NUR ÇEŞMESİ-81-RİSÂLE-İ NUR'UN ŞİMDİ VUKU BULAN BİR İNKÂRA KIRK SENE EVVEL VERDİĞİ KAT'İ CEVAP(DEVAMI) - Kopya (5)

2 views
Skip to first unread message

Erhan Patlak

unread,
May 8, 2026, 9:03:21 AM (4 days ago) May 8
to

                                                                          NUR ÇEŞMESİ

 

11.2.RİSÂLE-İ NUR’UN ŞİMDİ VUKU BULAN BİR İNKÂRA KIRK SENE EVVEL VERDİĞİ KAT’İ CEVAP(DEVAMI)

İkinci Mes’ele-i Mühimme’dir:

İlâ âhir..

Şu âyet-i kerîme gibi müteaddit âyetler, semavâtı yedi semâ olarak beyân ediyor. İşârât-ül-İ’câz tefsirinde eski Harb-i Umûmî’nin birinci senesinde cephe-i harbde ihtisar mecbûriyetiyle gâyet mücmel beyân ettiğimiz o mes’elenin yalnız bir hulâsasını yazmak münâsibdir. Şöyle ki:

Eski hikmet, semavâtı dokuz tasavvur edip, lîsan-ı şer’îde, Arş ve Kürsi yedi semavât ile beraber kabul edip acib bir sûretle semavâtı tasvir etmiştiler. O eski hikmetin dâhî hükemasının şa’şaalı ifadeleri, nev-i beşeri çok asırlar müddetince tahakkümleri altında tutmuşlar. Hatta çok ehl-i tefsir, Âyâtın zâhirlerini onların mezhebine göre tevfik etmeye mecbûr kalmışlar. O sûretle Kur’ân-ı Hakîm’in i’cazına bir derece perde çekilmişti. Ve hikmet-i cedide nâmı verilen yeni felsefe ise, eski felsefenin mürur ve ubûra ve hark ve iltiyama kabil olmayan semavât hakkındaki ifratına mukâbil tefrit edip, semavâtın vücûdunu âdeta inkâr ediyorlar.

Evvelkiler ifrat, sonrakiler tefrit edip hakîkatı tamamiyle gösterememişler. Kur’ân-ı Hakîm’in hikmet-i kudsiyesi ise, o ifrat ve tefriti bırakıp hadd-i vasatı ihtiyar edip der ki: Sâni-i Zülcelâl, yedi kat semavâtı halketmiştir. Hareket eden yıldızlar ise, balıklar gibi semâ içinde gezerler ve tesbih ederler. Hadîste:

denilmiş. Yâni: “Semâ, emvâcı karardâde olmuş bir denizdir.”

İşte bu hakîkat-ı Kur’âniyeyi yedi kâide ve yedi vecih ma’na ile gâyet muhtasar bir sûrette isbat edeceğiz.

Birinci Kâide: Fennen ve hikmeten sâbittir ki: Bu haddi yok feza-yı âlem, nihayetsiz bir boşluk değil, belki “esîr” dedikleri madde ile doludur.

İkincisi: Fennen ve aklen, belki müşâhedeten sâbittir ki: Ecrâm-ı ulviyenin cazibe ve dafia gibi kanunlarının rabıtası ve ziya ve hararet ve elektrik gibi maddelerdeki kuvvetlerin naşiri ve nâkili, o fezayı dolduran bir madde mevcûddur.

Üçüncüsü: Madde-i esîriyye, esîr kalmakla beraber, sâir maddeler gibi muhtelif teşekkülâta ve ayrı ayrı sûretlerde bulunduğu tecrübeten sâbittir. Evet nasılki: Buhar, su, buz gibi havaî, mâyi, câmid üç nevi eşya, aynı maddeden oluyor. Öyle de: Madde-i esîriyyeden dahi yedi nevi tabakat olmasına hiçbir mâni-i aklî olmadığı gibi, hiçbir i’tirâza medâr olmaz.

Dördüncüsü: Ecrâm-ı ulviyeye dikkat edilse görünüyor ki: O ulvî âlemlerin tabakatında muhalefet var. Meselâ: Nehr-üs Semâ ve Kehkeşan nâmiyle mâruf, Türkçe “Samanyolu” ta’bir olunan bulut şeklindeki dâire-i azîmenin bulunduğu tabaka, elbette sevâbit yıldızların tabakasına benzemiyor. Güya tabaka-i sevâbit yıldızları, yaz meyveleri gibi yetişmiş, ermişler.

Ve o Kehkeşan’ daki bulut şeklinde görülen hadsiz yıldızlar ise, yeniden yeniye çıkıp ermeye başlıyorlar. Tabaka-i sevabit dahi, sâdık bir hads ile Manzûme-i Şemsiye’nin tabakasına muhalefeti görünüyor. Ve hâkezâ yedi manzûmat ve yedi tabaka, birbirine muhalif bulunması, his ve hads ile derkolunur.

 

clip_image001.gif
clip_image002.gif
clip_image003.gif
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages