NUR ÇEŞMESİ-72-OTUZUNCU LEM'ANIN BEŞİNCİ NÜKTESİNDEN BAZI PARÇALAR(DEVAMI)

2 views
Skip to first unread message

Erhan Patlak

unread,
Apr 29, 2026, 9:30:18 AM (13 days ago) Apr 29
to

                                                                          NUR ÇEŞMESİ

 

10.2.OTUZUNCU LEM'ANIN BEŞİNCİ NÜKTESİNDEN BAZI PARÇALAR(DEVAMI)

İşte, hayatın bu mezkûr yirmi dokuz ehemmiyetli ve kıymetdar hassalarını ve ulvî ve umûmî vazifelerini nazara al. Sonra bak. Muhyî isminin arkasında, İsm-i Hayy’ın azametini gör. Ve hayatın bu azametli hassaları ve meyveleri noktasından, İsm-i Hayy nasıl bir İsm-i A’zam olduğunu bil.

Hem anla ki; bu hayat, mâdem kâinatın en büyük neticesi ve en azametli gayesi ve en kıymetdar meyvesidir; elbette bu hayatın dahi kâinat kadar büyük bir gayesi, azametli bir neticesi bulunmak gerektir. Çünkü; ağacın neticesi meyve olduğu gibi, meyvenin de çekirdeği vasıtasiyle neticesi, gelecek bir ağaçtır.

Evet, bu hayatın gayesi ve neticesi hayat-ı ebediye olduğu gibi, bir meyvesi de, hayatı veren Zât-ı Hayy ve Muhyî’ye karşı şükür ve ibâdet ve hamd ve muhabbettir ki; bu şükür ve muhabbet ve hamd ve ibâdet ise; hayatın meyvesi olduğu gibi, kâinatın gayesidir. Ve bundan anla ki; bu hayatın gayesini “rahatça yaşamak ve gafletli lezzetlenmek ve heveskârane ni’metlenmektir” diyenler, gâyet çirkin bir cehaletle; münkirâne, belki de kâfirane, bu pek çok kıymetdar olan hayat ni’metini ve şuur hediyesini ve akıl ihsanını istihfaf ve tahkir edip, dehşetli bir küfran-ı ni’met ederler.

İşte, hayatın yirmi dokuz hassalarından yirmi üçüncü hassasında şöyle denilmiştir ki: Hayatın iki yüzü de şeffaf, kirsiz olduğundan, esbâb-ı zâhiriyye, ondaki tasarrufat-ı kudret-i Rabbânîyeye perde edilmemiştir. Evet bu hassanın sırrı şudur ki; kâinatta gerçi herşeyde bir güzellik ve iyilik ve hayır vardır; ve şer ve çirkinlik gâyet cüz’îdir ve vâhid-i kıyasîdirler ki, güzellik ve iyilik mertebelerini ve hakîkatlarının tekessürünü ve taaddüdünü göstermek cihetiyle, o şer ise hayır ve o kubh dahi hüsün olur.

Fakat zîşuurların nazar-ı zâhirîsinde görünen zâhirî çirkinlik ve fenalık ve belâ ve musîbetten gelen küsmekler ve şekvâlar Zât-ı Hayy-ı Kayyûm’a teveccüh etmemek için; hem aklın zâhirî nazarında habîs, pis görünen şeylerde, kudsî münezzeh olan kudretin bizzât ve perdesiz onlar ile mübaşereti, kudretin izzetine münafî gelmemek için, zâhirî esbâblar o kudretin tasarrufatına perde edilmişler. O esbâb ise; îcad edemiyorlar... belki, haksız olan şekvâlara ve i’tirâzlara hedef olmak ve izzet ve kudsiyet ve münezzehiyet-i kudreti muhafaza içindirler.

Yirmi İkinci Söz’ün İkinci Makamının Mukaddemesinde beyân edildiği gibi; Hazret-i Azrâil (A.S.), kabz-ı ervah vazifesi hususunda Cenâb-ı Hakk’a münâcat etmiş. Demiş: “Senin kulların benden küsecekler.” Cevaben ona denilmiş: “Senin vazifen ile vefat edenlerin ortasında hastalıklar ve musîbetler perdesini bırakacağım; vefat edenler sana değil, belki i’tirâz ve şekvâ oklarını o perdelere atacaklar.” Bu münâcatın sırrına göre; ölümün ve vefatın ehl-i îman hakkında hakîki güzel yüzünü görmeyen ve ondaki rahmetin cilvesini bilmeyenlerin küsmeleri ve i’tirâzları Zât-ı Hayy-ı Kayyûm’a gitmemek için Hazret-i Azrâil’in (A.S.) vazifesi de bir perde olduğu gibi, sâir esbâblar dahi zâhirî perdedirler.

Evet, izzet-i azamet ister ki; esbâb, perdedâr-ı dest-i kudret ola aklın nazarında.. fakat vahdet ve celâl ister ki; esbâb, ellerini çeksinler te’sir-i hakîkiden...

 

Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages