Fwd: "BİRAZ DA BEN KONUŞAYIM!"

8 views
Skip to first unread message

Esat Ercelik

unread,
Feb 20, 2017, 6:55:20 AM2/20/17
to ne_mutlu_t...@googlegroups.com, turkiye...@yahoogroups.com, dir...@googlegroups.com, Atila Altınok, Yılmaz ARSLAN, ihsan karaman, mehmet cihanoğlu, Gülsev Eyüboğlu

---------- Yönlendirilmiş ileti ----------
Gönderen: Cüneyt Şaşmaz <cesur...@gmail.com>
Tarih: 20 Şubat 2017 11:35
Konu: "BİRAZ DA BEN KONUŞAYIM!"
Alıcı:


Osmanlı Heyeti, Sevr Anlaşması’nın imzalanacağı salona girerken şöyle ikaz edilir:
“Efendiler, her şey olup bitmiştir.
Sizlerin imza etmekten başka bir işiniz kalmamıştır”.

Heyette Rıza Tevfik, Bağdatlı Ferik Hadi Paşa ve Bern Elçisi Reşat Halis vardır.

Türkiye’nin son yıllarda karşı karşıya kaldığı sorunlar farklı tartışmaları da beraberinde getirdi.

Şeriat-Cumhuriyet, I.Cumhuriyet-II.Cumhuriyet, Lozan-Sevres karşılaştırmaları yapıldı.

Küresel düzeyde “Yeni Dünya Düzeni”nden söz edilirken, ülkemizde de “Yeni Osmanlıcılık” gündeme geldi.

Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla ortaya çıkan Asya Cumhuriyetleri “Türk Modeli”ni bir alternatif olarak düşündükleri sırada, Türkiye’de modelin çöktüğü tartışmaları başladı (“başladı”mı yoksa dış güçler tarafından “başlatıldı” mı? Orası biraz kuşkuludur kanımca).

Yakın tarihimize ait araştırmalar, anı kitapları, belge ve incelemeler yayınlandı.

Söz konusu yayınlar arasında, geçen hafta iletişim yayınları arasında çıkan Rıza Tevfik’in anıları önemli bir belge olarak karşımıza çıkıyor.

Rıza TEVFİK “Biraz da Ben Konuşayım” adıyla yayınlanan kitabının birinci bölümünde Sevr Antlaşması’nı hazırlayan siyasi ortamı anlattıktan sonra Tevfik Paşa ve Damat Ferit Paşa kabinelerinde görev almasını; Maarif Nazırı olarak yapmak isteyip de yapamadıklarını; Şura’yı Devlet Reisliği’ni; Paris Barış Konferansı’na gidişlerini ve en önemlisi de Ferik Hadi Paşa, Bern Elçisi Reşat Halis Bey ve kendisinin Sevr Antlaşması’nı imzalamalarını ayrıntılı olarak anlatıyor.

Birinci Dünya savaşı’nın başlamasından iki yıl önce, yani, 1912’deki Balkan Savaşı Osmanlı’nın başını gerçek anlamda bir belaya sokmuş, 1913’te tüm Rumeli Vilayetleri’nin kaybedilmesiyle sonuçlanmıştı.

1914’te başlayan ve 18’de biten Birinci Dünya Savaşı ise, 600 yıllık imparatorluğun sonu olmuştu.

30 Ekim 1918’de Limmi Adası’nda imzalanan Mondros Mütarekesi, daha sonra imzalanacak olan Sevr Antlaşması’nın temelini oluşturuyordu ve galip devletler Amerika, İngiltere, Fransa ve İtalya’ya her türlü hakkı veriyordu.

Mütarekeye göre bu devletler, Türkiye’nin herhengi bir noktasında askeri birlik bulundurabilecekler, ihtiyaçları da Osmanlı tarafından karşılanacaktı.

Galip devletler, 15 Mayıs 1915’te, Venizelos’un ısrarı üstüne Yunanlıların İzmir’i işgal etmesine izin verdiler.

Yunanistan, sözde İtalya ile ittifak yapmıştı ve fiili durum Mondros’a aykırı değildi!

Sonrasını hepimiz biliyoruz.

Şimdi geriye dönelim ve o tarihlerde önemli görevlerde bulunmuş olan Rıza TEVFİK’in kaleminden olayların nasıl geliştiğini izleyelim...
(...)
Sevr Antlaşması’nın imzalanacağı söylentilerinin dolaştığı günlerde Damat Ferit Paşa, Rıza Tevfik’i çağırıp “Yakında Sevr Antlaşması’nı imzaya gideceğiz” der ve barış görüşmelerinde bulunmak ve antlaşmayı imzalamak için kendisine görev teklif eder.

Rıza Tevfik, politikadan uzak durduğu bu yıllarda, Osmanlı’nın uğradığı felaketin sorumluluğunda hiç payı olmadığını düşünmektedir.

Ama Damat Ferit Paşa’ya şunları söyler:
“Paşa hazretleri, bendeniz hemen hazırlanırım ve emriniz vechile kalkar gideriz!
Ne yapalım başa gelen çekilir!
Ama imza meselesi biter bitmez Şura-yı Devlet Reisliği’nden çekileceğim.”

Paşa, Rıza Tevfik’in önerisini kabul eder.

Önce, barış ilkelerini tesbit etmek üzere Paris Barış Konferansı'na katılınacaktır.

Damat Ferit Paşa, Maliye Bakanı Tevfik Bey, Bern Elçisi Reşat Halit Bey ve Rıza Tevfik, Fransız “Demokrasi” zırhlısıyla Paris’e hareket ederler.

Yolda ve sonrasında Konferans’ta neler konuşulacağını Damat Ferit Paşa hariç kimse bilmemektedir.

On güne yakın Paris’te bir köşkte misafir edilirler.
Bu süre içinde birbirleriyle pek konuşmazlar.

Ancak Konferans’a iki gün kala Damat Ferit Paşa’nın hazırladığı müsvedde metni görürler.

İtirazları pek işe yaramaz ve “Onlar Meclisi” huzuruna çıkarlar.

Meclis’te Fransız Clemenceau, ABD Başkanı Wilson, İngiltere Başbakanı Lloyd George ve Lord Balfour yer almaktadır.

Galip devlet temsilcileri at nalı şeklindeki masanın etrafına oturmuşlardır.

Osmanlı Devlet temsilcileri bu masanın karşısında, yani “Mahkumlar Mevkii”nde yer almaktadırlar.

Kimse onlarla konuşmaz, selam vermez.

Monsieur Clemenceau ayağa kalkar, “Siz, Onlar Meclis huzuruna çıkıp düşüncelerinizi açıklamak istemişsiniz.
Pekala efendiler, hoş geldiniz, lütfen fikirlerinizi açıklayınız” diyerek sözü Osmanlı heyetine bırakır.

Damat Ferit Paşa yazdıklarını koynundan çıkararak, pek iyi olmayan Fransızcasıyla yavaş sesle okumaya başlar.

İkaz edilir; “Efendim, sesinizi yükseltin; kimse işitemiyor!”

Paşa sıkılır, bu kez de kekelemeye başlar.

Onun üzerine Clemenceau, “Siz metni bize veriniz, biz içeride üstünde çalışırız. Siz büfeye buyurun” diyerek bir olup bittinin işaretini verir.

Nitekim sonrasında Paşa’nın metninde yazılanların kabul edilemeyeceği belirtilecektir.

Onun üzerine Damat Ferit Paşa daha ayrıntılı bir rapor hazırlamak için üç gün süre ister.

Bu üç günde heyet yine birbiriyle pek görüşmez.
Damat Ferit Paşa kendisi bir şeyler kaleme alır ve Onlar Meclisi’ne sunulur.

Aradan bir süre geçtikten sonra Sevr Antlaşması’nın imzalanması gündeme gelir.

26 Mayıs 1919’da Yıldız Sarayı’nda toplanan Şura-yı Saltanat yenilgimizi kabul etmiş ve bir an önce Sevr Antlaşması’nın imzalanmasına karar vermiştir.

Osmanlı Devleti’nin geleceği ile ilgili karar alan Şuray-ı Saltanat’ta; Vükela, Ayan Heyetleri, Üniversite, Basın, Dışişleri, Askeriye temsilcileri ve çeşitli kişiler bulunmaktadır.

Görüşmelerde Ayan’dan Rıza Paşa hariç (o da başlangıçta çekimser kalır, sonra kabul eder) herkes Sevr’in imzalanmasının hükümete bırakılması yönünde oy kullanır.

Hükümet, zaten o sırada Sevr’i imzalamak üzere temsilci olarak üç kişiyi atamıştır:
Bern Elçisi, Reşat Halis Bey ve Rıza Tevfik.

Çünkü Sevres’in imzalanmasının “Mecburiyet ve Zaruret icabı” olarak kabul edildiği, Şura-yı Saltanat’taki görüşmeler sırasında bizzat Halil Paşa tarafından açıklanmıştır.

1919 yılının Ağustos ayı başlarında Osmanlı heyeti Paris'e çağrılır.

On Ağustos‘ta Sevres çini fabrikasında büyük salona davet edilirler.

Kapıda kendilerine,”Efendiler, her şey olup bitmiştir. Sizlerin imza etmekten başka bir işiniz kalmamıştır” ikazı yapılır.

Sonrasını Rıza Tevfik’ten aynen dinleyelim:
“Bu kocaman salon hıncahınç dolu idi.
Bize de bir yer gösterdiler.

Yerlerimizi aldık, oturduk.

Sol tarafımıza, bir iki iskemle aşırı, Veniselos’un riyaseti altındaki murahhas heyeti yer almıştı.

Evvelce arz etmiş olduğum gibi, bize ağız açmak memnu (yasak) idi.

Yalnız imza etmek düşüyordu.

Teklif olunan maddeler evvelce hükümetin malumu idi.

Şura-yı Saltanat’ta ise teklif olunacak sulh şartlarının kabulüne karar verilmiş olduğundan bizlere sadece vesikayı imza etmek mecburiyeti düşüyordu.

Hatta galip devletler yalnız imza ettirmekle iktifa etmeyip (yetinmeyip) bir de mühür istediklerini vaktiyle Babıâli’ye ihtar etmişlerdi.

Ben de o vakit “R.T.” harfli bir mühür kazdırmıştım ve yanıma almıştım.

Evvela Venizelos imzaya davet olundu.

O zaman salonda toplanmış olan bir çok Yunanlı, Venizelos’a suret-i mahsusada hazırlanmış altından mamul bir dolmakalem hediye ettiler ve kendisini alkışladılar.

Venizelos muadeheyi bu altın kalemle imza ettikten sonra bizi çağırdılar; biz de, sıra tertibi üzere, evvela Hadi Paşa, sonra ben, sonra da Reşat Halis Bey muahedeyi imzaladık ve mühürledik.

Sonra salondan çıkıp gittik...”



--
"Adliyemizin emin olduğumuz yüksek iktidarı sayesindedir ki; Cumhuriyet, mukadder tekamülü takip edebilecek ve her türlü şekil ve kılıktaki tecavüzlere karşı vatandaşın hukukunu ve memleketin nizamını masun tutabilecektir."
Mustafa Kemal Atatürk
--
EY KUL! 
KAPILARDAN GEÇERKEN; 
TÜRKLÜĞÜNÜ UNUTMA, 
NE MUTLU TÜRK'ÜM DEMEK İÇİN.. 
CUMHURİYET'E SAHİP OL, 
DEVLETİNİ SEVMEK İÇİN.. 
HAYATI DOĞRULUKLA KUR, 
DOĞRUYU ÖĞRENMEK İÇİN.. 
İTİMADI KAYBETME, 
İTİBARI KAZANMAK İÇİN.. 
KENDİNİ İYİ TANI, 
CÜMLE ALEME TANITMAK İÇİN.. 
İNSANI SEVDİĞİNİ SÖYLE, 
SEVGİYE ALIŞMAK İÇİN.. 
TOPLULUĞA KENDİNİ ADA, 
SENİNLE OLAN İNSANLAR İÇİN.. 
İŞİNİ, AŞINI, BİLGİNİ PAYLAŞ, 
PAYLAŞANLA OLMAK İÇİN...
Nusret DEMİRAL
--
''Muhterem Milletim'e şunu tavsiye ederim ki; sinesinde yetiştirerek başına taç ettiği adamların kanındaki ve vicdanındaki cevheri asliyi çok iyi tahlil etmek dikkatinden, bir an tevakki etmesinler...'' 
Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK
--
"E​y​ KUL​;
B​üyüklenme​,​ zayıfsın gayet​!​
K​endini ​küçüklerden küçük gör,
Bütün kul'a saydırmak istersen kendini eğer...​"
Raif DEMİRAL
--
''Bizler; 
Gözünde Vatanını, 
Gönlünde ATATÜRK ilke ve İnkılaplarını tutabilen, 
Vicdanında dinini saklayabilen, 
Milliyetçilik ve laiklik düşüncesi içinde görev yapanlardanız.''
Nusret DEMİRAL, DGM (Onursal) Cumhuriyet BaşSavcısı
--
"Cumhuriyet’in temelinin laik bir dünya görüşüne dayalı olduğu hiçbir zaman unutulmamalı ve bu gerçek gözden kaçmamalıdır.
Zira Türk halkı teokratik yönetimden çok acı çekmiştir.
Geri kalışının nedenleri arasında bunun önemli bir yeri vardır."
Başkomutan Mareşal Mustafa Kemal ATATÜRK, 1930/Kırklareli
--
"Şerefle bitirilmesi gereken en ağır görev; HAYAT'tır."
Nusret DEMİRAL, DGM (Onursal) Cumhuriyet BaşSavcısı
--
Demokratik düşünce ve kanaatlerimin engellenmesi ve/veya şiddet/baskı altına alınması, bu nedenle, "hakkımda olası her türlü antidemokratik yasal girişimi" TC Anayasası, AİHM ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi kapsamında, her türlü yasal haklarım saklı kalmak üzere, peşinen reddederim.



Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages