] Efendi-2'deki yalanlar ve hokkabazlıklar

127 views
Skip to first unread message

osman tekin

unread,
Jan 24, 2007, 3:54:13 PM1/24/07
to otek72groups, dirmilgroups, kamils...@hotmail.com, smt...@hotmail.com, hayrun...@hotmail.com, tuncay...@hotmail.com, esar...@hotmail.com, sezgin...@hotmail.com, salmanc...@hotmail.com, imdsrt...@hotmail.com, okata...@hotmail.com, ytcpl.sp...@hotmail.com, osman...@hotmail.com, ilha...@yahoo.com, erdal...@hotmail.com, alperc...@hotmail.com, huseyin...@hotmail.com, rahmi...@hotmail.com


 
TARiH MERKLILARI iÇiN 

http://tarihci.azbuz.com/index.jsp
                      
                                         EFENDİ-2

Soner Yalçın’ın “Efendi 2/ Beyaz Müslümanların Büyük Sırrı” adlı bu kitabının  dezenformasyon maksadıyla yazıldığını veya yazdırıldığını düşünüyorum. Yazar kitabın ilk cildinde adında "evliya" olan bir sabetaycı aileyi yazmış ve kitabın adını da müslüman Türklerde yüzyıllardır yaygın olarak kullanılan "Efendi" koyup halkı aptal yerine koyarak güya bilinçaltı asimilasyon güdülemişti. Bu cilt ise “İslamcı çevrelerin içindeki sabetaistler” lafzıyla aynı bilinçaltı asimilasyonu amaçlarken baştan sona bilinçli yapıldığı açık bilgi hataları ve muhakeme çarpıtmaları ile perişan olmuş, bunları görünce hayrete düşmemek ve yazarın kitabı yazarkenki niyetine vakıf olmamak mümkün değil...  Yazarın bu kitapla yapmaya çalıştığı şey daha girişinden anlaşılıyor, yok bir sabetaycı kendisiyle görüşmüşmüş, “çevremdeki hemen tüm sabetayistler bir dergaha bağlı” demişmiş... Yazar “sabetaycılar müslüman cemaatlerine bile girmişler,  aman üstlerinde durmayalım” dedirtmeye çalışıyor. Bilgi hataları, ucuz muhakeme çarpıtmaları ve yanılsatmalar dışında yazarın en çok başvurduğu yöntem “domates bir sebzedir, domates kırmızıdır, öyleyse bütün sebzeler kırmızı mıdır acaba” gibisinden saçmalıklarla ortaya bir takım sorular atıp sonra da bunu bir ilişkiler ağı gibi okura kanıksatmaya çalışmak ve sonra sık sık “dedim ya, sorular çok…” lafzını yinelemek ve utanmazca haysiyet cellatlığı yapmak…
 
Kitaptaki bu rezilliklere birkaç örnek vereyim. Süleyman Hilmi Tunahan’ın kızı olan Bedia’nın adını tutmuş Beria yapmış, buradan Yahudilikle bağlantı kurmaya çalışmış.  Müslüman olan ve Cerrahi tarikatına intisap eden Amerikalı psikoloji profesörü Frager için “üniversitelerdeki onca yıllık eğitimine-öğretimine yazık olmuş!…” diyerek islam dinine düşmanlığını zımnen ifade etmekten çekinmemiş. Nevzat Yalçıntaş'ın oğullardan biri evine 100 m uzaktaki  Şişli Terakki Lisesi’nde okudu ve Abdi İpekçi’yle komşuluk yaptı diye sabetaycı yapmış. Zohar yazarı Moşe Şem Tov de Leon ve Muhyiddin-i Arabi aynı dönemde yaşadı deyip vahdet-i vücud’u yahudilikle ilintilendirmeye kalkmış oysa bu yahudi yazar doğduğunda Muhyiddin-i Arabi 65 yaşındaydı; bir etkilenme varsa kim kimden etkilenmiş olabilir? Hüda Osmanlıcada “doğru yolu gösterme, Tanrı” anlamlarına geliyorken gitmiş Tevrat’ın aramca çevirisinden bir hüdayi kelimesi bulup Aziz Mahmud Hüdayi’yi yahudilikle bağlantılandırmaya kalkmış. Aziz Mahmud Hüdayi Hz.'nin asadarının kabri Bülbülderesi mezarlığında diye Celvetiyye tarikatını sabetaycılıkla bağlantılandırmış oysa Aziz Mahmud Hüdayi ile aynı yıl vefat eden bu zat vefat ettiğinde Sabetay Sevi daha 2 yaşındaydı, Bülbülderesi mezarlığının sadece bir bölümünde sabetaycılar gömülüdür, onlar da 3 asır sonra buraya gömülmeye başlanmıştır. Celvetilerin nafile oruç ve namazları için “garip ritüelleri vardı” demiş oysa bütün tarikat mensupları ve bir çok dindar insan bu nafile ibadetleri yerine getirir. Aziz Mahmud Hüdayi'nin türbedarı Mustafa Düzgünman'ın adını Esad diye yanlış yazmış ve onu da dergahın postnişini yapmış ve ardından da artık nasılsa sabetaycı etmiş.. Bu saçmalıkları sıralayıp Celvetiyye tarikatını ve dergahını “sabetaistlerin kontrolünde” diye yaftalamış, bu yalanların dışında bir delil bile veremeden iftiraya cüret etmiş.  “Annesi Fransız bir Şeyh: Ömer Fevzi Mardin” başlığı altında Erzekîzáde Ömer Fevzi Bey'in (doğrusu Azrakîzáde, yani Mavioğulları olacak) Jeanne de Neverley’in (doğrusu, “Julie de Niverlet” olacak) kızı Leylá Hanım’ın oğlu olduğunu yazmış oysa Murat Bardakçı’nın da ifade ettiği gibi bu zat önemli bir Kürt aşireti olan Bedirhánîler’den Zarife Hanım’ın oğludur. İslam dini hakkında hemen hiçbir şey bilmediğini belli eden Soner Yalçın benzeri bir cehaleti “İbn-i Arabi, Mevlana, Niyazi-i Mısri, Yunus Emre’nin ehl-i sünnetle ne ilgisi vardı” diye sorarak gösteriyor.  Roosevelt’in üye olduğu 1870’de William Florence tarafından kurulmuş ve Illuminati’nin bir kolu olduğu söylenen “Ancient Arabic Order of the Nobles of the Mystic Shrine” örgütünün adını eksik yazmış ve sonra “bu örgütü Hz. Muhammed’in sahabeleri (1400 yıl önce yaşadılar) kurmuştu” diye akılalmaz bir palavra atmış (buyrun shriners ve wikipedia sözcüklerini google’da arayın), insan kitabı okudukça Soner Yalçın’ın ansiklopedik bilgileri çarpıtmasındaki cüretine hayret ediyor. Safranbolu’lu şeyh İsmail Necati Efendi’nin torunu ve cumhuriyet döneminin ilk İstanbul müftüsünün oğlu olan Sabri Ülgener için soyadından ötürü sabetaycı imasında bulunmuş. Konya Kadınhan’lı köklü bir Türk ailesinden gelen Musa Topbaş gençliğinde bir yahudiden fransızca dersi aldı diye aklınca yahudilikle bağ kurmaya kalkmış... Şeyh Küçük Hüseyin Efendi için  “beş altı yaşına kadar Ankara’da kaldıktan sonra ailesiyle Mihalıççık’a gitti”, “1492 yahudi göçünde buraya yerleştirilen Yahudiler vardı “deyip şeyhi yahudilikle bağlantılandırmaya çalışmış; yazarın paranoyak kötü niyetinin ve okurun zekasına hakaretinin bir sınırı yok..  (Küçük Hüseyin Efendi’yle aynı dönemde yaşamış  Şemsettin Sami, Mihalıççık için “59 köyden oluşan kazanın, tümü Müslüman olmak üzere 18.538 nüfusu vardır” bilgisini vermektedir.)  Babası Filibe’li olan Kenan Rifai’yi Selanik’te doğdu diye sabetaycı yapmış. Nâzım Hikmet'in anneannesi Nakşibendi Gümüşhanevi Dergahı'nın müritlerinden biri diye bu dergah üzerinde soru işareti oluşturmaya çalışmış. Abdürrahim Zapsu’yu Abdurrahman Zapsu yapmış. “Mehmet Akif Ersoy Divanü Lügat-it Türk'ü çevirdi” demiş oysa böyle bir çevirisi sözkonusu bile değildir. Vesiletü’n Necat 1400’lü yılların başında yazılmışken ve mevlid geleneği ondan önce 500 yıldır devam ederken tutmuş mevlid geleneğini 1492 yahudi göçüyle bağlantılandırmaya cüret etmiş.  Said Nursi’nin Isparta’da bir mezarlığa gömüldüğü defin belgeleriyle yakın zamanda gazetelerde ortaya çıkarılmışken “denize atıldı” diye iddia etmiş. Süleyman Hilmi Tunahan’ın Fatih camii haziresine gömülmesini Menderes’in engellediğini yazmış oysa bunu yapan içişleri bakanı Namık Gedik’tir. Müslümanların tesbihi budizmden aldığını iddia etmiş, oysa Hz. Muhammed zamanında ipe düğüm atarak tesbih yapan sahabi Sa’d bin Ebi Vakkas’tan beri tesbih kullanılmaktadır. Gül Baba’nın alevi-bektaşi olduğunu söylemiş, doğrusu yeniçeri ocağının tamamı gibi Bektaşi olduğudur. Gül Baba türbesi 1867’de onarımla korunacak tarihi anıt statüsüne kavuştu demiş ama bu statü o dönemde değil 1914’de Macar Diyanet ve Milli Eğitim Bakanlığı tarafından verilmiştir. Türkiye-İsrail askeri eğitim anlaşmasını Erbakan’ın imzaladığını söyleyerek Erbakan’ı Yahudilere bağlamaya çalışmış, oysa bu anlaşma o hükümet kurulmadan 4 ay önce Çiller-Yılmaz hükümetince imzalanmış ve Mehmet Ali Birand bunu 22 Haziran 1996’da Sabah’ta haber yapmıştı. Bir çok kelimelere yer vermiş ve bunlar için ibranice-ladino’dan geçti demiş ama verdiği kelimeler sözlüklere bakıyorsunuz ya öztürkçe, ya farsça, ya arapça’dan geliyor. Tüm bunlar bu kitabın ne olup ne olmadığı konusunda fikir verecek birkaç örnek, yazıyı kuru ve sıkıcı hale getirmemek için örnekleri burada kesiyorum, daha neler neler var… Ben bundan çok palavra atan, bu kadar cüretkarca uyduran perişan, paçavra bir kitap görmedim.
 
Kitapta bir sürü intihal de var, Sinan Karasu'nun Yeni Harman'da gösterdiği gibi Mahmut Çetin’in “Boğazdaki Aşiret” kitabından, Abdullah Muradoğlu’nun kitabından intihalde bulunmuş, kitaptaki bilgilerin bir kısmı da kaynakçada adresini eksik verdiği başta www.f27.parsimony.net/forum67052 sitesinden olmak üzere sabetaizm araştırmacılarından intihal...  Soner Yalçın’ın özgün çalışma adı altında internet ve kitap derlemesi yapıp  buna kasti olarak bilgi ve mantık hatalarıyla dezenformasyon katarak hiç bir etik kural dinlemeden ve hiç bir saygı ve ahlak sınırı tanımadan piyasaya sürdüğü bu kitap bu şahsın "satış" yapmak için nelere tevessül edebileceğinin, sabetaycılık konusunu sulandırmak ve ülkenin gündeminden düşürmek  için ne yalanlara başvurup ne hokkabazlıklara girebildiğinin dramatik bir örneğidir.

Ancak zayıf beyinleri sömürmek için yazılmış ve "kuzum sen alemi sersem mi zannedersin de bu saçmalıkları yazdın" dedirten bu kitabın haysiyet, ahlak ve etikten ne anladığı belli olan hokkabaz yazarı Soner Yalçın’a  "Macun tüpten çıktı, halk sabetaycılık konusunu öğrendi. Senin utanmazca yalanların, hokkabaz soytarılıkların, Yalçın Küçük'ün spekülatif gariplikleri bunu değiştiremez, geçti Bor'un  pazarı" diyorum. Bu vesileyle
İsrail’in en önemli gazetesi olan Haaretz'de Orly Halpern'in 28.06.2002'de çıkan yazısını okumanızı öneririm. Aşağıda bulacağınız bu yazı yahudi yazar Aubrey Ross'un Türkiye'deki sabetaist cemaat önderleriyle tanışmasından ve cemaatin ogan(sabetaist haham) ve yeraltındaki sabetaycı okullarından bahsediyor. Sabetaycılık ve sabetaycı yapılanmanın artık ifşa olması ve gündeme oturması Türkiye’de sabetaycılar, Yalçın Küçük ve Soner Yalçın tarafından sulandırılmaya çalışılsa da bu konu artık sadece Türkiye’de değil İsrail’de de önemi inkar edilmeyen bir realitedir, her vatandaşın bu konuda bilgilenmesi ve  televizyon programlarında “Protestan bir İslam’a ihtiyacımız var” diyen TESEV başkanı Can Paker, bütün Müslüman ve hristiyan din adamlarının ve önemli müzecilerin karşı çıkmasına rağmen Ayasofya’da müzik konseri düzenleten Şakir Eczacıbaşı, sabetaycı kadrolaşmanın baş mimarlarından Rahşan Ecevit, 28 Şubatçı Çevik Bir ve Aytaç Yalman, New York'ta bir özel sohbette "Bizim bir devlete ihtiyacımız vardı. Önce Müslüman olduk ve uzun maceralardan sonra Türkiye'yi elimize geçirdik. Bu yüzyılda İsrail ve Türkiye olmak üzere iki devlet kurduk" diyen Orhan Pamuk’la Kemal Gürüz, Nur Serter, Mehmet Ali Birand vs. bütün sabetaycıların çizgileri ve tavırları bunun ışığında değerlendirilmelidir. Sabetaycılık kendi sabetaycı inançları, kendi sabetaycı dua ve ibadetleri, gizli sinagogları ve din adamları, kendi mezarlıkları, yemek kültürleri, kendi aralarında evlenmeleri, kendi aralarında dayanışmaları, cemaatin derin iradesince hareket eden bürokrasi, üniversiteler, işdünyası ve medyadaki yapılanmalarıyla yaşayan bir realitedir. Ülkeyi kendi derin iradelerince yönetmeye çalışan elitist muhteris sabetaycıların kim ve ne olduklarını, sabetaycı bağlaşıklarının elindeki medyanın bizi nasıl yönlendirdiğini, bu insanların gerçek niyetlerini asla unutmayalım. Bu ülkenin nasıl yaşaması gerektiğine halkının kendi özgür iradesi karar vermelidir, müslüman kimlikli bir avuç elitist yahudi değil.
 
Saygılarımla,
 
Mehmet Emre Güreli
---------------------------------------------------------------------------------------------------
In Search Of Followers of the False Messiah
Orly Halpern/Haaretz
28.06.2002  
Aubrey Ross is an unusual man with an unusual pastime. He's looking for Jewish Muslims. In Turkey. With the help of the Internet. And he's convinced he has found some.
In a book entitled "The Messiah of Turkey," due to be published this winter by Frank Cass Publishers in Great Britain, Ross reveals that there are a number of key figures in the present government of Turkey who are Sabbateans - i.e., followers of Shabbtai Tzvi, a Jew who, in the 17th century, claimed he was the messiah, God of Israel, and later converted to Islam.

Ross, an Orthodox Jew from London who has lectured on mysticism at Hebrew University in Jerusalem - but has university degrees in economics and the history of political thought, and is an adviser on pensions at the National Health Service in Great Britain - became intrigued by the subject when he was reading the chapter about false messiahs in Gershom Scholem's "Major Trends in Jewish Mysticism."

"I was fascinated by a short sentence that said `many of them were still around in 1970,'" he says.

Shabbtai Zvi was born in Izmir, Turkey in 1625 and became a Muslim in the 1660s, Ross explains, when he was challenged by the sultan of Turkey for declaring that his mission as messiah was to take back the land of Israel, then under Ottoman rule. The sultan offered him three alternatives: make a miracle and become the true messiah of the Jews; be killed; or become a Muslim. Shabbtai Tzvi chose the latter.

"Shabbtai Tzvi embraced Islam," he says, "and that would be the end of the story, but he claimed that his embrace was different than Jesus' crucifixion: He was entering the `dark world' to bring life into it. His followers called this the `sacredness of sin' and quoted Isaiah 53: `The messiah will suffer.'"

Adds Ross: "Anyway, most people say the messiah will suffer - leading the Jewish people is not easy!"

After Shabbtai Tzvi's death, he relates, his family and followers moved to Salonika. When Greece took it over in 1924, descendants of that community returned to Turkey.

Underground kabbalist colleges

"I wasn't satisfied with the sentence about many of them being around in 1970," Ross says. "I went to a lady professor of kabbala in London who insisted [the Sabbateans] were a 17th-century phenomenon that faded away in the early part of the 20th century. I said I don't think they did. Then a friend introduced me to Naim Tucsin, a Turkish Muslim professor of politics at London University, who told me he would contact an editor of an Istanbul newspaper who is a Jew and ask him about it. Six months later, I got a phone call from the editor, saying `come to Istanbul.'"

He traveled to Istanbul and stayed at the Pier Palace Hotel. One day, Ross "was taken to the office of a Muslim gentleman. I sat down, was given coffee and he asked me, `What do you know about `tiferet' [glory]?' The significance of the term represents an entire kabbalistic structure in which tiferet is the God of Israel."

Ross, who is also warden of Hendon United Synagogue, one of the largest in London, decided four years ago to write a book about his discoveries. He began learning Turkish and traveled twice to Turkey: "I penetrated the Sabbatean structure. I met with the president of the Sabbatean community. They were at the point of showing me one of their secret synagogues, but got scared."

He explains that "the Sabbateans believe that God is the creator of the world, but has underneath his authority the God of Israel. I discovered there are 50 `ogans' - spiritual leaders - of the Sabbatean movement. They have trained in 12 kabbalistic colleges in Turkey, which are underground. They are experts in the Zohar, in `Sefer Bahir' and `Sefer Yetsira,' prominent kabbalistic works which are accepted and respected by Orthodox Jews, but not revered [to the same extent]. They also know the Five Books of Moses, the Prophets and other writings, but very little or no Talmud as this had been transcended by Shabbtai Tzvi."

According to Ross, the secretive Sabbatean community, with an estimated 20,000 members, is known to security forces in Turkey, but not to the general public. Most of them live in Istanbul in large blocks of luxury flats in the Shishli Jewish quarter - unbeknownst to their neighbors.

"It's like a well-known secret. But the Sabbateans don't want to be exposed. I have been asked by four members of the community not to publish my book. They fear reactions from extreme Islamic elements."

To help substantiate his claims, Ross brought to Israel one of the members of the community who was willing to "come out of the closet" in order to be converted formally by rabbis: "Ilgaz Zorlu is his name. But the rabbis [in Israel] said he can't be converted because he doesn't accept all of the Talmudic law. They accepted that he knows more kabbala than they do. He prays; he practices Conservative Judaism. But, he's not bothered about Talmud so they said he had to do a nine-month conversion."

Meanwhile, Zorlu, a young accountant from Istanbul, has written his own book, which is mostly historical in nature. Entitled "Yes, I am a Salonikan," it has been printed six times.

Ross believes that there are a number of secret Sabbateans who hold key positions of influence in the Turkish parliament, legislature and executive branches of government, including the foreign minister himself. This, he observes, may help explain the close relations that exist today between Israel and Turkey.
 


 
.

__,_._,___


Live.com'u deneyin - hızlı ve kişiselleştirilmiş giriş sayfanızla istediğiniz her şey tek bir yerde. tek bir yerde.
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages