|
1.1.BİRİNCİ
HİKMET
Tesettür
hakkındadır
On
Beşinci Notanın İkinci ve Üçüncü Meseleleri iken, ehemmiyetine binaen
Yirmi Dördüncü Lem’a olmuştur.
بِسْمِ
اللهِ
الرَّحْمٰنِ
الرَّحِيمِ
يَآ
اَيُّهَا
النَّبِيُّ
قُلْ
ِلاَزْوَاجِكَ
وَبَنَاتِكَ
وَنِسَاۤءِ
الْمُؤْمِنِينَ
يُدْنيِنَ
عَلَيْهِنَّ
مِنْ
جَلاَبِيبِهِنَّ 1
(ilâ
âhir) âyeti, tesettürü emrediyor. Medeniyet-i sefihe ise, Kur’ân’ın bu
hükmüne karşı muhalif gidiyor. Tesettürü fıtrî görmüyor, bir esarettir
diyor. (HAŞİYE)
Elcevap: Kur’ân-ı Hakîmin bu hükmü tam fıtrî
olduğuna ve muhalifi gayr-ı fıtrî olduğuna delâlet eden çok hikmetlerinden
yalnız dört hikmetini beyan ederiz.
BİRİNCİ
HİKMET
Tesettür,
kadınlar için fıtrîdir ve fıtratları iktiza ediyor. Çünkü kadınlar
hilkaten zayıf ve nazik olduklarından, kendilerini ve hayatından ziyade
sevdiği yavrularını himaye edecek bir erkeğin himaye ve yardımına muhtaç
bulunduğundan, kendini sevdirmek ve nefret ettirmemek ve istiskale mâruz
kalmamak için fıtrî bir meyli var.
Hem kadınların on adetten altı
yedisi, ya ihtiyardır, ya çirkindir ki, ihtiyarlığını ve çirkinliğini
herkese göstermek istemezler. Ya kıskançtır, kendinden daha güzellere
nisbeten çirkin düşmemek veya tecavüzden ve ittihamdan korkar; taarruza
mâruz kalmamak ve kocası nazarında hıyanetle müttehem olmamak için,
fıtraten tesettür isterler. Hattâ dikkat edilse, en ziyade kendini
saklayan, ihtiyarlardır. Ve on adetten ancak iki üç tanesi bulunabilir ki,
hem genç olsun, hem güzel olsun, hem kendini göstermekten
sıkılmasın.
Malûmdur ki, insan sevmediği ve istiskal ettiği
adamların nazarından sıkılır, müteessir olur. Elbette açık saçıklık
kıyafetine giren güzel bir kadın, bakmasına hoşlandığı nâmahrem
erkeklerden onda iki üçü varsa, yedi sekizinden istiskal eder. Hem
tefahhuş ve tefessüh etmeyen bir güzel kadın, nazik ve serîütteessür
olduğundan, maddeten tesiri tecrübe edilen, belki semlendiren pis
nazarlardan elbette sıkılır. Hattâ işitiyoruz, açık saçıklık yeri olan
Avrupa’da çok kadınlar, bu dikkat-i nazardan sıkılarak, “Bu alçaklar bizi
göz hapsine alıp sıkıyorlar” diye polislere şekvâ ediyorlar. Demek,
medeniyetin ref-i tesettürü hilâf-ı fıtrattır. Kur’ân’ın tesettür emri
fıtrî olmakla beraber, o maden-i şefkat ve kıymettar birer refika-i
ebediye olabilen kadınları, tesettür ile sukuttan, zilletten ve mânevî
esaretten ve sefaletten kurtarıyor.
Hem kadınlarda ecnebî erkeklere
karşı, fıtraten korkaklık, tahavvüf var. Tahavvüf ise, fıtraten, tesettürü
iktiza ediyor. Çünkü, sekiz dokuz dakika bir zevki cidden acılaştıracak
sekiz dokuz ay ağır bir veled yükünü zahmetle çekmekle beraber, hâmisiz
bir veledin terbiyesiyle, sekiz dokuz sene, o sekiz dokuz dakika gayr-ı
meşru zevkin belâsını çekmek ihtimali var. Ve kesretle vâki olduğundan,
cidden şiddetle nâmahremlerden fıtratı korkar ve cibilliyeti sakınmak
ister. Ve tesettürle, nâmahremin iştihasını açmamak ve tecavüzüne meydan
vermemek, zayıf hilkati emreder ve kuvvetli ihtar eder. Ve bir siperi ve
kalesi, çarşafı olduğunu gösteriyor. Mesmûâtıma göre, merkez ve payitaht-ı
hükûmette, çarşı içinde, gündüzde, ahalinin gözleri önünde, gayet âdi bir
kundura boyacısı, dünyaca rütbeten büyük bir adamın açık bacaklı karısına
bilfiil sarkıntılık etmesi, tesettür aleyhinde olanların hayâsız yüzlerine
bir şamar vuruyor!
Dipnotlar - Arapça İbareler -
Haşiyeler :
1 : “Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına
ve mü’minlerin hanımlarına söyle, (evlerinden çıktıklarında) dış
örtülerini üzerlerine alsınlar.” Ahzâb Sûresi, 33:59. (HAŞİYE)
: HAŞİYE Mahkemeye karşı ve mahkemeyi susturan Lâyiha-i Temyizin
müdafaatından bir parça: “Ben de Adliyenin mahkemesine derim ki: Bin üç
yüz elli senede ve her asırda üç yüz elli milyon insanların hayat-ı
içtimaiyesinde en kudsî ve hakikî ve hakikatlı bir düstûr-u İlâhîyi, üç
yüz elli bin tefsirin tasdiklerine ve ittifaklarına istinaden ve bin üçyüz
elli sene zarfından geçmiş ecdadımızın itikadlarına iktidâen tefsir eden
bir adamı mahkûm eden haksız bir kararı, elbette rûy-i zeminde adalet
varsa, o kararı red ve bu hükmü nakzedecektir.”
|
Lügatler :
âdi : basit, sıradan
ahali : halk
aleyhinde : karşısında
asır : yüzyıl âyet : Kur’ân’da yer alan her
bir cümle
belâ : büyük sıkıntı beyan etmek :
açıklamak, anlatmak
bilfiil : fiilen, uygulamaya koyarak binaen
: dayanarak cibilliyet : yaratılıştan gelen huy,
karakter cidden : gerçekten
delâlet etmek : delil olmak, işaret etmek
dikkat-i nazar : dikkatle bakmak düstûr-u
İlâhî : İlâhi kural, kanun ecdad : atalar, dedeler
ecnebî : yabancı ehemmiyet :
önem esaret : esirlik, tutsaklık fıtrat : yaratılış,
mizaç fıtraten : yaratılış açısından fıtrî : doğal,
yaratılıştan gelen gayr-ı fıtrî : yaratılışa uygun
olmayan gayr-ı meşru : helâl olmayan, dine aykırı
hakikatli : gerçek
hâmisiz : koruyucusuz
hayâsız : utanmaz hayat-ı içtimaiye : sosyal
hayat
hıyanet : ihanet, hainlik hikmet : fayda,
gaye
hilâf-ı fıtrat : yaratılışa ters hilkat :
yaratılış hilkaten : yaratılış gereği
himaye : koruma hüküm : kural ihtar
etmek : uyarmak
iktidâen : uyarak iktiza etmek :
gerektirmek ilâ âhir : sonuna kadar istinaden :
dayanarak
istiskal : hoşlanmama, yüz vermeme,
küçümseme itikad : inanç ittifak : birleşme, fikir
birliği ittiham : suçlama kesretle :
çoklukla kıymettar : değerli
kudsî : kutsal Kur’ân-ı Hakîm : her âyet ve
sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân
Lâyiha-i Temyiz : mahkemelerce verilen bir kararın
kanun ve usul yönünden incelenmesi için verilen dilekçe lem’a :
parıltı maddeten : maddî olarak maden-i şefkat :
şefkat kaynağı malûm : bilinen mâruz : bir
şeyin karşısında ve tesiri altında kalma
medeniyet-i sefihe : insanları zevk ve eğlenceye
yönelten medeniyet; Batı medeniyeti
mesmûât : işitilenler, duyulanlar meyil :
eğilim, istek
muhalif : karşıt, zıt müdafaat :
savunmalar müteessir olmak : üzülmek,
etkilenmek müttehem : suçlanan nâmahrem :
nikahlanmanın haram olmadığı kişi, yabancı
nakzetmek : bozmak nazik : ince,
zarif nisbeten : kıyasla
nota : bildiri
payitaht-ı hükûmet : başkent ref-i tesettür
: tesettürün kaldırılması refika-i ebediye : sonsuz hayatta
hayat arkadaşı olacak kadın
rûy-i
zemin : yeryüzü
rütbeten : rütbece sefalet : perişanlık,
yoksulluk semlendiren : zehirleyen,
kirleten serîütteessür : çabuk üzülen, çabuk ve kolay
etkilenen sukut : alçalma, düşüş
şamar : tokat şekvâ etmek : şikâyet
etmek taarruz : saldırı tahavvüf : korkuya düşme,
korkma
tasdik : kabul etme, onaylama tecavüz :
saldırı, sataşma tecrübe etmek : denemek tefahhuş :
fuhşa girme, ahlâksızlık tefessüh etmek : bozulmak
tefsir : yorumlama; Kur’ân-ı Kerimi mânâ bakımından
açıklayan, yorumlayan kitap tesettür : örtünme vâki
olmak : meydana gelmek veled : evlat, çocuk
zarfında : içinde zillet : hor ve hakir
duruma düşme ziyade : çok,
fazla |