NUR ÇEŞMESİ
11.3.RİSÂLE-İ NUR’UN ŞİMDİ VUKU BULAN BİR İNKÂRA KIRK SENE EVVEL VERDİĞİ KAT’İ CEVAP(DEVAMI)
Beşincisi: Hadsen ve hissen ve istikrâen ve tecrübeten sâbit olmuştur ki: Bir maddede tanzim ve teşkil düşse ve o maddeden başka masnûat yapılsa, elbette muhtelif tabaka ve şekillerde olur. Meselâ: Elmas madeninde teşkilât başladığı vakit, o maddeden hem remad yâni hem kül, hem kömür, hem elmas nevileri tevellüd ediyor. Hem meselâ: Ateş, teşekküle başladığı vakit; hem alev, hem duman, hem kor tabakalarına ayrılıyor. Hem meselâ: Müvellid-ül mâ, müvellid-ül-humuza ile mezcedildiği vakit, o mezcden hem su, hem buz, hem buhar gibi tabakalar teşekkül ediyor. Demek anlaşılıyor ki bir madde-i vâhidde teşkilât düşse, tabakata ayrılıyor. Öyle ise: Madde-i esîriyede Kudret-i Fâtıra teşkilâta başladığı için, elbette ayrı ayrı tabaka olarak
![]()
sırriyle yedi nevi semavâtı ondan halketmiştir.
Altıncısı: Şu mezkûr emâreler, bizzarûre semavâtın hem vücûduna, hem taaddüdüne delâlet ederler. Mâdem kat’iyyen semavât müteaddiddir ve Muhbir-i Sâdık, Kur’ân-ı Mu’ciz-ül Beyân’ın lîsaniyle yedidir der; elbette yedidir.
Yedincisi: Yedi, yetmiş, yedi yüz gibi ta’birat, üslûb-u Arabîde kesreti ifade ettiği için, o küllî yedi tabaka çok kesretli tabakaları havi olabilir.
ELHÂSIL: Kadîr-i Zülcelâl, esîr maddesinden yedi kat semavâtı halkedip tesviye ederek, gâyet dakik ve acib bir nizam ile tanzim etmiş ve yıldızları içinde zer’edip ekmiştir. Mâdem Kur’ân-ı Mu’ciz-ül Beyân, umum ins ve cinnin umum tabakalarına karşı konuşan bir hutbe-i ezeliyedir.
Elbette nev-i beşerin her bir tabakası, herbir âyât-ı Kur’âniyeden hissesini alacak ve âyât-ı Kur’âniye, her tabakanın fehmini tatmin edecek sûrette ayrı ayrı ve müteaddid ma’naları zımnen ve işâreten bulunacaktır. Evet hitabat-ı Kur’âniyenin vüs’ati ve mâânî ve işârâtındaki genişliği ve en âmi bir avamdan en has bir havassa kadar derecat-ı fehimlerini mürâat ve mümaşat etmesi gösterir ki; herbir Âyetin herbir tabakaya bir vechi var, bakıyor.
İşte bu sırra binâen, “yedi semavât” ma’nayı küllîsinde yedi tabaka-i beşeriye, muhtelif yedi kat ma’nayı fehmetmişler. Şöyle ki:
![]()
âyetinde, kısa nazarlı ve dar fikirli bir tabaka-i insaniye, havayı nesimînin tabakatını fehmeder. Ve Kozmoğrafya ile sersemleşmiş diğer bir tabaka-i insaniye dahi, elsine-i enamda seb’a-i seyyare ile meşhur yıldızları ve medârlarını fehmeder. Daha bir kısım insanlar küremize benzer zevil-hayatın makarrı olmuş semâvî yedi küre-i âheri fehmeder. Diğer bir tâife-i beşeriye, Manzûme-i Şemsiye’nin yedi tabakaya ayrılmasını, hem Manzûme-i Şemsiye’mizle beraber yedi manzûmat-ı şümûsiyyeyi fehmeder.
Daha diğer bir tâife-i beşeriye, madde-i esîriyenin teşekkülâtı yedi tabakaya ayrılmasını fehmeder. Daha geniş fikirli bir tabaka-i beşeriye, yıldızlarla yaldızlanıp, bütün görünen gökleri bir semâ sayıp, onu bu dünyanın semâsıdır diyerek, bundan başka altı tabaka-i semavât var olduğunu fehmeder. Ve nev-i beşerin yedinci tabakası ve en yüksek tâifesi ise; semavât-ı seb’ayı, âlem-i şehâdete münhasır görmüyor. Belki avalim-i uhreviye ve gaybiye ve dünyeviye ve misâliyenin birer muhit zarfı ve ihâtalı birer sakfı olan yedi semavâtın var olduğunu fehmeder.
Ve hâkezâ bu âyetin külliyetinde mezkûr yedi kat tabakanın yedi kat ma’naları gibi daha çok cüz’î ma’naları vardır. Herkes fehmine göre hissesini alır ve o mâide-i semâvîyeden herkes rızkını bulur.