Türkiye'deki Kimlik Bunalımının Sosyolojik Analizi

569 views
Skip to first unread message

F.K.

unread,
Feb 11, 2009, 1:57:58 AM2/11/09
to efes...@googlegroups.com, dirmil...@googlegroups.com, dir...@googlegroups.com, Kozagac grup

Avşarlar’ın Torun Oymağı Bağlamında

Türkiye’deki Kimlik Bunalımının Sosyolojik Analizi

ve Bir Öneri

 

Dr. Mustafa Aksoy

 

Mehmet Niyazi millet ve milliyet konusuna sosyolojik ve psikolojik bir yaklaşımla "milliyetin tayininde iki etken önemli rol oynar; bunlardan birisi psikolojik diğeri sosyolojiktir. Bir insan kendini hangi milletten sayıyorsa, sosyolojik bakımdan ait olup olmadığına bakılmaksızın, o insanın o millete ait olduğu kabul edilir. Napolyon, kesinlikle Fransız değildir; Korsikalıdır. Büyük bir ihtimalle Arap asıllıdır. Ama kendini Fransız kabul etmiş ömrünü Fransa’ya vermiştir... Stalin’de aslen Rus değildir, fakat kendisini Rus kabul etmiş... Oğuz Han’ın torunu ‘Ben Türk değilim’ diyorsa, hiç kimse ‘Sen Türksün’ diye onu zorlayamaz. Ama genellikle psikolojik boyut, yani aidiyet şuuru sosyolojik boyuta bağlı oluyor. Hiç kimsenin de Kürtlerin milliyetini tayin etme hakkı yoktur; kendilerinin hakkında kararı kendileri verir. Başkaları ancak tarihleri, sosyal yapıları hakkında ve benzeri hususlarda araştırma yapabilirler"[1] der. Bu bağlamda, insanların mensubiyet duyguları önemli olmakla beraber, bunların tarihi ve sosyal arka yapısını araştırmak da en azından onun kadar önemli olmaktadır.

O nedenle bu makalede Türkiye’de nerdeyse herkesin tartıştığı, her gün yeni kimliklerin dağıtıldığı bir ortamda; yazılı kaynaklardan ve yapmış olduğumuz saha çalışmalarından hareketle, Torun oymağı esas alınarak, konunun siyasi ve sosyolojik boyutları hakkında bir giriş yapılması amaçlanmıştır.

1927 yılında İngilizce hazırlanan İslam Ansiklopedisi’nin "Kürtler" maddesini yazan Wladimir Minorsky dilden hareketle etimolojiyi kullanarak "Kürt" kelimesinin kaynağını bulmaya ve bir "Kürt" milleti inşa etmeye çalışır. Hareket noktasını ise M.Ö 401–400 yıllarında Ksenophon’un "Anabasis-Onbinlerin Dönüşü"  adıyla yazdığı eserde kullandığı Kardukh kelimesi oluşturur. Ksenophon bu konuda şunları ifade eder: "… Lydia ve İonia’ya ulaşıldığını ve kuzeyde dağlar aşılınca Kardukh’lar ülkesine varıldığını bildirdiler. Bu halkların dağlarda oturduklarını, çok savaşçı olduklarını ve Krala bağımlı bulunmadıklarını söylüyor… Bununla birlikte Kardukh’lar, ovayı yöneten satrapla* barış halindeymiş"[2].  Minorsky’nin hareket noktasını teşkil eden bu görüş ciddi dil bilimciler tarafından doğrulanmamıştır. Hatta kendisi de 1938’de katıldığı XX. Oryantalistler kongresine sunduğu bildiride "prensipte milletlerin menşeylerini etimoloji ile ispat etmek tehlikelidir. Bunun için tarihi ve coğrafi elemanlara dayanmak gerekir"[3]demiştir.

İlk ortaya atıldığında çok kullanılan bu kavram sonradan eleştirilerek rafa kaldırılmıştır.  Rus doğu bilimci ve konsolos olan Nikitin  "karduk" teorisi hakkında şunları yazar: "…Kardoukhoi’ler (Karduklar),  Kürtlerin kesin olarak ataları olduğu genellikle kabul edilmişti. Onlar gibi dağlı, aynı ülkede oturur, gözü pek olduklarına göre varsayımı kesinleştirmek için daha ne gerekliydi? Oysa araştırmaların bugünkü durumunda, artık bu konuda aynı kesinlik kalmamış görünmektedir. Bir kere, bu alanda büyük bir otorite olan Th. Nöldeke gibi, M. Hartmann, Weissbach gibi, doğubilimciler, dilbilimsel nedenlerle Kürt ve Kardu biçimlerinin eşanlamlı sayılamayacağını kanıtlamışlardır"[4].

Nikitin en azından Minorsky kadar uzman olduğu ve eseri  "Kürtçü" bir yayınevi tarafından yayınladığı halde onun yukarıda ki görüşleri yok sayılmıştır. Çünkü bazıları bilimsel araştırma yapmaktan ziyade, hoşlarına gelenleri ifade etmeyi bilim saymaktadırlar.

Benzeri insanlar,  art niyetlerinden dolayı yukarıdaki Minorsky’nin iki yazısını dahi analiz etme acizliğine düşmüşlerdir. Bu mantıkla hareket ettikleri için de sosyal sorunları anlamaktan önce, çözmeye çalışmaktadırlar. Oysa bu süreç tersinden işlemelidir. Yani önce anlamak sonra çözüm yollarını belirlemek gerekir.

Akademisyen unvanına sahip biri yazısında da şöyle diyor: "Bugün Kürtlerin "müstakil hüviyetli bir ırk" olup olmadığını kimse tartışmıyor. Kürt kelimesinin yöre halkının dağda yürürken çıkarttığı "kart-kurt" sesinden türediği iddiasını, bir zamanlar bu iddiaya sarılmış olanlar bile, en son eski Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman’ın vurguladığı gibi ironi konusu yapıyor"[5]. Bir defa milleti ırk olarak tanımlamak hiç bir ilmi gerçeklikle açıklanamaz.

 Kürtlerin ayrı bir ırk olduğu konusunda bir tartışmanın ötesinde Kürt milliyetçileri arasında dahi yoğunlaşmış bir uzlaşmadan söz edilemeyeceği konu hakkında okuyanların malumudur. Mesela bir takım Kürt milliyetçileri atalarını Medlere, Ermenilere , Asurîlere, Babillere, Sümerlere ve Farslara bağlarlar. Aynı insanlar Kürtlerin coğrafi tarihi vatanları olarak Fırat ve Dicle arasını, Urumiye bölgesini,  Hazar civarı ile Horasan bölgesini gösterirler[6]. Kalman ise “Batı-Ermenistan toprakları Doğu Anadolu Bölgesi olarak adlandırılmıştır. Coğrafi bir tanım olarak bile belirtilmemiştir…  Kürt kâbusu yok edildi, sıra Ermeni tabusunda… Batı-Ermenistan, Ermenisizleştirildikten sonra bu topraklara; ağırlıklı olarak başta Türkler olmak üzre, Kürtler, Azeriler, Lazlar, Çerkezler ve Balkan muhacir aileleri yerleştirilerek Türkiye’nin Doğu Anadolu bölgesi olarak adlandırılır. Ermenistan ismi de unutturulmaya çalışılır… Bir kısım Ermeni toprakları Kürdistan olarak adlandırılmaya başlanır. Buna Kürtleşme diyoruz[7] der. Dolayısıyla Kürtçülerin bir ırk bulmadan önce bir milliyet -çünkü milliyet bulmak ırk bulmaktan her zaman daha kolaydır- ve coğrafya bulmaları gerekmektedir.

Siyasi ve ideolojik kaygılarla hareket etmeyen, Zazaca ve Dersimce (Dımilice) konuşan hiçbir insan Kürtlüğü kabul etmez. Özellikle Tunceli’de 50 yaş üzerindeki insanlar Kürtlüğü kabul etmedikleri gibi nerdeyse tamamı Horasandan geldiklerini ve Türk olduklarını ifade ederler. 1990’dan beri yaptığımız saha çalışmalarında özellikle Elazığ’da Zazaca konuşan arkadaşlarımızın, Kırmanca konuşan arkadaşlarımızı şaka da olsa küçümsediklerine çok defa şahit olduk.  Zazaca konuşanlara göre Kürt kavramı Kırmançca konuşanların karşılığıdır. Bu konuda Kürtçülerin bazı sözlüklerinde de aynı ifadeleri görebilirsiniz. Bu durumda siyasi ve ideolojik bir hareket noktanız yoksa Kürt kavramının içine Zazaca  ve Dersimce(Dımılice) konuşanları almazsınız.

H. Küçük, "Kirmanc-Zazalarin Etnik Kimligi Üzerine Tartisma" adlı makalesinde "bizim halkımız ister kendini Kirmanc, ister Zaza, ister Dimli, ya da Alevi olarak adlandırsın, her zaman kendisiyle Kürtler arasına bir ayrım koymuş, kendisini ve dilini başka, Kürtleri ve dilini de başka bir biçimde adlandırmış, kendisini Kürtlerin bir parçası olarak görmemiştir. Kürt Milliyetçiliğinin etkisi altında kalmış bazı aydınların, "biz Kürdüz" demesi bu gerçeği değiştirmez. Halkımızın kafası açık ve net iken aydınlar, halkı dinlememiş, kimliğimize gölge düşürmüşlerdir"[8] der.

"Kürt" kavramı ve ırk konusunda, "Kürtçülük”le" ile ilgili yayınlarıyla tanınan bir yayın evinin yayınladığı McDowall’ın eserinde Kürtler hakkında şu bilgiler ifade edilmiştir: "MS 7. yüzyılındaki Arap yayılması döneminde ’Kürt’ sözcüğü göçebeleri ifade etmek için kullanılıyordu. Bu nedenle, etnik olmaktan çok sosyo-ekonomik bir anlam taşıyordu". Ayrıca McDowall’a göre "bazı Arap, Ermeni, Asurî ve Pers (ve daha sonra Türkmen) aşiretlerinin kültür ve olarak Kürtleşmiş olduklarına kuşku yoktur. Böylece Kürt etnik kimliği tek bir ırksal kökene işaret etmemektedir"[9].

Yukarıda verilen bilgiler dahi "Kürt" kavramı bağlamında, Türkiye’de yapılan tartışmaların ne kadar sathi olduğunu gösteren önemli ipuçları vermektedir.

 “Kürtlerin” ayrı bir millet ya da etnik bir grup olduğunu iddia edenlerin en önemli hareket noktalarını dil meydana getirmektedir. Bu konuda 1786’da Petesburg Bilimler Akademesi’nce “Kürtçe (Kırmançca)-Rusça-Almanca” yayınlanan, 8307 kelimeden oluşan sözlük onların ana hareket noktasını oluşturur. Ancak bu sözlüğe atıf yapanlar sözlükteki kelimelerin etimolojisi hakkındaki bilgileri görmezden gelirler[10].

Söz konusu sözlükteki kelimelerin tasnifi şu şekilde yapılmıştır: "Türkçe (eski Türkmence) 3080, Arapça (yeni dil) 2000, Pehlevice (eski) 370, Farsça (yeni dil) 1030, Zinda 1240, Ermenice 220, Güldani 108,  Çerkezce (eski) 60, Gürcüce (eski dil) 20, Kürtçe (asıl) 300" olup, bunların büyük çoğunluğu da coğrafi yer adlarıdır[11].

Türkiye’de "Kürt kimliği" hakkında yapılan çalışmalar dil esasına göre yapılmaktadır. Arıca bu yapılırken etrafı "Kırmançca" ile sarılan ve sanki birer adacık gibi olan "Zazaca" konuşulan yerler yok sayıldığı gibi aynı ilin ilçeleri arasındaki farklılık da yok sayılmaktadır.  Mesela nasıl olmuş da küçücük adacıklar gibi bazı yerlerde halk "Zazaca" konuşmaktadır? Diğer yandan bilindiği gibi "Kürçe"  "Kırmançca" karşılığında kullanılmaktadır. Mesela "Kürd": "Kurdî, Kurdmanc". "Kürt": "Kurd, Kurmanc, ye Kurdî, ye Kurmancî". "Kürtçe": "zimane Kurmancî" anlamında Kürtçe-Türkçe sözlüklerde kullanılmıştır.

Ayrıca Şanlıurfa’da "Kürtçe biliyor musun?: Tö Kırmanci zani"? Sorusuna "evet Kürtçe biliyorum" anlamında "eri Kırmanci zanım" denir. "Zazaca biliyor musun"? Denirken de "tö Dımıli zani" ifadesi kullanılır. Elazığ’da ise "Kürkçe biliyor musun?: Tö Kırmanci zanı". Evet, biliyorum anlamında ise "heri az Kırmanci zanım", "Zazaca biliyor musun"? Karşılığında ise "tı Zazace zanı" kavramları kullanılır.

Dil konusunda yaptığı çalışmalarla dünyada haklı bir saygınlığa sahip olan, dil bilimin kurucusu Saussure, "ırk birliği tek başına dil ortaklığının ancak ikincil ve hiç de zorunluk [zorunluluk] taşımayan bir etkeni olabilir" der[12].  Dil ve sosyal grup arasındaki ilişkiler konusundaki çalışmalarıyla tanınan Fishman’da haklı olarak “farklı dillerin farklı toplumlara ait olduğu görüşünü eleştirmektedir”[13].  

Dil toplum, devlet ve millet arsındaki ilişkinin yapısı hakkında şu örnekler de düşülmeye değer: İngilizce konuşan Avustralyalılar, Kanadalılar, Amerikalılar, kendilerini İngiliz; Fransızca konuşan Kanada’daki Quebec’liler kendilerini Fransız; Almanca konuşan Avusturyalılar kendilerini Alman, Portekizce konuşan Brezilyalılar da kendileri Portekiz kabul etmezler. Ayrıca Tacar’a göre 1995 yılı itibariyle dünyada 197 devlet olduğu halde, yeryüzünde 6000’den fazla dil konuşulmakta ve ancak bunlardan %2’si devlet dili olarak kabul edilmektedir. Mesela İngilizce 56, Fransızca 36, Arapça 22, İspanyolca 21, Portekizce 7, Almanca 5, Çince 3 ülkenin resmi dilidir. Çin’de ise 24 Çinli etnik grup ve Çinli olmayan 55 etnik grup olup, ülkede 140 dil kullanılmaktadır[14].

Kısaca "azınlık, etniklik, kimlik" gibi kavramlar üzerinde belli bir uzlaşma sağlanmadığı halde, Türkiye’de dil kavramından hareketle "etnisite-ırk" meydana getirilmeye çalışılmaktadır. Oysa aynı dili konuşanlar her zaman bir etnik grubu-ırkı, devleti ve milleti ifade etmede yetersiz kalmaktadır.

 

Bazı Osmanlı Arşiv Vesikalarında Kürt, Avşar, Torun, Türkmen ve Türk Kavramları

Ekrad: “Gölpazarı Kazası (Hudavendiğar Sancağı), Bursa”.

Edrad-ı Çorum: Çorum, Kengıri Sancakları, Karaman Eyaleti. “Türkman Taifesinden”.

Türkmanan-ı Bozulus: “Ankara Sancağı, Aydın Sancağı. Türkman Taifesinden

Türkman-ı Halep: “Rakka Eyaleti, Yeni İl Kazası (Sivas Sancağı). Türkman Taifesinden”.

Türkmanlar, Türkmanlı (Türkmanlu), (Türkman): “Kütahya ve Hudavendigar Sancakları, Gölpazarı ve Bayramic Kazaları (Hudavendigar Sancağı), Çorlu Kazası (Vize Sancağı), Sabanca Kazası (Kocaeli Sancağı), Sinob Kazası (Kastamöni Sancağı). Yörükan Taifesinden”.

Türkman, Türkmanlı (Türkmanlu): “Ankara Sancağı, Finike Kazası (Teke Sancağı), Çorlu Kazası (Vize Sancağı), Ereğli Kazası (Vize Sancağı). Türkman TaifesindenEkrad-ı Milli: “Rakka ve Diyarbekir Sancakları. Edrad TaifesindenHacılar Ekradı (Hacılar Kürdü): “Meraş, Karaman, Adana, Rakka, Zülkadriye Kazası (Kars-ı Meraş Sancağı), Develi, Kadınhanı Kazası (Konya Sancağı), Bozok Sancağı. Türkman Taifesinden. Hacılar Edradı (Hacılar Kürdü) Aşireti, Bozulus Türkman AşiretindendirKarakürd, Karakürdlü: “Adana, Aydın, Kütahya, Konya Sancakları, İzmir Kazası (Sığla Sancağı), Rakka ve Kırşehri Sancakları, Nevşehir Kazası (Niğde Sancağı). Yörükan Taifesinden”.

