Kolbastı Halk Oyunu Üzerine
Ankara’da Trabzon Tanıtım Haftası vardı, şöyle bir uğradım, iyi ki de uğradım. KTÜ Kolbastı ekibini izledim, çok heyecanlandım,
kendilerini ve sanat danışmanları Engin Erşan’ı kutladım. Kolbastı üzerine ayaküstü sohbet ettik, Kolbastı’nın fonetik analizini yaptım,
bu adın nereden geldiği üzerine bir şeyler anlattım. Bunun üzerine Engin Erşan bey, bu konuda hazırladığı dosyaya katkı olabilecek öneri ve bilgileri kendisiyle paylaşmamı istedi. Bu maksatla Kolbastı üzerine aşağıdaki notları yazdım.
Fonetik analizlerle tarih:
Kolbastı; Goli-Bazti; Kol-Maz’ti, Oğ-uli Maz-si. Maz soylu Oğul’lar.
Maz; Işığını güneşten alan Uma-Oz, Ay gibi.
Ay, ışığını güneşten alan olarak tarif edilir, Kuran’da, Şems suresinde de böyledir. Bu nedenle Şaman kültürünü bilmeyen batılı yazarlar Maz için
“Kafkasların ay Tanrısı” tanımını yaparlar. Karadenizlilerin antik adlarından Amazonlar da adını MAZ’dan alır. A’maz-oğulları, Amazoğn,
Amazon’un köken adı; Maz gibi olan, Maz-si, Maz-ti; Basti, Bastı. Antik kaynaklarda Maz için Kafkasların Ay tanrısı, İştar, diye bir adlandırma daha yapılır.
İştar, zaten fonetik açılımda İs-Dor, Tor Işığı, Tor-us/Toros olup, Karadeniz dağlarımızın antik adı olan Peria Toros ile örtüşür.
Trabzon’un açılımındaki kök heceler içerisinde hem Maz, hem de Dor heceleri birlikte bulunur. Dor-Abaz-oni, Tur (soylu) A’maz (inanışlı) Önü-yeri.
Daha eski adı olan Trapezos; Tur-Apas-us; Türk/Dor Bas ışığı/uşağı. Trapez-us’un son eki US üzerine: Us, Os, Si, Ti, gibi son ekler, ışığı/uşağı/soyu ile aynı kavramdır. Çünkü Şaman/Işık kültüründe insan, evrendeki büyük ışığın/Güneşin/Gök Tanrı’nın ışığından ur olan ışığ, uşağ, esiğ’dir.
Kol; Og-uli. Gol-at/ İskit boylarının adında da geçer. (Ör.İskefiye, İskit yeridir.)
Galat; Kol-ata; Ata Oğlu. Buradan bir kol atalım Ankara İskit’lerine ve antik Galatya’ya. Kırım Türkleri ile doğrudan akraba bir kavimdirler.
Çerşan; Ser-san; Baş-can. Can’lar, Trabzon-Giresun civarında yaşayan halkın antik adıdır, Canik Dağları onların dağlarıdır.
Kolbastı oyunu bu nedenle Can’ların dansı görünmektedir; canlı, hareketli, hayat fışkıran!
Giresun civarında yaşayan halkın İskitler olduğu Atatürk tarafından da dile getirilmiş olup, Ankara’yı başkent yaptığında, Giresun’dan çağırdığı ahşap ustalarına,
devlet binalarına gereken ahşap malzemeyi yapmaları için onlara “Siz İskit Türklerisiniz, Ulus’ta, İskitler mahallesinde size yer veriyorum, burada çalışın” dediği anlatılır.
Akçaabat sözcüğünden iz sürelim: Akça-abati, Oğ-ace Abasi, Abası Hace (günahsız), yani Şehitler Yeri. Gerçekten de yağmacı 8.600 Yunan askerine karşı 900 İskit askerinin burada şehit (hace) olduğuna Yunan tarihçi Hsenoğn (Ksenophon/Ksenovon) yazdığı Anabasis kitabında rastlıyoruz.
Akçaabat’ın eski adı Pulata’yı açalım; Opa-Uli Ata. Poli Ata; Ata Foli, Ata yuvası, Ata şehri.
Dip not: Ulu atalarımıza anıtlar/türbeler yaptığımız için batılılar “Türkler atalarına taparlardı” derler, onları tapınak sanırlardı. Buralardan ilham alanların uyanıp direneceğini bildiklerinden, buradan kendilerine kötülük geleceğini düşündüklerinden, Anadolu’daki bütün büyük anıt mezarlarımızı, Kutlu Asker, Mis Arat/Artemisi dahil, Roma saldırıları sırasında yerle bir ettiler. Ortaçağda papazlar, bizim tek tanrıya inanmadığımızı öne sürer, müzik, dans, tiyatro, resim, heykel, bilim, eğitim gibi bütün yaşamsal işleri din dışı ilan eder, özellikle becerikli Karadeniz kadınlarını cadı ilan eder, ateşte yakma cezası verirlerdi.
“Batının Karanlık Tarihi, Cadı Avı” belgeselinde der ki; “Papazlar, Konstantin ve Bazil ülkesinde 3 bin kadını cadı ilan edip öldürttü”. Belgeselde Bazil ülkesi denilen yer, kadınlarının da at binip savaştığı Bas/Maz-ili, Doğu Karadeniz’den başka yer değildir! Keza, Bazile-us adı, Bedri Dede’nin topraklarını işaret etmektedir.
Daha eski (Ön-Türkçe) açılımında Opu Lad; Abu Lat (Kibele’nin diğer adı), Pe-laz yeri. Lat/Laz; Ulu-oz, Ulus, Helios, Helas; güneş tanrısı. Pelazlar/Pulatlar, güneş tanrısına inananlar. Latin dilinin kökeni. Tarihçi Heredot’a göre, Helen öncesi, Yunanistan’a kuzeyden giren Dor/Trak (Dor-Aka) kavminin antik adı; Sahil Pelazları.
Milattan önce yaşamış bir ulu Oğuz atası Midridate/Bedri Dede vardır, 48 yıl Romalılarla Karadeniz’de savaşmıştı, onun ordusundaki “Kırım Türkleri ölene kadar onu terk etmedi” diye yazdı kitaplar. Parasında ay-yıldız vardı, bütün giysilerinde sekizli Şaman-Oğuz Türkmen yıldızı nakışlıydı. Kıyafet bölümünde bu nakışlardan söz edeceğiz.
Kolbas-ti, çoğul eki veren ti/si eki düşerse, Kolbaşı olur. Bütün kahramanlık türkülerimizde “Kolbaşı” sözcüğünün karşılığını bulabiliriz. “Yine de şahlanıyor aman Kolbaşı’nın yandım da kır atı!” gibi. Demek ki Kolbaşı iyi ata binendir, onun için kolları havada uçmakta, elleri sürekli sallanmaktadır. Dor atlar, rüzgar kanatlı atlardır, ona rüzgar hızını veren süvarisi İskit-DOR SUVARİLERİDİR. Suvari; Su-Peri, Sumeri. Karada ve denizde atı üzerinde uçar gibi savaşan! Karadeniz’in antik adı; Sümer Denizi, adını çevresinde yaşayan Sibir Türklerinden aldı.
Kıyafet önerisi:
Kolbastı ekibinin kıyafeti henüz tamamlanmamış haldedir, örneğin başlıksız oynamaktadırlar.
Önce, antik adıyla Galatya/Kol-ata, Ankara oyunlarının kıyafetlerine bakalım. Ki, Ankara Seğmen (Şaman) oyunlarından biri olan Şeker Oğlan’da birçok figür Kolbastı oyununa benzer. Mis-get; Ma’isi-kit/ Uma isi-got.
Başlık: Kolbastı başlığı ekipte henüz oluşmamıştır, önerim odur ki beyaz kıl dokuma konik kısa yuvarlak bir başlık ve çevresinde çerşan bezi atkı dolandırılmış olabilir. Çünkü, Seğmen başlığı olan Ser-puşi üzerinde Çerşan/Ser-şan bezinden bir atkı dolandırılır, kulak üzerinden bağlanıp sarkıtılır, bu benzerlik önemli ipucudur.
Gömlek: MÖ.400’e ışık tutan Anabasis adlı kitapta, Akçaabat-Giresun arasında geçen bir direnişten söz edilir. Yapmacı Roma-Yunan askerlerinin burada karşısına çıkan İskit direnişçilerini kıyafetlerine kadar tarif etmektedir. Bu tarif Kırım dans kıyafetidir; beyaz keten, önden çapraz kapanmış, dizlere sarkan gömlek, belinde kemeri, bir elinde mızrak, diğer elinde hasır üzerine deri gerilmiş kalkan… Başlarında Kazaklar gibi tüylü başlık.
Bu kıyafeti tamamlamayı şöyle hayal edebiliriz; ayaklarda çarık, çarığın bağı dizlere kadar sarılmış, pantolonun aşağısı böylece daraltılmış.
Takı ve motifler: Halk oyunu kıyafetlerinde her takı, her motif tarihi bir simge olmak durumundadır. Bu noktada BAZİLEUS Büyük Bedri’den söz etmek yerinde olur.
Basi- Leus; Ulus Başı; Masi Ulu Oz. (Uli-os, Etrüskçe/Ön-Türkçe ve İtalyanca Soli, güneş, KIZIL olarak geçer. Bu açılımla Bazileus, Kızıl-Baş olarak karşımıza çıkar. Büyük Bedri, ölümünden sonra onun izinden gidenler (Mitraizm) tarafından Mitra olarak resmedildiğinde de arkasında güneşin ışıkları vardır, benzer şekilde Hz. Ali’nin de başının arkasında turuncu güneş dairesi vardır ve onun adı da Bedrin Aslanı’dır.
Büyük Bedri’nin MÖ.109’da Nemrut dağında yapılan taç giyme töreni, ihtimaldir kızı Latika/Laodice (Lazece) Furtuna’nın düğün töreni, 14 Temmuz günü saat 17.53’de, 25 bin yılda bir kere yaşanan gökyüzü olayı ile birleştirilmiş, onun adı Jupiter’e verilmişti. Bu anı betimleyen Horoskoplu Aslan heykeli üzerinde de aynı sekizli motifleri görebiliyoruz.

Horoskoplu Aslan heykelinin önündeki belirgin Ay-Yıldız simgesi üzerinde biraz düşünmek Anadolu’nun bu tarihte Türk-Oğuz-Şaman olduğunu kanıtlamaya yeter. Karşılaştırmak için MÖ.301’de Amasya’da basılan Bazileus Eupador Midridatos’un Pantus parasındaki ay-yıldızını da yanına koyalım:
Büyük Bedri’nin sembolleri:
-Başında kırmızı bant; Gök Oğuzludur, Şamandır, Kızıl Baş’tır.
- Sekizli motiflerle dolu yarım kollu yeleği; sekizli yıldız, Ay gibi, ışığını güneşten alan Uma-oz. Jupiter/Upidor gezegenine onun adı verildi; Dor Apası)
-Elinde sopa; Kahramandır, Bilgedir, halkın içindedir.
Bu simgelerden bir şekilde Kolbastı ekibinin kıyafetinde ve sahne seramonilerinde kullanmak gerekir.
-Yelek: Mutlaka olmalıdır. Yelek milli giysimizin içindedir. Çünkü, oyuncu mutlaka terler, yelek sırtını terden korumak içindir. Gömleğin de ter çeken kumaş olması önemlidir, Rize bezinden de olur, antik kaynaklarda anlatılan Kadırga keteninden de olur. Anımsayalım, bu yaylaların keten ipliğiyle dokunan yelkenler, adını Kadırga gemilerine verdi.
-Belinden sarkan torbacıklar; şifa dağıtan sembol olmalıdır. Çünkü, adını tıp tarihine yazdıran Mitridatikum panzehirinin sahibidir. Her gün bir parça çeşitli otlarla karıştırılmış deli bal (mesir macunu) yerdi. Mes-ir; Maz-uri, Bas-uri.
Büyük Bedri için “şifa dağıtırdı” diye halk efsanelerine de girmiştir. Demek ki, Kolbastı oynarken, mesir macunu seramonisi eklenirse yerinde olacaktır. Bu seramoni, baş kadın savaşçıyı temsilen, bir kız oyuncu ile, onunla evlenmek isteyen maharetli erkeklerin sahnesi olabilir. Ki, bu ikili solo danslar bütün Kırım ve Kafkas oyunlarında da vardır.
İkili solo dans tasarımı: Kız oyuncunun kemerinde mesir macunu torbası asılı haldedir. Bu kemerde başka şeyler de vardır; bıçak için kılıf, çift taraflı lobruz balta, kaşar peyniri, kurutulmuş et! Bunlar solo dansçının “dorabuluz” kemeri, Amazon kadın savaşçının tarihe geçmiş kemeridir; onun üzerine Yunan erkekleri savaş sırasında bahse girerlerdi, “kim baş kadın savaşçının kemerini alacak”.
Burada savaş anını değil, bu kahraman savaşçı solo dansçı, bakalım hangi maharetli erkeği kendine koca seçecek, erkeklerin solo gösterilerini izlemesi gerekir.
Solo erkekler neler yapar: Amazon kız, belinden bir mendil çıkarıp yere koyar, bir erkek bunu ağzıyla yerden alır. Sonra yere kavurma kesesini çıkarıp koyar, diğer erkek oyuncu ağzıya bunu yerden alır, diğeri bıçağı yerden alır, diğeri lobruz baltayı yerden alır, kız ona çıkarıp belindeki mesir macunu torbasını verir, bir tane şekeri erkeğin ağzına koyar, şekeri kağıdından ısırıp göstererek sahnede bir sevinç turu atar, sonra şeker torbasını açar diğer oyunculara dağıtır, hatta ortam müsait olursa seyircilere de mesir macunu dağıtılır, burada erkek Bedri Dede’yi temsil eder. Erkek, kızın başına al yazma örter, üzerinden yeşil bant ile dolar, karşılıklı geçip simetrik figürlerle oynarken, diğer oyuncular onların etraflarında dönerek oynar.
Final: Gösterideki gibi sahneye kapanarak asla olmamalı, seyirciyle yüz yüze gelerek gururlu başı dik bir duruşla olmalıdır.
Gösteride kullanılan yağmurluklu balıkçı rolü bu oyunla örtüşmez, Kolbaşı savaşçıdır, balıkçı değildir!
Ayrıca sahnede yağmurluk dansçıyı terletir ve bu güne ait giysidir, bu oyunda olmaz.
Oyuncular çok terlemiş olarak gösteriyi bitirdiklerinden, sahne arkasında hemen gömlek değiştirme, ter silme havluları ve üzerlerine alacakları şal örtü hazır olmalıdır. Önce gençlerimizin sağlığı. Yoksa, oyundan sonra her yeri tutulmuş olarak ortada kalabilirler, ki Ankara’da izlediğim gösteriden sonra, dansçı kızlarımızdan biri böyle bir sorun yaşadı.
Kızlar için baş bağlama şekli: Gösteride, kızların da erkeklerin de başında her hangi bir serpuş yoktu, olmalıdır. Amazon kadınların başı olarak da düşünürsek, Rize Çamlıhemşin’de halk oyuncuların başına taktıkları bir İran Şayi baş bağı vardır, kenarında çerşan bezinden kurdele dolanır (Seğmen serpuşuna benzer), onun gibi, alnın yukarısında birleşen bağın ortasından bir tüy ile Kafkas, Pers ve Kırım serpuşu gibi bir başlık elde edilebilir. Başlıktaki tüyler, Türkmen boylarının da simgesidir.
Kızların kemeri: Kemer üzerinde sekizli motif nakışları olmalı. Resimdeki kraliçe Zeynep’in belindeki kemer gibi; silahları alınmış, bıçağın boş kını sarkıyor. (Resmi büyüterek bakınız)
![[Zenobia.jpg]](https://groups.google.com/group/dirmil/attach/44319107c93e571/clip_image014.jpg?part=0.7)
Kraliçenin bileklerinde Trabzon hasır bileziği, kılıç sallarken bileği koruma halkası olarak düşünülmelidir.
Bu nedenle Kolbastı oynayan kızlar, ki onları Amazon kızlar olarak düşünüyoruz, bileklerinde bu bilezik olursa kıyafetini tamamlayacaktır.
Kolbastı’yı daha derin araştırmak için Moldova’ya gidilmesini öneririm. Oradaki erkek oyuncular, beyaz denizci kıyafeti gibidir. Gömlekleri de Engin Erşan’ın ekibindeki gömleğe benzer. Moldova erkek başlığı tipik Hitit serpuşudur.
Anımsatma; Moldova halkının ataları, VI.Büyük Bedri’nin Anadolu Birleşik Orduları içerisinde Doğu Karadenizden oraya giden kadınlı erkekli savaşçılardı.
Kolbastı Trabzon’un mu Giresun’un mu, tartışması üzerine:
Aynı zamanda müzik öğretmeni olmak hesabıyla bu konuda söyleyeceklerim vardır. Bana Giresun dolayları daha akla yakın geliyor. Bulancak Türküsü “Dere boyu kavaklar” müziği ile oynandığı ve Bulancak da Giresun’a bağlı olduğu için değil. Açıklayacağım.
Halk müziğinde ve halk oyunlarında yöreler il merkezleriyle adlandırılmaz. Örneğin Arguvan Türküleri, Antep Barak Ekibi, Silifke ekibi, Zeybek, gibi. Şehir adıyla geçen, Giresun Karşılama, Artvin Atabar, gibi isimler de vardır. Bir şehirden iki ekip de çıkabilir, hiç çıkmayabilir de. Hepsi mümkün. Peki şimdi Kolbastı için ne diyeceğiz?
Bence Kolbastı Pir Azizler’indir. Çünkü bu ad ile tarihin daha derinlerine inilebilir. Çünkü bu ad aracılığıyla, Roma’ya karşı büyük kahramanlık göstermiş atalarımıza ulaşabiliyoruz. Çünkü, Pir Aziz demek, uluların yeri demektir. Çünkü Pir Azizler’de, ikiz doğan erkek çocuğa “Hasan-Hüseyin doğdu” derler; Bedrin Aslanları kastedilir.
Pir Azizler, Anadolu’yu ulular kaynağı yapan yer, Ulu-anasi, Anati-ulu yapanların yeri görünüyor. Tıpkı Akçaabat/Pulata gibi, şehitler şehri olduğunu düşündürüyor. Bir de Bulancak’ın açılımından, burada bir “sevgili apo-ulu yenge”, Uluaba/Abula Yenge-ka olduğunu anlıyorum.
Bence tartışmayı Akçaabat mı, Pir Azizler mi, hatta biraz da Şal Pazarı mı, ya da hepsi mi, şeklinde sürdürmek daha sağlıklı olacak.
Yöreyi iyi bilen şu sorularıma cevap versin:
Kolbastı kemençe ile mi çalınır, bağlama ile mi, davul-zurna ile mi?
Sanırım bağlama kazanır, çünkü ritminde yay çekişleri değil, misket gibi tezene vuruşları duyuluyor.
Giresun’un merkez köylerinde ise bağlama ile çalınan Kaşılama (9/8, 2+3+2+2) ritmi ağırlıklıdır. Kolbastının ritmi 2/4 duyuluyor.
Bir sorum daha var: Pir Azizler’de şehrin bir kenarında eskiden yerle bir edilmişlik hali, yıkıntılar var mıydı?
Çünkü benim halkım, ölmüş ulularına AZİZ der. Önüne, Pir Sultan Abdal gibi, Pir de katmışsa, burada ölüm fermanına direnmiş çok büyük insanlar yaşadı demektir.