NUR ÇEŞMESİ
11.6.RİSÂLE-İ NUR’UN ŞİMDİ VUKU BULAN BİR İNKÂRA KIRK SENE EVVEL VERDİĞİ KAT’İ CEVAP(DEVAMI)
İkinci Suâl: Sen eskiden şarktaki bedevi aşairde seyahat ettiğin vakit, onları medeniyet ve terakkiyata çok teşvik ediyordun. Neden, kırk seneye yakındır, medeniyet-i hâzıradan “mimsiz” diyerek hayat-ı içtimâîyeden çekildin, inzivaya sokuldun?
Elcevab: Medeniyet-i hazıra-i garbiye semâvî kanun-u esasîlere muhalif olarak hareket ettiği için seyyiatı hasenatına; hataları, zararları, fâidelerine râcih geldi. Medeniyetteki maksud-u hakîki olan istirahat-ı umûmîye ve saadet-i hayat-ı dünyeviye bozuldu. İktisat, kanaat yerine, israf ve sefâhet ve sa’y ve hizmet yerine tenbellik ve istirahat meyli galebe çaldığından, biçâre beşeri hem gâyet fakir, hem gâyet tenbel eyledi. Semâvî Kur’ânın kanun-u esasîsi:
![]()
![]()
ferman-ı esasîsiyle: “Beşerin saadet-i hayatiyesi, iktisat ve sa’ye gayrette olduğunu ve onunla beşerin havas, avam tabakası birbiriyle barışabilir.” diye RİSÂLE-İ NUR bu esası îzaha binâen kısa bir-iki nükte söyleyeceğim:
Birincisi: Bedevilikte beşer üç dört şeye muhtaç oluyordu. O üç dört hâcâtını tedârik etmeyen on adedde ancak ikisi idi. Şimdiki garb medeniyet-i zâlime-i hazırası sû-i isti’malat ve israfat ve hevesâtı tehyic ve havâic-i gayr-ı zarûriyeyi, zarûri hâcâtlar hükmüne getirip görenek ve tiryakilik cihetiyle şimdiki o medenî insanın tam muhtaç olduğu dört hâcâtı yerine, yirmi şeye bu zamanda muhtaç oluyor. O yirmi hâcâtı tam helâl bir tarzda tedârik edecek, yirmiden ancak ikisi olabilir. On sekizi muhtaç hükmünde kalır. Demek bu medeniyet-i hâzıra insanı çok fakir ediyor. O ihtiyaç cihetinde beşeri zulme, başka haram kazanmaya sevk etmiş. Biçâre avam ve havas tabakasını dâima mübarezeye teşvik etmiş. Kur’ân’ın kanun-u esasîsi olan “vücub-u zekat hurmet-i riba” vasıtasiyle avamın havassa karşı itaatini ve havassın avama karşı şefkatini te’min eden o kudsî kanunu bırakıp burjuvaları zulme, fukaraları isyana sevk etmeye mecbûr etmiş. İstirahat-ı beşeriyeyi zîr ü zeber etti!
İkinci Nükte: Bu medeniyet-i hazıranın hârikaları, beşere birer ni’met-i Rabbânîye olmasından hakîki bir şükür ve menfaat-ı beşerde isti’mali iktiza ettiği halde, şimdi görüyoruz ki: Ehemmiyetli bir kısım insanı tenbelliğe ve sefâhete ve sa’yi ve çalışmayı bırakıp istirahat içinde hevesâtı dinlemek meylini verdiği için sa’yin şevkini kırıyor. Ve kanaatsizlik ve iktisadsızlık yoluyla sefâhete, israfa, zulme, harama sevkediyor. Meselâ: RİSÂLE-İ NUR’daki “NUR ANAHTARI”nın dediği gibi: “Radyo büyük bir ni’met iken, maslahat-ı beşeriyeye sarf edilmek ile bir ma’nevî şükür iktiza ettiği halde, beşde dördü hevesâta, lüzumsuz, malâyani şeylere sarf edildiğinden; tenbelliğe radyo dinlemekle heveslenmeye sevk edip, sa’yin şevkini kırıyor. Vazife-i hakikiyesini bırakıyor.
Hatta çok menfaatli olan bir kısım hârika vesait, sa’y ve amel ve hakîki maslahat-ı ihtiyac-ı beşeriyeye isti’mali lâzım gelirken, ben kendim gördüm; ondan bir-ikisi zarûri ihtiyacata sarfedilmeye mukâbil, ondan sekizi keyf, hevesât, tenezzüh, tenbelliğe mecbûr ediyor. Bu iki cüz’î misâle binler misâller var.