NUR ÇEŞMESİ-70-PENCERELER RİSALESİNDEN(DEVAMI)

2 views
Skip to first unread message

Erhan Patlak

unread,
Apr 28, 2026, 7:03:09 AMApr 28
to

                                                                          NUR ÇEŞMESİ

 

9.2.PENCERELER RİSALESİNDEN(DEVAMI)

İKİNCİ NOKTA: Mühim bir sırr-ı Ehadiyete işâret eder. Şöyle ki:

İnsanın nasıl ruhu bütün cesedine öyle bir münâsebeti var ki; bütün a’zasını ve eczâsını birbirine yardım ettirir. Yâni, irâde-i İlâhîyye cilvesi olan evâmir-i tekviniyye ve o emirden vücûd-u hâricî giydirilmiş bir kanun-u emrî ve latîfe-i Rabbânîye olan ruh, onların idaresinde onların ma’nevî seslerini hissetmesinde ve hâcâtlarını görmesinde birbirine mâni olmaz, ruhu şaşırtmaz. Ruha nisbeten uzak yakın bir hükmünde... Birbirine perde olmaz. İsterse, çoğunu birinin imdâdına yetiştirir. İsterse bedenin her cüz’ü ile bilebilir, hissedebilir, idare edebilir. Hatta çok nurânîyet kesbetmiş ise, herbir cüz’ü ile görebilir ve işitebilir. Öyle de:

http://www.nur.gen.tr/Include/images/kulliyat/aimg/nur%20%C3%A7e%C5%9F/i030.gif Cenâb-ı Hakk’ın mâdem O’nun bir kanun-u emri olan ruh, küçük bir âlem olan insan cisminde ve a’zasında bu vaziyeti gösteriyor.

Elbette âlem-i ekber olan kâinatta o Zât-ı Vâcibül Vücûd’un irâde-i külliyesine ve kudret-i mutlakasına hadsiz fiiller, hadsiz sadâlar, hadsiz duâlar, hadsiz işler, hiçbir cihette ona ağır gelmez, birbirine mâni olmaz. O Hâlık-ı Zülcelâl’i meşgul etmez, şaşırtmaz, bütününü birden görür, bütün sesleri birden işitir. Yakın uzak birdir. İsterse, bütününü birinin imdâdına gönderir. Herşey ile her şeyi görebilir, seslerini işitebilir ve her şey ile herşeyi bilir ve hâkezâ...

ÜÇÜNCÜ NOKTA: Hayatın pek mühim bir mâhiyeti ve ehemmiyetli bir vazifesi var. Fakat o bahis, Hayat Penceresinde ve Yirminci Mektub’un Sekizinci Kelimesinde tafsili geçtiğinden ona havale edip yalnız bunu ihtar ederiz ki:

Hayatta hissiyat sûretinde kaynayan memzuç nakışlar, pekçok esmâ ve şuunat-ı zâtiyeye işâret eder. Gâyet parlak bir sûrette Hayy-ı Kayyûm’un şuunat-ı zâtiyesine âyinedarlık eder. Şu sırrın îzahı, Allah’ı tanımayanlara ve daha tam tasdik etmeyenlere karşı zamanı olmadığından o kapıyı kapıyoruz...

* * *

Hayat, kudret-i Rabbânîye mu’cizatının en nurânîsidir, en güzelidir. Ve vahdâniyyet bürhanlarının en kuvvetlisi ve en parlağıdır. Ve tecelliyat-ı Samedaniyye âyinelerinin en câmii ve en berrakıdır. Evet, hayat, tek başiyle bir Hayy-ı Kayyûm’u bütün esmâ ve şuunatı ile bildirir. Çünkü hayat, pekçok sıfâtın memzuç bir ma’cûnu hükmünde bir ziya, bir tiryaktır. Elvan-ı seb’a, ziyada; ve muhtelif edviyeler, tiryakta nasılki mümtezicen bulunur. Öyle de: Hayat dahi, pekçok sıfâttan yapılmış bir hakîkattır. O hakîkattaki sıfatlardan bir kısmı, duygular vasıtasiyle inbisat ederek inkişaf edip ayrılırlar. Kısm-ı ekseri ise hissiyat sûretinde kendilerini ihsas ederler. Ve hayattan kaynama sûretinde kendilerini bildirirler.

Hem hayat, kâinatın tedbir ve idaresinde hükümferma olan rızk ve rahmet ve inâyet ve hikmeti tazammun ediyor. Güya hayat onları arkasına takıp, girdiği yere çekiyor. Meselâ hayat bir cisme, bir bedene girdiği vakit, Hakîm ismi dahi tecelli eder, hikmetle yuvasını güzelce yapıp tanzim eder. Aynı halde Kerîm ismi de tecelli edip, meskenini hâcâtına göre tertib ve tezyin eder. Yine aynı halde Rahîm isminin cilvesi görünüyor ki, o hayatın devam ve kemâli için türlü türlü ihsanlarla taltif eder. Yine aynı halde Rezzâk isminin cilvesi görünüyor ki, o hayatın bekasına ve inkişafına lâzım maddî, ma’nevî gıdaları yetiştiriyor. Ve kısmen bedeninde iddihar ediyor.

Demek hayat bir nokta-i mihrakıye hükmünde; muhtelif sıfât birbiri içine girer, belki birbirinin aynı olur. Güya hayat tamamiyle hem ilimdir, aynı halde kudrettir, aynı halde de hikmet ve rahmettir ve hâkezâ...

İşte hayat bu câmi mâhiyeti i’tibâriyle şuûn-u zâtiye-i Rabbânîyeye âyinedarlık eden bir âyine-i Samediyettir. İşte bu sırdandır ki: Hayy-ı Kayyûm olan Zât-ı Vâcibül Vücûd, hayatı pek çok kesretle ve mebzuliyetle halkedip, neşir ve teşhir eder. Ve herşeyi hayatın etrafına toplattırıp, ona hizmetkâr eder. Çünkü; hayatın vazifesi büyüktür.

Evet Samediyetin âyinesi olmak kolay bir şey değil, âdi bir vazife değil. İşte göz önünde her vakit gördüğümüz bu had ve hesaba gelmiyen yeni yeni hayatlar ve hayatların asılları ve zâtları olan ruhlar, birden ve hiçten vücûda gelmeleri ve gönderilmeleri, bir Zât-ı Vâcibül Vücûd ve Hayy-ı Kayyûm’un vücub-u vücûdunu ve sıfât-ı kudsiyesini ve esmâ-i hüsnâsını; lemaatın Güneşi gösterdiği gibi gösteriyorlar. Güneşi tanımıyan ve kabul etmeyen adam, nasıl gündüzü dolduran ziyayı inkâr etmeye mecbûr oluyor.

Öyle de: Hayy-ı Kayyûm, Muhyî ve Mümît olan Şems-i Ehadiyeti tanımayan adam, zemînin yüzünü belki mâzi ve müstakbeli dolduran zîhayatların vücûdunu inkâr etmeli ve yüz derece hayvandan aşağı düşmeli. Hayat mertebesinden düşüp câmid bir cahil-i echel olmalı.

 

clip_image001.gif
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages