|
Ey Kadîr-i Hakîm,
ey Rahmân-ı Rahîm, ey Sâdıku’l-Va’di’l-Kerîm, ey izzet ve azamet ve celâl
sahibi Kahhâr-ı Zülcelâl,
Bu kadar
sadık dostlarını ve bu kadar vaadlerini ve bu kadar sıfât ve şuûnatını
tekzip edip, saltanat-ı rububiyetinin kat’î mukteziyatını ve sevdiğin ve
onlar dahi Seni tasdik ve itaatle kendilerini Sana sevdiren hadsiz makbul
ibâdının hadsiz dualarını ve dâvâlarını reddederek, küfür ve isyan ile ve
Seni vaadinde tekzip etmekle Senin azamet-i kibriyana dokunan ve izzet-i
celâline dokunduran ve ulûhiyetinin haysiyetine ilişen ve şefkat-i
rububiyetini müteessir eden ehl-i dalâlet ve ehl-i küfrü, haşrin inkârında
tasdik etmekten yüz bin derece mukaddessin ve hadsiz derece münezzeh ve
âlîsin. Böyle nihayetsiz bir zulümden, bir çirkinlikten, Senin nihayetsiz
adaletini ve cemâlini ve rahmetini takdis
ediyorum.
1سُبْحَانَهُ وَتَعَالٰى عَمَّا يَقُولُونَ عُلُوًّا كَبِيرًا
âyetini, vücudumun bütün zerrâtı adedince söylemek istiyorum.
Belki, Senin o sadık elçilerin ve doğru dellâl-ı saltanatının hakkalyakîn,
aynelyakîn, ilmelyakîn suretinde Senin uhrevî rahmet hazinelerine ve
âlem-i bekàda ihsanatının definelerine ve dâr-ı saadette tamamiyle zuhur
eden güzel isimlerinin harika güzel cilvelerine şehadet, işaret, beşaret
ederler. Ve bütün hakikatlerin mercii ve güneşi ve hâmîsi olan Hak isminin
en büyük bir şuâı, bu hakikat-ı ekber-i haşriye olduğunu, iman ederek
Senin ibâdına ders veriyorlar.
Dipnotlar - Arapça İbareler -
Haşiyeler:
1 : “Allah, onların söyledikleri
şeylerden pek münezzehtir ve pek büyük bir yücelikle yücedir.” İsrâ
Sûresi, 17:43.
|
Lügatler
:
âlem-i bekà : devamlı ve kalıcı olan âhiret
âlemi
âlî : yüce,
yüksek
aynelyakîn
: gözle görür derecesinde kesin bilgi edinme azamet
: büyüklük, yücelik azamet-i kibriyâ : büyüklüğün sınırsız,
yüce ve ebedî oluşu
beşaret etmek
: müjdelemek celâl : azamet, yücelik, haşmet
cemâl : güzellik
cilve
: görüntü, yansıma cin ve ins : cinler ve insanlar
dâr-ı saadet
: mutluluk yurdu, Cennet dellâl-ı saltanat :
saltanatın ilâncısı ehl-i dalâlet : doğru ve hak yoldan
sapanlar, inançsız kimseler ehl-i küfür : inkârcılar,
inançsızlar, kâfirler hadsiz : sayısız,
sınırsız
Hak
: doğru ve gerçek olan Allah hakikat-ı ekber-i
haşriye : büyük haşir gerçeği hâkimiyet : egemenlik,
hükümranlık hakkalyakîn : bizzat yaşamak suretiyle, kuşkuya yer
bırakmayacak şekilde kesin bilme
hâmî
: koruyucu haşr : yeniden diriliş; insanların
öldükten sonra tekrar diriltilip Allah’ın huzurunda
toplanması haysiyet : itibar, şeref, değer hikmet :
Allah’ın herşeyi belirli gaye ve faydaya yönelik olarak mânâlı ve tam
yerli yerinde yapma sıfatı ibâd :
kullar
ihsanat
: ihsanlar, iyilikler, bağışlar ilmelyakîn : kesin
bilgiye dayanarak, kuşkuya yer bırakmayacak biçimde öğrenme inayet
: Allah’ın herşeyi düzen altına alarak saadet ve huzur veren
sıfatı itikad : inanç izzet : değer, itibar,
yücelik izzet-i celâl : büyüklük ve azametin
izzeti Kadîr-i Hakîm : herşeyi hikmetle yaratan sonsuz kudret
sahibi Allah Kahhâr-ı Zülcelâl : haşmet ve yücelik sahibi ve
herşeye her zaman mutlak galip gelen ve kahretmeye gücü yeten
Allah kat’î : kesin keşfiyat : keşifler, mânevî
âlemlerde bazı olayları ve hakikatleri görme kudsî : her türlü
kusur ve noksandan uzak, mukaddes küfür : inkâr,
inançsızlık makbul : kabul gören,
geçerli
merci : kaynak,
başvurulacak yer mukaddes : kutsal mukteziyat :
gereklilikler münezzeh : arınmış, kusur ve eksiklikten
yüce müşahedat : gözlemler müteessir etmek :
etkilemek, tesiri altında bırakmak nihayetsiz : sınırsız,
sonsuz Rahmân-ı Rahîm : herbir varlığa ve bütün varlıklara
sonsuz rahmet, şefkat ve merhametiyle davranan Allah rahmet :
şefkat, merhamet saadet-i ebediye : sonsuz mutluluk sadık
: doğru, dürüst Sâdıku’l-Va’di’l-Kerîm : vaad ve sözünde
mutlaka duran, cömertlik ve ikram sahibi Allah saltanat-ı Rububiyet
: Allah’ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği sıfât :
sıfatlar
suret
: şekil şe’n : Cenâb-ı Hakkın yüce sıfatlarının
mahiyetinde bulunan ve onları tecellîye sevk eden Zâtına ait mukaddes
özellik şefkat-i rubûbiyet : herşeyi idare ve terbiye eden
Allah’ın şefkati şehadet etmek : şahitlik, tanıklık
etmek
şuâ
: ışık kaynağından çıkan ışık telleri, ışın şuûnat :
Cenâb-ı Hakkın yüce sıfatlarının mahiyetlerinde bulunan ve onları
tecellîye sevk eden Zâtına ait kutsal özellikler takdis etmek :
Allah’ın her türlü eksiklik ve çirkinlikten yüce olduğunu ilân
etmek tasdik etmek : doğrulamak, onaylamak tekzip etmek
: yalanlamak
uhrevî
: âhirete ait ulûhiyet : İlâhlık vaad :
söz verme zerrât : zerreler,
atomlar
zuhur etmek : ortaya çıkmak,
görünmek
|