Karaca Kürd (Karaca Yurd), (Karaca Kürdlü), (Karacayurdlu): “Kocaeli Sancağı, Geyve Kazası (Kocaeli), Taraklı Kazası (Kocaeli), Karaman Eyaleti, Danişmedli Kazası (Karacahisar-ı Sahib Sancağı), Sivas, Kırşehri, Nevşehir, Eyübeli Kazası (Aksaray Sancağı), Kızılırmağın öte yakasında Kızıöz erazisi. Konar-Göçer Türkman Taifesinden

Karacakürd (Karacayurd), Karaca Kürd: “Karahisar-ı Sahib Sancağı, Kırşehri Sancağı, Niğde Sancağı, Hamid (Isparta) Sancağı, Kayseriyye, Kütahya, Aksaray Sancağı, Hacıbektaş Kazası (Kırşehri Sancağı), Nevşehir (Niğde Sancağı). Konar-Göçer Türkman Taifesinden. Karaca Kürd Oymağı, Boynuinceli Aşiretindendir”.

Karacakürd, Karacakürdlü (Karakürd, Karakürdlü,Karacayurd, Karacakürd namı diğer Bespan): “Kırşehri, Kayseriyye, Sivas, Aksaray, Kocaeli, Niğde Sancakları, Danişmendli Kazası (Karahisar-ı Sahib Sancağı), Nevşehir Kazası (Niğde Sancağı), Hacıbektaş Kazası (Kırşehri Sancağı), Geyve Kazası (Kocaeli Sancağı), Taraklı Kazası (hudavendigar Sancağı), Arabsun Kazası (Niğde Sancağı), Mucur Kazası (Kırşehri Sancağı). Konar-Göçer Türkman Taifesinden. Karacakürd Cemaatı, Danişmendli Aşiretindendir. Nevşehir’de İskan edilmişlerdir”.

Kürd, Kürdler: “Karaman Eyaleti, Teke Sancağı, Alaiye Sancağı, Manavgat Kazası (Alaiye Sancağı), Kaş Kazası (Teke Sancağı), Durağan Kazası (Kastamonu Sancağı), Altıntaş (Kütahya). Türkman Ekradı Yörükanı Taifesinden”.

Kürd, Kürdler nam-ı diğer Hacıbeğ, Kürdi nam-ı Diğer Murtana, Kürdiler, Kürdili, (Kürdilü, Kürdlü, Kürdülü): “Sığla Sancağı, Şabanözü Kazası (Çankırı Samcağı), Zor Eyaleti, Musul, Teke, Siverek, Adana, Amasya, Diyardekir, Kars-ı Meraş, Karahisar-ı Şarki ve Rakka Sancakları, Edirne ve Dimetoka Kazaları (Paşa Sancağı), Hıns-ı Keyf Sancağı (Diyarbekir Eyaleti), Van Vilayeti, Geldiklan Kazası (Amasya Sancağı), Ordu Kazası (Karahisar-ı Şarki Sancağı), Günyüzü Kazası (Hudavendiğar Sancağı),  Tire Kazası (İzmir Sancağı), Kaşaklı Kazası (Beğşehri Sancağı), Bor ve Nevşehir maa Ürgüb Kazaları (Niğde Sancağı), Ökse Kazası (Canik Sancağı), Yüreğir Kazası (Adana Sancağı), Kurşunlu Kazası (Kengıri Sancağı), Ab-ı Tahir Kazası (Diyarbekir Sancağı). Türkman Ekradı Yörükanı Taifesinden”.

Kürmanc: Adana Eyaleti. “Yörükan TaifesindenKermic, Kerminc (Kürmanc): Saruhan Sancağının Adala Ovasında, Aydın Sancağı. Konar-Göçer Yörükan Taifesinden. Kürmanc Cemaatı, Bozulus Türkman Aşiretindendir”.

Kirmanc (Kürmanc), (Kirmanca, Kürmanca), (Kirmac, Kürmac): “Adana, Aydın, Kütahya ve Ankara Sancakları, Akhisar, Marmara, Timurcu ve Adala Kazası (Saruhan Sancağı), Eşme ve Kula Kazaları (Kütahya Sancağı), Alaşehir Kazası (Aydın Kazası (aydın Sancağı). Konar-Göçer Türkman Taifesinden. Kürmanc Cemaatı, Bozulus Türkman Aşiretindendir

Kürdcü: “İçel ve Meraş Sancakları. Türkman Taifesinden”.

Kürdikan, Kürdikanlı (Kürdikanlu, Kürtkanlı): “Suruç Kazası Rakka Eyaleti), Rakka Sancağı- Ruha (Urfa) Sancağı. Kürdikanlı Cemaatı, Bozulus Aşiretindendir” Kürdismail nam-ı diger Kurdsöğüd: “Diyarbakır Vilayeti. Türkman Taifesinden”.

Saruçiçek (Sarıçiçek), (Sarıçiçek Ekradı): Budaközü Kazası (Bozok Sancağı), Diyarbakır Eyaleti”.

Şerefli (Şereflü), Şerefli Türkmanı, (Şerefli Kürdü, Şerifli Kürdü), (Şeref): “Sivas, Meraş, Bozok, Kırşehri, Kayseriyye, Diyarbekir, Konya, Aksaray, Rakka, Hums, Ankara, Akşehir, Karaman, Halep, Bayburt, Kütahya, Aydın, İzmir ve Adana Sancakları, Koçhiasr Kazası Aksaray Sancağı), Nevşehir, Çürüksu, ve Arabsun Kazaları (Niğde Sancağı), Haymana Kazası (Ankara Sancağı), Danişmendli ve Çölabad Kazaları (Karahisar-ı Sahib Sancağı), Yeni İl Kazası (Sivas Sancağı), Ayasluğ Kazası (Aydın Sancağı), Pınarhisar Kazası (Vize Sancağı). Konar-Göçer Türkman Taifesinden.Mamulu Aşiretinden olan Şerefli Cemaati Aksaray Sancağında vaki Koçhisar Kazasında mütemekkin idi. 1168 Şaban ayında nehb-ü gaaretlerinden dolayı, Danişmendlü Kadısının arzı ile Rakka’ya iskanları taleb edilmişdir. 1137 senesinde mezburların cümlesi firar edüp, mahall-i iskanlarında bir evleri kalmamışdır, deyu tahrir olunmuştur. Şerefli Cemaatı, Mamulu Türkmanları taifesinden olub, Bozok Sancağının Emlak Kazasına iskan olunmuşlardır” Toğan, Toğanlar, Toğanlı (Toğanlu), (Doğan, Doğanlar, Doğanlı, Doğanlu, Toğanlı Ekradı, Doğanlı Ekradı): “Rakka Erzurum, Kars, Ahıska, Siverek, Niğde, Aydın ve Karahisar-ı Şarki Şancakları, Boyabad Kazası (Kastamöni Sancağı), Elbistan ve Zamantı Kazaları (Meraş Sancağı), Çölabad Kazası (Karahisar-ı Sahib Sancağı), Eğriğöz Kazası (Kütahya Sancağı).Türkman Ekradı Taifesinden. Bozulus Türkmanı Aşiretinden olan Toğanlı (Doğanlı) Cemaatı, Meraş’a tabi Ahsendere nam mahalde iskan olunmuşdur”.

Madanlı (Madanlu), (Madanlu Ekradı): Ankara Sancağı.

Yörükan Taifesinden Lak Ekradı-Lek Ekradı (Lek Kürdü): “Karaman, Konya, Sultanönü Sancağı (Eskişehir), Niğde, Kayseriyye, Zamantı Kazası (Meraş), Harmancık (Kayserriyye civarı), Çorum ve Kırşehri Sancakları, Çukurova. Göçebe Ekrad TaifesindenRecebli (Receblü) Afşarı Ekradı: “Rakka, Meraş, Zamantı (Meraş). Ekrad Taifesinden

Recebli (Receblü) Afşarı Torunları: “Rakka, Meraş Kayseriyye, Zamantı. Türkman Taifesinden”.

Recebli Afşarı (Receblü Avşarı): “Karaman, Kırşehri, Rakka, Kadirli Kazası (Adana Sancağı), Sis Sancağı (Adana Eyaleti), Zamantı Kazası (Meraş Sancağı), Kayseriyye, Kars-ı Meraş Sancağı (Meraş Eyaleti), Adana, Develi Kazası (Kayseriyye Sancağı), Yahyalı ve İncesu Kazaları (Niğde Sancağı). Türkman Taifesinden. Recebli Afşarı, mukaddeme Rakka’ya iskan olunup, 1000 haneden mütecaviz külliyetlü aşirettir. Receblü Afşarı Türkman Cemaatları, eyyam-ı sayfda Kars-Meraş taraflarında yaylağa gelüp gitmege me’lüf olmuşlardır”.

Hacılı (Hacılu), (Hacılılı, Hacılulu): “Edirne Kazası (Paşa Sancağı), Meraş, Karaman, Adana, Rakka, Teke, Hamid, Aydın, Sivas, Kütahya, Karahisar-ı Şarki, Saruhan, Halep, Hama, Huns, Bozok, Niğde, Kayseriyye, Paşa Sancakları, Kıbrıs Ceziresi, Zülkadriye Kazası (Meraş Eyaleti), Kadınhanı Kazası (Akşehir Sancağı), Develi Kazası (Kayseriyye Sancağı), Rumeli, Bozulus Kazası (Konya Sancağı), Karataş Kazası (İçel Sancağı), Sinop Kazası (Kastamöni Sancağı), Anamur Kazası (İçel Sancağı), Şamardı Kazası (Niğde Sancağı), Bozkır Kazası (Beğşehri Samcağı). Türkman Ekradı Yörükanı Taifesinden. Hacılı Cemaatı, Bozulus Aşiretindendir”.

Bozulus (Bosulus), nam-ı diğer Tabanlı Türkmanı: “Rumeli Vilayeti, Ruha (Urfa), Kengıri, Karaman, Ankara, Aydın, Karahisar-ı Sahib Sancağı, Adala (Saruhan), Emirdağı (Karahisar-ı Sahib). Türkman Taifesinden. Bozulus Türkmanına tabi cemaat-ı Hacılu ve Karamanlu ve Abdurrahmanlu ve Derilu ve Sarılu, Oğulbeğli Aşiretinden müfrez olub, Karamanda sakin idiler”

Karaca Ekradı: “Bozok ve Kırşehri Sancakları, Arabsun Kazası (Niğde Sancağı). Karaca Ekradı Cemaatı, Boynuincelü Aşiretindendir.

Boynuinceli (Boynuincelü), Boynuincelüler: Aksaray Sancağı, Sıvas, Kırşehri, Konya, Karaman, Bozkır Kazası (Beğşehri Sancağı), Koçhisar Kazası (Aksaray Sancağı), Adana, Meraş, Nevşehir, Develi, Ilgaz Kazası (Kengıri Sancağı),Niğde, Danişmendlü (Danişmendlü-i Sağir) Kazası (Niğde Sancağı). Konar-Göçer Türkman Yörükanı Taifesinden. Danişmendli Türkman taifesinden Boynuinceli Aşiretinin yaylakları Develi ve Erciyes kazalarında olup, kışlakları Aksaray ve Kırşehri Sancakları idi. Bonuinceliler Kabilesi, kendi halinde kâr-ü kisb ile meşgul ve ekseri okur-yazar Haccülharemeyn ve zikudret kimesneler olduklarına binaen, Nevşehir’de yerleştirilmişlerdir. Boynuincelilerden Nevşehirde sakin olanlar, Karacakürd ve Herekli ve Sadıklı ve Savcılı ve nefs-i Boynuinceli oymakları ve bunlardan maada on adet oymaktır. Onsekiz cemaatı vardır”.

Hıdırbeğ, Hıdırbeğ Kürdleri (Hızırbeğ, Hızırbeğ Kürtleri): “Edirne Kazası (Paşa Sancağı). Yörükan Taifesinden”.

Kucurafşarı, Kucuravşarı (Kucur Uşaklar, Kucuroğlu): “Mardin Kazası (Diyarbekir Eyaleti), Rakka, Diyarbekir, Malatya, Adana ve Kütahya Sancakları. Türkman Taifesinden. Kucur Afşarı Cemaatı, Milli-i Kebir Tavan AşiretindendirMilli (Millü), Millili (Millilü, Milli Ekradı, Milli Göçer, Milli-i Kebir, Milli Kebir Tavan, Milli Türkmanı): “Mardin Kazası (Diyarbekir Eyaleti), Amid, Çemişgezek, Ergani Sancakları (Diyarbekir Eyaleti), Erzurum Rakka, Sivas, Teke, Adilcevaz ve AyıntapSancakları, Mecidözü ve Veray Kazaları (Amasya Sancağı), Ruha (Urfa), Sancağı (Rakka Eyaleti), Trablus-u Şam civarı, Eğin Kazası (Arabgir Sancağı). Türkman Ekradı Ulus Taifesinden. Milli Cemaatı, Badili Aşiretindendir. Milli-i Kebir Tavan Cemaatı, şekavet ve mel’aneti ile marufdur. Eyalet-i Rakka sükkanından olan Millü-i Kebir Aşireti, azam kabail-i ekradındandır. Konar-Göçer Ekrad Taifesinden olan Milli-i Kebir (Milli-i Kebir Tavan) Cemaatından Cemaleddin’li ve Hasenanlı Cemaatları, ba’del iskan, iskandan ihrac ve Diyarbekir voyvodalığına ilhak olunub ve Cemaat-ı Bahaedinlü tabi-i Pezküri Ömer ve Ni’met ve Cemaat-ı Bendanlı tabi-i Milli-i Kebir, hâlâ bazıları Diyarbekir ve Mardin karyelerinde ve Kars-ı Merzük karyesinde sakin ve mütemekkin ve ekseri konar-göçer olub, Milli-i Kebir Tavan’ın bakileri Abdiağa üzerinde müctemi ve mahall-i iskanda olurlar deyu tahrir olunmuş”.

Milli Türkmanı: “Halaep Eyaleti, Harpıt (Harput) Sancağı  (Diyarbekir Eyalet) Türman Ekradı Taifesinden[15].

Görüldüğü gibi Osmanlı arşiv belgelerinde “Ekrad”, “Kürt”, “Türkman” ve “Yörük” kavramlarının da hangi amaçla kullanıldığı yukarıdaki ifadelerden açıkçası anlaşılmamaktadır. “Türkman” ve “Yörükan” kavramları hakkında yukarıda açıklamalar yapıldığı için burada sadece “Ekrad” ve “Kürt” kavramları üzerinde durulacaktır. Yukarıdaki belgelerde mesela  Ekrad-ı Çorum” halkı “Türkman Taifesi”, “Türkmanlar, Türkmanlı”da “Yörükan Taifesinden” olduğu belirtilirken, “Türkman, Türkmanlı” ise “Türkman Taifesi” olarak ifade edilmiştir. “Ekrad- Milli” “Ekrad Taifesinden”, “Milli, “Millili” ise “Türkmanı Ekradı Ulus Taifesinden” olarak tanımlanmış. “Milli Türkman” ise “Türkman Ekradı Taifesi” olarak zikredilir. “Hacılar Ekradı” için de “Türkman Taifsinden. Bozulus Türkman Aşiretindendir denmiştir.

Karacakürd, Karacakürdlü, Karaca Kürd, Karacakürd,   Karaca Kürd. Karacakürd, Karacakürdlü” kavramları kitabın dört ayrı yerinde kullanılmış olup, bir yerde “Yörükan Taifesinden”,  bir diğerinde “Konar-Göçer Türkman Taifesinden”, diğerinde, “Konar –Göçer Türkman Taifesinden. Karaca Kürd Oymağı, Boynuinceli Aşiretindendir” denilirken, bir başka yerde de “Karacakürd Cemaatı, Danişmentli Aşiretindendir” denilmiştir. “Kürdler” ise “Türkman Ekradı Yörükan Taifesinden” olarak tanımlanır.

Kürmanc”lar bir yerde “Yörükan Taifesinden”, olarak ifade edilirken,  diğer bir yerde de “Konar-Göçer Türkman Taifesinden. Kürmanc Cemaatı, Bozulus Türkman Aşietetindendir” denmiştir.

Bir başka ilginç örnek de “Recebli Afşarı Ekradı, Recebli Afşarı Torunları, Recebli Afşarı” için kullanılmıştır. Mesela “Recebli Afşarı Ekradı”, “Ekrad Taifesindendir” denilirken, “Recepli Ekradı Afşarı Torunları” ve “Recebli Afşarı”, “Türkman Taifesinden” olarak ifade edilmiştir.

 

Yapılanan Bazı Araştırmalara Göre Torun ve Torunlar

Bugün birçok bölgemizde "Torun" aşiretine rastlanır. Mesela, bilgilerimize göre Ağrı, Kars, Van, Bingöl, Erzurum, Tunceli, Diyarbakır, Şanlıurfa, Gaziantep, Kahramanmaraş, Sivas, Adana, Tokat ( Tokattaki Torunların bir kısmı Gürcistan’dan göç ederek buraya geldikleri için onları ‘Gürcü Torunu’ denmektedir.), Kayseri ve Konya’da "Torunlar" yaşamaktadır. Bunlardan Konya, Kayseri, Adana ve Gaziantep Torunları Türkçe’den başka dil konuşmamışlar ve konuşmamaktadırlar.

Türkiye’de yaptığımız saha çalışmalarına göre Torunlar inanç olarak Alevi, Sünni ve Yezidi*, ana dil olarak da Türkçe, Kırmança ve Zazaca konuşmaktadırlar. Bu nedenle Türkiye’deki kimlik tartışmaları bağlamında Torunlar önemli bir araştırma alanını oluşturmaktadır.

Bir araştırmada  “Yozgat’ın Şefaatli ilçesi civarında yaşayan (Rızvan, Dedeli vs... köyleri) Kürtler de Torun obasından olduklarını söylemektedirler. Ayrıca Cevanşir, Gökçe, Köpekli (Diyarbakır ve Urfa’da), Karamanlı Avşarı (Malatya, Sivas, Elazığ, Maraş, Antep ve Tunceli’de) ile daha bir bölgede Avşarların yaşadığı bilinmektedir[16] ” denilerek Yozgat’da Torunların yaşadığı belirtilmiştir.

"Torun-torin-torini"  Kırmancca’da da "köklü, soylu aşiret" anlamına gelir ve Torun olanlar diğer aşiretler içinde ve çevrede çok önemi bir saygınlığı sahiptir. Bu durumun halen devam ettiğini Siverek, Şanlıurfa, Ağrı, Van, Erciş, Adıyaman ve Diyarbakır’da yaptığımız saha çalışmalarında gördük.

Siverek ve köyleri ile Şanlıurfa merkezinde bir insanın önemli bir sosyal statü kazanması karşısında gururlu bir tavır takınmasına ve onun hakkında diğerlerinin övgüyle "torunlaşma",  "o torunlaşmış" ve “torun olmuş” (torînî buyı) deyimlerinin kullandığını tespit etmiştik.

Ağrının merkez köylerinden Ozanlar ve Aşkale’de yaptığımız bir başka araştırmada da Torunlar hakkında şu bilgileri derlemiştik: “Torun” kavramı “asaletli”, “soylu” anlamına gelir; Torun oymakları, Zilan aşiretine bağlı ve Zilan’ın yöneticileri oldukları için Torunlar’a aynı zamanda “Zilan” da denir.  Torunlar asaletini ve otoritelerinden dolayı olmalı ki “Torunun ekmeği beni çarpsın” yemini, köyde ve çevrede çok etkili bir yemindir. Bu köylerdeki Torunlar, Kağızman ve İncesu’da akrabalarının olduklarına inanıyorlar ve İncesu Torunlarına “Beyri Torunu” diyorlar[17].

Aynı konuda kendisi de Doğulu olan ve Kırmançca bilen Aras,  yazdığı bir makalede “Diyarbakır ve Urfa dolaylarında yakın çevre köylerinden şehre elden yoğurt yumurta yağ getirenler barajilerce (şehirlilerce) "Kirmanç" olarak adlandırılmaktadır. Yine Doğu Beyazıt’ta kasabalılar tüm köylülere (ağalar da dahil) "Kirmanç" demektedirler... Aynı şekilde Doğu’daki "Torun" ve "Mirek"ler (secereli veya asil ağalar) tüm halka "Kirmanç" demektedirler... Yörede "Kirmanço" ise daha aşağılayıcı anlamında kullanılır”[18] der.

“Kürtlerin Aristokratları Torun” adıyla yayınlanan eserinde Rohat Alakom* Torunları, Kürtlerin aristokratları olduğunu, genelde Kars, Iğdır, Kağızman, Ardahan, Digor, Ağrı, Erzurum, Van ve Muş’da yaşadıklarını belirtmektedir. Diğer yandan Kürtlerin Kars ve Ağrı’da önceden yaşadıklarını, Torunların ise doğudan özellikle de İran’dan geldiklerini belirtmektedir. Yazar, Beşkardeş (Konya-Kulu) köyünün eski adının Torun (Torın) olduğunu Yunak/Konya ilçesine bağlı Torunlar köyü olduğunu Cihanbeyli’ye bağlı Gölyazı kasabasında Alikan (Xalikan) aşiretine bağlı Torun kabilesinin ve Ankara/Koçhisar ilçesi Büyükkışla köyündeki Mala Heyde kabilesinin Torun olduğunu belirtir[19].

Bilindiği gibi Alikan aşireti yoğun olarak Adıyaman, Malatya, Elazığ, Tunceli ve Bingöl bölgesinde, genelde yakın tarihe kadar göçebe yaşayan büyük bir topluluktur. İsmail Beşikçi’nin doktora tezi[20] de Bingöl bölgesinde göçebe yaşayan Alikan aşireti hakkındadır.

Yukarıda Torunlar hakkında verdiğimiz bilgileri başka kaynaklar da doğrulamaktadır: Mesela bir çalışmada; “Torun çok eski Türkler’de aşiret reisi karşılığı olarak kullanılıyordu”. Yakın zamana kadar Erzurum’un Hınıs ilçesi çevresinde aşiret yöneticisine ‘temiz kanlı bey’ anlamında “Torun” denirdi. Kürt olarak bilinen aşiretler arasında Torunlar, Üçoklar, Aydınlı, Düğerli, Bahadırlı, Karalar, Akkoyunlu, Karakoyunlu gibi Türkmen aşiretleri vardır[21] denmiştir.

Osmanlı aşiret yapısı hakkında yaptığı çalışmalarıyla tanınan tarihçi Orhonlu’da şöyle yazar: “Beyliğin ırsi olarak intikal ettiği boylarda, bey ailesinin yanı sıra bir torun grubunun mevcudiyeti görülüyor. Bunlar(dan) konar – göçer teşekküllerin idarecileri ile beraber bir aristokrasi teşkil ediyorlardı… Bu aristokrasinin, konar-göçer halk arasındaki mümtaz mevkii ve arz ettiği önemden dolayı, bir kısım oymak mensupları torunluk ve kethüdalık iddiasında bulunmuşlardır… Her oymak için ayrılan topraklar ayrıca onlar arsında da bir bölünmeğe tabi tutuluyordu. Bu işte toprakların en verimli kısımları, boy ve oymak aristokrasisine ayrılıyordu. Arazi üç kısma ayrılmak suretiyle, her kısım, boy veya oymak içindeki gruplar arasında bölünmüştür. Bu da konar-göçer halkın içtimai sınıflarına göre topraklar: 1) Boy veya oymak beylerine, 2) Torunlarına, 3) Reayaya ait olmak üzere dağıtılmıştı[22]”.

Urfa “Karakeçi kabilesi asıl batınlarını içine alır.. Şeyhan amaresi de; Devaran – Şehikan – Bulülan batınından Habeş Ağa ailesi denilen bir aileden çıkmıştır. Bu aileye hala ‘Torunlar’ namı verilir. Şimdi reisleri ‘Anenan’ batınına mensuptur. Bu riyaset ailesi güya Çabakçur / Şimdiki Bingöl’den gelmişlerdir. Şimdiki reis Veli beyin oğlu Abdülkadir Bey’dir”[23]. Gökalp’in 1920’erdeki bu tespitini bizde 2004’de yaptığımız bir saha araştırmasında doğrulamış ve yaşlı bir aşiret beyinden “giyimimiz Arap, dilimiz Kürt, özümüz Türk” deyişini tespit etmiştik.

Kırzıoğlu Torunları tarihini “…Korgan ve Bozkır Kültürü’nün kurucusu sayılanlar, ‘Türk Soyundan’: Kimmerler, Sakalar, Hunlar ve Torunlardır”[24] diyerek çok eskilere götürse de, Yinanç, Anadolu’ya yerleşen Türkler yerleştikleri bölge veya etrafında toplandıkları aile veya reislerin veya küçük bir oymağın ismine nispetle yeni boylar meydana getirmişlerdir diyerek şu örnekleri verir: “Elbeyli, Dulkadırlu, Bahadırlu, Maraşlu, Varsa, Aydınlu, Saruhanlu, Bozdoğanlu, Torunlu, Karakeçilil, Tecirlü, Özerlü, Ceritler, Bayözıtlu, Dündarlu, Tekelü, Menteşelü, Karaisalı, Osmanlı, Ramazanlu, Tarasunlu”[25]. Yinanç’ın yukarıdaki tespitini doğrulayan bir örnek Kadirlideki Torunların yeni kollara ayrılması gösterilebilir.

Kadirli Torunları: Torunoğulları, Uzun ağalar, Hacı Ağalar, Bozdoğanlar ve Kerimoğulları adıyla oymaklara ayrılmıştır. Bunların hepsi birbiriyle akraba olduklarını ve Avşar boyunun Torun kolundan geldiklerini bilir ve söylerler. Ayrıca köklerini Nadir Şaha kadar sayabilenler vardır.

Bu satırların yazarı da Avşar boyunun bir kolu olan Torunlardan olup, köklerinin Nadir Şah’a dayandığını atalarından dinlemiştir. Ayrıca yörede Torun Paşa olarak bilinen bir yakınının 1900’lerin başında kaleme aldığı elyazmasında da aynı bilgilerin olduğunu görmüştür. Van merkezi ve Erciş ilçesinde yaptığımız araştırmaya göre de buradaki Torunların bir kısmının ana dili Kırmançca, bir kısmı ise Türkçe’dir. Ancak her iki grup da köklerinin Nadir Şah’dan geldiğini söylemektedir.

Adana, Maraş, Gaziantep, Diyarbakır ve Hatay bölgesini içe alan bazı çalışmalarda da Torunlar hakkında şu bilgiler vardır: Rakka’ya 1703 yılında iskân olunan Receplü Afşarı’na tabi cemaatlerden Tahmadanan obası kendilerinin Torun olduklarını iddia ederler[26]. “Elbeyli beylerinin sülalesine, diğer Türkmen beylerinin sülalesi gibi, “Torun” tesmiye ederler. Bunlar Kemah’tan gelmişlerdir. ‘Sultan Melek’in uşağı (evladı) imişler... Elbeylilerde Gavurelli, Tırklı, Birellu ve Torun oymakları vardır”[27].

 

“Hacı Ali’den aşağı Budak dizildi,

Bend sahibi ismi ile yazıldı

Orada Berk Ağa’nın keyfi bozuldu

Torunlar’ın bendi Şirvan değil mi”.

 

 Gaziantep’teki Beydili oymaklarında 300 yıldan beri söylenen ve yukarıda bir kısmını aldığımız ağıtta Torun oymağı Avşar, hem de Barak ve Elbeyli oymağında görüldüğü şu ifadeyle daha somutlaşmaktadır: “Elbeyli Boy Beyi olan ve İlbeyli Torunları Oymağı’nın da başkanı…”[28]dır.

Konu hakkında yapılan bazı çalışmada da Torunlar hakkında şu bilgiler verilmektedir: Beğdili evvelce Barak ve Türkmen namı ile ikiye ayrılmıştır. Baraklar Torun, İsalı, Abdurrezzaklı, Kördölü, Adıklı, Karakurak oymakları, Türkmenler ise Karaşıhlı, Araplı, Bekmeşli, Güneş, Kadırlı, Şarkevi Ocaklarınıa ayrılmıştır. İçlerinde Karkın namı ile bir oymak vardır. Bunların oymak reislerine 'Ağa ' denir”[29].

“Nizip’te Yağmuralan (Mizrin) köyü Barak Ovası’nda kurulmuştur. Köy bundan 250 yıl kadar önce şimdiki köyün güneydoğusunda bulunan höyüğün çevresinde Mezar-ı Ayin adı ile kurulmuştur. Köy halkı Orta Asya’dan göç eden Oğuz Türk’lerinin Kayı Boyuna mensup Torun Aşireti’ndendir”[30].

“Amik Ovasında Reyhanlı aşireti oturmaktaydı. Bunlar, daha evvel birkaç kez iskana tabi tutulmuş olmakla beraber,  ilgisizlik yüzünden tekrar göçebe hayata dönmüşler ve yarı konar göçer bir hayat sürdürmekteydiler. Yöredeki göçebe aşiretlerin en büyüklerinden biri olan Reyhanlı aşiretleri;  Mursallı (iki kol), Bahadırlı (iki kol), Sarıcalı (iki kol) , Kodallı, Corslu (Çoşlu), Torunlu. Kırıkhan ileri gelenlerinden Toklucu, Pürdeloğulları, Torunlu Hırfanoğulları, Kılıçoğulları, Kızılkayalar, Köseoğulları, Zortuklar, Vurallar, Falaylar, Kıvraklar, İldaylar ve yörenin güçlü adamı Şıh Hasan ağanın babası Mehmet Ali Ağa da katılır”[31].

“1518’de tutulan Diyarbakır Eyaleti tahrir defterlerinde yazılı köy, oymak veya şahıs isimleri, Dicle bölgesi halkının Osmanlı fethinden önce ve Akkoyunlular çağında Türkçe konuştuklarını göstermektedir. Bu defterde bulunan Ağa, Artuk, Aydoğmuş, Başlamış, Bayram, Budak, Bulduk, Doğan, Durak, Gündoğmuş, Karaca, Karaman, Kaca? Karkut, Kurt, Satılmış, Sevündük, Şengeldi, Tanrıverdi, Tatar, Temur*, Torun, Umut, Uslu”[32] ifadeleri kullanılmıştır.

Mardin’de yaptığımız bir saha araştırmasından dolayı soyadı Artukoğlu olan ve bu boydan geldiklerini bilen insanların, ana dillerinin günümüzde Arapça olduğunu biliyoruz. Ayrıca Diyarbakır merkezindeki bazı Avşarların, ana dillerinin Türkçe, bazılarının da Zazaca olduğunu yaptığımız bir başka saha araştırmasında tespit etmiştik. Diğer yandan 22. dönem Diyarbakır milletvekili Cavit Torun, Çermikli olup ana dili Zazacadır. Dolayısıyla bu örnekler bile dil farklılığının önemli araştırma konusu olduğunu, ancak milliyet ya da çok kullanılan tabirle “etnik kimlik” için yeterli olmadığının en açık göstergesi olsa gerek.

Alevi Onarlı ocağına bağlı araştırmacı İsmail Onarlı’da yaptığı bir araştırmada  “Şeyh Hasan (Ağda Köyü) Torun... Boz-Oklar 12 Boy; Sultan Seyyid (Bodik Köyü) Torun... Üç-Oklar   12 Boy”[33]  diyerek Şey Hasan Ocağı’na bağlı Torunlardan bahseder. Ayrıca Onarlı,  Nazmi Sevgen’ atfen “Hozat’dan Sin’e giden yol Torun Köyü’nün içerisinden geçer. Bu mıntıkada ‘Bahtiyar aşireti’ otururdu. Bahtiyarlılar garbi Dersim de olmalarına rağmen Seyyid veya Şeyh Hasan kollarından hiç birine mensup değildirler. Bu vesika’dan da Torun Köyünden Alaaddin Ağa’nın Berat sultani ve sureti Defteri Hakani’ ile mutasarıf olduğu Pakire Köyü’nden merasında kıta tarlaya Zınbık (Zımeq) Köyü’nden bazı kimselerin tecavüz ettiklerini, öşürlerini Sağman eminlerine verdiklerini, Ahmet Beşe ismindeki eminin hücceti üzerine bu araziye on sene tasarruf etmiş iken Rumeli’ne kâfir seferine gittiği zaman arazisine yine tecavüz edilmiş olduğunu anlıyoruz”[34] der.

 Hozat, Mazgirt ve Tunceli nüfus kayıtlarında Torun soy adı olan bazı aileler olduğu gibi Tunceli-Ovacık yolu üzerinde de çok eski bir yerleşim yerinin adı, tarihten beri aşağı Torun Oba (Tornovaé Ceren) ve yukarı Torun Oba (Tornovaé Coren)’dır.

Z. Gökalp’a göre de Milli aşiretinin bir kolu olan Şeyhan içindeki Devaran- Davarlar- ve Bulunan’lar adında oymaklar vardır. ‘Bunlara Torun derler’[35] der. Şanlıurfa’daki aşiretler hakkında son zamanlarda yazılan bir çalışmada da adeta aşiretler birliği olan “Milan”a bağlı “Torunan” aşiretinden bahsedilmektedir[36].

Patnos hakkında yapılan bir çalışmada da Patnos’ta Torunların yaşadığı şu bilgilerden anlaşılmaktadır: “Seyda ise gâvur icadı diye reddedince belediye yönetimini…(Sonraları bizzat seçime girmelerine rağmen kazanamayacaktır zat-ı muhterem) Bu belediyeye sorununu aşiretlerle çözmeye başlamışlar. İyi de hangi aşiret. Geçmişte siyasi tecrübesi olan Torun aşireti olsun demişler. Fakat Torun aşireti ile barışık olmayan küçük aşiretler daha güçlü olmayan Memani aşiretinin belediye yönetiminde söz sahibi olmasının yararlı olacağını uzun uzadıya anlatmışlar bir birlerine sonunda 1937 de kurulan belediyenin ilk başkanı bütün uğraşlara rağmen Torun aşiretinden seçilmiş”[37] .

Torunların Avşar boyuna mensup bir oymak olduğunu doğrulayacak istenmediği kadar bilgiler olsa da Kaman’ın değişik köylerde yaşayan Torunların Kürt ve kendisinin de Torun olduğu ifade eden Ergün Erdal şöyle der: “Kırşehir merkez, Ankara’nın mahalleleri, İzmir ve Kaman ilçe merkezine göç eden oldu. Oralarda iş yeri kuranlar da var tabii. Mesela benim de eniştem olan Behçet Torun, Kamanda Torun Mobilya üretim atölyesinin sahibidir. Ve Kaman Ankara arası çalışan otobüslerde birçoğu bizim köylülerindir. Yine Ankara´da Torunlar İnşaat Şirketleri var.

“Kaman ve merkez ilçeye bağlı 9 Kürd köyünün olduğu ve bunlarında çoğunlukla Milî aşiretinin bir kolu olan Pisiyanlı olduklarını biliyorduk. Elimizde bazı bilgiler vardı ama tercihimiz kaynağından doğrulatmak ve almaktı. Bu köylerden birilerini araştırdık, sorduk soruşturduk. İşin doğrusunu söylemek gerekirse bulamadık. Köyünüzün Kürdçe ismi Kotaz. Türkçe ise Çadırlıkörmemed ”[38].  Bu tip insanların bu tür ifadeleri bir konu hakkında yeterince bilgi sahibi olmadıklarından bir ikincisi ise siyasi niyetlerinden olabilir. Ancak bir konu hakkında mülakat verecek olan insanların en azından internet ortamında bazı belgelere ulaşarak elde ettiği bilgileri karşılaştırmalı bir mantıktan geçirerek vermeleri gerekir.

Yukarıdaki mantık sorunu, internet ortamında yazılmış bir çalışmada da şu şekilde görülmektedir: “Anadolu’nun dışında yasayan başka yörelerden Kürtlerin, Orta Anadolu’ya göç ettikleri görülmüştür... Araştırmacı Wolfram Eberhard bir incelemesinde Kozanoğullarının aslında Kürt olduğu ve zamanla Türkmenleştiklerini belirtmektedir. Değişik kaynaklarda Kars, Ağrı, Mus, Van, Erzurum, Adıyaman ve Urfa yöresinden Kürtlerin farkli zamanlarda Orta Anadolu’ya göç ettikleri belirtilmektedir. Genellikle Kars ve yöresinde Kürt aristokrasisini temsil eden Torunlar denilen bir tabaka ve aşiretten bazı unsurların Orta Anadolu’da günümüze kadar varlık göstermiş olması, Kürdistan’dan buraya yönelik göçlerin tipik bir işaretidir. Kaynaklarda zaman zaman Mala Kosan (Köseler Konagi)  diye adlandırılan bu aşiretten insanların ne zaman buraya geldikleri bilinmiyor. Örneğin Polatlı yöresinde Köseler ve Yunak yöresinde Torunlar adli yerlerin bulunduğu saptanmıştır. Fatma Yeşilöz ve Elife Kart’in birlikte hazırladıkları bir lisans tezinde, Cihanbeyli’ye bağlı Gölyazi kasabasında asilzade olarak tanınan Torunoğulları adında bir aşiretin olduğu belirtilmektedir[39]. W. Eberhart’a atıf yapan yazar kaynağın adını ve sayfasını vermemiştir. Ancak bilindiği üzere Eberhart Türk tarihi hakkında yazdığı eserlerde tamamen Çin kaynaklarını kullanmıştır. Dolayısıyla Çin kaynaklarında Kozanoğullarından bahsetmesi onların Türklüğü hakkında önemli bir kaynaktır. Fakat bilindiği gibi Kozanoğuları’nın tarihi XVII. da başlar ve Avşar boyundan ayrılıp Kozanoğulları olarak Gaziantep, Adana ve Kayseri coğrafyasında görülmüş bir beyliktir. Ahmet Cevdet Paşa da Çukurova’daki Kozanoğulları’nın iskânı hakkında “Kazan-oğulları hanedanından ‘torun’ tabir olunur beylerden… Kayseriyye sancağında ikametlerine karar verilmekle…”[40] diyerek Kayseri sancağına iskan edildiklerini belirtir.

Rohat Alakom’un yukarıda ve çeşitli eserlerinde iddia ettiği gibi Kürtler, Türklerden ayrı bir millet ise vermiş olduğu Kozanoğulları, örneği dahi Kürtler ile Türklerin aynı kaynaktan geldiğinin en açık delili olması gerekmez mi?

Dadaloğlu’na ait olduğu kabul edilen aşağıdaki iki ağıtta Kürt-Türk kavramı hakkında önemli bilgiler veriyor olsa gerek. Bu ağıtlardan ilkini Ali Rıza Yalgın 1942 yılında Avşarların Bozdoğan oymağında derlemiş olup, Çay eserine olduğu gibi almıştır.

“Ömer ağa devamla “Aşirette dağlarda yaşayanlara “Kürt” derler. Bir gün Cerit’ten Bekir Hasan Bey, Dadaloğlu’nu odasına çağırmış, türkü söyletiyormuş. Mecliste iki adam Dadaloğlu’nu dinlerken birbirinin kulağına fısıldamışlar. Demişler ki : ‘Bu âşık iyi âşık, ama Kürt olmasaydı’. Dadaloğlu bunu duymuş, söylediği türküyü bırakmış bu heriflere cevap vermiş:

 

Atına vurdu da gümüş ireşme

Tecerli’den Cerid’e baş koşma

Ha dence bin atlısı binerde serçeşme

Mürseloğlu Kürt yeğeni değel mi?

 

Yoğ, yoğ olmuş da gidiyor göçü

Bağ ve bostan olmuş evinin içi

Darılınca da Şammar’a yiyirdi göçü

Kerimoğlu Kürt yeğeni değel mi?[41]

 

Mehmet Eröz’de, 1966’da Kayseri’nin Pınarbaşı ilçesine bağlı Söğütlü (Köy halkı Avşar) köyünden Âşık Ömer’in kız kardeşinden Dadaloğlu’nun yukarıdaki ağıtının daha uzun halini derlemiştir. Burada geçen Türkmen beyleri Kürt olarak, yani ağıttan da anlaşılacağı gibi kanun ve düzen tanımayanlar olarak tanıtılmıştır.

 

Delme dakma değel, evvelden ağa

Bal sumak çektirir solundan sağa

Umucuya verir atınan deve         

Bektaşoğlu Kürt yeğeni değelmi 

 

Avşar gedip gerisine dönünce   

Ördekli’de belli yurdu konunca 

Hah demeden bin atlısı binince  

Avşar Beğ Kürt yeğeni değelmi 

 

Atlar enerde babam çeşmeye   

Ebbeğesi vurur gümüş ireşme   

Cerid’inen Tecir’e baş goşma   

Gücüğaloğlu Kürt yeğeni değelmi        

 

Ah ediyor garaları görenler

Tütünün sündüğü yere atı salanlar

Üç tuğlu vezirden duzzak alanlar

Mursaloğlu Kürt yeğeni değelmi

 

Çarşı bazarıdı evinin içi

Avşar iskân getti neyidi suçu

Düşmanın üstüne çekerdi göçü

Avşar Beğ Kürt yeğeni değelmi

 

Aşşığın dalgası galman kusura

Bizim eller iskân gitti yesire

Boğazı çanlı gartal endi Mısır’a

Göveloğlu Kürt yeğeni değelmi[42]

 

Kürtleri ve Zazaları, Türk’ten ayrı bir etnik* grup veya millet olarak görenlerin, ırk kavramına göre daha masum görülen etnik kavramını kullandıkları herkesin malumu.  Dolayısıyla yukarıda yazdıklarımızı düşünerek, bu satırların yazarına ve benzerlerine bir ırk-etnik grup, millet veya moda tabirle “kimlik” bulmak gerekmez mi?

Yukarıda ortaya koyduğumuz Torun aşireti hakkındaki bilgileri, Kürt milliyetçilerinin Kürt kavramı içinde gösterdikleri birçok aşiret için de yapabiliriz. Dolayısıyla Torun aşireti ve benzer örneklerden hareketle, ‘o kafalar’, Torunlar ve benzerleri için ayrı bir ırk-etnik grup veya milleten söz edilebilir mi? 

Bu soruya cevap bulunduktan sonra,  Kürtler ile Zazaların, Türk’ten ayrı bir ırk-etnik grup veya millet olup olmadığı tartışmalarına geçebilirler. Aksi takdirde onlar, "ben yazdım oldu mantığı"yla baş başa kalmak zorundadırlar.

Sonuç olarak, "etnik modacılar" ya da “etnik teorisyenler”e sorumuz şu: Genelde Avşarlar, özelde Torunlar ve benzerleri, hangi milletten(?) veya bazılarının çok kullandığı tabirle hangi "etnik-ırk"tandır?

 



[1] Niyazi., M., Millet ve Türk Milliyetçiliği, Ötüken Neşriyat, 2005, s. 151-152.

* Satrap: Perslerde vali, yönetici unvanı.

[2] Ksenophon, Anabasis- Onbinlerin Dönüşü, Hürriyet Yayınları, , İstanbul, 1974, s. 111.

[3] Çay, A. M., Her Yönüyle Kürt Dosyası, İstanbul, 1993, s. 33.

[4] Nikitin,  B., Kürtler Sosyolojik ve Tarihi İnceleme, Deng Yayınları, İstanbul, 1994, s. 23–24.

[5] Türköne, M., "Bizim Kürtler",  Zaman Gazetesi, 13.11.2007.

[6] Tori, W., Birlikte Olduğumuz Halklar, Koral yayınları, İstanbul, 1991.

- Tori, W. ve Tori, N., Kürt Kökeni ve Büyük Boyları, Koral Yayınları, İstanbul, 1991.

- Ekrem Cemil Paşa, Kürdistan Kısa Tarihi, Doz Yayınları, İstanbul, 1998.

- Egon Von Eicksted, (Çev. H.  Işık), Fırat Yayınları, İstanbul, 1993.

- M. E. Zeki, Kürtistan Tarihi, Beybun Yayınları, İstanbul, 1992.

- Bulut, F., Horasan Kimin Yurdu, Berfin Yayınları, İstanbul, 1998.

- Lazarev, M. S. ve Mıhoyan,  Ş. X., Kürdistan Tarihi (İ. Kale),  Avesta Yayınları, İstanbul, 2001.

 - Nikitin, B., a. g. e.

[7] Kalman, M., Batı-Ermenistan (Kürt İlişkileri) ve Jenosid, Zel Yayıncılık, İstanbul, 1994. s. 8, 200.

[9] McDowall, D., Kürtler (Z. İnanç), Avesta Yayınları, İstanbul, 2000. s. 29.

[10] [Alakom], Rohat,  Kürdoloji Bilimin 200 Yıllık Geçmişi (1787–1987), Deng Yayınları, 1991.

[11] Fritz, Kürtlerin Tarihi (Çev S. Şanlıer),  Hasat Yayınları, İstanbul, 1992, s. 15.

[12] Saussure, F. de, Genel Dilbilim Dersleri (Haz: C. Bally; A. Sechehaye; A. Riedlinger), (Çev. B. Vardar), Ankara, 1985, s. 246.

[13] Achard, P., Dilsel Toplumbilim (Çev. D. Kırımsoy), İstanbul, 1994, s. 23.

[14] Tacar, P., Kültürel Haklar Dünyadaki Uygulamalar ve Türkiye İçin Bir Model Önerisi, 1996, s. 70-71.

[15] Türkay., C., Başbakanlık Arşiv Belgelerine Göre Oymak, Aşiret ve Cemaatler, İstanbul, 1979, ss. 78, 743, 162, 85, 479, 97, 32, 463, 564–565, 508, 567, 513, 565, 56, 565, 652, 697–698, 726, 571, 114,139, 139, 139,22, 395, 255–256, 462, 63, 419, 547, 587, 587.

* Bu bilgi Dicle Üni. İlahiyat Fakültesi Din Sosyolojisi öğretim üyesi Ahmet Taşğın’dan alınmıştır.

[16] Kaya A. M., Avşar Türkmenleri, Kayseri, 2004, s. 207.

[17] Aksoy, M., Doğu Anadolu Kültürü Üzerine Bir İnceleme, İstanbul, 2007, s. 85.

[18] Aras, A., "Doğu’da Feodalite Var mı?", Ant Dergisi, Sayı 138, 1968.

* Yazar Kağızman doğumlu olup, babasının Torun olduğunu ifade ediyor.

[19] http://www.kurdenkirsehire.com/Nuce-Haber/torino.html (21.12.2008), (Rohat Alakom,  Aristokraten Kurd Torin, Stockholm, 2004).

[20] Beşikçi, İ., Doğu’da Değişim ve Yapısal Sorunlar-Göçebe Alikan Aşireti-, Ankara, 1969.

[21] Seferoğlu, Ş.K., Türközü, H. K., 101 Soruda Türklerin Kürt Boyu, Ankara, 1982, ss. 63, 6.

[22] Orhonlu, C., Osmanlı İmparatorluğu’nda Aşiretlerin İskanı, İstanbul,1987, ss. 15, 47, 57.

[23] Gökalp, Z., Kürt Aşiretleri Hakkında Sosyolojik İncelemesi (Haz. İ. Beşikçi), Ankara, Komal Yayınları, 1975, s. 64–65

[24] Kırzıoğlu, T. M., “Selçuklu Fetihlerinden (1064-1071) Önce Doğu Anadolu’da Türk Boy ve Oymaklarından Kalma Dağ ve Su Adları”, Türk Yer Adları Sempozyumu Bildirileri, Ankara, 1984, s. 76.

[25] Yinanç, M. H. , Türkiye Tarihi Selçuklular Devri, İstanbul, 1944, s. 173–174.

[26] Halaçoğlu, Y., XVIII. Yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nun İskan Siyaseti ve Aşiretlerin Yerleştirilmesi, Ankara, 1988, s. 54-55.

[27] İnan,A., “Gaziantep Vilayetinde Elbeyliler”, Halk Bilgisi Haberleri, Sayı 40, 1934, s. 75.

[28] Şahin, A., Güney Anadolu’da Beğdili Türkmenleri ve Baraklar, Ankara, 1961, ss. 25, 57, 68, 69.

[29] Suriye Carablus Civarındaki Türkmen Aşiretleri”, http://congarhaber.blogcu.com/ILBEYLILER/ (08. 07. 2008).

* Yanımızda yüksek lisan tezi yapmış Tuncelili Yusuf Arslan adlı öğrencimizden aldığımız bilgiye göre,  “Tunceli/Mazgirt’te Temur taht adında eski bir yerleşim yeri ve söze konu bölgede Akkoyunlular’ın kullandığı tarihi mağaralar vardır”.

[32] Eröz, M, Doğu Anadolu’nun Türklüğü, İstanbul, 1982, s. 145–146.

[33] Onarlı İ., Horasan’dan  Anadolu’ya Şeyh Hasan Ocağı ve Aşireti, http://www.karacaahmet.com (01. 09. 2008).

[34] Onarlı, İ., a. g. e.

[35] Yavuz, E., Doğu Anadolu’da Dil Onomastik İlişkileri Üzerine Bir Deneme, Ankara, 1983, s. 26.

[36] Bozkurt, İ., Tarih Boyunca Aşiretçilik ve Şanlıurfa Aşiretleri Tarihi, İmaj Yayıncılık, Şanlıurfa, 2003.

[37] Esin, S.,  Patnos’ta  Belediye  Trajedisi (2.Bölüm), http://aznavur.blogcu.com/12794341 (08. 07. 2008).

[38] “Kotaz/Çadırlıkörmehmet Üzerine Ergün Erdal İle Sohbet”,  http://www.pisiyan.com/gund/cadirlikormehmet-rop.html   (08. 07. 2008).

[39] Alakom, R.,  “Orta Anadoluya Göç Veren Yörele”, http://www.bumsuz.net/Tarih/ortaanadolu_goc_kurtleri.html  (08. 07. 2008).

[40] Ahmet Cevdet Paşa, Ma’ruzat, Ankara, 1980, s. 164.

[41] Çay, A. M.., a. g. e., s. 289.

[42] Eröz, M., a. g. e., s. 29-30.

* Bu kelimenin ne anlama geldiği bilinmeden rast gele kullanılmaktadır. Mesela bazen "etnik" kelimesi ırkı mı, milleti mi, hâkim grup içindeki alt grubu mu ifade ettiği belli değildir.

 

 

Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages