme hakkına sahip olacak.
Bütün bu tartışma ve çabalar gösteriyor ki, Türk egemen statükonun Kürt
milletine yönelik üstten bakma ve aşağılama tavrında hiçbir değişiklik
olmamıştır. Yasak, inkâr, imhâ ve asimilasyon ile geçen yüz yıla yakın kirli
geçmişin bugün geldiği nokta, insan onur ve haysiyeti açısından utanç
vericidir. Bizler bu niyet ve girişimi bir komedi olarak niteliyoruz.
Dünyanın en kadim dillerinden biri olan Kürtçe (Kurmancî ve Zazakî)’yi konuşan
Kürt milletinin talepleri bellidir ve gayet nettir:
1 – Kürtçe’nin ilkokuldan üniversite bitimine kadar “eğitim dili” olarak
kabul edilmesi,
2 – İsimleri zorla değiştirilip uyduruk Türkçe isimler verilen yerleşim
birimlerinin Kürtçe gerçek isimlerinin iade edilmesi.
Bizler âzîz milletimizin bu iki haklı ve fıtrî talebin “ama”sız ve “fakat”sız
karşılanması dışındaki hiçbir girişim ve düzenlemeyi kabul etmiyoruz /
etmeyeceğiz. Çünkü âzîz milletimizin talep ettiği bu haklar, hem ilâhî dînlerin
hem de evrensel hukukun teminatı altında olan haklardır.
Kürt çocuklarına Kürtçe’yi “seçmeli dil” olarak öğretmek, Kürtler’e hakarettir.
Çocuklar okullarda “seçmeli ders” olarak kendi anadillerini değil, başka bir
dili öğrenirler. Dolayısıyla Kürtçe okullarda “seçmeli ders” olarak
öğretilebilir, evet, fakat Kürt çocuklarına değil, anadilleri Türkçe olan Türk
çocuklarına. Anadilleri Kürtçe olanların çocukları zaten ilkokul çağına kadar
sadece Kürtçe konuşmakta, hiç Türkçe bilmemekte ve Türkçe’yi ilkokulda
öğrenmektedirler. Devlet istiyorsa ve uygun görüyorsa, Türkçe’yi haftada iki
saat “seçmeli ders” yaparak Kürt çocuklarına öğretebilir. Bunda hiçbir sıkıntı
yoktur. Fakat Kürtçe’yi haftada iki saat “seçmeli ders” yaparak Türk
çocuklarına öğretmelidir.
Hele ki bunu İngilizce ile Kürtçe arasında bir tercih yapmaya zorlayarak
yaptırmak, devletin yüz yıldır değişmeyen “şark kurnazlığı”ndan başka bir şey
değildir. Hangi veli, zaten evinde konuşulan dil yüzünden çocuğunu İngilizce
öğrenmekten mahrum bırakmak ister?
Çocuğunun İngilizce öğrenmekten mahrum kalmaması için veliler doğal olarak
İngilizce’yi tercih edecek, devlet de her zamanki “şark kurnazlığı”na
başvurarak, “İşte gördünüz! Okullarda Kürtçe dersi verdik, ama kimse almak
istemedi. Dolayısıyla Kürtçe derslere yönelik bir talep yok. Bu talep siyasî
nedenlerle öne sürülüyor” diyecektir. Ki biz devletin bu “şark kurnazlığı”nı
daha önce “Kürtçe kurslar” konusunda da görmüştük.
Dünyada 40 milyon, Türkiye’de ise 20 milyon insanın konuştuğu Kürtçe,
ilkokul başından üniversite sonuna kadar “eğitim dili” olmalıdır. Hem ilâhî dînlerin
hem de evrensel hukukun kabul ettiği tek çözüm yolu budur. Kürt milletinin bu
talebi, dünya üzerindeki tüm dîn, hukuk, felsefe ve ideolojilere göre haklı
olan bir taleptir. Kürt milletinin bu talebini haklı olarak görmeyen dünyadaki
tek ideoloji, Türkiye’de egemen olan laik – kemalist ideolojidir.
Yaşadığımız ülkede İttihatçı kadrolar tarafından kurulan kemalist rejim, Türk
ulusçuluğu politikası güderek ülkeyi tıpkı İzlanda adası gibi “tek dil ve tek
kavim”den oluşan bir ülke yapmaya çalışmış, bu çabasının bir sonucu olarak,
Türkler dışındaki kavimlerin, Kürt, Laz, Çerkez, Arap, Rum, Ermenî, Gürcü,
varlıkları dahi inkâr edilmiş, herkesin “Türk” olduğunu iddiâ etmiş, halen dahi
olduğu gibi herkese “Türk” demiş, Kürtçe, Çerkezce, Lazca, Gürcüce, Arapça,
bütün dilleri bizzat kanunla yasaklamış ve bu yasağa muhalefet edenleri en ağır
şekilde cezalandırmış, Kürtçe, Lazca, Çerkezce, Rumca, Ermenîce, Arapça olan
bütün köy ve şehirlerin, göl ve ırmakların, dağ ve ovaların isimlerini halkın
rızası olmadan zorla değiştirip onlara uyduruk Türkçe isimler vermiş,
Türklük’ten, Türkçe’den ve Türkçe isimlerden başka hiçbir şeye hayat hakkı
tanımamıştır.
Oysa bugün dünya ülkelerine baktığımızda, pekçok ülkenin birden fazla resmî
dili olduğunu, sadece bir resmî dili olanların bile Türkiye’de olduğu gibi
diğer dillere karşı inkârcı ve asimilasyoncu bir politika takip etmediğini
görürüz.
Dünya üzerindeki pekçok ülkenin 2 resmî dili vardır. Bu ülkeler şunlardır: Büyük
Britanya (İngilizce ve Galce), İrlanda (İrce ve İngilizce), Finlandiya
(Fince ve İsveççe), Beyaz Rusya (Biyelo Rusça ve Rusça), Malta
(Maltaca ve İngilizce), Vatikan (İtalyanca ve Latince), Makedonya
(Makedonca ve Arnavutça), Gürcistan (Gürcüce ve Abhazca), Irak
(Arapça ve Kürtçe), Afganistan (Peştuca ve Dehrî Farsçası), Pakistan
(Urduca ve İngilizce), Hindistan (Hintçe ve İngilizce), Sri Lanka
(Singhalezce ve Tamilce), Kırgızistan (Kırgızca ve Rusça), Filipinler
(Pilipino ve İngilizce), Doğu Timor (Tetumca ve Portekizce), Fiji
(Fiji dili ve İngilizce), Marshall Adaları (Marshall yerli dili ve
İngilizce), Palau (Palauca ve İngilizce), Samoa (Samoaca ve
İngilizce), Tonga (Tongaca ve İngilizce), Yeni Zelanda (Maori
dili ve İngilizce), Somali (Somali dili ve Arapça), Cibuti
(Arapça ve Fransızca), Burundi (Kirundi ve Fransızca), Kenya
(Kisuaheli ve İngilizce), Lesotho (Sesotho ve İngilizce), Madagaskar
(Malagassi ve Fransızca), Moritanya (Arapça ve Fransızca), Swasiland
(Siswati ve İngilizce), Tanzanya (Kisuaheli ve İngilizce), Çad
(Arapça ve Fransızca), Kamerun (Fransızca ve İngilizce), Ekvator
Ginesi (İspanyolca ve Fransızca), Haiti (Fransızca ve Fransız
Kreolcası), Kanada (İngilizce ve Fransızca).
Hatta dünya üzerinde pekçok ülkenin de 3 resmî dili vardır. Bu ülkeler
şunlardır: Belçika (Flamanca, Fransızca ve Almanca), Lüksemburg
(Lëtzeburgca, Fransızca ve Almanca), Bosna – Hersek (Boşnakça, Sırpça ve
Hırvatça), Vanuatu (Bislama, İngilizce ve Fransızca), Eritre
(Tigrince, Arapça ve İngilizce), Ruanda (Kinyarwanda, Fransızca ve
İngilizce), Komor Adaları (Komorca, Arapça ve Fransızca), Seyşel
Adaları (Fransız Kreolcası, Fransızca ve İngilizce), Bolivya
(İspanyolca, Aimará Kızılderili dili ve Keçua Kızılderili dili), Peru
(İspanyolca, Aimará Kızılderili dili ve Keçua Kızılderili dili).
Hatta hatta, dünya üzerinde, tam 4 tane resmî dili olan ülkeler bile vardır. Bu
ülkeler şunlardır: İsviçre (Almanca, Fransızca, İtalyanca ve
Retoromanşça), İspanya (İspanyolca, Katalonca, Galiççe ve Baskça), Singapur
(Malayca, Tamilce, Mandarin Çincesi ve İngilizce).
Görüldüğü üzere, dünya üzerinde tek resmî dili olan ülkeler olduğu gibi, 2, 3
ve hatta 4 resmî dili olan ülkeler de vardır.
Ancak dünya üzerinde, bütün ülkeler arasından iki ülke vardır ki, bunlar
“mükemmellik” üst sınırını bile aşan, tüm dünyaya ve insanlık ailesine örneklik
teşkil edecek, tüm insanlığa eşitlik ve kardeşlik dersi verecek nitelikte
muazzam bir uygulamaya evsahipliği yapmaktadırlar. Bunlar, Güney Afrika
Cumhuriyeti ve Bolivarcı Venezuela Cumhuriyeti’dir.
Afrika kıt’âsının en güneyinde bulunan Güney Afrika Cumhuriyeti’nin, sıkı
durun, tam 11 tane resmî dili vardır. Evet, yanlış okumadınız; 11 tane resmî
dil. Bu diller şunlardır: Afrikaans, İngilizce, Güney Ndebele, Güney Sotho,
Kuzey Sotho, Swati (Swazi), Tsonga, Tswana, Venda, Xhosa ve Zuluca.
Bu 11 dil arasından Afrikaans ve İngilizce, yüzyıllar boyunca bu toprakları
ırkçı Apartheid rejimiyle yöneten beyaz azınlığın dilleridir. İngilizce
bildiğimiz İngilizce’dir, Afrikaans ise “Boer” (Flamanca’da “Çiftçi” demek)
olarak adlandırılan Hollanda kökenli beyazların konuştuğu dildir; Flamanca ile
yerli Afrika dillerinin karışımından oluşmuş melez bir dildir. Diğer 9 dil ise,
ülkedeki siyahî çoğunluğun konuştuğu yerli dillerdir.
Gelelim Venezuela’ya... Venezuela bundan bile daha mükemmel bir sistem kurarak,
adetâ “mükemmelikte sınır yoktur” özdeyişini haykırmaktadır.
Federasyonla yönetilen, anti – emperyalist kimliğiyle dünya haritasında onurlu
ve şerefli bir yeri olan, başta Gazze ve Filistin halkı olmak üzere dünyadaki
tüm direnişçi mazlum halklarla erdemli bir dayanışma içerisinde olan
Venezuela’nın kaç resmî dili vardır, biliyor musunuz? 3 değil, 5 değil, 15 de
değil, 25 de değil, 35 de değil. Venezuela’nın “sayısız ve sınırsız resmî
dilleri” vardır.
Şimdi diyeceksiniz ki, bu nasıl olmaktadır? Şöyle olmaktadır: Venezuela’nın
birinci resmî dili, İspanyolca’dır. İspanyolca haricinde ise, sadece
Venezuela topraklarında değil, bakın dikkat edin, sadece Venezuela’da değil, en
kuzeyden en güneye bütün Amerika kıt’âsında konuşulan ne kadar Kızılderili dili
varsa, onlarca, yüzlerce, ne kadar Kızılderili dili varsa, bunların hepsi
Venezuela’nın resmî dilidir. Venezuela anayasasında da açıkça yazıldığı üzere,
tüm Amerika kıt’âsında konuşulan bütün Kızılderili dilleri Venezuela devletinin
resmî dilleridirler.
Bugün Kızılderili dilleri, üç ana grupta toplanmaktadır: Kuzey Amerika
Dilleri (Algonkin – Wakash, Hoka – Sioux, Na – Dene, Penutia, Uto – Aztek –
Tano), Orta Amerika ve Meksika Dilleri (Kwitlatek, Lenka, Maya – Soke,
Miskito – Matagalpa, Otomi / Otomang, Paya, Tarask, Xikak, Wave / Huave), Güney
Amerika ve Antil Dilleri (Arawak, Chibcha, Guahibo, Guaykuru, Karaib,
Kichu, Pano, Takuna, Tupi – Guarani, Ze / Je).
Bugün Amerika kıt’âsında konuşulan onlarca Kızılderili dili vardır ancak
bunlardan sadece 6 tanesi, yarım milyon ve üzeri insan tarafından konuşulur. Bunlar
Quechua (Keçua), Guaraní, Aimará, Nahuatl, Maya dilleri ve Mapudungca’dır.
Diğer tüm Kızılderili dillerini konuşanların sayısı, yarım milyonun altındadır.
Amerika kıt’âsında konuşulan onlarca, yüzlerce Kızılderili dilinin hepsi de
Venezuela devletinin resmî dilidir ve bu Venezuela anayasasında da
belirtilmiştir. Bir Kızılderili dili ister Venezuela’da konuşulsun ister
konuşulmasın, Kızılderili dili olduğu için Venezuela Cumhuriyeti’nin resmî
dilidir. Örneğin Nahuatl dili Meksika’daki Kızılderililer tarafından, Quechua
dili Peru’daki Kızılderililer tarafından, Aimará dili Bolivya’daki
Kızılderililer tarafından, Guaraní dili Paraguay’daki Kızılderililer
tarafından, Mapuche dili de Şili’deki Kızılderililer tarafından konuşulur; bu
dilleri Venezuela’daki Kızılderililer konuşmasa da Venezuela’nın resmî dilidir.
Çünkü Kızılderili dilidir. Dünyada ne kadar Kızılderili dili varsa hepsi de
Venezuela devletinin resmî dilidir.
İşte Güney Afrika ve Venezuela’da böylesine mükemmel ve adaletli, hakkaniyetli
modeller hayata geçirilmiştir. Güney Afrika Cumhuriyeti, ülkede siyahîlerin
konuştuğu bütün yerli dilleri, Bolivarcı Venezuela Cumhuriyeti de tüm kıt’âdaki
Kızılderililer’in konuştuğu bütün yerli dilleri “devletin resmî dili”
yapmışlardır. Güney Afrika ve Venezuela’nın pratik hayata geçirdiği bu
uygulamalardan daha muhteşem bir şey var mı bu dünyada?
Kaderin cilvesine bakın ki, bugün tam 11 tane resmî dili olan ve bu yönüyle
dünyanın en özgürlükçü ülkeleri arasında başı çeken Güney Afrika
Cumhuriyeti’nin bundan daha 20 sene öncelerde ırkçı – faşist Apartheid
rejimiyle yönetilmesi, küçük bir mutlu beyaz azınlığın milyonlarca siyâhî
çoğunluğa hükmetmesi, siyâhların insan yerine bile konulmaması, okula gitme
haklarının bile olmamasıydı. Dolayısıyla, tahakkümleri altında tuttukları
topraklarda halka zorla ve baskıyla dayattıkları “tek ırk, tek dil, tek tek
tek...” rejimlerinin ilelebed devam edeceğini sananlar, kendi geleceklerini
görmek istiyorlarsa, Güney Afrika’daki Apartheid rejiminin akıbetine
bakabilirler.
Alpler’in güzel ülkesi İsviçre’nin tam 4 tane resmî dili vardır ve bu
anayasanın 4. maddesinde belirtilir. Bu diller Almanca, Fransızca, İtalyanca
ve Retoromanşça’dır. 4 tane resmî dili olan İsviçre’nin Almanca adı “Schweiz”,
Fransızca adı “Suisse”, İtalyanca adı “Svizzera”, Retoromanşça
adı ise “Svizra” şeklindedir.
İsviçre 41 bin 285 km²’lik bir coğrafyada 7 milyon 785 bin 800 kişinin yaşadığı
bir ülke olduğu için, Avrupa kıt’âsının en yoğun yerleşimli toprakları arasında
yer alır. 4 tane yerli dili olan ve dördünün de resmî dil statüsünde olduğu
İsviçre nüfûsunun % 63, 7’si Almanca, % 20, 4’ü Fransızca, % 6, 5’i İtalyanca,
% 0, 5’i ise Romanş dilleri konuşur. Bunlar yerli halkın konuştuğu diller
olduğu için hepsi de ülkenin resmî dilidirler. Dört tane dilin konuşulduğu
İsviçre’de, sadece 450 bin kişinin konuştuğu İtalyanca ile sadece ve sadece
36 bin kişinin konuştuğu Retoromanşça dahil olmak üzere ülkede konuşulan tüm
anadiller “resmî dil” statüsündedir.
İsviçre’nin 4. resmî dili olan Retoromanşça’yı konuşanların ülkedeki toplam
nüfûsu, Türkiye’deki bir ilçenin nüfûsu kadardır. Sadece 36 bin kişi
konuştuğu halde, ülkenin yerli dili olduğu için devletin resmî dillerinden
biridir. Romanş dilinin 5 ayrı lehçesi konuşulur bu ülkede. Bunlar; Sursilvan,
Sutsilvan, Surmiran, Putér, Vallader lehçeleridir. Sayıları 36 bin olan
Romanşlar, kaldı ki tüm ülkeye dağılmış şekilde de yaşamamaktadırlar.
Romanşlar, ülkenin en güneydoğu kantonu olan (bizdeki Hakkari gibi) Grischun (Grigioni;
Graubünden) kantonunda yaşarlar ki bu kanton, küçük köylü kızı Heidi’nin
hayatının anlatıldığı çizgi filmde izlediğimiz kantondur. Romanşlar,
isimlerinden de anlaşılacağı üzere, İsviçre’de yaşayan çingenelerdir.
Oysa Türkiye’de Türkçe dışındaki dillere hayat hakkı bile tanınmadığı için,
anadilleri Türkçe olmayanlar bile 6 veya 7 yaşında okula başladıklarında Türkçe
öğrenmek zorunda kalmakta, diğer taraftan, Kürtçe, Lazca veya Çerkezce
konuşanların sayısı giderek azalmaktadır. Bugün Kürtler arasında öyle aileler
var ki, yaşlı insanlar kendi öz torunlarıyla bile arada tercüman olmadan
anlaşamamakta, öte yandan Lazca ise tamamen unutulmakta ve önlem alınmazsa
Latince gibi “ölü dil” olmaya doğru gitmektedir. Bu bir insanlık ayıbıdır,
ülkemiz için bir utançtır. Hepimiz için bir utançtır bu.
Türkiye, 20 milyon kişinin konuştuğu Kürtçe ile yine ülkenin diğer bir yerli
dili olan Lazca’ya hayat hakkı bile tanımamışken, bu yöndeki taleplere karşı
devletin yöneticileri sıfatını taşıyanlar bile adeta alay edercesine, dalga
geçercesine “özel kurslar”dan, “seçmeli dersler”den bahsederken, İsviçre sadece
450 bin kişinin (Türkiye’deki bir ilin nüfûsu kadar) konuştuğu İtalyanca’yı
“devletin 3. resmî dili”, sadece 36 bin kişinin (Türkiye’deki bir ilçenin
nüfûsu kadar) konuştuğu Retoromanşça’yı “devletin 4. resmî dili” yapmıştır.
İsviçre’nin 1. resmî dili olan Almanca’yı konuşanların veya 2. resmî dili olan
Fransızca’yı konuşanların İtalyanca veya Retoromanşça bilip bilmemesi, bu dili
anlayıp anlamaması belirleyici bir durum değildir. Alman veya Fransız
kökenlilerin “Ay ben o dili anlamıyorum ama” şeklindeki kaprisleri bir anlam
ifade etmemektedir. Çünkü önemli olan, başkalarının sizin dilinizi anlayıp
anlamamasından önce, bizzat sizin kendi dilinizi anlayıp anlamamanızdır. Bir
topluluğun başka bir dili anlamaması, o dilde okuyup yazamaması, o dilde eğitim
alamaması telafi edilebilecek, belki de telafiye gerek bile olmayacak bir
konudur ancak bir topluluğun kendi anadilini anlayamaması, o dilde okuyup
yazamaması, o dilde eğitim alamaması, telafisi nesiller boyu mümkün olmayacak
bir insanlık suçudur, insanlık ayıbıdır; bir kültür soykırımıdır.
İsviçre’de hiçbir dilin diğer bir dile, hiçbir kavmin diğer bir kavme, hiçbir
ırkın diğer bir ırka herhangi bir üstünlüğü yoktur. Ülkedeki yerli halklar
tarafından konuşulan bütün ana diller “resmî dil” statüsündedir; ülkede ne
kadar dil konuşuluyorsa devletin de o kadar resmî dili vardır. Örneğin
Aargau, Appenzell – Ausserrhoden (Appenzell Dış Rhoden), Appenzell –
Innerrhoden (Appenzell İç Rhoden), Basel – Landschaft (Basel Kırsal), Basel –
Stadt (Basel Şehir), Glarus, Luzern, Nidwalden, Obwalden, Schaffhausen, Schwyz,
Solothurn, St. Gallen, Thurgau, Uri, Zug ve Zürich (Zürih) kantonlarında resmî
dil Almanca, Genève (Cenevre), Jura, Neuchâtel ve Vaud kantonlarında
resmî dil Fransızca, Ticino kantonunda resmî dil İtalyanca, iki
dil birden konuşulduğu için iki tane resmî dili olan başkent Bern, Fribourg
(Freiburg) ve Valais (Wallis) kantonlarında resmî dil Almanca ve Fransızca,
üç dil birden konuşulduğu için üç tane resmî dili olan Grischun (Grigioni;
Graubünden) kantonunda ise resmî dil Retoromanşça, İtalyanca ve Almanca’dır.
Aslında İsviçre’deki bu sosyal ve etnik yapı, bizim ülkemizde de mevcuttur.
Bizim ülkemizde, doğudaki Kürdistan topraklarında Kürtçe’nin Kûrmancî
(Kumançça) ve Dımılî (Zazaca) lehçeleri ile Arapça’nın yöresel ağızları,
kuzeydoğudaki Lazistan topraklarında ise Lazca ve Gürcüce “anadil” olarak
konuşulur. Bununla birlikte, batıdaki kimi adalarda Yunanca bile anadil olarak
hâlâ yerli halk tarafından konuşulmaktadır. Bozcaada ve Gökçeada gibi. İstanbul
Adalar’da da durum böyledir. Ancak Türkiye’de faşizan – şoven bir yönetim hâkim
olduğu için, bu diller bırakın resmîyette tanınmayı, bilâkis kanunla
yasaklanmış, insanlar anadilleri için yıllarca bedel ödemişlerdir. Anadilleri
Kûrmançça, Zazaca, Arapça, Lazca, Gürcüce, Çerkezce (Adiğece, Abazaca, Çeçence,
İnguşça) olan insanların kendi dilleriyle eğitim görmeleri dahi yasak
olduğundan, ilkokuldan başlayarak zorla Türkçe eğitime tabi tutulmuşlar ve
asimile edilmeye çalışılmışlardır. Bunun sonucu olarak bazı diller, örneğin
Lazca gibi, bugün neredeyse unutulmaya yüz tutmuş ve tamamen yok olma
tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır. Avrupa’nın ortasındaki dağlık bir
coğrafyada sosyal adaletin hâkim olduğu böylesine birleştirici ve eşitlikçi bir
siyasal örgü hayata geçirilmişken, medeniyetlerin beşiği olan, farklı dil, dîn,
kavim ve kültürlerin yüzyıllar boyunca barış içinde birarada yaşadığı, adetâ
“farklılıklar coğrafyası” olan Anadolu topraklarında böylesine ırkçı – şoven
bir yönetim anlayışının hâkim olması, ne kadar acı ve tezat bir durumdur, değil
mi?
İsviçre’de, bir şehirde veya köyde yaşayan halk hangi dili konuşuyorsa, o
şehir veya köyün ismi de o dildedir. Bu durum ülkeyi bölmek bir yana,
bilakis bölünme gibi tehlikelere karşı bir emniyet sübabıdır. Hiç kimse
kendisini bu toprakların asıl sahibi, yekdiğerini de bir sığıntı, yabancı
olarak görmez. Kimse de aslını inkâr edip kendisini başka bir kavme nisbet etmeye
zorlanmaz. Herkes kendisidir ve üst kimliği “İsviçreli” olmaktır. Bir
kantonda veya şehirde halk hangi dili konuşuyorsa, o bölgenin veya kentin resmî
dili odur.
Meselâ Basel, Zürih, Schaffhausen, St. Gallen gibi kentlerde resmî dil Almanca,
Neuchâtel, Fribourg, Lozan, Sion ve Cenevre gibi kentlerde resmî dil Fransızca,
Bellinzona, Chiasso, Locarno gibi kentlerde resmî dil İtalyanca, Domat,
Rhäzüns, Bonaduz, Trin gibi kentlerde resmî dil Romanş dilleri (Sursilvan,
Sutsilvan, Surmiran, Putér, Vallader lehçeleri) olup bu durum ülkeyi ne
bölmekte, ne de herhangi iç ve dış güçlerin hain emellerine hizmet etmektedir. Zaten
şehirlerin sadece isimlerine bile baktığınızda, o yerleşim biriminin resmî
dilinin hangisi olduğunu hemen anlıyorsunuz.
İsviçre’de sakinlerinin Almanca konuştuğu bütün şehir ve köylerin isimleri
Almanca’dır, artı, böyle olduğu için orada resmî dil de Almanca’dır. Bu
yerleşim birimlerinin sadece isimlerine bile baktığınızda, orada yaşayan
insanların Almanca konuştuklarını anlarsınız: Basel, Zürich, Rheinfelden,
Laufenburg, Schaffhausen, St. Gallen, Kreuzlingen, Stein am Rhein, Rorschach,
Romanshorn, Aarau, Zug, Herisau, Frauenfeld gibi.
İsviçre’de sakinlerinin Fransızca konuştuğu bütün şehir ve köylerin isimleri
Fransızca’dır, artı, böyle olduğu için orada resmî dil de Fransızca’dır. Bu
yerleşim birimlerinin sadece isimlerine bile baktığınızda, orada yaşayan
insanların Fransızca konuştuklarını anlarsınız: Neuchâtel, Fribourg,
Lausanne, Sion, Genève, Nyon, Vevey, Montreux, Yverdon – les – Bains, Biel, La
Chaux de Fonds, Le Locle, Delémont gibi.
İsviçre’de sakinlerinin İtalyanca konuştuğu bütün şehir ve köylerin isimleri
İtalyanca’dır, artı, böyle olduğu için orada resmî dil de İtalyanca’dır. Bu
yerleşim birimlerinin sadece isimlerine bile baktığınızda, orada yaşayan
insanların İtalyanca konuştuklarını anlarsınız: Bellinzona, Chiasso,
Locarno, Ascona, Lugano, Mendrisio, Chiasso, Biasca, Santa Doméníca, Personico,
Gordola gibi.
İsviçre’de sakinlerinin Retoromanşça konuştuğu bütün şehir ve köylerin isimleri
Retoromanşça’dır, artı, böyle olduğu için orada resmî dil de Retoromanşça’dır.
Bu yerleşim birimlerinin sadece isimlerine bile baktığınızda, orada yaşayan
insanların Retoromanşça konuştuklarını anlarsınız: Domat, Rhäzüns, Bonaduz,
Trin, Bergün, Stügli, La Rósà gibi.
Aynı durum sadece yerleşim birimlerinin isimlerinde değil, dağ, göl, ırmak ve
şelâle isimlerinde de göze çarpmaktadır. Örneğin ülkenin en büyük gölü
Fransızca konuşulan bölgede olduğu için ismi “Lac Léman” (Leman Gölü)
şeklinde, üçüncü büyük gölü yine Fransızca konuşulan bölgede olduğu için ismi “Lac
de Neuchâtel” (Neuchatel) şeklinde iken, ülkenin ikinci büyük gölü Almanca
konuşulan bölgede olduğu için ismi “Bodensee” (Konstanz Gölü), beşinci
büyük gölü yine Almanca konuşulan bölgede olduğu için ismi “Vierwaldstättersee”
(Vierwaldstatt Gölü) şeklindedir. Buna karşılık, ülkenin dördüncü büyük gölü
İtalyanca konuşulan bölgede olduğu için ismi “Lago Maggiore” (Verban
Gölü) şeklindedir. Avrupa’nın en büyük şelâlesine sahip olma gururunu yaşayan
İsviçre’de bu muhteşem çağlayan Almanca konuşulan bölgede olduğu için ismi “Rheinfall”
(Ren Şelâlesi) şeklindedir.
Hatta öyle ki, bir şehrin içindeki semtlerde dahi bu durum göze çarpmaktadır.
Aynı şehirdeki bir semtte veya mahallede oturanların anadili İtalyanca ise o
semtin veya mahallenin ismi de İtalyanca, semt sakinlerinin anadilleri Almanca
ise semtin adı da Almanca, mahallede Fransızca konuşuluyorsa mahallenin ismi de
Fransızca’dır. Örneğin başkent Bern’e bakalım: Bern şehrinde anadilleri Almanca
olan sakinlerin oturduğu semtlerin isimlerine bakınız; Neufeld, Brückfeld,
Länggasse, Stadtbach, Wankdorffeld, Breitfeld, Breitenrain, Spitalacker,
Obstberg, Kirchenfeld... Bern şehrinde anadilleri Fransızca olan sakinlerin
oturduğu semtlerin isimlerine bakınız; Vilette, Monbijou, Beaumont,
Lorraine... Bern şehrinde anadilleri İtalyanca olan sakinlerin oturduğu
semtlerin isimlerine bakınız; Matte, Marzili, Dalmazi... Bütün bu
isimlerini saydığımız semt ve mahalleler, aynı şehrin semt ve mahalleleridirler.
Bunun adı medenîyettir işte, kardeşlerim, medenîyet! Türkiye’de ise bir
tane resmî dil vardır ve Türkçe bilen bir Allâh’ın kulunun yaşamadığı yerlerde
bile resmî dil Türkçe’dir. Türkçe dışındaki diller bırakın resmîyette
tanınmayı, bizzat kanunla yasaklanmıştır ve Kürtçe konuştukları için 80 yıl
boyunca pek çok insan hayatlarından dahi olmuşlardır.
Coğrafî bölgelerin ve yerleşim birimlerinin etnik ve dilsel yapıları bakımından
bizim ülkemiz de tıpkı İsviçre gibidir. Fakat İsviçre’de hiçbir yerleşim biriminin
adı zorla değiştirilmemiş, ona uydurma ve asimileci bir isim verilmemiştir.
Türkiye’de ise Cumhuriyet tarihi boyunca 12 bin 211’i köy ismi olmak üzere
tam 28 bin yerleşim biriminin ismi zorla değiştirilmiş, Kürtçe, Ermenîce,
Arapça, Rumca, Lazca, Çerkezce isimler ortadan kaldırılıp bunlara uydurma
Türkçe isimler verilmiştir.
Fakat kendi ülkemizdeki güzel beldelerimizin, köy ve şehirlerimizin gerçek
isimlerine baktığımızda, bizdeki durumun da aslında tıpkı İsviçre’deki gibi
olduğunu hemen anlarız. Kürdistan coğrafyamızda şehirlerin gerçek isimleri
genelde Kürtçe’dir. Örneğin; Agırî (Ağrı), Çêwlîk (Bingöl), Çolamerg
(Hakkari), Mêrdîn (Mardin), Mıj (Muş), Qerıs (Kars), Zêdkan
(Eleşkirt), Piran (Dicle), Dara Hênê (Genç), Kaniya Reş
(Karlıova), Çêle (Çukurca), Nahalê Zelal (İliç), Hezo
(Kozluk), Avşîn (Afşin), İd (Narman), Şiro (Pötürge), Gûla
Hazar (Sivrice), Kerboran (Dargeçit), Serê Kani
(Ceylanpınar), Beheştî (Besni), Tillo (Aydınlar), Gırigê Amo
(Silopi), Xawa Sor (Gürpınar), Norşîn (Güroymak) gibi. Ancak bu
şehirlerin hepsinin Kürtçe olan gerçek isimleri yasaktır ve hepsine uyduruk
Türkçe isimler verilmiştir. Bu da, halkın rızası olmadan, zor ve cebir
kullanılarak yapılmıştır.
Aynı şekilde, Lazistan coğrafyamızda da şehirlerin gerçek isimleri genelde
Lazca veya Gürcüce’dir. Örneğin; Kerasunt (Giresun), Kotyora
(Ordu), Livane (Artvin), Tirapezun (Trabzon), Xopa Lazistan
(Hopa), Arhavî Kolheti Lazika (Arhavi), Artanuçi İberya
(Ardanuç), Borçka Borçishêvi (Borçka), Livane İberya (Yusufeli), Artaşenî
(Ardeşen), Hamşenî (Hemşin), Mampavri (Çayeli), Potamya
(Güneysu), Viçe (Fındıklı), Dirona (Yomra), Haçka
(Düzköy), Kadahor (Çaykara), Kondi (Dernekpazarı), Ruzar
(Köprübaşı), Harşit (Doğankent), Palakî (Yağlıdere), Gadegara
(Vezirköprü), Matasyun (Atakum), Miskire (Çarşamba), Termizun
(Terme), Zelika (Alaçam) gibi.
Bununla birlikte, meselâ Hatay ilimizdeki yerleşim birimlerinin gerçek isimleri
de Arapça’dır. Örneğin; Alallâh (Reyhanlı), Bab-ı İskenderun
(Belen), Beysun Muradiye (Yayladağı), Quseyr (Altınözü), Sûweydiye
el- Mina (Samandağ) gibi.
Tıpkı bunun gibi, meselâ Kayseri ilimizin Liva (Pınarbaşı) ilçesine bağlı
köylerin gerçek isimleri genelde Çerkezce’dir. Örneğin; Lğur Hable
(Aşağımescit), Ipş Hable (Aşağıbeyçayırı), Ş’Jambotey
(Aşağıborandere), Gost Hable (Aşağıkaragöz), Xıt Hable
(Aygörmez), Apşo Hable (Büyükgümüşgün), Aslin Hable (Karaboğaz), Ynalgoy
(Dikilitaş), Gothaley (Gebelek), Gunaşey (Halitbeyören), Qızak
Hable (Hilmiye), Hevşey Kafkasya (İnliören), Birgotey
(Küçükgümüşgün), Jiya Yago (Kırkgeçit), Sasix Hable (Kırkpınar), Anzorey
(Kaftangiyen), Şigê Begoy (Kurbağalık), Gılş Hable (Kılıçmehmet),
Mudarey (Methiye), Jambo Tey (Olukkaya), Kunuj Hable
(Sacayağı), Toğ Hable (Taşlıgeçit), Guraşin Hable (Tahtaköprü), Hapaşey
Batirdegu Hable (Taşoluk), Lak Hable (Tersakan), Xatıgê Geycuğ
Şoke Kafkasya (Üçpınar), Yınerıgey (Uzunpınar), Xatukê Sukuey
Goyıj Kabardino (Yahyabey), Kuşha Hecî Kanşawa (Karahalka) gibi.
İşte kültür ve medeniyetten, kardeşlik ve birarada yaşama kültüründen zerre
kadar nasibini almamış olan laik – kemalist rejim tarafından Anadolu
topraklarındaki Kürtlük, Lazlık, Gürcülük, Çerkezlik, Araplık adına ne varsa,
herşey zor ve zorbalık ile ortadan kaldırılmaya ve yok edilmeye çalışılmış,
bütün bu kavim ve diller, isimler, “Türklük” potası altında, sunî “Türk
ulusçuluğu” potası altında eritilmeye ve asimile edilmeye çalışılmış, binlerce
yıllık köklü bir tarihe sahip olan Kürt, Laz, Çerkez milletlerine ait ne varsa
yok edilmeye çalışılmıştır. Türk olmayan herkesin sokakta anadilleri bile
yasaklanmış, konuştukları her kelime başına para cezasına çarptırılmış, tam 28
bin yerleşim biriminin ismi zorla değiştirilmiş, bu halkın İslam önderleri ve
âlimleri darağaçlarında sallandırılmış, binlerce yıllık bir tedrisat geçmişleri
olan medreseleri kapatılmış, ayrıca bu halklar katliâmlara, sürgünlere, zoraki
göçlere mecbur bırakılmıştır.
İsviçre’de bir bölgede hangi etnik halk yaşıyorsa o bölgenin eğitim dili
de yine aynı dildir; o bölgede konuşulan anadildir. Fakat iş bununla da
bitmiyor. Çocuklar kendi anadilleriyle eğitim görürken, aynı zamanda onlara,
ülkede konuşulan ikinci bir dil “mecburî olarak”, ülkede konuşulan üçüncü bir
dil “seçmeli olarak”, artı, İngilizce de “mecburî olarak” öğretilir.
Diyelim ki Almanca konuşulan bölgedeki bir okuldayız. Oradaki çocukların
anadilleri Almanca olduğu için okulun eğitim dili de Almanca. Fakat çocuk
sadece Almanca ders görmüyor. Almanca ile birlikte, ülkedeki diğer üç resmî
dilden (Fransızca, İtalyanca, Retoromanşça) en az bir tanesini mecburen
öğreniyor. Bu ikinci anadilin hangisi olacağına da oradaki okul ve veliler
karar veriyor. Sonuçta her mahallede, her köyde ilkokul vardır ve o bölgede
herkes herkesi bilir, tanır. Tamamen kendi yörelerinin ve insanlarının
şartlarına bakılarak bir konsensüs oluşturulur; bu da aşağı yukarı bellidir
zaten. Yani ikinci anadilin hangisi olması gerektiğine karar vermek, o kadar da
zor bir iş değildir. Burada velilerin dikkat etmesi gereken husus, çocuğun
tedrisat hayatının ilkokulla sınırlı olmadığını, ortaokul, lise ve üniversite
diye devam edeceğini dikkate alarak ona göre bilinçli bir tercih yapmasıdır.
Çocuğa sadece ülkedeki iki dil birden değil, aynı zamanda “yabancı dil”
statüsünde İngilizce de “mecburî olarak” öğretilir. Yani çocuğunuz “okuyup adam
olduğunda” tam üç tane dili oluyor. Ancak ülkedeki üçüncü bir anadili de
“seçmeli olarak” öğrenme şansınız vardır; bu tamamen sizin tercihinizde olan
bir konudur.
İsviçre’deki adaletli ve hakkaniyetli sistemin aynısı, sadece 20 yıllık bir
devlet olan ve üstelik etnik çatışmaların en yoğun olduğu, ırkçılık ve
kavmiyetçiliğin her dönemde hortladığı, insanların dil ve dîn farklılığı
yüzünden biribirlerini boğazlayabildiği Balkanlar gibi bir coğrafyanın tam
ortasında yer alan Makedonya Cumhuriyeti’nde de uygulanmaktadır.
Bazıları tarafından “Makedonya” ismine bile tahammül edilmeyen bu güzel ülke,
kendi içinde her türlü özgürlük ve serbestiyet ortamını sağlamış durumdadır.
Kan ve gözyaşı üzerine kurulu, etnik ve dinî farklılıklardan dolayı savaşların
çıkıp da insanların biribirlerini en acımasız ve gaddar bir biçimde katlettiği
Balkanlar gibi bir coğrafyanın tam ortasında yer aldığı halde, Makedonya, kendi
içinde gerçek anlamda barış ve kardeşliği sağlamış durumda.
Etrafı barbarlarla ve yamyamlarla çevrili bir coğrafyada, tıpkı İsviçre gibi
medenî bir ülke kurmuş Makedonlar. Hem de, sadece 20 yaşında, gencecik bir
devlet olduğu halde.
Makedonya sadece Makedonca’yı değil, Arnavutça’yı da “ülkenin resmî dili”
yapmış. Ülkenin iki adet resmî dili var. Makedonya’daki bütün trafik
işaretleri, cadde ve sokak isimleri “iki dilli”.
Makedonya’nın en büyük topluluğu Makedonlar, ikincisi Arnavutlar. Bu iki etnik
topluluğu Türkler, Çingeneler, Sırplar, Boşnaklar, Ulahlar vb. topluluklar
takip ediyor. Makedonya Cumhuriyeti devleti sadece Makedonca’yı değil,
Arnavutça’yı da “ülkenin resmî dili” yapmış. Ülkenin iki tane resmî dili var.
Bütün yerleşim isimleri, sokak ve cadde isimleri, bütün resmî tabelalar, resmî
dairelerdeki bütün tabelalar “çift dilli”.
Ülkenin iki büyük dili ve etnik topluluğunun konumu aynı. Kimsenin kimseye bir
üstünlüğü yok.
Ülkenin diğer küçük etnik topluluklarının durumuna gelince: İsteyen herkes,
isterse ülkedeki sayıları sadece birkaç bin olsun, isteyen herkes, ilkokuldan
başlayarak üniversiteye kadar, “kendi anadiliyle” eğitim görüyor. İsteyen
herkes!
Meselâ, ülkenin en güzel şehri olan turistik Ohri ilinin bir ilçesi olan
Struga’dan örnek verelim: Struga ilçesindeki Niko Lestor Lisesi MAKEDONCA,
FON Lisesi ARNAVUTÇA, Yahya Kemal Lisesi ise TÜRKÇE eğitim veriyor.
Ülkede hiç kimsenin dili yasaklanmamış, hiçbir yerleşim biriminin ismi de zorla
değiştirilmemiş. Hiçbir Arnavut’a da zorla “Hayır sen Makedon’sun” denilmiyor.
Makedonya’da konuşulan diller ve bu dillerin resmî statüleri şöyledir:
|
|
|
|
|
|
|
|
|
1. Resmî Dil |
|
|
|
|
2. Resmî Dil |
|
|
|
|
Eğitim Dili |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
, |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Yukarıdaki tabloda da gördüğünüz üzere, Makedonya’da
Makedonca ve Arnavutça devletin “resmî dilleri”dirler. Ülkenin iki büyük dili
ve etnik topluluğunun konumu aynı. Kimsenin kimseye bir üstünlüğü yok. Kaldı ki
Arnavutlar ülke toplam nüfûsunun yarısını değil, sadece dörtte birini teşkil
ettikleri halde böyledir.
Makedonya’da Makedonca, Arnavutça, Türkçe, Çingene Dili ve Sırpça ise “eğitim
dilleri”dirler. Boşnakça ve Ulahça ise okullarda “seçmeli ders” olarak
okutulur.
Burada hayret ve şaşkınlıkla takip edilmesi gereken nokta şudur: İlkokuldan
üniversiteye kadar eğitim görebildiğiniz Türkçe’yi bu ülkede konuşanların
sayısı Türkiye’deki bir ilçenin nüfûsu kadardır sadece. Makedonya’da sadece 78
bin Türk yaşamaktadır ve bunlar ülke toplam nüfûsunun sadece % 3, 8’ini
oluşturan küçük bir azınlık oldukları halde ilkokuldan üniversiteye kadar kendi
anadilleriyle eğitim alma hakkına sahiptirler. Aynı şekilde, Makedonya’da
sadece 54 bin kişinin konuştuğu ve ülke toplam nüfûsunun sadece % 2, 7’sini
oluşturan küçük bir azınlık oldukları halde Çingeneler ilk ve ortaokulda kendi
anadilleriyle eğitim alma hakkına sahiptirler. Yine bunun gibi, sadece 36 bin
kişinin konuştuğu ve ülke toplam nüfûsunun sadece % 1, 8’ini oluşturan küçük
bir azınlık oldukları halde Sırplar ilkokulda kendi anadilleriyle eğitim alma
hakkına sahiptirler. Sadece 17 bin kişinin (Türkiye’deki bir kasaba kadar)
konuştuğu Boşnakça haftada iki saat, sadece 9 bin 700 kişinin (Türkiye’deki bir
köy kadar) konuştuğu Ulahça ise haftada bir saat “seçmeli ders” olarak
okutulur.
Makedonya Cumhuriyeti devleti sayıları ancak 509 bin (Türkiye’deki bir il
kadar) olan Arnavutlar’ın konuştuğu Arnavutça’yı “devletin 2. resmî dili”
yapmış, ayrıca, Makedonya’da sayıları ancak 78 bin (Türkiye’deki bir ilçe
kadar) olan Türkler ilkokuldan üniversiteye kadar, sayıları ancak 54 bin (Türkiye’deki
bir ilçe kadar) olan Çingeneler ilk ve ortaokulda, sayıları ancak 36 bin
(Türkiye’deki bir ilçe kadar) olan Sırplar ilkokulda “kendi anadilleriyle
eğitim” alırken, sadece 17 bin (Türkiye’deki bir kasaba kadar) kişinin
konuştuğu Boşnakça ve sadece 9 bin (Türkiye’deki bir köy kadar) kişinin
konuştuğu Ulahça bile okullarda “seçmeli ders” olarak okutulurken, Türkiye’de
sayıları milyonlarla ifade edilen Kürt halkı odur daha manavdaki soğan
etiketinin üzerine “Pivaz” yazabilmenin kavgasını vermektedirler. İnsanlık
adına bir utançtır bu. Bu ülkede yaşayan ve “şeref, haysiyet, onur” gibi
meziyetlerini az da olsa koruyabilmiş olan herkesin bu durumdan büyük bir utanç
duyması gerekmektedir. Bu durumdan utanmayan, rahatsız olmayan kişi insanî ve
İslamî tüm melekelerini yitirmiş demektir. Bu durumdan utanmayan kişinin başka
hiçbir şey karşısında utanma hakkı da yoktur. Anadil özgürlüğü ve anadillerin
her alanda yaşayıp yaşatılması mücadelesi, herkesten ama herkesten önce,
kalbinde biraz olsun “Allâh korkusu” taşıyan insanların vermesi gereken bir
mücadele olmalıydı.
“Bin yıllık kardeşlik” edebiyâtının yapıldığı Türkiye’de bırakın “resmî dil”
veya “eğitim dili” statüsünü, Türkçe dışındaki dillere hayat hakkı bile
tanınmazken, henüz 20 yaşında olan ve üstelik etnik – kavmî çatışmaların en
şiddetli olduğu bir coğrafyada bulunmasına rağmen Makedonya’nın birden fazla
resmî dili ve birden fazla eğitim dili var. İşin traji – komik yönü de şu
ki, kendi egemenliği altındaki topraklarda Türkçe dışındaki dillere hayat hakkı
bile tanımayan, 20 milyon insanın (dünyadaki pekçok ülkenin nüfûsundan fazla)
konuştuğu Kürtçe’yi adetâ Kürtler’le dalga geçercesine “Gidip özel kurslarda
öğrenin” diyen, TRT Şeş’i adetâ bir lütufmuş gibi sunan ırkçı – şoven Türkiye
Cumhuriyeti devleti, tam 20 yıldır, Makedonya kurulduğundan beri, bu ülkeyle
arasındaki sıcak ilişkileri ve dostluğu kullanarak, buraya gönderdiği
büyükelçilerini ve konsolosluklarını devreye sokarak Makedonya’da sadece 77 bin
insanın konuştuğu Türkçe’nin Makedonya devletinin “3. resmî dili” olması için
elinden gelen çabayı ortaya koymaktadır. Evet, maalesef! Türkiye’de 20 milyon
nüfûslu Kürtler’in anadilini bırakın “2. resmî dil” diye teklif etmeyi, “eğitim
dili” olarak teklif etmek bile “bölücülük”le suçlanmanıza ve hayatınızın kararmasına
yeterken, aynı TC devleti, Makedonya’da sadece 77 bin nüfûslu Türkler’in
konuştuğu Türkçe’nin burada “eğitim dili” olmasını bile yeterli görmemekte,
Türkçe’nin “3. resmî dil” olması için 20 yıldır Makedonya devletine diplomatik
baskı yapmaktadır.
20 milyon Kürt anadilini gidip özel kurslarda öğrensin, “TRT Şeş var, daha
ne istiyorsunuz?”, fakat 77 bin Türk ilkokuldan üniversiteye kadar kendi
anadiliyle eğitim görebildiği halde bu yeterli değildir; Türkçe mutlaka 3.
resmî dil olmalıdır.
Böyle bir çifte standart olabilir mi?
Bu ikiyüzlülüğü hangi dîn, hangi ahlak, hangi örf kabul eder?
Makedonya’da sayısal olarak ilk iki sırayı alan etnik topluluğun konuştuğu
diller (Makedonca ve Arnavutça) “resmî dil”, ilk beş sırayı alan etnik
topluluğun konuştuğu diller (Makedonca, Arnavutça, Türkçe, Çingene Dili,
Sırpça) “eğitim dili”dir. Boşnakça ve Ulahça ise okullarda “seçmeli ders”
olarak okutulur.
Şimdi buraya kadar statüleri ve ülke yaşamındaki yerleri hakkında bilgiler
verdiğimiz bu dillerin sahip oldukları hak ve özgürlükler konusunda daha
detaylı bir inceleme yapalım:
Makedonya’da sadece 17 bin kişinin konuştuğu Boşnakça ve sadece 9 bin kişinin
konuştuğu Ulahça okullarda “seçmeli ders” olarak verilir. Boşnakça
haftada 2 saat, Ulahça ise haftada 1 saat. Basın – yayın alanında ise
serbesttirler. Ulahlar Makedonya’da “Felix” adında Ulahça bir gazete
çıkarmaktadırlar. Ayrıca Üsküp Radyosu da her gün 30 dakikalık Ulahça
yayın yapmaktadır. Bazı yerel radyolar ise Ulahlar’a aittir ve yayınları
tamamen Ulahça’dır.
Sayıları 36 bin civarında olan Sırplar’ın ilk eğitimi kendi anadilleriyle alma
hakları vardır. İlkokulu Sırpça okurlar.
Sayıları 54 bin civarında olan Çingeneler daha çok Bitola, Prilep, Resne
ve Kruşova şehirlerinde yaşamaktadırlar. Temel eğitimi kendi
anadilleriyle alma hakları vardır. İlkokulu ve ortaokulu Çingene Dili’yle
okurlar.
Makedonlar ve Arnavutlar dışındaki etnik topluluklar arasında en kalabalık
kesimi oluşturan Türkler’in ülkedeki nüfûsu 77 bin 959’dur.
Şimdi Makedonya’nın hangi yerleşim biriminde kaç Türk yaşadığına bakalım: Gostivar
(13 bin 752 kişi), Üsküp (12 bin 27 kişi), Debar (6 bin 698
kişi), Strumiça (5 bin 798 kişi), Radoviş (4 bin 283 kişi), Tetovo
(3 bin 945 kişi), Prilep (3 bin 909 kişi), Kiçevo (3 bin 823
kişi), Makedonski Brod (3 bin 394 kişi), Struga (3 bin 337 kişi),
Veles (2 bin 375 kişi), Ohri (2 bin 357 kişi), İştib (2
bin 57 kişi), Bitola (1900 kişi), Resne (1879 kişi), Valandova
(1465 kişi), Gevgeliya (705 kişi), Kruşova (664 kişi), Negotin
(617 kişi), Koçani (528 kişi), Kumanova (422 kişi), Viniça
(239 kişi), Sveti Nikole (222 kişi), Kavadarçi (182 kişi), Delçova
(144 kişi), Demir Hisari (30 kişi), Probiştib (9 kişi), Kratova
(7 kişi).
Türkiye’de milyonlarca Kürt çocuğunun kendi anadiliyle eğitim alma hakkı yokken
ve bu yöndeki talepler bile en çirkin itham ve baskılara muhatap olurken,
Türkiye’de 20 milyonluk bir nüfusa sahip Kürtler daha odur manavdaki soğan
etiketine “Pivaz” yazdırma kavgası verirken, sayıları sadece ve sadece 77 bin
olan Türkler’in Makedonya’da hangi haklara sahip olduklarına bir bakalım şimdi:
Makedonya’da Türkler ilkokuldan üniversiteye kadar kendi anadilleriyle eğitim
alma hakkına sahiptirler. Türkçe eğitim veren ilkokullar, ortaokullar ve
liseler vardır. Üniversitelerde ise Türkçe eğitim veren özel bölümler vardır.
Başkent Üsküp’teki Âzîz Kiril ve Metodius Üniversitesi (Univerzitet Sveti
Kiril i Metodiy) bünyesindeki Filoloji Fakültesi’nde ve Pedagoji
Akademisi’nde “Türk Dili ve Edebiyatı” bölümleri vardır ve ayrıca bu
bölümde öğretim dili de Türkçe’dir. Makedonya’daki tüm üniversite öğrencileri
arasında Türk gençlerinin oranı ise % 1’dir.
Burada bir noktaya özellikle dikkatinizi çekmek isterim: Makedonya’nın
başkenti Üsküp, 670 bin nüfûslu büyük bir şehirdir. Bu metropolde Türkler’in nüfûsu
ise sadece 12 bin’dir. Yarım milyonu aşkın bu kocaman şehirde sadece 12 binlik
küçük bir azınlık oldukları halde kendi anadilleriyle üniversite okuma imkânına
sahipler. Öte yandan, 2 milyon nüfûslu bir şehir olan Diyarbakır’daki Kürt
gençlerinin bırakın ünversiteyi, ilkokulu bile kendi anadilleriyle okuma
hakları yoktur ve 2 milyonluk Diyarbakır’ın tamamı Kürt’tür.
İlkokul, ortaokul ve lisede ise “özel bölüm”lere gerek dahi yoktur; çünkü bütün
ülkedeki nüfûsları sadece 77 bin olan Türkler tedrisat hayatlarının bu
dönemlerinde tamamen kendi anadillerinde eğitim alma hakkına sahiptirler.
Üsküp’teki Yosip Broz Tito Lisesi Türkçe eğitim vermektedir. Üsküp,
Tetovo, Struga ve Gostivar şehirlerinde Türkçe eğitim ilk, orta ve lise boyunca
verilir. Üsküp’te iki lise (Yosip Broz Tito Lisesi ve Stefan Dimov Lisesi),
Gostivar’da iki lise (Pançe Popovski Lisesi ve Zlate Malakovski Lisesi),
Tetovo’da bir lise (Nikola Şteyn Lisesi) ve Struga’da bir lise (Yahya
Kemal Lisesi) Türkçe eğitim vermektedir.
Struga şehrindeki Niko Lestor Lisesi Makedonca, FON Lisesi
Arnavutça, Yahya Kemal Lisesi ise Türkçe eğitim vermektedir.
Türkçe sadece düz liselerde değil, meslekî liselerde de eğitim dili olarak
kullanılmaktadır. Tetovo şehrindeki Meslekî Tıp Lisesi ve Gostivar
şehrindeki Elektro Teknik Okulu Türkçe eğitim vermektedir.
Yine Ohri şehrinde Türk öğrencilerin gittiği okullarda sekiz yıllık temel
eğitim Türkçe’dir.
Resne, Radoviş ve Vrapçişte’de 4 yıllık ilkokul Türkçe’dir. Ortaokullarda ise
ayrıca Türkçe sınıf vardır. Atatürk’ün babası Ali Rıza Efendi’nin köyü olan
Koçacik’te de Necati Zekeriya İlkokulu’nda eğitim dili Türkçe’dir.
Makedonya’daki 77 bin Türk’ün sahip olduğu bu hakları Türkiye’deki 20 milyon
Kürd’ün hayâl etmesi bile vatana ihânettir ve bölücülüktür. Aynı şey Lazlar ve
Çerkesler için de geçerlidir. Çünkü Türkiye’de çocukların eğitim – öğretim
hayatı “Türküm doğruyum çalışkanım” ile başlar, senelerce “Varlığım Türk
varlığına armağan olsun” ile devam eder ve nihayetinde “Ne mutlu Türküm diyene”
ile biter. Çocuklar okula böyle başlar, böyle okur ve böyle mezun olurlar.
Türkiye’de Türkçe’den ve Türklük’ten başka hiçbir şeye hayat hakkı
tanınmamıştır.
Bugün Makedonya Cumhuriyeti’nde genel öğretim veren temel eğitim okullarında (8
yıllık zorunlu eğitim) ve liselerde Türkçe anadil eğitim ders kitapları, bizzat
Makedonya Eğitim ve Spor Bakanlığı ile Makedonya Pedagoji Kurumu
tarafından hazırlanmaktadır. Makedonya’da devlet, ders kitaplarını 5 ayrı
dilde hazırlamaktadır. Sadece Makedonlar için diğer 4 dilden birini öğrenme
zorunluluğu yoktur. Arnavutlar, Türkler, Çingeneler ve Sırplar ise hem kendi
dilleriyle, hem de Makedonya’nın hâkim dili olan Makedonca eğitim alırlar ve
“iki dilli” yetiştirilirler.
Okulöncesi eğitim, başka bir ifadeyle “Anaokulu” (Almanca “Kindergarten”),
henüz ilköğretim çağına gelmemiş 5 – 6 yaşları arasındaki çocukların eğitim
gereksinimini karşılar ve isteğe bağlıdır. Bu eğitim ana sınıflarında verilir.
İlköğretim, genel olarak 7 – 14 yaşlarındaki çocuklara eğitim sağlayan 8 yıllık
bir yetiştirme (temel eğitim) dönemidir ve zorunludur. Gerek yönetim, gerek
öğretim programı bakımından bir bütünlük göstermektedir.
Ortaöğretim, genellikle 15 – 19 yaş kümesindeki gençlerin öğrenim gördükleri
bir öğretim basamağıdır. Genelde 4 yıl süren bu öğretim basamağı, ilköğretime
dayalı en az 3 yıllık bütün genel, meslekî ve öğretim kurumlarını kapsar. En
yaygınları lise olan bu okulların arasında, işlevleri ve programları ayrı olan “Orta
Tıp” (Sağlık Lisesi), “Orta Teknik” (Teknik Lise) ve “Orta İktisat” (İktisat
Lisesi) gibi adlar altında eğitim veren ortaokullar da vardır. Bu okullarda
değişik alanlarda orta dereceli kadro yetiştirilmektedir. İlk öğrenimini
tamamlayan her öğrenci, ilgi ve yeteneği doğrultusunda bu okullardan birine
girebilir.
Makedonya’nın ilk ve ortaokul ile lise anadil eğitim ders kitapları, bizzat
devlet tarafından hazırlanmaktadır. İlkokulun 1. sınıfında, çocuklara
Türkçe okuma – yazma öğretmek için kullanılan kitaba 1993 yılına kadar “Alfabe”
denirdi. Ondan sonra bu ders kitabının adı “İlk Okuma – Abece” ismini
almaya başladı. İlkokulların bütün sınıflarında anadil eğitimi dersine “Türkçe”,
kitabına da “Okuma Kitabı” denir. Liselerde de anadil eğitimi derslerine
“Türkçe”, kitaplarına ise “Örnekleriyle Edebiyat” veya “Türk
Edebiyatı” adı verilir.
Türkçe dersleri ilkokul 1. – 4. sınıflarda haftada 5’er saat, 5. – 8.
sınıflarda ise haftada 4’er saattir. Liselerde ise Fen, Matematik, Sosyal
Bilimler şubelerine göre birinci sınıfta haftada 3 – 4 saat, ikinci, üçüncü ve
dördüncü sınıflarda ise haftada 2 – 3 saat arasında değişir.
Türkçe okuma kitaplarının oylumları, bu ders saatlerini dolduracak etkinlikleri
içerecek şekilde 112 ilâ 190 sayfa arasında değişmektedir.
Makedonya’da Türkçe sadece eğitim hayatında değil, basın – yayın hayatında da
her türlü özgürlüğe sahiptir.
Makedonya’da yayınlanan Türkçe gazete ve dergilerden bazıları şunlardır: “Birlik”
(gazete), “Türk Kalemeri” (gazete), “Haberci” (gazete), “Yeni
Balkan” (gazete), “Zaman” (Türkiye’deki Zaman Gazetesi’nin Makedonya
temsilciliği; Türkiye’den gönderilmiyor, burada basılıyor), “Ekol”
(siyasî düşünce dergisi), “Köprü” (siyasî düşünce dergisi), “Kızıl
Elma” (siyasî – ideolojik dergi), “Sevinç” (çocuk dergisi), “Tomurcuk”
(çocuk dergisi), “Sesler” (toplum – sanat dergisi), “Hilâl”
(Makedonya İslam Birliği bünyesindeki El- Hilâl Cemiyeti’ne ait yayın organı), “Vardar”
(kültür – sanat dergisi), “Dere” (kültür – sanat dergisi), “Hikmet”
(siyasî düşünce dergisi).
Makedonya’daki televizyon ve radyolarda Türkçe programlar vardır. Televizyonlarda
Türkçe olarak haberleri izleyebilir, ayrıca belgesel, çocuk, kültür, gençlik,
eğlence ve sağlık programlarını takip edebilirsiniz.
Makedonya Devlet Televizyonu’nun 3. Kanalı (MTV 3), sadece ülkedeki
Makedon olmayan diğer etnik topluluklara yönelik yayın yapan bir kanaldır ve bu
kanalda bol bol Arnavutça, Türkçe, Çingene Dili, Sırpça, Boşnakça ve Ulahça
programlar seyredebilirsiniz.
Makedonya’da buraya kadar anlattığımız tüm haklar, tüm özgürlükler, anayasal
güvence altına alınmıştır. Bunlar anayasanın 48. ve 78. maddeleridir.
Makedonya Anayasası’nın özellikle 48. maddesi, bütün dünya ülkelerine,
dünyadaki tüm devletlere örnek olması gereken, adetâ tüm insanlığa “insanlık
dersi” veren bir maddedir.
Makedonya Anayasası’nın 48. maddesi şöyledir:
a) Makedonya’da yaşayan değişik millîyetlerin fertleri kendi etnik ve dînî
kimliklerini, kendi ulusal özelliklerini serbestçe ifade etme, geliştirme ve
iyileştirme hakkına sahiptirler.
b) Cumhuriyet, ülkede yaşayan değişik millîyetlerin etnik, kültürel, dilsel
ve dînsel kimliklerini korumayı garanti etmektedir. Devlet bütün bu hakları
sonuna kadar taahhüt eder ve kimliklerin yok olması için değil, var olması için
vardır.
c) Makedonya’da yaşayan değişik millîyetlerin fertleri kimliklerini ifade
etmek, geliştirmek ve iyileştirmek amacıyla kültürel ve sanatsal kurumlar ile
bilimsel ve diğer nitelikli vakıflar kurma hakkına sahiptirler.
d) Anadilde eğitim, herkesin doğuştan gelen en temel ve fıtrî hakkıdır. Hiç
kimse kendi anadiliyle eğitim almaktan mahrum edilemez. Makedonya’da yaşayan
değişik millîyetlerin fertleri ve azınlık üyeleri, kanuna uygun olarak ilk ve
orta eğitimde kendi anadilleriyle eğitim yapma hakkına sahiptirler. Bir
millîyetin diliyle eğitim yapılan okullarda ayrıca Makedon dili de öğretilir.
Yukarıda satırlar, bizim gibi, kendi Müslüman kardeşleri tarafından bile
“Kürtçü, ırkçı” diye yaftalanıp dışlanan bir yazarların makalesinden seçtiğimiz
cümleler değil, Makedonya Cumhuriyeti Anayasası’ndan aktardığımız
paragraflardır.
Makedonya Anayasası’nın 78. maddesi ise şöyledir:
a) Meclis, etnik gruplar arası ilişkilerle ilgili bir konsey kurar.
b) Konsey; meclis başkanı, Makedonlar, Arnavutlar, Türkler, Ulahlar ve
Romanlar’dan ikişer temsilci ile Makedonya’daki diğer millîyetlerin üyelerinden
ikişer kişiden oluşur.
c) Meclis başkanı, konseyin de başkanı olur.
d) Meclis, konsey üyelerini seçer.
e) Konsey, Cumhuriyet’teki etnik gruplar arasındaki ilişkilerle ilgili
sorunları dikkate alır ve çözüm için değerlendirme ve önerilerde bulunur.
f) Meclis, konseyin değerlendirme ve önerilerini dikkate almak ve onlarla
ilgili karar almak zorundadır.
Evet... Makedonya Anayasası böyle.
Görüldüğü gibi anayasada, ülkedeki tüm etnik toplulukların isimleri tek tek
zikredilerek tanınmıştır ve bu tanıma üzerinden yukarıda anlattığımız tüm hak
ve özgürlükler sağlanmıştır.
Fakat Makedonya’da hiç Kürt yaşamadığı için “damarlarında asil kan taşıyan”
Türklük devleti bu anayasadan hiçbir şekilde rahatsızlık duymamakta, bilakis 77
bin Türk yaşadığı için üstüne bir de memnun olmaktadır.
Sonuç olarak…
Bugün dünya üzerinde 200’ün üzerinde ülke / devlet vardır. Bunların 193 tanesi
uluslararası hukuk tarafından tanınan ülkeler / devletlerdir ve sadece biri
(Vatikan) hariç, 192 tanesi Birleşmiş Milletler (BM) üyesidir. Ancak dünya
üzerinde, İzlanda hariç hiçbir ülke “tek dil ve etnik köken”den, Vatikan hariç
hiçbir ülke “tek mezhep ve sosyal sınıf”tan, Kuzey Kore hariç hiçbir ülke de
“tek ideoloji ve dünya görüşü”nden meydana gelmemiştir. Bilakis dünya
üzerinde, devletleşmiş olsun veya olmasın, tanınsın veya tanınmasın, yukarıda
verdiğimiz üç örnek (İzlanda, Vatikan, Kuzey Kore) hariç, bütün ülkeler ve
coğrafyalar, farklı etnik kökenlerden gelip farklı diller konuşan, farklı
mezhebî inanca mensup ve farklı sosyal sınıflara ait, farklı düşüncelere ve
dünya görüşlerine sahip insanlardan oluşmaktadır.
Ancak yaşadığımız ülkede 100 yıla yakındır asimilasyoncu ve tek tipçi bir
rejimi benimsemiş olan devlet, sahip olduğu resmî ideoloji ve halka karşı
baskıyla, zor ve cebir ile dayattığı devlet politikasıyla ülkeyi bu üç ülkeye
(İzlanda, Vatikan, Kuzey Kore) benzetmeye çalışmıştır ve halen dahi
çalışmaktadır ki, bunu yapmaya çalışan devlet, ne garip ve çelişkili bir
durumdur ki, farklı dîn, dil, mezhep, kültür, coğrafya, etnik kökenden
insanları yüzyıllar boyunca – şöyle veya böyle - birarada tutabilmiş olan
Osmanlı İmparatorluğu bakiyesi topraklarda kurulmuş olan Türkiye Cumhuriyeti
devletidir. 100 yıla yakındır uygulamaya çalıştığı ve sonuç alamadığı halde
vazgeçmediği “tek tipçi” resmî politikalarını terk edemeyen devlet, “tek
dil, tek ırk”çı Türkçülük politikasıyla ülkeyi “tek dil ve ırk”tan meydana
gelen İzlanda’ya, “tek mezhep”çi Hanefîcilik politikasıyla ülkeyi “tek
mezhep”ten meydana gelen Vatikan’a, “tek ideoloji”ci Atatürkçülük ve Kemalizm
politikasıyla da ülkeyi “tek ideoloji”den meydana gelen Kuzey Kore’ye
benzetmeye çalışmıştır.
Tuhaf olan, ülkede Türkçe dışındaki tüm dilleri yasaklayan ve tüzel kimlikten
soyutlayan Türkiye, medenî hukukunu İsviçre’den alırken, İsviçre’nin tam 4 tane
resmî dilinin olması ve ülkede konuşulan tüm dillerin “resmî dil” statüsünde
olmasıdır. Yine tuhaf olan, Şafiî olsun Alevî olsun, ülkede herkese zorla
Hanefî dîn eğitimi veren Türkiye, yönünü Batı’ya, yani Avrupa’ya çevirirken,
Avrupa’nın hiçbir ülkesinde, sadece İsviçre değil, hiçbir ülkesinde kimseye
başka bir mezhebe göre dînî eğitim verilmemesidir. İsteyen Ural Dağları’ndan
kendini aşağı atarak Cebel-i Tarık Boğazı’ndan okyanusa açılabilir ve tüm
Avrupa’yı dolaşarak inceleyebilir; Avrupa ülkelerinde hiçbir Protestan’a
Katolik dîn eğitimi, hiçbir Katolik’e de Protestan dîn eğitimi verilmez.
Katolik’seniz Katolik mezhebine göre öğrenirsiniz Hristiyanlık inancını,
Protestan’sanız Protestan mezhebine, Ortodoks’sanız Ortodoks mezhebine göre.
Binaenaleyh, ülkeyi dil ve etnisite bakımından İzlanda’ya, mezhep bakımından
Vatikan’a, ideolojik bakımdan da Kuzey Kore’ye benzetmeye çalışarak “tek dil,
tek mezhep, tek ideoloji” dayatmasında bulunan laik – kemalist kadrolar, yüz
yıllık bu çabalarında başarılı olamamışlardır; halk bu dayatmaları kabul
etmemiş, geri püskürtmüştür.
Kemalist elit kadrolar ülkeyi ne İzlanda yapabilmişlerdir, ne Vatikan, ne de
Kuzey Kore. Her üç girişim de başarısızlığa uğramıştır. Ve resmî ideolojinin
yalnızlığı, giderek daha da derinleşmektedir ülkemizde.
Bu ülkenin tüm aydın ve onurlu insanlarına, erdem ve fazilet sahibi bireylerine
düşen görev, ister Türk, Kürt, Laz, Çerkez, Ermenî, Arap veya Gürcü olsun,
ister Müslüman, Hristiyan, Musevî veya ateist olsun, ister İslamcı, liberal
veya sosyalist olsun, bu ülkenin tüm yurttaşlarına, özgürlük, ilerleme ve
aydınlık yarınlardan yana olan tüm yurttaşlarına düşen görev, üzerinde
yaşadığımız coğrafyanın yüz yıla yakın bir zamandır bizlere yaşattığı bu utanca
son vermek, İsviçre, Güney Afrika, Venezuela, Finlandiya gibi medenî
ülkeleri örnek alarak daha adaletli ve daha paylaşımcı bir siyasal modeli bu
topraklara hâkim kılmaktır.
ÇAVKANÎ: