12 Temmuz 2026, Pazar |
Kur'ân-ı kerim, indiği gibi kalmıştır |
Sual: Kurân-ı kerimde, indirildiğinden itibaren, herhangi bir değişme olmuş mudur? Cevap: Kur'ân-ı kerimin, hadis-i şeriflerden ve başka ilahi kitaplardan bir ayrılığı ve üstünlüğü de, bugüne kadar indiği gibi, değişmemiş olarak kalmasıtır. Harfleri ve noktaları bile değişmemiştir demek yetişmiyor. Çünkü Kur'ân-ı kerimdeki kelimelerin çeşitli okunuşundan başka, bu kelimelerin uzun, kısa, açık, kapalı, kalın, ince gibi okunmaları da, Resulullah Efendimizin bildirdiği ve okuduğu gibi kalmıştır. İlm-i kırâet denilen ve pekçok kitabı olan büyük bir ilme ve İslam âlimlerinin bu yoldaki çalışmalarına, hizmetlerine bakıp da şaşmamak elde değildir. Kur'ân'dan olup da çıkarılmış veyahut Kur'ân'dan olmayıp da sonradan katılmış tek bir kelime yoktur. Çünkü, İslam âlimleri, Kur'ân-ı kerime dokunulmaması, ufak bir şüphenin bile ona yaklaşamaması için, çok sağlam bir esas koymuşlardır. Yani, Kur'ân-ı kerimin her asırda söz birliği ile gelmesi şarttır. Eshab-ı kiramdan bugüne kadar, her asırda, yalan üzerinde söz birliği yapacakları düşünülemeyen yüz binlerce hafız vasıtası ile bizlere gelmiştir. Sanki bir an durmayan coşkun bir nehir gibi ebediyete doğru akıp gitmektedir. Bugün İslam düşmanlarının yeryüzünü kapladığı bir zamanda bile, elhamdülillah, dünyanın her tarafında, Allah kitabının her kelimesi, her noktası birbirine benzemektedir. Kur'ân-ı kerimin ne kadar çok sağlam olduğu şundan da anlaşılır ki, Eshab-ı kiramın büyüklerinden bazıları bildirdiği hâlde, tevatür yani söz birliği hâlini almayan okuma şekilleri, ne kadar kuvvetli olsa bile, Kur'ân'dan olmak için kâfi görülmemiştir. Mesela, yemin keffaretini bildiren (üç gün oruç) âyet-i kerimesini, Abdullah ibni Mesud hazretleri, (üç gün arka arkaya oruç) olarak bildirmiş ve bunu fıkıh âlimleri vesika bilerek, keffaret orucunun üç gün, mütetâbi'ât olarak, yani art arda tutulması lazım olmuştur. Fakat Abdullah ibni Mesud hazretleri, Eshâb-ı kiramın büyüklerinden, çok güvenilir ve çok sağlam bir zat olmakla beraber, sözünde yalnız kaldığı için, Mütetâbi'ât kelimesi Kur'ân-ı kerime girememiştir. İhtiyat olunarak bu kelimenin manası alınmış ve yine ihtiyat olunarak Kur'ân-ı kerime sokulmamıştır. Bunlara Kırâet-i şâzze denir.
Osman Ünlü hocanın Türkiye Gazetesi'nde yayımlanan makalelerin arşivi için tıklayınız... |
Sevmek için, sevgilinin düşmanlarına düşman olmak lâzımdır |
Sual: Hazret-i Aliyi sevdiğini söyleyen bazıları Eshâb-ı kiramın en üstünlerine düşmanlık etmektedirler. Eshâb-ı kirama düşmanlık ederek hazret-i Ali efendimiz sevilmiş olur mu? Allahü teâlâ için olan en kıymetli şey, Hubb-i fillah ve Buğd-ı fillah değil midir? Cevap: Büyük İslâm alimi, Evliyanın baş tacı, zamanının kutbu, kayyûm-i rabbânî (Muhammed Ma’sûm-i Fârûkî) Serhendî “rahmetullahi aleyh” hazretleri, (Mektûbât) kitabının birinci cildi, yirmiikinci mektubunda buyuruyor ki: Bazı kimseler, hazret-i Aliyi sevmiş olabilmek için, Eshâb-ı kiramın en üstünlerine düşmanlık etmek lâzımdır diyorlar. Bu sözleri ve anlayışları çok yanlıştır. Çünkü, sevmek için, sevgilinin düşmanlarına düşman olmak lâzımdır. Dostlarına düşmanlık lâzım değildir. Allahü teâlâ Fetih sûresinde (Eshâb-ı kiramın birbirlerine rahîm olduklarını), seviştiklerini bildiriyor. Rahîm, pek çok ve devamlı acımak, sevişmek demektir. Bu âyet-i kerime, Eshâb-ı kiramın “radıyallahü teâlâ anhüm ecma’în” pek çok seviştiklerini haber vermektedir. Rahîm kelimesi, arabî gramerinde (sıfat-ı müşebbehe)dir. Sıfat-ı müşebbehe, devamlı, sürekli olmayı bildirir. Bunun için, Eshâb-ı kiramın pek çok sevişmelerinin devamlı, sürekli olduğu anlaşılmaktadır. Merhamete, sevişmeğe sığmayan, çekememek, kin beslemek, haset etmek ve düşmanlık gibi kötülüklerin, Eshâb-ı kiram arasında bulunamayacağını, bu âyet-i kerime bildirmektedir. Hadîs-i şerifte, (Ümmetimin ümmetime karşı en merhametlisi, Ebû Bekir’dir) buyuruldu. Ümmetin en merhametlisi olan kimsede, bu ümmetten herhangi birine karşı kin ve düşmanlık bulunabilir mi? Hadîs-i şerifte buyuruldu ki: (Allahü teâlâ, Mûsâ aleyhisselama, yalnız benim için ne yaptın dedi. Ya Rabbi! Senin için namaz kıldım, oruç tuttum, zekât verdim ve zikir yaptım cevabını verince, kıldığın namazlar, seni Cennete kavuşturacak yoldur, kulluk vazifendir. Oruçların, seni Cehennemden korur. Verdiğin zekâtlar, kıyamet günü, sana gölgelik olur. Zikirlerin de, o günün karanlığında, sana ışık olur. Benim için ne yaptın buyurdu. Ya Rabbi! Senin için olan şeyi bana bildir deyince, Allahü teâlâ, ya Mûsâ, sevdiklerimi sevdin mi ve düşmanlarıma düşmanlık ettin mi buyurdu. Mûsâ aleyhisselam, Allahü teâlâ için olan en kıymetli şeyin, Hubb-i fillah ve Buğd-ı fillah olduğunu anladı). (Fâideli Bilgiler s. 209) | |
| |
| |
| |
Dini sualler için
| |