NUR ÇEŞMESİ-73-OTUZUNCU LEM'ANIN BEŞİNCİ NÜKTESİNDEN BAZI PARÇALAR(DEVAMI)

2 views
Skip to first unread message

Erhan Patlak

unread,
Apr 30, 2026, 7:03:16 AM (12 days ago) Apr 30
to

                                                                          NUR ÇEŞMESİ

 

10.3.OTUZUNCU LEM'ANIN BEŞİNCİ NÜKTESİNDEN BAZI PARÇALAR(DEVAMI)

Fakat hayatın hem zâhirî, hem bâtınî, hem mülk, hem melekût vecihleri kirsiz, noksansız, kusursuz olduğundan; şekvâları ve i’tirâzları dâvet edecek maddeler onda bulunmadığı gibi, izzet ve kudsiyet-i kudrete münâfî olacak pislik ve çirkinlik olmadığından, doğrudan doğruya perdesiz olarak Zât-ı Hayy-ı Kayyûm’un “ihya edici, hayat verici, diriltici” isminin eline teslim edilmişlerdir. Nur da öyledir, vücûd ve îcad da öyledir.

Onun içindir ki; îcad ve halk doğrudan doğruya, perdesiz, Zât-ı Zülcelâl’in kudretine bakar. Hatta yağmur bir nevi hayat ve rahmet olduğundan, vakt-i nüzûlü bir muttarid kanuna tâbi kılınmamış; tâ ki, her vakt-i hacette eller dergâh-ı İlâhîyyeye rahmet istemek için açılsın. Eğer yağmur Güneş’in tulûu gibi bir kanuna tâbi olsaydı; o ni’met-i hayatiye, her vakit rica ile istenilmeyecekti.

...Yirmi Dokuzuncu hassasında denilmiştir ki; kâinatın neticesi hayat olduğu gibi; hayatın neticesi olan şükür ve ibâdet dahi, kâinatın sebeb-i hilkati ve ille-i gaiyesi ve maksud neticesidir. Evet bu kâinatın Sâni-i Hayy-ı Kayyûm’u bu kadar hadsiz enva’-i ni’metiyle kendini zîhayatlara bildirip sevdirdiğine mukâbil, elbette zîhayatlardan o ni’metlere karşı teşekkür ve sevdirmesine mukâbil, sevmelerini ve kıymetdar san’atlarına mukâbil medh ü sena etmelerini ve evâmir-i Rabbânîyesine karşı itaat ve ubûdiyetle mukabele edilmelerini ister.

İşte bu sırr-ı Rubûbiyete göre teşekkür ve ubûdiyet, bütün enva’-ı hayatın ve dolayısiyle bütün kâinatın en ehemmiyetli gayesi olduğundandır ki, Kur’ân-ı Mu’ciz-ül-Beyân, pek çok hararetle ve şiddetle ve halâvetle şükür ve ibâdete sevkediyor. Ve “ibâdet Cenâb-ı Hakk’a mahsus ve şükür ona lâyık ve hamd ona hasdır” diye çok tekrar ile beyân ediyor.

...Hayatın yirmi sekizinci hassasında beyân edilmiştir ki; hayat, îmanın altı erkânına bakıp isbat ediyor; onların tahakkukuna işâretler ediyor. Evet mâdem bu kâinatın en mühim neticesi ve mâyesi ve hikmet-i hilkatı hayattır; elbette o hakîkat-ı âliye, bu fâni, kısacık, noksan, elemli hayat-ı dünyeviyeye münhasır değildir.

Belki, hayatın yirmi dokuz hassasiyle mâhiyetinin azameti anlaşılan şecere-i hayatın gayesi, neticesi ve o şecerenin azametine lâyık meyvesi, hayat-ı ebediyedir ve hayat-ı uhreviyedir; taşiyle ve ağaciyle, toprağiyle hayattar olan Dâr-ı Saadetteki hayattır. Yoksa bu hadsiz cihâzât-ı mühimme ile teçhiz edilen hayat şeceresi; zîşuur hakkında, husûsan insan hakkında meyvesiz, fâidesiz, hakîkatsız olmak lâzım gelecek.. ve sermayece ve cihâzâtca serçe kuşundan meselâ yirmi derece ziyâde ve bu kâinatın ve zîhayatın en mühim yüksek ve ehemmiyetli mahlûku olan insan, serçe kuşundan saadet-i hayat cihetinde yirmi derece aşağı düşüp en bedbaht, en zelil bir biçâre olacak.

Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages