NUR ÇEŞMESİ-77-OTUZUNCU LEM'ANIN BEŞİNCİ NÜKTESİNDEN BAZI PARÇALAR(DEVAMI)

2 views
Skip to first unread message

Erhan Patlak

unread,
May 4, 2026, 8:03:14 AM (8 days ago) May 4
to

                                                                          NUR ÇEŞMESİ

 

10.7.OTUZUNCU LEM'ANIN BEŞİNCİ NÜKTESİNDEN BAZI PARÇALAR(DEVAMI)

NETİCE(DEVAMI)

Hem herbir şeyin vücûd-u ilmîsindeki intizam-ı ekmeli ve ma’nidar vaziyetleri ve canlı meyveleri, tavırları; bir nevi hayat-ı ma’nevîyeye mazhariyetini gösterir.

Evet Hayat-ı Ezeliye Güneşinin ziyası olan bu cilve-i hayat, elbette yalnız bu âlem-i şehâdete ve bu zaman-ı hâzıra ve bu vücûd-u hâricîye münhasır olamaz; belki, herbir âlem, kabiliyetine göre o ziyanın cilvesine mazhardır; ve kâinat, bütün âlemleriyle o cilve ile hayatdar ve ziyadardır. Yoksa nazar-ı dalâletin gördüğü gibi muvakkat ve zâhirî bir hayat altında herbir âlem, büyük ve müdhiş birer cenaze ve karanlıklı birer virane âlem olacaktı.

İşte “Kadere ve Kazâya îman” rüknü dahi, geniş bir vecihte sırr-ı hayatla anlaşılıyor ve sâbit oluyor. Yâni nasılki âlem-i şehâdet ve mevcûd hazır eşya, intizamlariyle ve neticeleriyle hayatdarlıkları görünüyor, öyle de âlem-i gaybdan sayılan geçmiş ve gelecek mahlûkatın dahi ma’nen hayatdar bir vücûd-u ma’nevîleri ve ruhlu birer sübût-u ilmîleri vardır ki, Levh-i Kazâ ve Kader vasıtasiyle o ma’nevî hayatın eseri, mukadderat nâmiyle görünür, tezâhür eder.

...Ey esbâb-perest gâfil! Esbâb, bir perdedir. Çünkü: İzzet ve azamet öyle ister. Fakat iş gören, kudret-i Samedaniyedir. Çünkü tevhid ve celâl öyle ister ve istiklâli iktiza eder. Sultan-ı Ezelî’nin me’murları, saltanat-ı Rubûbiyetin icraatçıları değillerdir. Belki o saltanatın dellâllarıdırlar ve o Rubûbiyetin temâşâger nâzırlarıdırlar. Ve o me’murlar, o vasıtalar; kudretin izzetini, Rubûbiyetin haşmetini izhar içindir. Tâ umûr-u hasise ile kudretin mübaşereti görünmesin. Acz-âlûd, fakrpişe olan insanî bir sultan gibi, acz ve ihtiyaç için me’murları şerik-i saltanat etmiş değildir. Demek esbâb vaz’edilmiş, tâ aklın nazar-ı zâhirîsine karşı kudretin izzeti muhafaza edilsin. Zîra âyinenin iki veçhi gibi, herşeyin bir “mülk” ciheti var ki, âyinenin mülevven yüzüne benzer. Muhtelif renklere ve hâlâta medâr olabilir.

Biri “melekût”dur ki, âyinenin parlak yüzüne benzer. Mülk ve zâhir veçhinde, kudret-i Samedaniyenin izzetine ve kemâline münafî hâlât vardır. Esbâb, o hâlâta hem merci, hem medâr olmak için vaz’edilmişler. Fakat melekûtiyet ve hakîkat canibinde, herşey şeffaftır, güzeldir. Kudretin bizzât mübaşeretine münâsibdir, izzetine münafî değildir. Onun için esbâb sırf zâhirîdir, melekûtiyette ve hakîkatte te’sir-i hakîkileri yoktur.

Hem esbâb-ı zâhiriyenin diğer bir hikmeti şudur ki: Haksız şekvaları ve bâtıl i’tirâzları Âdil-i Mutlak’a tevcih etmemek için, o şekvalara, o i’tirâzlara hedef olacak esbâb vaz’edilmiştir. Çünkü kusur onlardan çıkıyor, onların kabiliyetsizliğinden ileri geliyor. Bu sırra bir misâl-i latif sûretinde bir temsil-i ma’nevî rivayet ediliyor ki: Hazret-i Azrail Aleyhisselâm, Cenâb-ı Hakk’a demiş ki: “Kabz-ı ervah vazifesinde senin ibadın benden şekva edecekler, benden küsecekler.” Cenâb-ı Hak lîsan-ı hikmetle ona demiş ki: “Seninle ibâdımın ortasında, musîbetler, hastalıklar perdesini bırakacağım. Tâ şekvaları onlara gidip senden küsmesinler.”

İşte bak, nasıl hastalıklar perdedir; ecelde tevehhüm olunan fenalıklara mercidirler ve kabz-ı ervahda hakîkat olarak olan hikmet ve güzellik, Azrail Aleyhisselâm’ın vazifesine mütealliktir. Öyle de: Hazret-i Azrail dahi bir perdedir. Kabz-ı ervahta zâhiren merhametsiz görünen ve rahmetin kemâline münâsib düşmeyen ba’zı hâlâta merci olmak için, o me’muriyete bir nâzır ve kudret-i İlâhîyyeye bir perdedir. Evet, izzet ve azamet ister ki, esbâb, perdedar-ı dest-i kudret ola aklın nazarında. Tevhid ve celâl ister ki; esbâb ellerini çeksinler te’sir-i hakîkiden.

 

Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages