11 Ağustos 2026, Salı |
İlk insanlar vahşi değildi |
Sual: Bazı tarih kitapları ilk insanların vahşi olduğunu, hiçbir şey bilmediklerini yazmaktadır gerçekten bunların aslı var mıdır? Cevap: Allahü teâlâ Cenneti ve Cehennemi yaratmış, her ikisini de, cin ve insan ile dolduracağını haber vermiştir. Bunun için, ilk insan olan Âdem aleyhisselamdan beri, her zaman, yeryüzünde imanlılar ve dinsizler bulunmuş ve birbirleri ile atışmış, çarpışmıştır. Dinsizler, Allah'tan başka şeylere tapınmış, imanlılar ise, Allahü teâlânın gönderdiği Peygamberlere ve kitaplara tabi olmuştur. İlk insanlar, bazı tarihçilerin zannettiği gibi ve İslam dinine inanmayanların uydurduğu, filmlerde görüldüğü gibi, ilimsiz, fensiz, görgüsüz, çıplak, vahşi kimseler değildi. Evet bugün, Asya, Afrika çöllerinde ve Amerika ormanlarında Tunç Çağı'ndekilere benzeyen vahşiler yaşadığı gibi, ilk insanlarda da bilgisiz, basit yaşayanlar vardı. Fakat, bundan dolayı, ne bugünkü, ne de ilk insanların hepsi için, vahşidir, hiçbir şey bilmezlerdi denilemez. Âdem aleyhisselâm ve ona iman edenler şehirlerde yaşardı. Okumak, yazmak bilirdi. Demircilik, iplik yapmak, kumaş dokumak, çiftçilik, ekmek yapmak gibi sanatları vardı. Âdem aleyhisselâmın boyu ve ömrü kesin olarak bildirilmedi. Bir rivayette, bin sene yaşayıp, beş yüz yaşında iken Peygamber oldu. Allahü teâlâ, kendisine on kitap gönderdi. Cebrâîl aleyhisselâm, kendisine oniki kerre gelmişti. Bu kitaplarda, iman edilecek şeyler, çeşitli dillerde lügatler, sözlükler, her gün bir vakit namaz kılmak ki, bunun sabah namazı olduğu ibni Âbidînde yazılıdır, gusül abdesti almak, oruç tutmak, leş, kan, domuz yememek, birçok sanatlar, tıp, ilaçlar, hesap, hendese yani geometri gibi şeyler bildirilmişti. Altın üzerine para dahi basmış, maden ocakları işletilip aletler yapılmıştı. Nûh aleyhisselâmın gemisinin, ateş yanarak, kazanı kaynayarak hareket etdiğini, Kur’ân-ı kerim açıkça bildiriyor. Bazı tarihçiler, hiçbir vesika ve incelemeye dayanmadan, yalnız dinleri inkâr etmek, Peygamberleri küçültmek maksadı ile, ilk insanlar vahşi idi, bir şey bilmezdi diyerek, Âdem, Şît ve İdrîs aleyhimüsselâm gibi Peygamberlerin birer masal, birer hurafe olduğunu göstermek, böylece Müslüman evlatlarını dinsiz, imansız yetiştirmek istiyorlar.
Osman Ünlü hocanın Türkiye Gazetesi'nde yayımlanan makalelerin arşivi için tıklayınız... |
Allahü teâlânın sevgisine, rızasına kavuşmak |
Sual: Allahü teâlânın sevgisine, rızasına kavuşmak için neler yapmalıdır? Cevap: Kayyûm-i Rabbânî Muhammed Masûm Fârûkinin birinci cilt 14. mektubunda buyruluyor ki: Bir âyet-i kerimede meâlen, (Nimetlerime şükür ederseniz, onları arttırırım) buyurulmaktadır. Ey mesut ve bahtiyar kardeşim! Madem ki, Allahü teâlânın sevdiği kullarının yolunda yürümek arzusundasın, bu yolun şartlarını ve edeplerini gözetmelisin! En önce, sünnet-i seniyyeye yapışmak ve bid’atlerden sakınmak lâzımdır. Çünkü, Allahü teâlânın sevgisine ulaştıran yolun esası, bu ikisidir. İşlerinizi, sözlerinizi ve ahlâkınızı, dinini bilen ve seven, dindar âlimlerin sözlerine ve kitaplarına uydurmalısınız. Salih kullar gibi olmalısınız ve onları sevmelisiniz. Uykuda, yemekte ve söylemekte aşırı gitmeyip orta derecede olmalısınız. Seher vakti, [yani gecelerin sonunda] kalkmağa gayret etmelisiniz. Bu vakitlerde istiğfar etmeği, ağlamağı, Allahü teâlâya yalvarmağı ganimet bilmelisiniz. Salihlerle düşüp kalkmağı aramalısınız. (İnsanın dini, arkadaşının dini gibidir) hadîs-i şerifini unutmayınız! Şunu, iyi biliniz ki, ahireti [saadet-i ebediyyeyi] isteyenlerin dünya lezzetlerine düşkün olmaması lâzımdır. Mubah olan lezzetleri bırakamazsanız, hiç olmazsa, haramlardan ve şüphelilerden kaçınınız ki, ahirette kurtulmak umulsun. Fakat, her türlü altın ve gümüş eşyanın ve çayırda otlayan hayvanların ve ticaret eşyasının zekâtını ve topraktan, tarladan, ağaçtan alınan mahsullerin uşrunu da herhâlde vermek lâzımdır. Bunların verilecek miktarları, fıkıh kitaplarında bildirilmiştir. Namazları, müstehab zamanlarında ve şartlarına ve edeblerine uygun olarak kılmalıdır. Zekâtı ve fıtraları, İslâmiyetin emir ettiği kimselere seve seve vermelidir. Akrabayı ziyaret etmeli, mektupla gönüllerini almalıdır. Komşuların haklarını gözetmelidir. Fakirlere ve borç isteyenlere merhamet etmelidir. Malı, parayı, İslâmiyetin izin vermediği yerlere harç etmemeli, izin verilen yere de, israf etmemelidir. [Ribâdan yani fâizden, kumarlı ve kumarsız oyunlardan sakınmalıdır.] Parayı oyunlara, haramlara, çalgılara, süslenmeğe, gösteriş yapmağa, öğünmeğe, mal toplamağa kullanmamalıdır. Bunlara dikkat edince, mal, zarardan kurtulur ve dünyalıklar, ahiretlik hâlini alır. Belki de bunlara dünya denmez. Bu yolun büyüklerinden birini buluncaya kadar, Kur’ân-ı kerim okuyarak, ibadetleri yaparak ve kıymetli kitaplarda ve hadîs-i şeriflerde bildirilen duaları, tesbihleri okuyarak vakitlerinizi mamur ediniz! Zamanınızın çoğunu, (Lâ ilâhe illallah) kelimesini söylemekle geçiriniz. Nefsi ve kalbi temizlemekte çok tesirlidir. Her gün, belli miktar okursanız iyi olur. Abdestli ve abdestsiz söylenebilir. Bu yolun büyüklerini sevmeği saadetin sermayesi biliniz. Bu yolda ilerleten en kuvvetli vâsıtanın, bu muhabbet olduğunu biliniz! (Tam İlmihal s. 118) | |
| |
| |
| |
Dini sualler için
| |